Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Neoklasik sentez kısa dönemi Keynesyen, uzun dönemi klasik kurallarla açıkladı; 1970'lerin stagflasyonu ve Lucas eleştirisi bu sentezi sarstı, yeni klasik makroiktisat rasyonel beklentiler ve piyasa temizlenmesiyle sistematik politikanın etkisini sorguladı.
- Yeni Keynesyenler yeni klasik yöntemi kabul edip fiyat yapışkanlığını bireysel davranışla açıkladı; çeyrekte firmaların dörtte biri fiyat güncelliyorsa fiyatlar ortalama bir yıl sabit kalır ve para politikası kısa dönemde üretimi etkiler.
- Yeni neoklasik sentez, talep denklemi, Phillips eğrisi ve faiz kuralından oluşan DSGE çekirdeğinde buluştu; 2008 krizi finansal sürtünmelerin, sıfır alt sınırın ve hane farklılıklarının eksikliğini gösterdi ve Romer gibi eleştirmenlerin sert itirazlarına yol açtı.
- Finansal hızlandıranda varlık fiyatlarındaki düşüş özsermayeyi ve borç kapasitesini daraltarak şokları büyütür; Cerra ve Saxena 190 ülkede finansal krizlerin üretimde kalıcı kayıplara yol açtığını buldu, bu bulgunun kalıcılık derecesi ise tartışmalıdır.
- Rachel ve Summers'a göre gelişmiş ekonomilerde nötr reel faiz en az 300 baz puan düştü ve bu, para politikasının durgunluklardaki alanını daraltarak seküler durgunluk tartışmasını canlandırdı; 2022 sonrası faiz artışları, düşüşün kalıcılığı sorusunu yeniden açtı.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Neoklasik sentezi, yeni klasik makroiktisadı, yeni Keynesyen iktisadı, DSGE modelini, finansal hızlandıranı ve seküler durgunluğu tanımlar.
- Anlama — Makroiktisat okullarının fiyat esnekliği, beklentiler ve politikanın etkinliği konusundaki temel ayrılıklarını ve 2008 krizinin bu tartışmaları nasıl değiştirdiğini açıklar.
- Uygulama — Kademeli fiyat ayarlamasında fiyatların ortalama değişmeden kalma süresini, finansal hızlandıranın bir şoku nasıl büyüttüğünü ve düşük nötr faizin para politikasının manevra alanını nasıl daralttığını hesaplar.
- Değerlendirme — Durgunlukların kalıcı izlerine ve nötr faizin düşüşüne dair kanıtları, farklı okulların yorumlarıyla birlikte değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bu kurs boyunca makroiktisadın temel modellerini tek tek kurduk. Her birinin arkasında dünyanın işleyişine dair örtük bir kabul vardı: fiyatlar hızlı mı yavaş mı ayarlanır, haneler yarını nasıl kestirir, piyasalar kendiliğinden ne kadar çabuk toparlanır? Bu sorulara verilen farklı cevaplar, farklı düşünce okullarını ve farklı politika önerilerini doğurdu. Bir durgunlukta devletin harcama yapması mı gerekir, yoksa beklemek mi daha iyidir? Merkez bankası ekonomiyi dengeleyebilir mi, yoksa yalnızca enflasyonu belirler mi?
Bu son derste, kurs boyunca gördüğümüz tartışmaları bir araya getiriyoruz. Makroiktisadın yirminci yüzyıl boyunca nasıl bir sarkaç gibi gidip geldiğini, 2008 krizinden sonra hangi soruların yeniden açıldığını ve iktisatçıların bugün hangi konularda uzlaştığını, hangilerinde hâlâ ayrıldığını göreceğiz.
Hikâye — Çözülmüş sanılan sorun
Ocak 2003'te Robert Lucas, Amerikan İktisat Derneği'nin başkanı olarak yaptığı konuşmada, makroiktisadın özgün amacına ulaştığını söyledi. Lucas'a göre bu alan Büyük Buhran'ın ardından, bir daha böyle bir felaketin yaşanmaması için doğmuştu ve buhranı önleme sorunu, pratikte, onyıllar önce çözülmüştü. Konuşmanın metni o yıl American Economic Review'da «Macroeconomic Priorities» başlığıyla yayımlandı. Lucas, iktisatçıların artık kısa dönem dalgalanmalardan çok uzun dönem büyümeye ve vergi politikasının etkinliğine odaklanması gerektiğini savunuyordu.
