İçeriğe geç

Ders EKO-106.08 · Seviye 1 — Temel

Marjinalist devrim

EKO-106 İktisadi Düşünce Tarihi I: Klasiklere Kadar

3.899 kelime · yaklaşık 18 dakika okuma · seslendirme 8 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • marjinal fayda
  • azalan marjinal fayda yasası
  • eşit marjinal fayda ilkesi
  • öznel değer kuramı
  • genel denge
  • yöntem tartışması
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Marjinalist devrim, değerin kaynağını üretimde harcanan emekten tüketicinin değerlendirmesine ve son birimin sağladığı marjinal faydaya taşıdı; bu, klasik iktisattan köklü bir kopuştu.
  2. Hermann Heinrich Gossen, 1854'te azalan marjinal fayda ve eşit marjinal fayda ilkelerini matematiksel olarak ortaya koydu ama okunmadı; Jevons 1879'da onun önceliğini açıkça kabul etti.
  3. Eşit marjinal fayda ilkesine göre toplam fayda, her malın son birimine harcanan liranın getirdiği fayda eşitlendiğinde en yüksek olur; 12 liralık örnekte 4 ekmek ve 4 çay, 82 birimlik fayda sağlar.
  4. Jevons matematikle, Menger mantıksal çözümlemeyle, Walras genel denge sistemiyle aynı fikre vardı; Marshall 1890'da fayda ve maliyeti makasın iki bıçağı olarak birleştirdi.
  5. Menger ile Schmoller arasındaki yöntem tartışması, iktisadın genel yasaları tümdengelimle mi yoksa tarihsel ve kurumsal incelemeyle mi araması gerektiği üzerineydi; bugünkü iktisat iki yöntemi birleştirse de gerilim sürmektedir.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Marjinal faydayı, azalan marjinal fayda yasasını, eşit marjinal fayda ilkesini, öznel değer kuramını, genel dengeyi ve yöntem tartışmasını tanımlar.
  • Anlama — Marjinalistlerin değerin kaynağını emekten tüketicinin değerlendirmesine nasıl taşıdığını ve bunun klasik iktisattan neden köklü bir kopuş olduğunu açıklar.
  • Uygulama — Sınırlı bir bütçeyi iki mal arasında paylaştıran bir tüketicinin, her malın son birimine harcanan liranın getirdiği faydayı eşitleyerek toplam faydasını nasıl en yükseğe çıkardığını hesaplar.
  • Değerlendirme — Kuramsal ve tümdengelimci bir yöntem ile tarihsel ve gözleme dayalı bir yöntem arasındaki tartışmayı, iki tarafın güçlü ve zayıf yanlarıyla değerlendirir.

Sezgi

Açılış

Susuz bir çölde yürüyen bir yolcu için ilk bardak su hayat kurtarır. İkinci bardak susuzluğunu giderir, üçüncüsü yüzünü yıkamaya yarar, onuncusu ise belki de dökülür. Aynı su, aynı yolcu için bardaktan bardağa farklı bir değer taşır. Değer, suyun kendisinde değil, yolcunun o anki ihtiyacında ve elindeki su miktarında gizlidir.

Bu basit gözlem, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde iktisadı kökten değiştirdi. Smith'ten Marx'a kadar klasik iktisatçılar, malların değerini onları üretmek için harcanan emekte aramıştı. Yeni kuşak iktisatçılar ise soruyu tersine çevirdi: değer, üretimin geçmişinde değil, tüketicinin geleceğe dönük değerlendirmesinde, özellikle de son birimin sağladığı ek faydada aranmalıydı.

Temel matematik kursunda bu fikri türevin iktisattaki ilk büyük uygulaması olarak ve su ile elmas bilmecesinin çözümü olarak görmüştük. Bu ders, fikrin tarihine odaklanıyor: kimin önce bulduğuna, neden yıllarca görülmediğine, neden üç ülkede birden ortaya çıktığına ve iktisatçıların yöntem üzerine nasıl sert bir kavgaya tutuştuğuna.

Hikâye — Kimsenin okumadığı kitap

Hermann Heinrich Gossen, 1810'da Almanya'nın Düren kasabasında doğdu. Babasının isteğiyle hukuk okudu ve Prusya devlet dairelerinde memur oldu, ama bu işi hiç sevmedi ve on yılı aşkın bir memuriyetin ardından ayrıldı. Kendini, hayatının eseri saydığı bir kitaba adadı. 1854'te, kendi parasıyla bastırdığı kitabını yayımladı: İnsanlar Arasındaki İlişkilerin Yasalarının Gelişimi ve Bunlardan Doğan İnsan Davranışının Kuralları.

