Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kriz, finansal sistemin kendisinin çökmesidir; kredi kanalları tıkandığı için finansal krizleri izleyen durgunluklar genellikle daha sert geçer ve toparlanma daha geç gelir.
- Bankacılık, döviz ve egemen borç krizleri bilançolar aracılığıyla birbirine bağlıdır; bankacılık sorunları çoğu zaman önce başlar ve döviz ile borç krizleri onu izler.
- Likidite sorunu ile ödeme gücü sorunu farklı müdahale ister; ama yangın satışları ve yüksek kaldıraç, birinciyi ikinciye dönüştürebilir.
- Krizleri temel bozukluklarla açıklayan görüş ile kendini doğrulayan panik ve Minsky'nin içsel kırılganlık görüşü farklı politikalar önerir; gerçek krizler çoğu zaman ikisinin karışımıdır.
- Son başvuru mercii ve mevduat güvencesi panikleri durdurur, ama ahlaki tehlike yaratır; krizler tekrarlanır, çünkü uzun sakin dönemler risk iştahını yeniden büyütür.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Bankacılık krizini, döviz krizini, egemen borç krizini, ikiz krizi ve finansal istikrarsızlık hipotezini tanımlar.
- Anlama — Bir krizin sıradan bir durgunluktan neyle ayrıldığını ve likidite sorunu ile ödeme gücü sorunu arasındaki farkı açıklar.
- Uygulama — Basit bir banka bilançosu üzerinde kaldıracı hesaplar; kur şokunun, fon çekilmesinin ve kredi kayıplarının özkaynağa etkisini bulur.
- Değerlendirme — Krizleri temel bozukluklarla açıklayan görüş ile kendi kendini gerçekleştiren panik ve içsel kırılganlıkla açıklayan görüşü; kurtarma politikalarının faydası ile ahlaki tehlike maliyetini tartar.
Sezgi
Açılış
Eylül 2007'nin ortasında, İngiltere'nin kuzeyindeki bir konut kredisi bankasının şubelerinin önünde, sabahın erken saatlerinden itibaren kuyruklar oluştu. Sırada bekleyenler emekliler, küçük esnaf ve maaşlı çalışanlardı. Hiçbiri bankanın kredi defterini görmemişti; çoğu bankanın bilançosunu hiç okumamıştı. Bildikleri tek şey, bir gece önce televizyonda duydukları haberdi: banka, merkez bankasından acil destek istemişti.
Kuyruktaki herkesin akıl yürütmesi aynıydı. Banka belki sağlamdı, ama başkaları paralarını çekerse sağlam kalamayabilirdi; o hâlde en akıllıca iş, sıranın başında olmaktı. Bir önceki gün sıradan bir mali kurum olan banka, birkaç gün içinde ülkenin en çok konuşulan sorunu hâline geldi.
Bu tabloda iki soru iç içe geçer. Bir ekonomiyi, birkaç çeyrek sürüp geçen bir gerilemenin ötesine, yıllarca sürecek bir çöküşe sürükleyen şey nedir? Ve bu çöküş, gerçekten bozuk bir şeyin ortaya çıkması mıdır, yoksa korkunun kendi kendini doğrulaması mı?
Hikâye — İki kuyruk, yüz kırk bir yıl arayla
Kuyrukların önünde toplandığı banka Northern Rock'tı. Banka, verdiği konut kredilerini büyük ölçüde mevduatla değil, toptan fon piyasalarından kısa vadeli borçlanarak ve kredilerini paketleyip yatırımcılara satarak finanse ediyordu. 2007 yazında ABD konut piyasasındaki sorunlar yayılınca bu piyasalar dondu. Kimse kime ne kadar risk taşıdığını bilmediği için bankalar birbirlerine borç vermekten çekindi. Northern Rock'ın kredileri henüz batmamıştı, ama bankanın vadesi gelen borçlarını yenileyecek kaynağı kalmamıştı.
