Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Thomas Robert Malthus, 1798'de yayımlanan denemesinde nüfusun engellenmediğinde geometrik, geçim araçlarının ise en fazla aritmetik bir hızla arttığını ve bu yüzden nüfusun sürekli olarak geçim sınırına dayanacağını savundu.
- Nüfusu geçim araçlarıyla dengeleyen güçler, ölüm oranını yükselten olumlu engeller ve doğum oranını düşüren önleyici engellerdir; Malthus ikinci baskıda ahlaki öz denetimi, özellikle geç evliliği öne çıkardı.
- Malthusçu tuzakta teknolojik iyileşme kişi başı geliri yalnızca geçici olarak artırır; Ashraf ve Galor, 1–1500 döneminde teknolojinin nüfus yoğunluğunu artırdığını ama yaşam standardını değiştirmediğini buldu.
- Sanayi devrimi verimliliği nüfustan hızlı artırdı, demografik dönüşüm doğurganlığı düşürdü; dünyada kadın başına doğum 1990'daki 3,31'den 2024'te 2,25'e, Türkiye'de 2001'deki 2,38'den 2024'te 1,48'e indi.
- Malthus, genel mal fazlasının mümkün olduğunu savunarak Ricardo'ya karşı çıktı ve Keynes'in övgüsünü kazandı; yoksullara yardım konusundaki görüşleri ise en tartışmalı siyasi mirası oldu.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Nüfus ilkesini, olumlu ve önleyici engelleri, Malthusçu tuzağı, demografik dönüşümü ve genel mal fazlasını tanımlar.
- Anlama — Malthus'un nüfus artışı ile geçim araçları arasındaki dengesizliğe dair akıl yürütmesini ve bu akıl yürütmenin sanayi öncesi dünyayı neden iyi, sonrasını neden kötü açıkladığını açıklar.
- Uygulama — Basit bir Malthusçu modelde teknolojik bir iyileşmenin nüfusu ve kişi başı geliri zaman içinde nasıl etkilediğini hesaplar.
- Değerlendirme — Malthus'un öngörüsünün sanayi devriminden sonra neden gerçekleşmediğini ve bugünkü nüfus ve kaynak tartışmalarında hangi yönlerinin hâlâ geçerli olduğunu değerlendirir.
Sezgi
Açılış
On sekizinci yüzyılın sonunda Avrupa'da iyimserlik havası esiyordu. Fransız Devrimi'nin ilk yıllarında birçok düşünür, insan aklının ve toplumsal reformların yoksulluğu, savaşı ve adaletsizliği ortadan kaldırabileceğine inanıyordu. İnsanlık sınırsız bir ilerlemenin eşiğindeydi. Bu iyimserliğe karşı, genç bir İngiliz din adamı rahatsız edici bir soru sordu: nüfus her iyileşmeyle birlikte artıyorsa, bu ilerleme kendi kendini yemez mi?
Bu soru, iktisadın en ünlü ve en tartışmalı fikirlerinden birinin başlangıcıydı. İnsan sayısının besin kaynaklarını geride bırakma eğiliminde olduğu ve bu dengesizliğin er ya da geç kıtlık, hastalık ve sefaletle düzeltildiği fikri, iktisada kasvetli bir bilim olarak ün kazandırdı. İki yüz yıldan fazla bir süredir, her yeni kıtlıkta, her çevre krizinde ve her nüfus tartışmasında bu fikir yeniden gündeme geliyor.
Önceki derste Ricardo'nun karamsar büyüme vizyonunu gördük. Bu ders, o vizyonun arkasındaki nüfus kuramını, kuramın yazarını ve kuramın tarihin büyük kısmını neden iyi açıkladığını, ama son iki yüzyılı neden açıklayamadığını ele alıyor.
Hikâye — Bir baba ile oğul arasındaki tartışma
Thomas Robert Malthus 1766'da İngiltere'nin Surrey bölgesinde doğdu. Babası Daniel Malthus, Aydınlanma düşünürlerine hayran, Rousseau'yla tanışmış, iyimser bir toprak sahibiydi. Oğul Cambridge'de matematik okudu, sonra Anglikan kilisesinde papaz oldu.