Gossen bu kitabın, Kopernik'in gökyüzü için yaptığını insan toplumu için yapacağına inanıyordu. Kitapta, bir hazzın tekrarlandıkça azaldığını ve insanın sınırlı zamanını ve parasını, her kullanımdan elde ettiği son haz eşitlenecek biçimde dağıtması gerektiğini matematiksel olarak gösteriyordu. Bu iki önerme, iki on yıl sonra iktisadı değiştirecek fikrin ta kendisiydi.

Ama kitap neredeyse hiç okunmadı. O dönemde Alman iktisadına, kuramdan çok tarihsel ve betimsel çalışmaya ağırlık veren tarihçi okul hâkimdi. Gossen'in yoğun matematiği ve alçakgönüllülükten uzak iddiaları okurları uzaklaştırdı. Hayal kırıklığına uğrayan Gossen, 1858'de ölümünden kısa bir süre önce, satılmamış kopyaları yayıncıdan geri çekti. Kırk yedi yaşında, verem hastalığından öldü.

Yirmi yıl sonra, 1878'de, İngiltere'de bir profesör, Robert Adamson, British Museum'da Gossen'in kitabının bir kopyasını buldu ve bunu William Stanley Jevons'a bildirdi. Jevons, 1871'de yayımladığı kitabında marjinal fayda kuramını geliştirmiş ve bunun özgün bir buluş olduğuna inanıyordu. Gossen'in kitabını okuduğunda, aynı fikrin çeyrek yüzyıl önce yazılmış olduğunu gördü.

Jevons, kitabının 1879'daki ikinci baskısının önsözünde, Gossen'in önceliğini açıkça kabul etti. Kendi kuramının temel ilkelerinin Gossen tarafından çok daha önce ortaya konduğunu yazdı. Bilim tarihinde bu kadar açık bir öncelik teslimine az rastlanır. Gossen'in kitabı ancak 1983'te İngilizceye çevrildi.

Gossen'in hikâyesi, marjinalist devrimin bir sırrını da açığa çıkarır. Fikir yeni değildi; ondan önce de başkaları benzer şeyler söylemişti. Yeni olan, 1870'lerde fikrin birden fazla yerde aynı anda ortaya çıkması ve bu kez duyulmasıydı.

Kavram

Marjinalist devrimin merkezinde, son birime odaklanan bir kavram vardır.

Gossen'in adıyla anılan iki önermeden ilki, marjinal faydanın nasıl değiştiğini anlatır.

Bu kavramlar, değerin kaynağına dair yeni bir görüşe dayanıyordu.

Walras, bu fikri bütün bir ekonomiye genişletti.

Son olarak, yeni kuramın yöntemine yönelik itirazın adı:

Veri ve kanıt

Marjinal fayda fikrinin tarihinde en dikkat çekici olgu, onun birden fazla kez ve birbirinden bağımsız olarak keşfedilmesidir.

Marjinalizmin yöntemi ise Alman dilli dünyada ağır bir itirazla karşılaştı.

Bu iki kaynak, marjinalist devrimin iki farklı yüzünü gösterir. Gossen'in hikâyesi, bir fikrin doğru olmasının onun kabul görmesi için yetmediğini, zamanın ve düşünce ortamının da hazır olması gerektiğini anlatır. Yöntem tartışması ise yeni kuramın nasıl bir bilim anlayışına dayandığı üzerine derin bir ayrılığı ortaya koyar. Menger'in tarafına göre, kuram olmadan olguları biriktirmek hiçbir şey açıklamaz; genel ilkeler önce düşünceyle kurulmalı, sonra olgularla sınanmalıdır. Schmoller'in tarafına göre ise, iktisadi davranış tarihsel ve kurumsal bağlama göre değişir ve bağlamdan bağımsız evrensel yasalar aramak, gerçekliği gözden kaçırır. Bugünkü iktisat, bu tartışmayı büyük ölçüde iki yöntemi birleştirerek aşmıştır: kuramsal modeller kurar ve onları verilerle sınar; ama iki yaklaşım arasındaki gerilim, farklı biçimlerde hâlâ sürmektedir.

Yaygın yanlış«Marjinal fayda kuramı 1871'de Jevons, Menger ve Walras tarafından sıfırdan icat edildi.»
Doğrusu

Fikrin önemli öncüleri vardı. Gossen 1854'te azalan ve eşit marjinal fayda ilkelerini matematiksel olarak ortaya koymuştu; başka öncüler de benzer fikirlere yaklaşmıştı. 1870'lerin katkısı, fikrin birden fazla yerde bağımsız olarak geliştirilmesi, sistemli bir kurama dönüştürülmesi ve bu kez iktisatçılar tarafından benimsenmesiydi.