13 Eylül akşamı BBC, bankanın İngiltere Merkez Bankası'ndan acil destek istediğini duyurdu. Ertesi gün, şubelerin açıldığı ilk sabah, kuyruklar başladı. O gün yaklaşık bir milyar sterlinin, yani toplam mevduatın yüzde beşi kadarının çekildiği tahmin edildi. Kuyruklar ancak 17 Eylül'de Maliye Bakanı Alistair Darling'in bütün mevduatların hükümet ve merkez bankası tarafından güvence altına alındığını açıklamasıyla dağıldı. Banka birkaç ay sonra, Şubat 2008'de kamulaştırıldı.
Northern Rock'ın hikâyesi sık sık başka bir tarihle karşılaştırıldı. İngiltere'de bir bankanın önünde bu tür bir kuyruk en son 1866'da görülmüştü. O yılın 9 Mayıs'ında Londra'nın en büyük senet aracılarından Overend Gurney, İngiltere Merkez Bankası'ndan yardım istedi. Merkez bankası, kurumun ödeme gücünü yitirdiği gerekçesiyle yardımı reddetti ve Overend Gurney ertesi gün ödemelerini durdurdu. Ardından gelen paniği yatıştırmak için ise merkez bankası öbür kurumlara o güne kadarki en geniş kredi desteğini açtı.
Bu iki karar, yani batmış olanı kurtarmamak ama sağlam olanları paniğe kurban etmemek, gazeteci ve iktisatçı Walter Bagehot'un 1873'te yayımlanan Lombard Street kitabında bir ilkeye dönüştü: bir panikte merkez bankası, iyi teminat karşılığında, yüksek bir faizle ve bol bol borç vermelidir. İki kuyruğu yüz kırk bir yıl arayla birbirine bağlayan soru hep aynıydı: kuyruğun önündeki kurum gerçekten batmış mıydı, yoksa yalnızca herkesin aynı anda kapıya koşmasından mı zarar görüyordu?
Kavram
Krizleri sıradan durgunluklardan ayıran şey, çoğu zaman finansal sistemin kendisinin çökmesidir. Kriz sınıflandırmaları, sorunun hangi bilançoda patlak verdiğine bakar.
Bankacılık krizi, tek bir kurumun başına gelen bir kaza değildir. Bankalar birbirine borçludur, aynı varlıkları taşır ve aynı mudilerin güvenine dayanır; birinin zorlanması öbürlerini de şüpheli hâle getirir.
Bu üç tür kriz nadiren yalnız kalır. Bir bankacılık sorunu kuru, kur sorunu bankaları, bankaların kurtarılması da devletin borcunu sarsabilir.
Veri ve kanıt
Krizler sanıldığı kadar nadir değildir. Uluslararası Para Fonu'nda çalışan iki iktisatçının derlediği veritabanı, 1970'ten 2017'ye kadar dünyada yaşanan krizleri tek tek tarihlendirir. Veritabanı kriz türlerinin birbirini izleme sırasını da gösterir.
Bu sıralamayı ondan yaklaşık iki on yıl önce fark eden bir çalışma da vardır. İktisatçılar Graciela Kaminsky ve Carmen Reinhart, 1970'lerden 1990'ların ortasına kadar yaşanan bankacılık ve döviz krizlerini incelediler ve bankacılık sorunlarının genellikle döviz krizinden önce başladığını buldular.
İki bulgu birlikte okunduğunda ortak bir resim çıkar: krizlerin büyük kısmı iyi günlerin içinde hazırlanır. Kredinin hızla büyüdüğü, yabancı sermayenin bol aktığı ve paranın güçlü göründüğü yıllar, çöküşün tohumlarının atıldığı yıllardır.
Yaygın yanlış«Bir bankanın önünde kuyruk varsa o banka batmıştır; sağlam bir banka paniğe dayanır.»
Bankalar vadesi uzun kredileri, her an çekilebilecek mevduatla ve kısa vadeli borçla finanse eder. En sağlam banka bile bütün mudiler aynı gün gelirse onlara ödeme yapamaz, çünkü kredilerini bir günde nakde çeviremez. Kuyruk, bankanın batık olduğunu değil, güvenin yittiğini gösterir; ama güven yitince sağlam bir banka da batabilir.