1790'larda İngiliz filozof William Godwin ile Fransız düşünür Condorcet, insanlığın akıl ve eşitlik yoluyla sınırsız biçimde iyileşebileceğini savunan eserler yayımladı. Godwin'e göre mülkiyet eşitsizliği ve kötü yönetim ortadan kalktığında, herkes için yetecek kadar bolluk olacaktı. Baba Malthus bu fikirlere coşkuyla katılıyordu; oğul ise ikna olmamıştı. Aralarındaki tartışmalar, oğlun fikirlerini yazıya dökmesine yol açtı.
1798'de, yazarın adı belirtilmeden, Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme yayımlandı. Denemenin ana fikri iki önermeye dayanıyordu: yiyecek insanın varlığı için gereklidir ve cinsler arasındaki tutku kalıcıdır. Bu iki önermeden Malthus şu sonucu çıkardı: nüfus, bir engelle karşılaşmadığında geometrik bir diziyle, yani 1, 2, 4, 8, 16 biçiminde artar; geçim araçları ise en iyi durumda aritmetik bir diziyle, yani birer birer eklenerek artabilir. Malthus, Kuzey Amerika kolonilerinde nüfusun yaklaşık yirmi beş yılda bir ikiye katlandığını gözlemlemişti.
Bu dengesizliğin sonucu kaçınılmazdı. Nüfus geçim araçlarını aştığında, kıtlık, hastalık, savaş ve sefalet nüfusu yeniden geçim araçlarının düzeyine indirirdi. Godwin'in hayal ettiği eşitlik ve bolluk toplumu kurulsa bile, nüfus hızla artacak ve yoksulluk geri dönecekti. Malthus'a göre yoksulluk, kötü kurumların değil, insan doğasının ve doğanın sınırlarının bir sonucuydu.
Deneme büyük bir tartışma yarattı. Malthus sonraki yıllarda Avrupa'yı dolaşıp nüfus verileri topladı ve 1803'te çok genişletilmiş ikinci baskıyı kendi adıyla yayımladı. Bu baskıda, geç evlilik ve cinsel perhiz gibi ahlaki bir öz denetimin nüfus artışını yavaşlatabileceğini kabul etti. 1805'te Doğu Hindistan Şirketi'nin koleji Haileybury'de İngiltere'de politik ekonomi alanındaki ilk profesörlerden biri oldu ve 1834'teki ölümüne kadar orada ders verdi.
Malthus'un fikirleri beklenmedik bir yere de ulaştı. 1838 sonbaharında genç bir doğa bilimci, Charles Darwin, Malthus'un denemesini okudu ve varlık mücadelesinde elverişli özelliklerin korunacağı fikrini, doğal seçilim kuramının anahtarını orada buldu.
Kavram
Malthus'un kuramının merkezinde tek bir ilke vardır.
Malthus, nüfusu geçim araçlarıyla dengeleyen güçleri iki gruba ayırdı.
Malthus'un kuramından türetilen bir model, sanayi öncesi dünyayı tanımlamak için kullanılır.
Tarih bu tuzaktan bir çıkış gösterdi.
Malthus'un iktisada bir katkısı daha vardı.
Veri ve kanıt
Malthus'un kuramının sanayi öncesi dünyayı ne kadar iyi açıkladığı, modern verilerle sınandı.
Ama son iki yüzyılın verileri bambaşka bir tablo çizer.
Bu iki kaynak, Malthus'un kuramının hem gücünü hem de sınırını gösterir. Ashraf ve Galor'un bulgusuna göre insanlık tarihinin büyük bölümünde teknolojik ilerleme, kişi başı refahı değil nüfusu büyüttü; Malthus kendi yaşadığı dünyayı dikkatle gözlemlemişti. Ama tam da Malthus'un denemesini yazdığı dönemde başlayan sanayi devrimi, verimliliği nüfustan çok daha hızlı artırdı; ardından gelen demografik dönüşüm ise zenginleşen toplumlarda doğurganlığı düşürdü. Bugün birçok ülkenin sorunu nüfus fazlası değil, yaşlanan ve azalan bir nüfustur. Kuramın savunucuları ise kaynakların, özellikle toprak, su ve iklimin sınırlı olduğunu ve Malthus'un uyarısının küresel çevre sorunları için hâlâ anlamlı olduğunu hatırlatır.
Yaygın yanlış«Malthus'un öngörüsü tamamen yanlış çıktı; nüfus artışı hiçbir zaman sorun olmadı.»