Yaygın yanlış«Marjinalistler, üretim maliyetinin fiyat üzerinde hiçbir etkisi olmadığını savundu.»
Doğrusu

Marjinalistler, değerin son kaynağını tüketicinin değerlendirmesinde gördü; ama maliyetin arz yoluyla fiyatları etkilediğini de kabul ettiler. Alfred Marshall bu iki görüşü birleştirdi: fiyatı, bir makasın iki bıçağı gibi, talep ve arzın, yani fayda ve maliyetin birlikte belirlediğini savundu.

Neden önemli?

Marjinalist devrim, bugünkü iktisadın temel dilini kurdu. Tüketici tercihi, talep eğrileri, firmaların marjinal maliyet ve marjinal gelir hesabı, işgücü piyasasında ücretlerin emeğin marjinal ürünüyle ilişkisi ve genel denge kuramı, hepsi bu devrimin mirasıdır. Temel iktisat kursunda gördüğümüz kavramların büyük bir kısmı, bu dönemde kuruldu. İktisat, marjinalizmle birlikte daha matematiksel ve daha kuramsal bir disiplin hâline geldi.

Devrimin bir sonucu da, iktisadın odağının değiştirmesiydi. Klasik iktisatçılar üretimin, büyümenin ve gelirin sınıflar arasında dağılımının büyük sorularıyla uğraşmıştı. Marjinalistler ise dikkati, bireylerin sınırlı kaynakları farklı kullanımlar arasında nasıl paylaştırdığı sorusuna çevirdi. Bu yeni odak, iktisadı kıt kaynakların seçenekli kullanımlar arasındaki dağılımını inceleyen bir bilim olarak tanımlamaya yol açtı. Eleştirmenler ise bu değişimin, gelir dağılımı ve kurumlar gibi soruları iktisadın merkezinden uzaklaştırdığını savundu.

Model

Emekten faydaya

Klasik iktisatçılar için bir malın değeri, onun üretimi için gereken emekle belirleniyordu. Bu kuram iki önemli soruda zorlanıyordu. Birincisi, su ile elmas bilmecesi: hayati öneme sahip su neden ucuz, süs eşyası olan elmas neden pahalıydı? İkincisi, emeğin çok az olduğu ama fiyatı çok yüksek olan malların, örneğin nadir bir tablonun ya da eski bir şarabın değeri nasıl açıklanacaktı? Marjinalistler, değeri tüketicinin değerlendirmesine ve son birimin sağladığı faydaya bağlayarak bu soruları tek bir ilkeyle cevapladı. Böylece emek-değer kuramının, bir önceki derste gördüğümüz dönüşüm sorunu da dahil, pek çok zorluğundan kurtulmuş oldular.

Toplam ve marjinal fayda

Bir maldan elde edilen toplam fayda ile son birimin sağladığı marjinal fayda arasındaki ayrım, marjinalizmin anahtarıdır. Bir kişi günde beş bardak su içiyorsa, suyun ona sağladığı toplam fayda çok büyüktür; su olmadan yaşayamaz. Ama altıncı bardağın ek faydası çok küçüktür. Fiyatı son birimin faydası belirler, toplamın büyüklüğü değil; çünkü insanlar bir malın son biriminden vazgeçip vazgeçmemeye karar verirken, o birimin ek faydasını, ödeyecekleri fiyatla karşılaştırırlar. Su bol olduğu için marjinal faydası ve fiyatı düşüktür; elmas kıt olduğu için marjinal faydası ve fiyatı yüksektir.

Gossen'in iki yasası

Gossen, iki yasa formüle etti. Birinci yasa, bir hazzın aynı biçimde tekrarlandıkça azaldığını söyler; bu, azalan marjinal fayda yasasıdır. İkinci yasa, zamanını ya da parasını birden fazla haz arasında paylaştıran bir kişinin, her hazdan elde edilen son birim hazzın eşit olacağı biçimde paylaştırma yapması gerektiğini söyler. Bir kişi son lirasını ekmeğe harcadığında, çaya harcasaydı elde edeceğinden daha az fayda sağlıyorsa, bir lirayı ekmekten çaya kaydırarak toplam faydasını artırabilir. Bu kaydırma, iki maldaki son liranın faydası eşitlenene kadar sürer; o noktada hiçbir kaydırma toplam faydayı artıramaz ve tüketici dengededir.

Çözümlü örnek — Ekmek ile çay arasında 12 lira

Bir öğrencinin haftalık 12 lirası olsun ve bunu ekmek ile çay arasında paylaştırsın. Rakamlar açıklama amaçlıdır. Bir ekmek 2 lira, bir çay 1 liradır. Öğrencinin art arda aldığı ekmeklerden sağladığı marjinal fayda sırasıyla 20, 16, 12, 8 ve 4 birimdir; çaylardan sağladığı marjinal fayda ise 9, 7, 6, 4 ve 2 birimdir.