Yaygın yanlış«Krizler dışarıdan gelen beklenmedik şoklardır; önceden hiçbir işaret vermezler.»
Tetikleyici çoğu zaman beklenmediktir, ama kırılganlık yıllar içinde birikir. Hızlı kredi büyümesi, kısa vadeli dış borç, para uyumsuzluğu ve aşırı değerli bir kur gibi uyarı işaretleri birçok krizden önce görülmüştür. Sorun, bu işaretlerin yanlış alarm da verebilmesi ve iyi günlerde ciddiye alınmamasıdır.
Neden önemli?
Türkiye bu dersin konusunu kitaptan değil kendi yakın tarihinden tanır. 1994 ve 2001 krizleri, bankacılık, kur ve kamu borcu sorunlarının birbirine nasıl dolanabildiğini gösterdi; 2001 krizinin ayrıntıları, krizler dosyasında ayrı bir ders olarak işlenir. Bu ders, o tek tek hikâyelerin arkasındaki ortak mekanizmaları bir araya getiriyor.
Krizleri anlamak, bir hanenin kendi kararları için de önemlidir. Kriz dönemlerinde işler, birikimler ve borçlar aynı anda sarsılır. Gelirinin lira, borcunun döviz cinsinden olması, kısa vadeli borçla uzun vadeli bir yükümlülüğü finanse etmek ya da bütün birikimi tek bir kuruma bırakmak, bir bankanın başına gelen kırılganlıkların hane düzeyindeki karşılıklarıdır.
Kamu tartışmaları da bu mekanizmaların anlaşılmasına bağlıdır. Bir banka kurtarılmalı mı? Merkez bankası ne zaman ve kime borç vermeli? Mevduat güvencesi ne kadar geniş olmalı? Bu soruların cevabı, bir krizin paniğe mi yoksa gerçek bir bozukluğa mı dayandığını ayırt edebilmeye bağlıdır.
Model
Krizi durgunluktan ayıran nedir?
Bir önceki derste gördüğümüz sıradan durgunlukta ekonomi yavaşlar, ama finansal sistem çalışmaya devam eder. Bankalar kredi vermeyi sürdürür, ödeme sistemi işler, devlet borçlanabilir. Kriz ise tam bu altyapının bozulmasıdır. Kredi musluğu kesildiğinde sağlam şirketler bile işletme sermayesi bulamaz, yatırımlar durur ve daralma kendi kendini besler. Bu nedenle finansal krizlerin ardından gelen durgunluklar, ortalama olarak hem daha derin hem de daha uzun olur. Kriz, bir ekonominin yalnızca yavaşlaması değil, kaynakları sahiplerinden kullanıcılara taşıyan kanalların tıkanmasıdır.
Bilanço bakışı
Her krizi anlamanın en iyi aracı bir bilançodur. Bilançonun bir tarafında varlıklar, yani kurumun sahip oldukları ve alacakları; öbür tarafında yükümlülükler, yani borçları ve sahiplerinin payı olan özkaynak yer alır. Varlıklar yükümlülüklerin toplamına eşittir; özkaynak, varlıklarla borçlar arasındaki farktır. Bir kriz, bu tabloda üç yerden birinde başlar: varlıkların değeri düşer, borçlar yenilenemez ya da borçların değeri yabancı para yüzünden şişer. Hangisinin başladığına bakmak, krizin türünü ve gereken müdahaleyi belirler.
Likidite ile ödeme gücü
Önceki derslerde likidite krizini tanımladık: bir kurumun varlıkları borçlarından fazla olsa bile vadesi gelen borcunu ödeyecek nakdi bulamaması. Ödeme gücü sorunu (insolvency) ise daha derindir: varlıkların değeri borçların altına düşmüştür, özkaynak eksiye dönmüştür. Birinci durumda kuruma zaman ve nakit tanınırsa sorun geçer; ikincisinde nakit yalnızca kaybı erteler. 1866'da merkez bankasının Overend Gurney'i reddetmesi bu ayrıma dayanıyordu. Sorun şu ki kriz anında bu ayrımı yapmak zordur: varlıkların değeri, onları bugün satmak zorunda kalıp kalmadığınıza bağlıdır.