Beş yıl sonra, Ağustos 2008'de, Olivier Blanchard makroiktisadın durumunu değerlendiren bir çalışma yayımladı. Blanchard, uzun tartışmaların ardından hem dalgalanmalara hem yönteme dair geniş ölçüde paylaşılan bir görüşün ortaya çıktığını yazdı ve vardığı sonucu tek cümleyle özetledi: makronun durumu iyiydi. Birkaç hafta sonra, 15 Eylül 2008'de, Lehman Brothers iflas etti ve dünya ekonomisi Büyük Buhran'dan bu yana yaşanan en derin kriz içine girdi.
Kasım 2008'de Londra Ekonomi Okulu'nu ziyaret eden İngiltere Kraliçesi, iktisatçılara basit bir soru sordu: neden kimse bunun geleceğini fark etmedi? Soru, sonraki yıllarda meslekte geniş bir öz eleştirinin simgesi hâline geldi. Kriz, standart makroekonomik modellerin finansal sistemi büyük ölçüde dışarıda bıraktığını, faizlerin sıfıra dayandığı bir dünyayı ciddiye almadığını ve durgunlukların kalıcı izler bırakabileceğini yeterince hesaba katmadığını gösterdi. Ama aynı kriz, eski bir tartışmayı da yeniden alevlendirdi: devletin ve merkez bankasının durgunlukta ne kadar etkili olabileceği.
Kavram
Makroiktisadın ilk büyük uzlaşısı, 1950'ler ve 1960'larda şekillendi. Bu uzlaşı, Keynes'in kısa dönem fikirlerini daha eski bir geleneğin uzun dönem mantığıyla bir araya getirdi.
1970'lerin stagflasyonu ve Lucas eleştirisi, bu sentezi sarstı. Yerine, piyasaların ve beklentilerin çok daha kusursuz işlediğini varsayan bir yaklaşım yükseldi.
Buna verilen cevap, Keynesyen fikirleri bireylerin optimizasyon davranışına dayandırmak oldu. Bu kuşağın iktisatçıları, yeni yöntemi reddetmek yerine onunla fiyat yapışkanlığını açıklamaya çalıştı.
1990'larda iki yaklaşım ortak bir modelleme çerçevesinde buluştu.
2008 krizi, bu modellerin eksik bıraktığı bir kanalı öne çıkardı. Bu kanal, borç ve varlık fiyatları üzerinden işleyen bir büyütme mekanizmasıydı.
Krizin ardından uzun süren yavaş büyüme ve düşük faizler, 1930'lardan kalma bir kavramı yeniden gündeme getirdi.
Veri ve kanıt
Bu bulgu, durgunlukların yalnızca geçici bir sapma olduğu, ekonominin sonunda eski eğilimine döneceği varsayımına meydan okur. İşsizlik dersinde gördüğümüz histerezis fikriyle birlikte düşünüldüğünde, durgunluklarla mücadelenin yalnızca kısa dönem refah için değil, uzun dönem kapasite için de önemli olabileceğini düşündürür. Ama bulgunun yorumu tartışmalıdır. Aynı dergide 2012'de yayımlanan bir yorum makalesi, yöntemin kalıcılığı abartıp abartmadığını sorguladı. Ayrıca nedensellik yönü de açık değildir: bazı krizler, zaten yavaşlamakta olan bir büyüme eğiliminin ortaya çıkmasıdır ve kriz bu yavaşlamanın nedeni değil sonucu olabilir.
Seküler durgunluk görüşü, yaşlanan nüfus, yavaşlayan verimlilik, artan eşitsizlik ve güvenli varlıklara talebin artması gibi etkenlerin tasarrufu artırıp yatırımı azalttığını savunur. Karşı görüşler de güçlüdür. Bazı iktisatçılar düşük faizleri, ülkeler arası tasarruf dengesizliklerine ve gelişmekte olan ülkelerin güvenli varlık talebine bağladı; bunların geçici olabileceğini savundu. 2022'den sonra faizlerin hızla yükselmesi de tartışmayı yeniden açtı: nötr faizin kalıcı olarak düştüğü mü, yoksa olağanüstü koşulların geçici olarak mı faizi bastırdığı sorusu, bugün de yanıt bekliyor.
Yaygın yanlış«Makroiktisatçılar hiçbir konuda anlaşamaz.»