Her malın son birimine harcanan liranın getirdiği faydayı bulmak için, marjinal faydayı fiyata bölelim. Ekmek için lira başına fayda sırasıyla 10, 8, 6, 4 ve 2'dir; çay için 9, 7, 6, 4 ve 2'dir. Öğrenci, her adımda lira başına en yüksek faydayı getiren birimi seçerek harcar. Önce birinci ekmek, sonra birinci çay, ikinci ekmek, ikinci çay, üçüncü ekmek ve üçüncü çay alınır; bu noktada 9 lira harcanmıştır. Kalan 3 lirayla dördüncü ekmek ve dördüncü çay alınır; ikisinin de lira başına faydası 4'tür.

Öğrenci 4 ekmek ve 4 çay alır ve bütçesinin tamamını harcar. İki malın son biriminde lira başına fayda eşittir: 4. Toplam fayda, ekmekten 20 + 16 + 12 + 8 = 56, çaydan 9 + 7 + 6 + 4 = 26, toplam 82 birimdir. Bütçenin tamamını ekmeğe ayırmaya yakın bir seçenek, örneğin 5 ekmek ve 2 çay, 60 + 16 = 76 birim fayda sağlardı. Eşit marjinal fayda ilkesine uyan paylaştırma, daha yüksek bir toplam fayda verir.

Üç okul, üç yöntem

Marjinalist devrimin üç öncüsü, aynı fikre farklı yollardan vardı. Jevons, İngiliz geleneğinde, faydayı haz ve acı hesabıyla ölçülebilir bir büyüklük olarak ele aldı ve kuramını matematiksel olarak ifade etti. Menger, Viyana'da, matematik kullanmadan, insan ihtiyaçlarının ve malların bu ihtiyaçları karşılama yeteneğinin mantıksal bir çözümlemesini yaptı; kurduğu okul Avusturya okulu adıyla anıldı. Walras, Lozan'da, bütün piyasaların birbirine bağlı olduğu bir ekonomiyi bir denklem sistemi olarak kurdu ve genel denge kuramının temellerini attı. Aynı fikrin bu kadar farklı biçimlerde ifade edilmesi, marjinalizmin tek bir okul değil, geniş ve çok sesli bir düşünce hareketi olduğunu gösterir.

Jevons ve matematiğin savunusu

Jevons, Ekonomi Politiğin Kuramı'nın girişinde, iktisadın bir bilim olacaksa matematiksel bir bilim olmak zorunda olduğunu yazdı; çünkü iktisat, fiyatlar, miktarlar ve faydalar gibi büyüklüklerle ilgilenir ve büyüklüklerin ilişkileri en açık biçimde matematikle ifade edilir. Bu görüş, döneminin iktisatçılarının çoğu için alışılmadıktı. Jevons faydanın doğrudan ölçülemeyeceğini kabul etti, ama insanların fiyatlara verdiği tepkilerden faydanın göreli büyüklüklerinin anlaşılabileceğini düşündü. Onun matematik savunusu, sonraki yüzyılda iktisadın en belirgin özelliklerinden biri hâline geldi.

Walras ve genel denge

Walras, bir ekonomideki bütün piyasaların birbirine bağlı olduğunu ve birinin fiyatındaki bir değişimin öbürlerini etkilediğini gösterdi. Her tüketicinin her maldaki talebi, bütün malların fiyatlarına bağlıdır; her üreticinin arzı da öyle. Bu yüzden fiyatlar tek tek değil, her piyasanın birlikte dengelendiği bir sistemin çözümü olarak belirlenir. Walras, bilinmeyen fiyatların sayısıyla denklemlerin sayısını karşılaştırarak bir çözümün var olabileceğini savundu. Matematik kursundaki denklem sistemleri dersinden hatırlanacağı gibi, bu sayım bir kanıt değildi; genel dengenin varlığının kesin kanıtı ancak 1954'te Arrow ve Debreu tarafından verildi.

Marshall'ın sentezi

Marjinalist fikirleri en etkili biçimde bir araya getiren, Cambridge'den Alfred Marshall oldu. 1890'da yayımladığı İktisadın İlkeleri, marjinal fayda fikrini klasik iktisatçıların üretim maliyeti ve arz çözümlemesiyle birleştirdi. Marshall, fiyatın kâğıdı kesen bir makasın iki bıçağı gibi, talep ve arzın birlikte belirlediğini yazdı; hangi bıçağın kestiğini sormanın anlamsız olduğunu savundu. Kısa ve uzun dönem ayrımını, esnekliği ve tüketici rantını sistemli olarak kullandı. Marshall'ın kitabı, yarım yüzyıl boyunca İngilizce konuşulan dünyada iktisadın temel ders kitabı oldu. Marshall matematiği metnin içinde değil, dipnotlarda ve eklerde kullandı; iktisadın sıradan iş adamlarının da okuyabileceği bir dille yazılması gerektiğini düşünüyordu. Onun kısmi denge yaklaşımı, Walras'ın genel denge yaklaşımıyla birlikte, sonraki iktisadın iki ana aracı oldu.