Malthus'un kuramı, sanayi öncesi dönemde teknolojik ilerlemenin kişi başı geliri kalıcı olarak artırmadığı ve nüfusu büyüttüğü bir dünyayı iyi açıklar; bu, modern verilerle de desteklenir. Kuramın başarısız olduğu yer, sanayi devrimiyle birlikte verimliliğin sürekli artmaya başladığı ve demografik dönüşümle doğurganlığın düştüğü son iki yüzyıldır.
Yaygın yanlış«Zenginleşen ülkelerde insanlar daha fazla çocuk sahibi olur, çünkü çocuk büyütmeye daha çok paraları vardır.»
Malthus'un kuramının öngörüsünün tersine, son iki yüzyılda gelir arttıkça doğurganlık genellikle düştü. Eğitimin yaygınlaşması, çocuk ölümlerinin azalması, kadınların işgücüne katılımı ve çocuk yetiştirmenin maliyetinin artması, ailelerin daha az ama daha çok yatırım yapılan çocuk sahibi olmasına yol açtı.
Neden önemli?
Malthus'un sorusu, bugün iki farklı biçimde yeniden soruluyor. Bir yanda, iklim değişikliği, toprak ve su kıtlığı ve biyolojik çeşitlilik kaybı, insanlığın doğanın sınırlarına dayanıp dayanmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Temel iktisat kursunda gördüğümüz Simon ile Ehrlich arasındaki bahis, bu tartışmanın bir bölümüydü. Öbür yanda, birçok ülke Malthus'un korktuğunun tam tersiyle, yani düşen doğurganlık, yaşlanan nüfus ve azalan işgücüyle karşı karşıya.
Türkiye de bu ikinci soruyla yüz yüze. Toplam doğurganlık hızının nüfusun kendini yenileme düzeyinin altına inmesi, emeklilik sistemi, işgücü piyasası, sağlık harcamaları ve büyüme üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğuracak. Malthus'un kuramı, nüfus ile ekonomi arasındaki ilişkinin sabit olmadığını, bir dönemin korkusunun başka bir dönemde tersine dönebildiğini gösteren bir tarih dersi olarak da önemlidir.
Model
İki dizi
Malthus'un kuramını en bilinen biçimiyle anlatan şey, iki dizi arasındaki karşıtlıktır. Nüfus her yirmi beş yılda bir ikiye katlanırsa, iki yüz yıl sonra başlangıçtakinin 256 katına ulaşır. Geçim araçları ise her yirmi beş yılda başlangıçtaki miktar kadar artarsa, aynı sürede yalnızca 9 katına çıkar. Kişi başına düşen yiyecek, 1'den 9 ÷ 256 ≈ 0,035'e iner. Malthus bu hesabı, hiçbir engel olmasaydı ne olacağını göstermek için kullandı; gerçekte nüfus bu hızla büyüyemezdi, çünkü engeller onu durduracaktı.
Neden aritmetik?
Malthus, geçim araçlarının neden yalnızca aritmetik bir hızla artabileceğini tam olarak kanıtlamadı; bunu bir gözlem ve varsayım olarak sundu. Arkasındaki mantık, Ricardo'nun rant kuramıyla da bağlantılı olan azalan getiriler fikriydi: toprak sınırlıdır ve en verimli topraklar önce işlenir. Kalabalıklaştıkça toplum verimi düşük arazileri de sürmek zorunda kalır ve aynı emek giderek daha az ürün verir. Malthus'un tarım teknolojisindeki ilerlemenin hızını küçümsediği, sonradan en çok eleştirilen noktalardan biri oldu.
Amerika'dan gelen gözlem
Malthus'un yirmi beş yılda bir ikiye katlanma varsayımı, Kuzey Amerika kolonilerinden gelen gözlemlere dayanıyordu. Benjamin Franklin, 1751'de yazdığı bir denemede, toprağın bol ve evliliğin kolay olduğu kolonilerde nüfusun kabaca yirmi ile yirmi beş yılda bir ikiye katlandığını tahmin etmişti. Malthus, bu gözlemi insan nüfusunun engellenmediğinde ulaşabileceği artış hızının kanıtı olarak kullandı. Kolonilerde toprak o kadar boldu ki nüfusu sınırlayan etkenler zayıftı; Avrupa'da ise toprak kıttı ve nüfus artışı çok daha yavaştı. Malthus'a göre iki bölge arasındaki fark, engellerin gücündeki farktı.