Uzun dönemde para arzı artışının enflasyonu belirlediği, beklentilerin politikanın etkisini değiştirdiği ve kısa dönemde fiyatların tamamen esnek olmadığı gibi konularda geniş bir uzlaşı vardır. Anlaşmazlıklar daha çok, şokların kaynağı, politikaların etkisinin büyüklüğü ve modellerin hangi varsayımlarla kurulması gerektiği üzerinedir.
Yaygın yanlış«2008 krizi, makroiktisadın tamamen yanlış olduğunu kanıtladı.»
Kriz, standart modellerin finansal sistemi ve sıfır alt sınırı yeterince içermediğini gösterdi ve önemli bir öz eleştiriye yol açtı. Ama kriz sırasında ve sonrasında uygulanan pek çok politika, örneğin son başvuru mercii desteği, faiz indirimleri ve mali genişleme, iktisadın on yıllardır biriktirdiği bilgiye dayanıyordu. Kriz sonrası araştırmalar, eski çerçeveyi atmak yerine eksik kanalları eklemeye yöneldi.
Neden önemli?
Makroekonomik okulların ayrıldığı noktaları bilmek, ekonomi politikası tartışmalarını anlamanın anahtarıdır. Bir durgunlukta bir iktisatçı hemen mali destek önerirken öbürü sabır ve yapısal reform öneriyorsa, bu fark çoğu zaman değerlerden değil, fiyatların ne kadar hızlı ayarlandığına, şokların kaynağına ve durgunlukların kalıcı iz bırakıp bırakmadığına dair farklı varsayımlardan kaynaklanır. Bu varsayımları açık hâle getirmek, tartışmayı ideolojiden kanıta taşımaya yardım eder.
Türkiye gibi dalgalı bir makroekonomik geçmişi olan ülkelerde bu tartışmaların yerel karşılıkları vardır: kur ve enflasyon beklentilerinin rolü, kamu borcunun sürdürülebilirliği, para politikasının bağımsızlığı ve kriz sonrası toparlanmanın kalıcılığı. Kurs boyunca kurduğumuz modeller, bu tartışmalarda hangi varsayımların hangi sonuçlara götürdüğünü görmeyi sağlar.
Model
Sarkacın ilk salınımı: sentez
Büyük Buhran'dan önce iktisatçıların çoğu, fiyatların ve ücretlerin esnek olduğunu, bu yüzden ekonominin kendiliğinden tam istihdama döneceğini düşünüyordu. Keynes, 1936'da, fiyatlar ve ücretler yavaş ayarlandığında toplam talebin yetersiz kalabileceğini ve ekonominin uzun süre işsizlikle yaşayabileceğini savundu. Savaş sonrasında Hicks, Samuelson, Modigliani ve Solow gibi iktisatçılar bu iki görüşü birleştirdi. Neoklasik sentezde kısa dönem Keynesyen, uzun dönem klasik kurallara göre işliyordu. IS-LM modeli kısa dönemi, Solow modeli uzun dönemi anlatıyordu; Phillips eğrisi ikisini bağlıyor gibi görünüyordu. Bu sentez, 1960'larda politikacılara ekonomiyi «ince ayarla» yönetebilecekleri inancını verdi.
Parasalcı eleştiri
Milton Friedman ve parasalcılar, bu inanca iki yönden itiraz etti. Birincisi, para politikasının etkilerinin geç ve öngörülmesi zor bir zamanlamayla geldiğini, bu yüzden ince ayar girişimlerinin ekonomiyi istikrara kavuşturmak yerine dalgalandırabileceğini savundular. İkincisi, Phillips eğrisi dersinde gördüğümüz gibi, enflasyon ile işsizlik arasında uzun dönemli bir seçim olmadığını gösterdiler. Friedman, merkez bankasının takdire dayalı kararlar yerine para arzını sabit bir oranda artıran basit bir kurala bağlanmasını önerdi. Bu öneri uygulamada, para talebinin istikrarsızlaşması nedeniyle bırakıldı, ama kuralların, güvenilirliğin ve beklentilerin önemi kalıcı bir miras oldu.