Ölçülebilir fayda mı, sıralanabilir tercih mi?

İlk marjinalistler, faydayı ölçülebilir bir büyüklük olarak düşündü: bir malın bir birimi 20, öbürü 10 birim fayda sağlıyorsa, birincisi ikincisinden iki kat fazla haz veriyordu. Bu varsayım sonradan eleştirildi, çünkü faydayı doğrudan ölçmenin bir yolu yoktu. Yirminci yüzyılın başında Vilfredo Pareto ve sonra başka iktisatçılar, tüketici davranışını açıklamak için faydanın ölçülmesine gerek olmadığını, yalnızca tüketicinin seçenekleri sıralayabilmesinin yettiğini gösterdi. Temel mikro iktisat kursunda gördüğümüz kayıtsızlık eğrileri ve marjinal ikame oranı, bu sıralanabilir tercih yaklaşımının araçlarıdır.

Fırsat maliyetinin doğuşu

Menger'in öğrencisi Friedrich von Wieser, marjinal fayda fikrini maliyet kavramına uyguladı. Wieser'e göre bir şeyi üretmenin gerçek maliyeti, onu üretmek için kullanılan kaynakların başka bir kullanımda sağlayabileceği en yüksek faydadır. Bir tarlaya buğday ekmenin maliyeti, o tarlada aynı yıl yetiştirilebilecek en değerli başka ürünün faydasıdır. Temel iktisat kursunun ilk derslerinde gördüğümüz fırsat maliyeti kavramının kökleri buraya uzanır. Wieser, marjinal fayda anlamına gelen Almanca terimin yaygınlaşmasında da rol oynadı. Böylece öznel değer kuramı, yalnızca tüketimi değil, üretim kararlarını da açıklayan bir çerçeveye dönüştü.

Avusturya okulunun devamı

Menger'in Viyana'daki öğrencileri, Böhm-Bawerk ve Wieser, marjinalist fikirleri sermaye, faiz ve maliyet kuramlarına genişletti ve Avusturya okulunu kurumsallaştırdı. Böhm-Bawerk, faizin kaynağını insanların bugünkü malları gelecekteki mallara tercih etmesinde buldu ve bu görüşü Marx'ın sömürü açıklamasına alternatif olarak sundu. Yirminci yüzyılda Ludwig von Mises ve Friedrich Hayek bu geleneği sürdürdü; Hayek'in bilgi, fiyatlar ve merkezî planlama üzerine görüşleri, bu kursta kendi dersinde işlenecek. Avusturya okulu, matematiksel modellere mesafeli durması ve belirsizliği, zamanı ve bilginin dağınıklığını vurgulamasıyla ana akımdan ayrı bir çizgi olarak yaşamayı sürdürdü.

Emek piyasasına uygulama

Marjinalist fikirler üretim tarafına da uygulandı. ABD'li John Bates Clark, on dokuzuncu yüzyılın sonunda, rekabetçi bir piyasada her üretim faktörünün, örneğin emeğin, kendi marjinal ürününün değeri kadar kazanç elde edeceğini savundu. Bu marjinal verimlilik kuramı, gelirin emek ve sermaye arasındaki dağılımına klasik iktisatçılardan ve Marx'tan çok farklı bir açıklama getirdi: ücretler sömürüyü değil, emeğin üretime son katkısını yansıtıyordu. Eleştirmenler, bu kuramın ancak tam rekabet ve belirli teknik varsayımlar altında geçerli olduğunu, gerçek piyasalarda pazarlık gücünün ve kurumların ücretleri etkilediğini savundu. Clark'ın kuramı ayrıca etik bir iddia gibi de okundu: herkesin katkısı kadar kazandığı bir düzen adil sayılabilirdi. Kuramın savunucuları ise onun bir betimleme değil, belirli koşullar altında ne olacağını gösteren bir model olduğunu hatırlattı.

Neden 1870'ler?