Kaldıraç kırılganlığı nasıl büyütür?
Kaldıraç, bir kurumun varlıklarının özkaynağına oranıdır. Özkaynağı 8, varlıkları 100 olan bir banka 12,5 kat kaldıraçla çalışır. Bu oran, özkaynağın ne kadar ince bir tampon olduğunu gösterir: varlıkların değerindeki yüzde sekizlik bir düşüş, özkaynağın tamamını siler. Kaldıraç iyi günlerde getiriyi büyütür, çünkü aynı özkaynakla daha çok varlık taşınır. Kötü günlerde ise zararı aynı oranda büyütür. Finansal kurumların kaldıracı, sıradan şirketlerinkinden çok daha yüksek olduğu için, küçük bir değer kaybı bile onları sınırın ötesine itebilir.
Yangın satışları
Borcunu yenileyemeyen bir kurum nakit bulmak için varlık satmak zorunda kalır. Aynı anda birçok kurum aynı varlıkları satarsa fiyatlar sert düşer; buna yangın satışı (fire sale) denir. Düşen fiyatlar, o varlıkları taşıyan başka kurumların bilançosunu da bozar, onların da satmasını gerektirir. Böylece tek bir kurumun likidite sorunu, piyasadaki fiyatlar aracılığıyla bütün sisteme yayılır ve başlangıçta sağlam olan kurumları da ödeme güçsüzlüğüne sürükleyebilir. Borç deflasyonu mekanizması da aynı mantıkla işler: borcunu ödemek için satan herkes, borcun gerçek yükünü artırır.
Bankacılık krizinin anatomisi
Tipik bir bankacılık krizi, uzun bir kredi genişlemesiyle başlar. Bankalar konut, inşaat ya da tüketim kredilerini hızla büyütür; teminat olarak gösterilen varlıkların fiyatları yükselir ve bu yükseliş yeni kredilere dayanak olur. Denetim çoğu zaman bu hızın gerisinde kalır. Bir noktada varlık fiyatları düşmeye başlar, sorunlu krediler artar ve bankaların özkaynağı erir. Mudiler ve toptan fonlayıcılar hangi bankanın zarar ettiğini bilemediği için hepsinden birden kaçar. Bankalar kredi vermeyi keser ve kredi daralması, ekonomiyi daha derin bir daralmaya iter.
Döviz krizinin ilk açıklaması
Döviz krizlerinin ilk modeli, iktisatçı Paul Krugman'ın 1979'daki çalışmasına dayanır. Bu açıklamada kriz, tutarsız politikaların kaçınılmaz sonucudur. Bir ülke kurunu sabit tutarken bütçe açığını para basarak finanse ediyorsa, merkez bankası bu kuru savunmak için rezervlerini sürekli harcar. Rezervler bir gün tükenecektir; yatırımcılar bunu önceden görür ve rezervler sıfıra inmeden, bir anda saldırıya geçer. Krizin zamanlaması ani görünür, ama nedeni yıllardır görünür olan bir tutarsızlıktır. Bu görüşe göre krizleri önlemenin yolu, politikayı tutarlı hâle getirmektir.
Beklentilerin kendini doğrulaması
1990'larda gelen ikinci açıklama, iktisatçı Maurice Obstfeld'in katkısıyla gelişti. Bu açıklamada politika tutarsız olmak zorunda değildir. Hükümet sabit kuru korumak ister, ama bunun bir bedeli vardır: kuru savunmak için faizleri yükseltmek işsizliği artırır ve bankaları zorlar. Yatırımcılar hükümetin bu bedeli ödemeyeceğine inanırsa paraya saldırır; saldırı faizleri yükseltir, bedeli artırır ve hükümet gerçekten vazgeçer. Aynı ekonomi, beklentilere göre sakin ya da kriz içinde olabilir. Bu da krizlerin yalnızca kötü politikanın cezası olmadığını düşündürür.