Godwin'in cevabı
Malthus'un denemesi, doğrudan hedef aldığı düşünürlerden cevap gördü. William Godwin, yıllar sonra, 1820'de yayımladığı bir kitapta Malthus'un geometrik artış varsayımına karşı çıktı ve nüfus verilerinin bu varsayımı desteklemediğini savundu. Godwin'e göre toplumsal reformlar ve eğitim, insanların davranışlarını değiştirebilir ve nüfus artışını kendiliğinden sınırlayabilirdi. Bu tartışma, yoksulluğun nedeninin doğada mı yoksa toplumsal kurumlarda mı aranması gerektiği sorusunun ilk büyük karşılaşmalarından biriydi; aynı soru, kursun bir sonraki durağında Marx'ın Malthus'a yönelttiği sert eleştiride yeniden gündeme gelecek.
Olumlu ve önleyici engeller
Malthus'a göre nüfusu geçim araçlarıyla dengede tutan iki tür güç vardı. Olumlu engeller ölüm oranını yükseltir: kıtlık, salgın hastalık, savaş ve ağır yaşam koşulları. Önleyici engeller doğum oranını düşürür: evliliğin ertelenmesi, evlilik dışı ilişkilerden kaçınma. Malthus, ilk baskıda önleyici engellerin sınırlı etkisine ağırlık verdi; ikinci baskıda ise ahlaki öz denetimin, özellikle geç evliliğin, yoksulluğu önlemenin insani yolu olduğunu savundu. Bir din adamı olarak doğum kontrolünü ahlaken kabul edilemez gördü. Ne var ki on dokuzuncu yüzyılda doğum kontrolünü savunan bazı reformcular, kendilerini Malthus'un izleyicisi saydı ve neomaltusçu adını kullandı. Malthus'un adı böylece, onun onaylamayacağı bir yöntemle nüfusu sınırlama çabasına da bağlandı. Bu ironi, bir düşünürün fikirlerinin onun niyetlerinden bağımsız bir hayat sürdürebileceğini gösterir.
Çözümlü örnek — Teknoloji ve Malthusçu tuzak
Malthusçu tuzağı basit bir modelle kuralım. Toprak miktarı sabit olsun ve bir toplumun toplam ürünü, teknoloji düzeyi A ve nüfus L olmak üzere A çarpı L'nin karekökü ile verilsin. Kişi başı gelir, toplam ürünün nüfusa bölümüdür, yani A bölü L'nin kareköküdür. Nüfus, kişi başı gelir 1'in, yani geçim düzeyinin üstündeyse artar, altındaysa azalır.
Teknoloji düzeyi A = 10 iken nüfusun dengesi, kişi başı gelirin 1 olduğu yerdedir: 10 bölü L'nin karekökü 1'e eşitse L'nin karekökü 10'dur ve L = 100 bulunur. Toplam ürün 10 × 10 = 100, kişi başı gelir 1'dir.
Şimdi yeni bir sulama tekniği teknolojiyi A = 12'ye yükseltsin. Nüfus henüz 100 olduğu için kişi başı gelir 12 ÷ 10 = 1,2'ye çıkar; toplum yüzde 20 daha iyi beslenir. Ama gelir geçim düzeyinin üstünde olduğu için nüfus artmaya başlar. Nüfus 121'e çıktığında kişi başı gelir 12 ÷ 11 ≈ 1,09'a iner; 144'e ulaştığında 12 ÷ 12 = 1'e, yani yeniden geçim düzeyine döner.
Yeni dengede nüfus yüzde 44 artmış, toplam ürün 12 × 12 = 144'e çıkmış, ama kişi başı gelir yeniden 1'e inmiştir. Teknolojik iyileşme, uzun vadede daha zengin değil, daha kalabalık bir toplum yaratmıştır. Ashraf ve Galor'un sanayi öncesi dönemdeki bulgusu, tam da bu mekanizmanın gerçek tarihte işlediğini gösterir.