Marjinalist devrimin neden tam 1870'lerde ve üç ülkede birden gerçekleştiği, iktisat tarihçilerinin tartıştığı bir sorudur. Bir açıklama, klasik iktisadın emek-değer kuramının bu dönemde tıkanmış olmasıdır; John Stuart Mill'in ücret fonu kuramından vazgeçmesi, klasik yapının sarsıldığının bir işareti sayılır. Başka bir açıklama, matematiğin ve doğa bilimlerinin artan prestijinin iktisatçıları daha kesin yöntemlere yöneltmesidir. Bir diğeri ise sanayileşmeyle birlikte tüketim mallarının çeşitlenmesi ve tüketici tercihlerinin ekonomide daha görünür hâle gelmesidir. Tarihçiler bu açıklamalardan hiçbirinin tek başına yeterli olmadığını düşünür. Sosyolog Robert Merton'ın vurguladığı gibi, bilim tarihinde aynı buluşun birden fazla kişi tarafından bağımsız olarak yapılması sık görülen bir durumdur; bir fikir, gerekli araçlar ve sorular olgunlaştığında birçok zihinde aynı anda filizlenebilir. Marjinalist devrim, bu tür çoklu keşiflerin iktisattaki en bilinen örneğidir.

Marx'a cevap

Marjinalist devrim, Marx'ın kuramına da dolaylı bir cevap oldu. Marx, emek-değer kuramını artı değer ve sömürü çözümlemesinin temeli yapmıştı. Marjinalistler, değeri emekten kopararak bu çözümlemenin temelini sarstı. Bir önceki derste gördüğümüz Böhm-Bawerk, Menger'in öğrencisi olarak Avusturya okulunun önde gelen isimlerinden biriydi ve Marx'a yönelttiği eleştiriyi marjinalist değer kuramına dayandırdı. Marksist iktisatçılar ise marjinalizmi, kapitalizmdeki gelir dağılımını doğal ve adil gösteren bir savunma olarak eleştirdi.

İktisadın tanımının değişmesi

Marjinalist devrimin bir sonucu, iktisadın ne olduğuna dair tanımın değişmesiydi. Klasik iktisatçılar için politik iktisat, ulusların zenginliğinin nasıl üretildiğini, büyüdüğünü ve sınıflar arasında nasıl bölüştürüldüğünü inceleyen bir bilimdi. Marjinalistlerden sonra iktisat, giderek bireylerin sınırlı kaynaklarını farklı kullanımlar arasında nasıl paylaştırdığını inceleyen bir seçim bilimi olarak tanımlandı. Politik iktisat adı yerini iktisat adına bıraktı. Bu değişim, iktisada kesinlik ve genellik kazandırdı; ama eleştirmenlere göre toplumsal ve tarihsel bağlamı iktisadın dışına itti.

Marjinalizmi okumanın sınırları

Marjinalist kuram, bireylerin tercihlerini ve sınırlı kaynaklarını veri olarak alır ve onların bu tercihlere göre akılcı biçimde seçim yaptığını varsayar. Tercihlerin nasıl oluştuğu, reklamın, alışkanlıkların ve toplumsal normların bu tercihleri nasıl etkilediği, kuramın dışında kalır. Bireylerin her zaman marjinal hesaplar yaptığı varsayımı da, sonraki derslerde göreceğimiz davranışsal iktisat tarafından sorgulanacaktır. Bu sınırlar, marjinalist araçların gücünü ortadan kaldırmaz; ama onları kullanırken, varsayımlarının gerçek davranışa ne kadar uyduğunu sormayı gerektirir.

Uygulama

Özet kartı

  1. Marjinalist devrim, değerin kaynağını üretimde harcanan emekten tüketicinin değerlendirmesine ve son birimin sağladığı marjinal faydaya taşıdı; bu, klasik iktisattan köklü bir kopuştu.
  2. Hermann Heinrich Gossen, 1854'te azalan marjinal fayda ve eşit marjinal fayda ilkelerini matematiksel olarak ortaya koydu ama okunmadı; Jevons 1879'da onun önceliğini açıkça kabul etti.
  3. Eşit marjinal fayda ilkesine göre toplam fayda, her malın son birimine harcanan liranın getirdiği fayda eşitlendiğinde en yüksek olur; 12 liralık örnekte 4 ekmek ve 4 çay, 82 birimlik fayda sağlar.
  4. Jevons matematikle, Menger mantıksal çözümlemeyle, Walras genel denge sistemiyle aynı fikre vardı; Marshall 1890'da fayda ve maliyeti makasın iki bıçağı olarak birleştirdi.
  5. Menger ile Schmoller arasındaki yöntem tartışması, iktisadın genel yasaları tümdengelimle mi yoksa tarihsel ve kurumsal incelemeyle mi araması gerektiği üzerineydi; bugünkü iktisat iki yöntemi birleştirse de gerilim sürmektedir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Marjinal faydaMarginal utilityBir birim daha tüketmenin sağladığı ek fayda
Azalan marjinal fayda yasasıLaw of diminishing marginal utilityTüketim arttıkça ek birimin faydasının azalması
Eşit marjinal fayda ilkesiEquimarginal principleSon liranın faydasının bütün mallarda eşitlenmesi
Öznel değer kuramıSubjective theory of valueDeğeri kullanıcının değerlendirmesine bağlayan görüş
Genel dengeGeneral equilibriumHer piyasanın öbürleriyle birlikte dengelenmesi
Yöntem tartışmasıMethodenstreitMenger ile Schmoller arasındaki yöntem kavgası