Egemen borç krizi
Devletin borcu, kendi bütçesiyle, büyüme hızıyla ve borçlanma maliyetiyle ilişkilidir. Faizler büyüme hızını aştığında, bütçe fazla vermeyen bir devletin borç oranı kendiliğinden yükselir. Yatırımcılar bu yükselişin süreceğinden korktuğunda daha yüksek faiz ister; yüksek faiz borç yükünü artırır ve korkuyu doğrular. Borcu yabancı parayla olan bir devlet için kur düşüşü aynı etkiyi yapar. Devlet parasını kendisi basamıyorsa bu sarmal daha kolay başlar. Borç krizleri de bu yüzden hem bütçe gerçeklerine hem de beklentilere bağlıdır.
Krizler birbirini nasıl tetikler?
Üç kriz türü, bilançolar aracılığıyla birbirine bağlıdır. Bankalar dövizle borçlanıp lirayla kredi vermişse, kurdaki sert düşüş onların borcunu şişirir ve bir döviz krizi bankacılık krizine döner. Devlet batan bankaları kurtarmak için borçlanırsa bankacılık krizi kamu borcu krizine dönüşür. Bankalar da kendi devletlerinin tahvillerini yoğun biçimde taşıdığında, devletin zorlanması bankaları vurur; bu banka-devlet kısır döngüsüdür. Ani duruş, yani sermaye girişinin birden kesilmesi, üçünü aynı anda tetikleyebilir. Bu bağlantılar, bir kriz başladığında neden hızla genişlediğini açıklar.
Çözümlü örnek — Bir bankanın üç kötü günü
Bir bankanın bilançosu milyon lira cinsinden şöyle olsun. Varlıklar: 10 likit varlık, 90 lira cinsinden kredi; toplam 100. Yükümlülükler: 60 mevduat, 32 yurt dışından alınmış dolar borcu (3,2 milyon dolar, kur 10), 8 özkaynak; toplam 100.
Kaldıraç: 100 ÷ 8 = 12,5.
Kur şoku. Lira yüzde 25 değer kaybeder ve kur 10'dan 12,5'e çıkar. Dolar borcu 3,2 × 12,5 = 40 milyon liraya yükselir; borç 8 artar. Varlıklar değişmediği için özkaynak 8 − 8 = 0 olur. Banka tek bir kredisi batmadan sermayesiz kalır. Bu, para uyumsuzluğunun ikiz krizi nasıl başlattığını gösterir.
Fon çekilmesi. Kur sabit kalsın, ama yurt dışındaki fonlayıcılar dolar borcunun yarısını, yani 16 milyon liralık kısmını yenilemesin. Banka 10 likit varlığını kullanır, 6 eksik kalır. Kredileri acele satmak zorundadır ve alıcılar yüzde 25 iskonto ister: 6 nakit için defter değeri 8 olan kredi satılır. Kayıp 2 olur, özkaynak 6'ya düşer. Banka hâlâ ayaktadır ama tamponunun dörtte birini bir likidite sorunu yüzünden kaybetmiştir.
Kredi kaybı. Kur ve fonlar sabit kalsın, ama kredilerin yüzde 10'u batsın. Kayıp 0,10 × 90 = 9 olur. Özkaynak 8 − 9 = −1'e düşer ve banka ödeme güçsüzdür. Bu durumda merkez bankasının nakit vermesi sorunu çözmez; ya sermaye eklenmeli ya da banka tasfiye edilmelidir.
Üç senaryo, aynı bankanın üç farklı biçimde krize girebileceğini ve her birinin farklı bir müdahale gerektirdiğini gösterir.
Genişlemenin içinde biriken kırılganlık
Hyman Minsky, borçlanmanın üç biçimini ayırdı. Güvenli finansmanda (hedge finance) borçlunun nakit akışı hem faizi hem anaparayı karşılar. Spekülatif finansmanda nakit akışı faizi karşılar, ama anapara ancak borç yenilenerek ödenebilir. Ponzi finansmanında ise nakit akışı faizi bile karşılamaz; borçlu, varlık fiyatlarının yükselmesine ve yeni borca muhtaçtır. Minsky'ye göre uzun bir istikrar dönemi, borçluları ve bankaları birinci biçimden üçüncüye doğru iter, çünkü kötü günlerin hatırası silinir. Yeterince borçlu üçüncü gruba geçtiğinde küçük bir faiz artışı ya da fiyat düşüşü, zincirleme satışları başlatır.