Tuzaktan çıkış
Malthusçu tuzaktan çıkmanın iki yolu vardır. Birincisi, teknolojik ilerlemenin nüfus artışından sürekli olarak daha hızlı olmasıdır; o zaman kişi başı gelir, nüfus ne kadar büyürse büyüsün artmaya devam eder. Sanayi devrimi bu yolu açtı: verimlilik artışı, tarımdan imalata ve oradan hizmetlere kadar bütün ekonomiye yayıldı ve on dokuzuncu yüzyıldan itibaren kişi başı gelir ilk kez sürekli olarak yükselmeye başladı. İkincisi, artan gelirin nüfusu değil, çocuk başına yatırımı artırmasıdır; demografik dönüşüm bu yolu açtı. Oded Galor'un birleşik büyüme kuramı, bu iki yolun birbirini beslediğini savunur.
Demografik dönüşümün aşamaları
Demografik dönüşüm genellikle dört aşamada anlatılır. Birinci aşamada hem doğum hem ölüm oranları yüksektir ve nüfus yavaş büyür; bu, Malthus'un dünyasıdır ve sanayi öncesi binlerce yılı kapsar. İkinci aşamada beslenme, hijyen ve tıptaki gelişmelerle ölüm oranı düşer, doğum oranı yüksek kalır ve nüfus hızla artar. Üçüncü aşamada eğitim, şehirleşme ve kadınların işgücüne katılımıyla doğum oranı da düşer ve nüfus artışı yavaşlar. Dördüncü aşamada her iki oran da düşüktür ve nüfus durağanlaşır ya da azalır. Türkiye, yirminci yüzyılın ikinci yarısında ikinci ve üçüncü aşamayı yaşadı ve bugün dördüncü aşamaya girmiş görünüyor; illere göre doğurganlık farkları ise bu geçişin ülkenin her yerinde aynı hızla ilerlemediğini gösteriyor.
Neden zenginler daha az çocuk sahibi olur?
Malthus'un kuramı, gelir arttıkça daha fazla çocuk sahibi olunacağını öngörür. Oysa son iki yüzyılın genel eğilimi tersidir. İktisatçılar bunu birkaç nedenle açıklar. Çocuk ölümleri azaldığında, aileler istedikleri sayıda yetişkin çocuğa sahip olmak için daha az doğum yapar. Eğitimin getirisi arttığında, aileler az sayıda çocuğun eğitimine daha fazla yatırım yapmayı tercih eder. Kadınların eğitimi ve ücretleri arttığında, çocuk yetiştirmek için vazgeçilen gelir, yani çocuğun fırsat maliyeti yükselir. Sosyal güvenlik sistemleri, yaşlılıkta çocuklara bağımlılığı azaltır. Bu nedenler, gelirin doğurganlık üzerindeki etkisini tersine çevirir.
Malthus ve yoksullara yardım
Malthus, İngiltere'deki yoksullara yardım yasalarını sert biçimde eleştirdi. Ona göre yoksullara koşulsuz yardım, onların evlenip çocuk sahibi olmasını teşvik ediyor, nüfusu artırıyor ve sonunda yoksulluğu büyütüyordu. Bu görüş, 1834'te İngiltere'de yoksullara yardımı sıkılaştıran ve yardımı çalışma evlerine bağlayan yeni yasanın hazırlanmasında etkili oldu. Malthus'un bu yönü, sonraki kuşaklar tarafından yoksulları kendi durumlarından sorumlu tutan bir anlayış olarak sert biçimde eleştirildi. Yoksulluğun nedenini kurumlarda değil nüfusta görmesi, onun kuramının en tartışmalı siyasi sonucuydu.
Genel mal fazlası tartışması
Malthus'un iktisada bir başka katkısı, nüfusla değil, talep ile ilgiliydi. 1820'de yayımladığı Politik Ekonominin İlkeleri'nde, bir ekonomide bütün mallar için toplam talebin toplam arzın gerisinde kalabileceğini ve bunun üretimi ve istihdamı düşürebileceğini savundu. Toprak sahiplerinin harcamasının, talebi canlı tutmak için yararlı olduğunu düşündü. Ricardo ve çağdaşlarının çoğu ise arzın kendi talebini yarattığını, genel bir mal fazlasının mümkün olmadığını savundu. Yüz yıl sonra Keynes, bu tartışmada Malthus'un haklı olduğunu ve iktisadın Ricardo'nun yolundan gitmesinin bir talihsizlik olduğunu yazdı.