Çözümlü örnek — Parasalcı kuralın aritmetiği
Miktar denkleminde para arzı ile paranın dolaşım hızının çarpımı, fiyat düzeyi ile reel üretimin çarpımına eşittir; büyüme oranlarıyla yazıldığında, para arzı büyümesi ile dolaşım hızındaki değişimin toplamı, enflasyon ile reel büyümenin toplamına yaklaşık olarak eşittir. Merkez bankası para arzını her yıl yüzde 5 artırsın, reel büyüme yüzde 3 ve dolaşım hızı sabit olsun: enflasyon yaklaşık yüzde 2 olur. Friedman'ın kuralının cazibesi buradaydı. Ama finansal yenilikler ve faiz değişimleriyle dolaşım hızı her yıl yüzde 2 düşmeye başlarsa, aynı kural enflasyonu sıfıra indirir; hız yüzde 2 artarsa enflasyon yüzde 4'e çıkar. 1980'lerde pek çok ülkede para talebinin ve dolaşım hızının beklenmedik biçimde dalgalanması, sabit para büyümesi kurallarının bırakılıp faiz hedeflemesine geçilmesinin başlıca nedenlerinden biri oldu.
Yeni klasik devrim
1970'lerde Lucas, Sargent ve Wallace, parasalcı eleştiriyi daha ileri taşıdı. Beklentiler dersinde gördüğümüz gibi, rasyonel beklentilerin ve tam esnek fiyatların geçerli olduğu bir dünyada sistematik para politikası üretimi etkileyemiyordu; yalnızca sürprizler etkiliydi. Kydland ile Prescott, 1982'de dalgalanmaları para ya da talep şokları olmadan, yalnızca verimlilikteki şoklara verilen optimal tepkilerle açıklayan reel iş çevrimi modelini önerdi. Bu modellerde durgunluklar, bir piyasa başarısızlığı değil, olumsuz verimlilik şoklarına verilen verimli tepkilerdi; istikrar politikasına gerek yoktu. Yaklaşımın en kalıcı katkısı yöntemseldi: makroekonomik modellerin, optimize eden bireylerden ve tutarlı beklentilerden kurulması gerektiği fikri, meslekte geniş kabul gördü.
Reel iş çevrimi mantığı
Reel iş çevrimi modellerinde bir durgunluk, örneğin verimlilikteki geçici bir düşüşle başlar. Verimlilik yüzde 2 düşerse, çalışmanın bu dönemdeki getirisi de azalır. İnsanlar, ücretlerin geçici olarak düşük olduğu bir dönemde daha az çalışıp, ücretlerin yeniden yükseleceği dönemde daha fazla çalışmayı seçebilir; bu, zamanlararası ikame yoluyla istihdamın düşmesine yol açar. Yatırımın getirisi de geçici olarak azaldığı için şirketler yatırımı erteler. Bu modelde işsizlik artışı gönüllü bir tercihtir ve politikanın düzeltmesi gereken bir başarısızlık yoktur. Eleştirmenler, verimlilik şoklarının gerçekten bu kadar büyük ve sık olup olmadığını, durgunluklarda insanların gönüllü olarak mı iş kaybettiğini ve modelin para politikasının etkisini açıklayamamasını sorguladı. Yaklaşımın savunucuları ise ölçülen verimlilikteki dalgalanmaların iş çevrimleriyle birlikte hareket ettiğini ve modelin basit yapısının çok sayıda gözlemi açıklayabildiğini vurguladı.
Yeni Keynesyen cevap
Yeni Keynesyenler, yeni klasiklerin yöntemini kabul ettiler ama sonuçlarına itiraz ettiler. Fiyatların neden yavaş ayarlandığını bireysel davranışla açıklamaya çalıştılar: menü maliyetleri, kademeli sözleşmeler ve eksik rekabet. Guillermo Calvo'nun 1983'te önerdiği basit bir yapı, her dönemde firmaların yalnızca rastgele bir kısmının fiyatını değiştirebildiğini varsayar. Bu yapı, rasyonel beklentilerle birlikte bile para politikasının kısa vadede reel etkiler yaratabileceğini gösterir, çünkü fiyatların önemli bir kısmı yeni politikaya hemen uyum sağlayamaz. Yeni Keynesyen Phillips eğrisi, bugünkü enflasyonu, gelecekteki fiyat artışı beklentisine ve kapasite açığına bağlar.
Çözümlü örnek — Etiketlerin ömrü
Her çeyrekte firmaların yüzde 25'inin fiyatını güncelleyebildiğini, yüzde 75'inin ise önceki fiyatında kaldığını varsayalım. Bir fiyatın ortalama olarak değişmeden kalma süresi, 1'in 0,25'e bölümü kadar, yani dört çeyrek ya da bir yıldır. Bir yıl sonra, fiyatlardan yaklaşık 0,75⁴ ≈ 0,32'si, yani üçte birine yakını hâlâ bir yıl önceki düzeyindedir. Merkez bankası beklenmedik bir para genişlemesi yaparsa, fiyatını güncelleyebilen firmalar yeni koşullara uyum sağlar, ama geri kalanlar sağlayamaz; genel fiyat düzeyi para arzının gerisinde kalır ve reel para miktarı geçici olarak artar. Parasal bir sürprizin reel hasılaya ulaşmasının yolu budur. Güncelleme oranı yüksekse, yani fiyatlar esnekse, bu etki kısa sürer; düşükse uzun sürer. Yeni klasiklerle yeni Keynesyenler arasındaki ayrılığın önemli bir kısmı, bu oranın gerçekte ne olduğu sorusudur.