Minsky'ye itirazlar
Minsky'nin görüşü uzun yıllar ana akım iktisadın kenarında kaldı ve 2008'den sonra yeniden okunmaya başlandı. Eleştirmenler bazı sorunlara dikkat çeker. Hipotez, krizlerin neden belirli bir anda patlak verdiğini açıklamakta zayıftır; istikrarlı her dönemi potansiyel bir tehlike olarak görmek, gerçekleşmeyen pek çok krizi de öngörmek anlamına gelir. Bir balonu şişerken tanımak da kolay değildir; verimlilikteki gerçek bir sıçrama, yükselen varlık fiyatlarını haklı çıkarabilir. Destekçiler ise ana akım modellerin finansal sistemi uzun süre dışarıda bıraktığını ve krizi öngörmekte başarısız olduğunu hatırlatır. Bugün birçok merkez bankası kredi büyümesini ve kaldıracı izleyerek, iki görüşün bir sentezine yaslanır.
Temel bozukluk mu, panik mi?
Krizlerin nedeni konusundaki asıl tartışma iki uç arasında geçer. Bir görüşe göre krizler, sürdürülemez bütçe açıkları, aşırı değerli sabit kurlar, zayıf bankacılık denetimi ve devletin kurtaracağı beklentisiyle alınan aşırı riskler gibi gerçek bozuklukların ortaya çıkmasıdır; piyasa yalnızca var olanı görünür kılar. Öbür görüşe göre, banka panikleri ve kendini doğrulayan döviz saldırıları gibi, sağlam bir ekonomi de korkunun kurbanı olabilir. İki görüşün politika önerileri farklıdır: birincisi kurumları ve politikaları düzeltmeyi, ikincisi panikleri durduracak güvenceleri öne çıkarır. Çoğu gerçek kriz, zayıf temellerin paniği mümkün kıldığı bir karışımdır.
Kurtarma ikilemi
Bagehot'un ilkesi, paniğin kendini doğrulayan tarafına karşı bir ilaçtır: merkez bankası sağlam kurumlara bol kredi verirse kimsenin kapıya koşmasına gerek kalmaz. Mevduat güvencesi de aynı işi görür. Ama her güvencenin bir bedeli vardır. Zararın kamuya aktarılacağını bilen banka yöneticileri ve alacaklılar daha fazla risk almaya yönelebilir; bu, daha önce gördüğümüz ahlaki tehlikedir. Bagehot'un yüksek faiz ve iyi teminat şartı, bu riski sınırlamak için vardır. Uygulamada kriz anında sağlam ile batığı ayırmak zor olduğu için merkez bankaları çoğu zaman ilkenin öngördüğünden daha geniş müdahale eder ve bu da tartışmayı canlı tutar.
Aynı hata neden tekrarlanır?
Carmen Reinhart ve Kenneth Rogoff, sekiz yüzyılı kapsayan kriz verisini inceledikleri kitaplarına This Time Is Different (Bu sefer farklı) adını verdiler. Başlık, her büyük kredi genişlemesinde tekrar eden bir inancı anlatır: eski kurallar artık geçerli değildir, çünkü yeni teknolojiler, yeni finansal araçlar ya da daha iyi politikalar dünyayı değiştirmiştir. Yazarların vardığı sonuç, borç birikiminin ve kırılganlığın biçim değiştirse de özünde benzer kaldığıdır. Bir krizin ardından sıkılaştırılan kurallar, uzun bir sakin dönemde gevşer; kriz yaşayan kuşak emekli olur ve risk iştahı yeniden artar.