Darwin ve Malthus
Malthus'un nüfus ilkesi, iktisadın doğa bilimlerini etkilediği nadir örneklerden biridir. Darwin, otobiyografisinde, 1838'de Malthus'un denemesini okuduğunda, varlık mücadelesinin her yerde sürdüğünü ve bu koşullarda elverişli özelliklerin korunup elverişsiz olanların yok olacağını düşündüğünü anlattı. Aynı dönemde bağımsız olarak doğal seçilim fikrine ulaşan Alfred Russel Wallace da Malthus'u okumuştu. Nüfusun kaynaklarından hızlı artma eğilimi, canlıların hayatta kalma mücadelesini açıklamanın bir anahtarı oldu.
Kasvetli bilim
İktisadın kasvetli bilim olarak anılması, çoğu zaman Malthus'un karamsar öngörülerine bağlanır. İfadeyi ilk kullanan, on dokuzuncu yüzyılın ortasında İskoç yazar Thomas Carlyle'dı ve onu Malthus'un nüfus kuramıyla değil, iktisatçıların serbest piyasa ve özgür emek savunusunu eleştirdiği bir yazıda kullandı. Yine de ifade, Malthus'un ve Ricardo'nun yoksulluğun kaçınılmazlığına dair karamsar vizyonuyla özdeşleşti ve bugün de iktisadın kıtlık ve sınırlarla ilgilenen bir bilim olduğunu hatırlatmak için kullanılıyor.
Kıtlıklar gerçekte neden olur?
Malthus'a göre kıtlık, nüfusun yiyecek arzını aşmasının doğal sonucuydu. Yirminci yüzyılda Amartya Sen, bu açıklamaya önemli bir düzeltme getirdi. 1981'de yayımladığı çalışmasında, 1943 Bengal kıtlığı gibi büyük kıtlıkların, toplam yiyecek miktarında büyük bir düşüş olmadan da yaşanabildiğini savundu. Sen'e göre kıtlıklar çoğu zaman yiyeceğin yokluğundan değil, belirli grupların yiyeceğe erişme imkânlarını, yani gelirlerini, işlerini ve satın alma güçlerini kaybetmesinden kaynaklanıyordu. Bu açıklama, kıtlıkların önlenmesinde yiyecek arzı kadar gelir desteğinin ve iyi işleyen kurumların önemli olduğunu gösterdi. Sen ayrıca, işleyen bir demokrasisi ve özgür basını olan bağımsız bir ülkede büyük bir kıtlık yaşanmasının son derece nadir olduğuna dikkat çekti; hükümetlerin kıtlığın ilk işaretlerinde harekete geçmek için güçlü bir siyasi teşviki vardı. Malthus'un doğal sınırlar üzerine kurduğu açıklama, böylece kurumların ve siyasetin rolünü de içeren daha geniş bir çerçeveye yerleşti. Sen, çalışmaları nedeniyle 1998'de iktisat ödülünü aldı.
Neomaltusçuluk
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya nüfusunun hızla artması, Malthus'un fikirlerini yeniden canlandırdı. Bazı yazarlar, nüfus artışının kıtlıklara, çevre felaketlerine ve kaynakların tükenmesine yol açacağını öngördü. Bu öngörülerin çoğu, tarımdaki verimlilik artışları ve doğurganlığın beklenenden hızlı düşmesiyle gerçekleşmedi. Ama çevre iktisatçıları, piyasa fiyatlarının yansıtmadığı kaynakların, örneğin iklimin, okyanusların ve biyolojik çeşitliliğin, gerçekten de sınırları olduğunu hatırlatır. Malthus'un sorusu, bugün nüfus kadar tüketim ve üretim biçimleri üzerinden soruluyor.
Düşük doğurganlığın ekonomisi
Bugün birçok ülkenin sorunu, Malthus'un korktuğunun tersidir. Doğurganlığın nüfusun kendini yenileme düzeyinin altında kaldığı ülkelerde nüfus yaşlanır, çalışma çağındaki nüfusun oranı düşer ve emeklilik ile sağlık sistemleri üzerindeki yük artar. Bazı ülkeler doğurganlığı artırmak için çocuk yardımları, ebeveyn izinleri ve çocuk bakımı desteği gibi politikalar uyguluyor; bu politikaların etkisinin sınırlı olduğu ve pahalı olduğu yönünde bulgular da var. Göç, çalışma çağındaki nüfusu destekleyen bir başka yoldur; ama göçün de kendi ekonomik ve toplumsal tartışmaları vardır. Kursun ilerleyen demografi derslerinde bu soruları ayrıntılı olarak ele alacağız.