Yeni neoklasik sentez
1990'ların sonunda Marvin Goodfriend ve Robert King, makroiktisadın yeni bir sentez yönünde ilerlediğini yazdı. Bu sentezde reel iş çevrimi modellerinin dinamik ve optimize eden yapısı, yeni Keynesyen fiyat yapışkanlığı ve eksik rekabetle birleştiriliyordu. Sonuç, üç denklemle özetlenebilen bir çekirdekti: beklenen gelecek üretime ve reel faize bağlı bir talep denklemi, gelecek fiyat beklentisine ve kapasite açığına bağlı bir Phillips eğrisi ve bir faiz kuralı. Bu kursta gördüğümüz IS eğrisi, beklentilerle genişletilmiş Phillips eğrisi ve Taylor kuralı, bu çekirdeğin sade biçimleridir. Frank Smets ve Rafael Wouters'in 2007'de yayımladıkları, çok sayıda sürtünme ve şok içeren tahmin edilmiş bir model, merkez bankalarının kullandığı DSGE modellerinin örneği oldu.
2008'in açtığı sorular
Kriz, bu çekirdeğin önemli eksiklerini açığa çıkardı. Standart modellerde bankalar, borç ve varlık fiyatları çoğunlukla ya yoktu ya da ikincil bir rol oynuyordu; kriz ise finansal sistemdeki bir çöküşün reel ekonomiye nasıl yayıldığını gösterdi. Modeller, faizlerin sıfıra dayandığı durumları istisna sayıyordu; kriz sonrası on yılda bu durum, gelişmiş ekonomilerde olağan hâle geldi. Temsilî tek bir haneye dayanan modeller, tüketim dersinde gördüğümüz birikimsiz haneleri ve gelir dağılımını dışarıda bırakıyordu. Paul Romer, 2016'da yayımladığı «The Trouble with Macroeconomics» başlıklı yazısında, DSGE modellerinin açıklayıcı gücünü ve tahmin yöntemlerini sert biçimde eleştirdi. Başka iktisatçılar ise bu modellerin, eksikleri eklenerek geliştirilebilecek esnek bir çerçeve olduğunu savundu.
Finansal hızlandıran
Ben Bernanke, Mark Gertler ve Simon Gilchrist, 1990'larda finansal sürtünmelerin şokları nasıl büyütebileceğini modelledi. Borç verenler, borçlunun ne kadar riskli olduğunu tam bilemediği için borçlunun özsermayesine, yani «oyundaki payına» bakar. Varlık fiyatları düştüğünde borçluların özsermayesi azalır, borçlanma kapasitesi daralır, harcama ve yatırım düşer; bu da varlık fiyatlarını daha da aşağı iter. Başlangıçtaki küçük bir şok, bu döngüyle büyür. 2008'de konut fiyatlarının düşüşü, hem hanelerin hem de bankaların bilançolarını sarsarak tam bu türden bir sarmal yarattı.
Çözümlü örnek — Özsermaye ve borç kapasitesi
Bir yatırımcı 40 birim özsermaye ve 60 birim borçla 100 birimlik bir varlık taşısın. Borç veren, toplam varlığın özsermayenin en fazla 2,5 katı olmasına izin veriyor. Varlık fiyatları yüzde 10 düşsün: varlığın değeri 90'a iner, borç 60'ta kaldığı için özsermaye 30'a düşer. Özsermayedeki yüzde 25'lik kayıp, varlıktaki yüzde 10'luk kayıptan çok daha büyüktür. Yeni özsermayeyle taşınabilecek en büyük varlık 2,5 × 30 = 75'tir; yatırımcı elindeki 90 birimlik varlığın 15'ini satmak zorundadır. Pek çok yatırımcı aynı anda satış yaparsa fiyatlar daha da düşer ve süreç tekrarlanır. Başlangıçtaki yüzde 10'luk düşüş, zorunlu satışlarla birlikte çok daha büyük bir düşüşe dönüşebilir. Kriz sonrası makro ihtiyati politikalar, kaldıraç sınırlarını ve sermaye tamponlarını tam bu döngüyü zayıflatmak için kullanır.