Krizin bedeli
Finansal krizlerin maliyeti yalnızca kriz yılıyla sınırlı değildir. Laeven ve Valencia'nın verisi, yüksek gelirli ülkelerde bankacılık krizlerinin daha uzun sürdüğünü ve daha büyük üretim kayıplarıyla geldiğini gösterir. Bu ülkelerde bankalara doğrudan yapılan kamu harcaması görece düşük, ama krizle mücadele için yapılan genişletici harcamalar yüzünden kamu borcundaki artış daha büyüktür. Düşük ve orta gelirli ülkelerde ise bankaları kurtarmanın doğrudan maliyeti daha yüksektir. Her iki durumda da kriz, işsizliği, kamu borcunu ve kredi erişimini yıllarca etkileyen bir iz bırakır.
Modelin sınırları
Bu dersteki mekanizmalar bir haritadır, bir tahmin makinesi değildir. Uyarı işaretleri geçmişteki krizlerin çoğundan önce görüldü, ama aynı işaretlerin kriz getirmeden geçtiği dönemler de oldu. Sınıflandırmalar da tartışmalıdır: bir kur düşüşünün hangi eşikte kriz sayılacağı, bir bankacılık sorununun ne zaman sistemik olduğu, araştırmacıların seçimlerine bağlıdır. Krizler aynı zamanda siyasi olaylardır; kimin zararı üstleneceği kararı ekonomik modellerin dışında verilir. Bu yüzden krizleri anlamak, bilançoları okumak kadar kurumları ve beklentileri de okumayı gerektirir.
Uygulama
Özet kartı
- Kriz, finansal sistemin kendisinin çökmesidir; kredi kanalları tıkandığı için finansal krizleri izleyen durgunluklar genellikle daha sert geçer ve toparlanma daha geç gelir.
- Bankacılık, döviz ve egemen borç krizleri bilançolar aracılığıyla birbirine bağlıdır; bankacılık sorunları çoğu zaman önce başlar ve döviz ile borç krizleri onu izler.
- Likidite sorunu ile ödeme gücü sorunu farklı müdahale ister; ama yangın satışları ve yüksek kaldıraç, birinciyi ikinciye dönüştürebilir.
- Krizleri temel bozukluklarla açıklayan görüş ile kendini doğrulayan panik ve Minsky'nin içsel kırılganlık görüşü farklı politikalar önerir; gerçek krizler çoğu zaman ikisinin karışımıdır.
- Son başvuru mercii ve mevduat güvencesi panikleri durdurur, ama ahlaki tehlike yaratır; krizler tekrarlanır, çünkü uzun sakin dönemler risk iştahını yeniden büyütür.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Bankacılık krizi | Banking crisis | Bankacılık sisteminin geneline yayılan çöküş ve geniş kamu müdahalesi |
| Döviz krizi | Currency crisis | Paranın kısa sürede sert değer kaybı ya da kuru savunan rezervlerin erimesi |
| Egemen borç krizi | Sovereign debt crisis | Devletin borcunu ödeyememesi ya da yeniden yapılandırmak zorunda kalması |
| İkiz kriz | Twin crises | Bankacılık ve döviz krizinin aynı dönemde birbirini derinleştirmesi |
| Finansal istikrarsızlık hipotezi | Financial instability hypothesis | Uzun istikrarın borçlanmayı riskli biçimlere itip kırılganlık biriktirdiği görüşü |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Bankacılık krizi, döviz krizi ve egemen borç krizini birer cümleyle tanımla; ikiz krizin bunlardan hangi ikisini birleştirdiğini yaz.
- (Çıktı 2) Likidite sorunu ile ödeme gücü sorunu arasındaki fark nedir? 1866'da İngiltere Merkez Bankası'nın Overend Gurney'e ve öbür kurumlara karşı tutumu bu ayrımı nasıl yansıtır?
- (Çıktı 3) Bir bankanın varlıkları 200, özkaynağı 10 milyon liradır; kaldıracı kaçtır? Bankanın 180 milyonluk kredisinin yüzde 6'sı batarsa özkaynağı ne olur?
- (Çıktı 3) Bir bankanın 20 milyon lira özkaynağı ve 5 milyon dolar borcu var; kur 20'dir. Kur yüzde 20 değer kaybederse, başka hiçbir şey değişmeden özkaynak ne olur?