Malthus'u okumanın sınırları
Malthus'un kuramı, kendi döneminin koşullarını dikkatle gözlemleyen, ama o koşulların değişebileceğini öngöremeyen bir kuramdır. Tarım teknolojisinin hızını, sanayileşmenin etkisini ve ailelerin doğurganlık kararlarının gelirle nasıl değişebileceğini küçümsedi. Kuramının siyasi sonuçları, yoksulları kendi durumlarından sorumlu tutan bir anlayışa hizmet etti. Ama onun temel sorusu, yani nüfus, teknoloji ve kaynaklar arasındaki ilişkinin refahı nasıl belirlediği sorusu, iktisadın ve demografinin merkezinde kalmaya devam ediyor.
Uygulama
Özet kartı
- Thomas Robert Malthus, 1798'de yayımlanan denemesinde nüfusun engellenmediğinde geometrik, geçim araçlarının ise en fazla aritmetik bir hızla arttığını ve bu yüzden nüfusun sürekli olarak geçim sınırına dayanacağını savundu.
- Nüfusu geçim araçlarıyla dengeleyen güçler, ölüm oranını yükselten olumlu engeller ve doğum oranını düşüren önleyici engellerdir; Malthus ikinci baskıda ahlaki öz denetimi, özellikle geç evliliği öne çıkardı.
- Malthusçu tuzakta teknolojik iyileşme kişi başı geliri yalnızca geçici olarak artırır; Ashraf ve Galor, 1–1500 döneminde teknolojinin nüfus yoğunluğunu artırdığını ama yaşam standardını değiştirmediğini buldu.
- Sanayi devrimi verimliliği nüfustan hızlı artırdı, demografik dönüşüm doğurganlığı düşürdü; dünyada kadın başına doğum 1990'daki 3,31'den 2024'te 2,25'e, Türkiye'de 2001'deki 2,38'den 2024'te 1,48'e indi.
- Malthus, genel mal fazlasının mümkün olduğunu savunarak Ricardo'ya karşı çıktı ve Keynes'in övgüsünü kazandı; yoksullara yardım konusundaki görüşleri ise en tartışmalı siyasi mirası oldu.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Nüfus ilkesi | Principle of population | Nüfusun geçim araçlarından hızlı artma eğilimi önermesi |
| Olumlu engeller | Positive checks | Ölüm oranını yükselten kıtlık, hastalık, savaş |
| Önleyici engeller | Preventive checks | Doğum oranını düşüren davranışlar |
| Malthusçu tuzak | Malthusian trap | Teknolojinin gelir yerine nüfusu artırdığı durum |
| Demografik dönüşüm | Demographic transition | Önce ölüm, sonra doğum oranlarının düştüğü geçiş |
| Genel mal fazlası | General glut | Toplam talebin toplam arzın gerisinde kalması |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Malthus'un olumlu ve önleyici engelleri arasındaki fark nedir? Her birine iki örnek ver.
- (Çıktı 2) Malthus'un kuramı sanayi öncesi dünyayı neden iyi açıklar?
- (Çıktı 3) Tarım modelimizde teknoloji düzeyi 10'dan 15'e çıksa, nüfus 100 iken kişi başı gelir ne olur? Yeni dengede nüfus ve toplam ürün ne olur?
- (Çıktı 3) Nüfus her yirmi beş yılda ikiye katlanırken geçim araçları her yirmi beş yılda başlangıç miktarı kadar artarsa, yüz yıl sonra kişi başına düşen geçim aracı başlangıcın kaç katı olur?
- (Çıktı 2) Son iki yüzyılda gelir arttıkça doğurganlığın genellikle düşmesinin üç nedenini açıkla.
- (Çıktı 4) Bir yazar, «Malthus'un kuramı çürütüldü; nüfus ve kaynaklar arasında hiçbir gerilim yoktur» diyor. Ashraf ve Galor'un bulgusunu, demografik dönüşümü ve bugünkü çevre tartışmalarını kullanarak bu görüşün eksiklerini göster.
Cevaplar
- Olumlu engeller ölüm oranını yükselterek nüfusu azaltır; kıtlık ve salgın hastalık örnektir. Önleyici engeller ise doğum oranını düşürerek nüfus artışını yavaşlatır; evliliğin ertelenmesi ve evlilik öncesi perhiz örnektir.