Seküler durgunluk ve politikanın alanı
Alvin Hansen, 1938'de Amerikan İktisat Derneği'nde yaptığı başkanlık konuşmasında, nüfus artışının yavaşladığı ve yatırım fırsatlarının azaldığı bir ekonominin uzun süre durgunlukta kalabileceğini savundu. İkinci Dünya Savaşı ve savaş sonrası patlama bu kaygıyı unutturdu. Summers, 2013'te fikri yeniden gündeme getirdi. Nötr faiz çok düşükse, merkez bankasının durgunluklarda faizi indirebileceği alan daralır. Denge reel faizi yarım puan ve enflasyon hedefi 2 puan ise, normal zamanlarda politika faizi yaklaşık yüzde 2,5 olur. Bir durgunlukta faizlerin beş puan indirilmesi gerekiyorsa, merkez bankası sıfır alt sınıra ulaştığında gereken gevşekliğin yarısından fazlasını sağlayamaz. Aynı ekonomide denge reel faizi 3 puan olsaydı, normal faiz yüzde 5 olur ve beş puanlık indirim mümkün olurdu. Bu hesap, düşük nötr faizin neden maliye politikasına, bilanço politikalarına ve hedefleme çerçevesinin yeniden tasarımına dair tartışmaları hızlandırdığını açıklar.
Heterojen haneler
Kriz sonrası araştırmaların önemli bir kolu, temsilî hane varsayımını bırakarak gelir ve servet dağılımını modellere ekledi. Greg Kaplan, Benjamin Moll ve Giovanni Violante, 2018'deki bir çalışmalarında, bu tür bir modelde para politikasının tüketim üzerindeki etkisinin büyük kısmının, faizin tüketim zamanlamasını değiştirmesinden değil, faiz değişikliğinin istihdam ve gelir üzerinden haneleri etkilemesinden geldiğini gösterdi. Bu, politika etkisinin hane yapısına, borçluluğa ve maliye politikasının tepkisine bağlı olduğu anlamına gelir. Tüketim dersinde gördüğümüz elden ağza yaşayan haneler, bu modellerin merkezindedir.
Uzlaşı ve ayrılık
Bugün makroiktisatçıların büyük çoğunluğu birkaç noktada uzlaşır. Uzun dönemde para, reel değişkenleri belirlemez; enflasyon uzun dönemde parasal bir olgudur. Beklentiler politikanın etkisini derinden etkiler ve güvenilirlik değerlidir. Kısa dönemde fiyatlar ve ücretler tamamen esnek değildir, bu yüzden talep şokları üretimi etkiler ve para politikası kısa dönemde gerçek etkiler yaratır. Ayrılıklar ise şunlar üzerinde yoğunlaşır: mali çarpanların büyüklüğü, durgunlukların kalıcı iz bırakıp bırakmadığı, nötr faizin neden düştüğü ve kalıcı olup olmadığı, finansal istikrarın para politikasının hedefi olup olmaması ve kamu borcunun gerçek maliyeti. Modern Para Teorisi gibi ana akım dışı yaklaşımlar da, kendi parasını basan devletler için asıl kısıtın ödeme gücü değil enflasyon olduğunu savunarak bu tartışmaya katılır; eleştirenler ise bu yaklaşımın enflasyon ve mali baskınlık riskini hafife aldığını belirtir.
Modelin sınırları
Bu ders bir model değil, modeller arasında bir harita sunuyor; haritaların da sınırları vardır. Okullar arasındaki çizgiler zamanla bulanıklaşmıştır: bugün pek çok iktisatçı bir soruda yeni Keynesyen, başka bir soruda daha klasik bir tutum alabilir. Her okulun güçlü olduğu dönemler, o dönemin ekonomik deneyimiyle bağlantılıdır: Büyük Buhran Keynesyen düşünceyi, 1970'lerin stagflasyonu parasalcı ve yeni klasik düşünceyi, 2008 krizi ise finansal sürtünmelere ve talep yetersizliğine yönelik ilgiyi güçlendirdi. Bu yüzden bugünkü uzlaşının da bir sonraki büyük şokla sınanacağını akılda tutmak gerekir. Makroiktisat, deneyle değil, tarihin sunduğu sınırlı sayıda gözlemle öğrenen bir alandır; bu, alçakgönüllülüğü bir erdem hâline getirir.