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Toplam fayda ile marjinal fayda arasındaki fark nedir? Su ile elmas bilmecesi bu fark yardımıyla nasıl çözülür?
  2. (Çıktı 2) Marjinalistlerin öznel değer kuramı, klasik iktisatçıların emek-değer kuramından hangi noktada ayrılır?
  3. (Çıktı 3) Ekmek–çay örneğinde öğrencinin bütçesi 12 yerine 9 lira olsaydı, kaç ekmek ve kaç çay alırdı? Toplam faydası ne olurdu?
  4. (Çıktı 3) Ekmek–çay örneğine dönelim: çayın fiyatı 1 liradan 2 liraya çıksaydı, çay için lira başına fayda sırası nasıl değişirdi? 12 liralık bütçeyle öğrencinin seçimini yeniden hesapla.
  5. (Çıktı 2) Marshall'ın makas benzetmesi, marjinalistler ile klasik iktisatçılar arasındaki tartışmayı nasıl uzlaştırır?
  6. (Çıktı 4) Bir iktisat öğrencisi, «Schmoller haklıydı; iktisat kuram kurmamalı, yalnızca tarihsel olguları biriktirmeli» diyor. Bir başkası, «Menger haklıydı; olgular olmadan da kesin yasalar bulunabilir» diyor. Yöntem tartışmasının iki tarafını ve bugünkü iktisadın bu tartışmayı nasıl ele aldığını değerlendir.

Cevaplar

  1. Toplam fayda, bir maldan tüketilen bütün birimlerin sağladığı faydanın toplamıdır; marjinal fayda ise bir birim daha tüketmenin sağladığı ek faydadır. Suyun toplam faydası çok büyüktür, ama bolluğu yüzünden son bardağın ek faydası küçüktür. Elmasın toplam faydası küçüktür, ama kıt olduğu için son biriminin marjinal faydası büyüktür. Fiyatı marjinal fayda belirlediği için su ucuz, elmas pahalıdır.
  2. Klasik iktisatçılar malın değerini onu üretmek için harcanan emek miktarıyla açıkladı. Marjinalistler ise değeri, malın onu kullanacak kişilere sağladığı faydaya ve özellikle son birimin marjinal faydasına bağladı. Böylece değerin kaynağı üretimin geçmişinden tüketicinin değerlendirmesine taşındı.
  3. 9 lirayla öğrenci, lira başına en yüksek faydayı sırayla seçer: birinci ekmek, birinci çay, ikinci ekmek, ikinci çay, üçüncü ekmek ve üçüncü çay. Üç ekmek 6, üç çay 3 lira tutar; toplam 9 lira harcanır. Öğrenci 3 ekmek ve 3 çay alır. Toplam fayda 20 + 16 + 12 + 9 + 7 + 6 = 70 birimdir.
  4. Çayın fiyatı 2 lira olduğunda lira başına fayda sırasıyla 4,5; 3,5; 3; 2 ve 1 olur. Ekmek için sıra 10, 8, 6, 4 ve 2'dir. Öğrenci önce üç ekmek alır, 6 lira harcar. Sonra dördüncü ekmek ile birinci çay arasında seçim yapar: birinci çay lira başına 4,5, dördüncü ekmek 4 fayda getirir; birinci çay alınır, 8 lira harcanır. Kalan 4 lirayla dördüncü ekmek (4) ve ikinci çay (3,5) alınır. Öğrenci 4 ekmek ve 2 çay alır; toplam fayda 56 + 16 = 72 birimdir. Çay pahalandığında öğrenci ondan daha az alır.
  5. Marshall, fiyatın talep ve arzın, yani fayda ve maliyetin birlikte belirlediğini savundu ve bunu bir kâğıdı kesen makasın iki bıçağına benzetti. Hangi bıçağın kestiğini sormanın anlamsız olduğu gibi, fiyatı yalnızca faydanın ya da yalnızca maliyetin belirlediğini söylemek de anlamsızdır. Böylece marjinalistlerin talep vurgusu ile klasik iktisatçıların maliyet vurgusu tek bir çerçevede birleşti.
  6. Schmoller'in tarafı, iktisadi davranışın tarihsel ve kurumsal bağlama göre değiştiğini ve olgulardan kopuk yasaların gerçekliği gözden kaçırabileceğini haklı olarak vurgular; ama yalnızca olgu biriktirmek, onları açıklayacak bir çerçeve olmadan bir şey anlatmaz. Menger'in tarafı, genel ilkelerin düşünceyle kurulabileceğini ve olguları anlamlandırmak için kuramın gerekli olduğunu vurgular; ama olgularla sınanmayan kuram, gerçekliğe uymayan sonuçlar üretebilir. Bugünkü iktisat, kuramsal modeller kurup onları verilerle sınayarak iki yöntemi büyük ölçüde birleştirmiştir; ama modellerin gerçekliğe ne kadar uyduğu ve bağlamın ne kadar önemli olduğu üzerine tartışma sürmektedir. İki öğrencinin görüşü de tartışmanın yalnızca bir yanını görür.