- Sanayi öncesi dünyada teknolojik ilerleme yavaştı ve toprak sınırlıydı. Tarımsal bir iyileşme kişi başı geliri geçici olarak artırıyor, bu da nüfusu büyütüyor ve kişi başı geliri yeniden geçim düzeyine indiriyordu. Ashraf ve Galor, 1–1500 döneminde daha ileri teknolojiye sahip toplumların daha kalabalık ama daha zengin olmadığını bularak bu öngörüyü destekledi.
- Nüfus 100 iken kişi başı gelir 15 ÷ 10 = 1,5 olur. Yeni dengede kişi başı gelir yeniden 1'e iner; 15 bölü L'nin karekökü 1'e eşitse L'nin karekökü 15, nüfus 225 olur. Toplam ürün 15 × 15 = 225'tir; nüfus yüzde 125 artmış, kişi başı gelir değişmemiştir.
- Yüz yıl, dört tane yirmi beş yıllık dönemdir. Nüfus 2⁴ = 16 katına, geçim araçları 1 + 4 = 5 katına çıkar. Kişi başına düşen geçim aracı 5 ÷ 16 ≈ 0,31, yani başlangıcın yaklaşık üçte biri olur.
- Çocuk ölümleri azaldığında aileler istedikleri sayıda yetişkin çocuğa sahip olmak için daha az doğum yapar. Eğitimin getirisi arttığında aileler az sayıda çocuğa daha fazla yatırım yapmayı tercih eder. Kadınların eğitimi ve ücretleri yükseldiğinde çocuk yetiştirmenin fırsat maliyeti artar. Sosyal güvenlik sistemleri de yaşlılıkta çocuklara bağımlılığı azaltır.
- Ashraf ve Galor'un bulgusu, Malthus'un kuramının insanlık tarihinin büyük bölümünü iyi açıkladığını gösterir; bu yüzden kuram «çürütülmüş» sayılamaz, belirli bir dönem için geçerlidir. Sanayi devrimi ve demografik dönüşüm ise son iki yüzyılda kuramın öngördüğü tuzaktan çıkışı sağladı; bugün birçok ülkenin sorunu düşük doğurganlıktır. Ama iklim, su, toprak ve biyolojik çeşitlilik gibi piyasa fiyatlarına tam yansımayan kaynakların sınırları gerçektir ve Malthus'un nüfus, teknoloji ve kaynaklar arasındaki ilişkiye dair sorusu bu alanlarda hâlâ anlamlıdır. «Hiçbir gerilim yoktur» iddiası, bu sınırları göz ardı eder.
İleri okuma
- Thomas Robert Malthus (1798). Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme. Kısa ilk baskı; Türkçe çevirisi mevcuttur.
- Quamrul Ashraf, Oded Galor (2011). «Dynamics and Stagnation in the Malthusian Epoch». American Economic Review 101(5). Malthusçu kuramın sanayi öncesi verilerle sınanması.
- Oded Galor (2022). The Journey of Humanity: The Origins of Wealth and Inequality. Dutton. Malthusçu tuzaktan çıkışın ve demografik dönüşümün geniş bir anlatımı.
- United Nations (2024). World Population Prospects 2024: Summary of Results. Dünya nüfusu ve doğurganlık eğilimlerinin güncel özeti.
Sonraki derse köprü
Malthus, yoksulluğun nedenini insan doğasında ve nüfusun sınırsız artma eğiliminde gördü; kurumların değiştirilmesinin yoksulluğu ortadan kaldıramayacağını savundu. On dokuzuncu yüzyılın ortasında Alman bir filozof ve iktisatçı, bu açıklamaya sert biçimde karşı çıktı. Ona göre işçilerin yoksulluğunun nedeni nüfus değil, kapitalizmin kendisiydi: işverenler, ücretleri düşük tutmak için sürekli bir işsizler ordusunu yedekte tutuyordu. Klasik iktisatçıların emek-değer kuramını alıp onu kapitalizmin eleştirisine dönüştürdü. Kâr nereden gelir, işçi emeğinin karşılığını tam olarak alır mı ve kapitalizm kendi sonunu mu hazırlar? Sıradaki ders Marx'ı ele alıyor.