Uygulama
Özet kartı
- Neoklasik sentez kısa dönemi Keynesyen, uzun dönemi klasik kurallarla açıkladı; 1970'lerin stagflasyonu ve Lucas eleştirisi bu sentezi sarstı, yeni klasik makroiktisat rasyonel beklentiler ve piyasa temizlenmesiyle sistematik politikanın etkisini sorguladı.
- Yeni Keynesyenler yeni klasik yöntemi kabul edip fiyat yapışkanlığını bireysel davranışla açıkladı; çeyrekte firmaların dörtte biri fiyat güncelliyorsa fiyatlar ortalama bir yıl sabit kalır ve para politikası kısa dönemde üretimi etkiler.
- Yeni neoklasik sentez, talep denklemi, Phillips eğrisi ve faiz kuralından oluşan DSGE çekirdeğinde buluştu; 2008 krizi finansal sürtünmelerin, sıfır alt sınırın ve hane farklılıklarının eksikliğini gösterdi ve Romer gibi eleştirmenlerin sert itirazlarına yol açtı.
- Finansal hızlandıranda varlık fiyatlarındaki düşüş özsermayeyi ve borç kapasitesini daraltarak şokları büyütür; Cerra ve Saxena 190 ülkede finansal krizlerin üretimde kalıcı kayıplara yol açtığını buldu, bu bulgunun kalıcılık derecesi ise tartışmalıdır.
- Rachel ve Summers'a göre gelişmiş ekonomilerde nötr reel faiz en az 300 baz puan düştü ve bu, para politikasının durgunluklardaki alanını daraltarak seküler durgunluk tartışmasını canlandırdı; 2022 sonrası faiz artışları, düşüşün kalıcılığı sorusunu yeniden açtı.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Neoklasik sentez | Neoclassical synthesis | Kısa dönemde Keynesyen, uzun dönemde klasik görüşün birleşimi |
| Yeni klasik makroiktisat | New classical macroeconomics | Rasyonel beklentiler ve piyasa temizlenmesine dayanan yaklaşım |
| Yeni Keynesyen iktisat | New Keynesian economics | Optimizasyonla birlikte fiyat yapışkanlığını vurgulayan yaklaşım |
| DSGE modeli | DSGE model | Dinamik, stokastik, genel dengeye dayanan makro model |
| Finansal hızlandıran | Financial accelerator | Özsermaye ve borç kapasitesi yoluyla şokların büyümesi |
| Seküler durgunluk | Secular stagnation | Kalıcı düşük nötr faiz ve potansiyelin altında kalma eğilimi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Neoklasik sentez ile yeni neoklasik sentez arasındaki fark nedir? İkincisi hangi okulların fikirlerini birleştirir?
- (Çıktı 2) Yeni klasik ve yeni Keynesyen iktisatçılar hangi konuda uzlaşır, hangi konuda ayrılır? Bu ayrılık para politikasının etkisine dair görüşlerini nasıl değiştirir?
- (Çıktı 3) Her çeyrekte firmaların yüzde 20'si fiyatını güncelliyorsa bir fiyatın ortalama değişmeden kalma süresi ne olur? İki yıl sonra fiyatların yaklaşık yüzde kaçı hâlâ ilk düzeyindedir?
- (Çıktı 3) Bir yatırımcı 25 birim özsermaye ve 75 birim borçla 100 birimlik bir varlık taşıyor; borç veren varlığın özsermayenin en fazla 4 katı olmasına izin veriyor. Varlık fiyatı yüzde 5 düşerse özsermaye ne kadar azalır ve yatırımcının kaç birim varlık satması gerekir?
- (Çıktı 3) Doğal reel faiz düzeyi 1 puan, enflasyon hedefi 3 puan ve bir durgunlukta faizin 6 puan indirilmesi gerekiyorsa, merkez bankası sıfır alt sınır nedeniyle gereken gevşekliğin ne kadarını sağlayamaz?
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «2008 krizi, devletin ekonomiye müdahalesinin her zaman gerekli olduğunu kesin olarak kanıtladı» diyor. Cerra ve Saxena ile Rachel ve Summers'ın bulgularını ve karşı görüşleri kullanarak bu yargıyı tart.