İleri okuma

  • Hermann Heinrich Gossen (1854; İngilizce çevirisi 1983). The Laws of Human Relations and the Rules of Human Action Derived Therefrom. MIT Press. Marjinal fayda kuramının unutulmuş öncüsü.
  • Carl Menger (1871). İktisadın İlkeleri. Avusturya okulunun kurucu metni; Türkçe çevirisi mevcuttur.
  • Alfred Marshall (1890). İktisadın İlkeleri. Marjinalist fikirlerin klasik maliyet çözümlemesiyle sentezi.
  • Mark Blaug (1997). Economic Theory in Retrospect, Cambridge University Press. Marjinalist devrim bölümleriyle iktisat düşüncesi tarihinin kapsamlı bir incelemesi.

Sonraki derse köprü

Bu ders, iktisadi düşünce tarihinin ilk kursunu kapatıyor; marjinalistlerden sonra gelen okullar, Keynes'ten bugüne, ikinci seviyedeki İktisadi Düşünce Tarihi II kursunun konusu. Sıradaki ders ise kuramdan tek bir ülkenin somut deneyimine geçiyor. Jevons, Menger ve Walras kıt kaynakların nasıl paylaştırıldığını kuramlaştırırken, İstanbul'da kıtlık çok daha elle tutulur bir biçim almıştı: Osmanlı hükümeti 1875'te dış borç ödemelerini durdurdu ve 1881'de alacaklıların yönettiği Düyun-u Umumiye kuruldu. Türkiye Ekonomisine Giriş kursunun ilk dersi, 1923'te kurulan cumhuriyetin bu borçla birlikte Osmanlı'dan neleri devraldığını soruyor: devlet gelirinin önemli bir kısmını tek başına sağlayan tarım vergisini, Avrupa fabrikalarının rekabetinde gerileyen el imalatını ve 1912'den 1922'ye süren savaşlarda küçülen nüfusu ve üretimi. Yeni bir devlet, böyle bir başlangıç noktasından nasıl yola çıkar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: çölde yürüyen bir yolcu ve art arda doldurulan su bardakları; her bardağın yanında küçülen bir değer çubuğu.
  • Hikâye: 1850'lerin Almanya'sında bir memur masası; bir adam kendi parasıyla bastırdığı kitabın kopyalarını sayar, sonra onları kutulara kaldırır. Yirmi yıl sonra British Museum'da tozlu bir raftan aynı kitap çekilir ve bir İngiliz profesörün masasına ulaşır.
  • Kavram: bir ekmek ve bir çay kefesiyle iki kefeli bir terazi; her kefeye eklenen birimle kefenin ağırlığı azalır, terazi son liraların faydası eşitlendiğinde dengeye gelir.
  • Veri ve kanıt: Viyana ve Berlin arasında karşılıklı gönderilen iki kitap; birinde «yasalar», öbüründe «tarih» yazıyor.
  • Model: ekmek ve çay için lira başına fayda çubukları; öğrenci en yüksek çubuğu seçerek ilerler ve iki çubuk 4'te eşitlendiğinde bütçesi biter.
  • Neden önemli: bugünkü bir mikro iktisat ders kitabının sayfaları; marjinal fayda, marjinal maliyet ve talep eğrileri, 1870'lerin üç kitabına bağlanır.

Seslendirme marjinalistleri klasik iktisadı tamamen yıkan kahramanlar olarak değil, eski bir soruya yeni bir açıdan bakan düşünürler olarak sunar; yöntem tartışmasında Menger ve Schmoller'in görüşlerini eşit ağırlıkta aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «Bir fikrin doğru olması, onun duyulması için yeter mi?» Ekranda 1854'te basılan ve kimsenin okumadığı bir kitap, yirmi yıl sonra bir rafta bulunur. Kapanışta: «Gossen haklıydı; ama dünya onu duymaya ancak ölümünden sonra hazırdı.»