Cevaplar
- Neoklasik sentez, 1950'ler ve 1960'larda kısa dönemi Keynesyen IS-LM çerçevesiyle, uzun dönemi klasik büyüme modeliyle açıklayan bir birleşimdi; iki dönem arasındaki bağ görece gevşekti. Yeni neoklasik sentez ise 1990'larda, reel iş çevrimi modellerinin optimize eden ve dinamik yapısını, yeni Keynesyen fiyat yapışkanlığı ve eksik rekabetle tek bir tutarlı modelde birleştirdi.
- İki okul da rasyonel beklentileri ve bireysel optimizasyonu kabul eder. Yeni klasikler fiyatların esnek olduğunu ve piyasaların sürekli temizlendiğini varsayar; bu durumda sistematik para politikası üretimi etkilemez. Yeni Keynesyenler fiyatların ve ücretlerin yavaş ayarlandığını vurgular; bu durumda para politikası kısa vadede istihdamı ve hasılayı etkileyebilir ve istikrar politikasının bir rolü vardır.
- Fiyatlar ortalama beş çeyrek, yani 1'in 0,2'ye bölümü kadar sabit kalır. İki yıl, yani sekiz çeyrek sonra fiyatların yaklaşık 0,8⁸ ≈ 0,17'si, yani yaklaşık yüzde 17'si hâlâ ilk düzeyindedir.
- Varlık 95'e iner, borç 75'te kaldığı için özsermaye 20'ye düşer; özsermaye yüzde 20 azalmıştır. Yeni özsermayeyle taşınabilecek en büyük varlık 4 × 20 = 80'dir; yatırımcı 95 birimlik varlığın 15'ini satmak zorundadır.
- Normal zamanda politika faizi yaklaşık 1 + 3 = yüzde 4'tür. 6 puanlık indirim gerekiyorsa, faiz sıfıra indirildiğinde yalnızca 4 puanlık gevşeme sağlanabilir; gereken gevşekliğin 2 puanı, yani üçte biri sağlanamaz.
- Yargı, kanıtların desteklediğinden kesindir. Cerra ve Saxena, finansal krizlerin kalıcı üretim kayıplarına yol açtığını bulmuştur; bu, durgunluklarla mücadelenin uzun dönem için de önemli olabileceğini düşündürür. Rachel ve Summers, nötr faizin düşmesinin para politikasının alanını daralttığını ve maliye politikasının rolünü artırdığını savunur. Ama Cerra ve Saxena'nın bulgusunun kalıcılık derecesi tartışılmıştır, nötr faizin kalıcı olarak düşüp düşmediği 2022 sonrası faiz artışlarıyla yeniden sorgulanmıştır ve müdahalelerin borç, güven ve teşvikler üzerindeki maliyetleri de hesaba katılmalıdır. Kanıtlar, belirli koşullarda müdahalenin değerli olabileceğini gösterir; «her zaman» ve «kesin» ifadeleri ise tartışmanın gerçek durumunu yansıtmaz.
İleri okuma
- Robert E. Lucas Jr. (2003). «Macroeconomic Priorities». American Economic Review 93(1). Kriz öncesi makroiktisadın özgüveninin belgesi.
- Olivier J. Blanchard (2009). «The State of Macro». Annual Review of Economics 1. Yeni neoklasik sentezin kriz öncesi değerlendirmesi.
- Valerie Cerra ve Sweta Chaman Saxena (2008). «Growth Dynamics: The Myth of Economic Recovery». American Economic Review 98(1). Krizlerin kalıcı üretim kayıpları.
- Łukasz Rachel ve Lawrence H. Summers (2019). «On Secular Stagnation in the Industrialized World». Brookings Papers on Economic Activity. Nötr faizin düşüşü ve seküler durgunluk.
Sonraki derse köprü
Burada orta düzey makroiktisat kursunu tamamladık. Kurs boyunca ulusal hesaplardan büyümeye, emek piyasasından kısa dönem dalgalanmalara, beklentilerden tüketim ve yatırıma, devlet borcuna ve faiz kurallarına uzanan modelleri kurduk ve bu modellerin arkasındaki tartışmaları gördük. Bu modellerin pek çoğunda para ve finansal sistem sade bir biçimde yer aldı; oysa kriz tartışmaları, bankaların ve finansal piyasaların ekonomide ne kadar belirleyici olduğunu gösterdi. Sıradaki ders, para, banka ve finansal piyasalar kursunun ilk dersi olarak para arzı sürecini ele alıyor: merkez bankası, bankalar ve hanelerin kararları para miktarını nasıl birlikte belirler, bankalar kredi verirken para mı yaratır ve merkez bankasının para arzı üzerindeki denetimi gerçekte ne kadar güçlüdür?