- (Çıktı 2) Bir bankacılık krizi nasıl bir egemen borç krizine dönüşebilir? İki kanal açıkla.
- (Çıktı 4) Krizleri temel bozukluklarla açıklayan görüş ile kendini doğrulayan panik görüşü, bir hükümetin krizden önce ve kriz sırasında yapması gerekenler konusunda nasıl ayrışır?
Cevaplar
- Bankacılık krizi, bankacılık sisteminde yaygın çekilişler, iflaslar ya da zararlar ve geniş kamu müdahalesidir. Döviz krizi, paranın kısa sürede sert değer kaybı ya da kuru savunan rezervlerin hızla erimesidir. Egemen borç krizi, devletin borcunu ödeyememesi ya da yeniden yapılandırmak zorunda kalmasıdır. İkiz kriz, bankacılık ve döviz krizlerinin birlikte yaşanmasıdır.
- Likidite sorununda kurumun varlıkları borçlarından fazladır, ama vadesi gelen borç için nakdi yoktur; zaman ve nakit sorunu çözer. Ödeme gücü sorununda varlıkların değeri borçların altına düşmüştür ve nakit kaybı yalnızca erteler. Merkez bankası Overend Gurney'i ödeme gücünü yitirdiği gerekçesiyle kurtarmadı, ama paniğin sağlam kurumları batırmaması için öbürlerine geniş kredi açtı.
- Kaldıraç 200 ÷ 10 = 20'dir. Kayıp 0,06 × 180 = 10,8 milyon liradır. Özkaynak 10 − 10,8 = −0,8 milyon liraya düşer; banka ödeme güçsüz hâle gelir.
- Dolar borcu başlangıçta 5 × 20 = 100 milyon liradır. Kur yüzde 20 artarak 24 olur ve borç 5 × 24 = 120 milyon liraya çıkar. Borç 20 milyon lira arttığı için özkaynak 20 − 20 = 0 olur.
- Devlet batan bankaları kurtarmak, mevduatları güvenceye almak ya da bankalara sermaye koymak için borçlanırsa kamu borcu hızla yükselir. Ayrıca bankacılık krizinin yol açtığı derin durgunluk vergi gelirlerini düşürür ve harcamaları artırır. İki kanal da borç oranını yükseltir ve yatırımcılar daha yüksek faiz isteyince borç krizi başlayabilir.
- Temel bozukluk görüşü, krizden önce bütçeyi, kur politikasını ve bankacılık denetimini düzeltmeyi öne çıkarır; kriz sırasında kötü kurumların kurtarılmasına karşı temkinlidir, çünkü bunu ahlaki tehlikenin kaynağı sayar. Panik görüşü, sağlam bir ekonominin de korkunun kurbanı olabileceğini söyler; kriz sırasında son başvuru mercii desteğini, mevduat güvencesini ve rezerv tamponlarını öne çıkarır. Çoğu iktisatçı iki yaklaşımın birlikte gerektiğini kabul eder: iyi günlerde tampon ve denetim, kriz anında panik kırıcı güvence.
İleri okuma
- Walter Bagehot (1873). Lombard Street: A Description of the Money Market. Son başvuru mercii ilkesinin klasik kaynağı.
- Paul Krugman (1979). «A Model of Balance-of-Payments Crises». Journal of Money, Credit and Banking 11(3). Döviz krizlerinin ilk modeli.
- Graciela L. Kaminsky, Carmen M. Reinhart (1999). «The Twin Crises: The Causes of Banking and Balance-of-Payments Problems». American Economic Review 89(3). Bankacılık ve döviz krizlerinin sıralaması.
- Carmen M. Reinhart, Kenneth S. Rogoff (2009). This Time Is Different: Eight Centuries of Financial Folly. Princeton University Press. Uzun dönem kriz tarihi.
- Luc Laeven, Fabián Valencia (2018). «Systemic Banking Crises Revisited». IMF Working Paper 18/206. Kriz tarihleri, politika tepkileri ve maliyetler veritabanı.
Sonraki derse köprü
Bu derste krizleri sayarken ve maliyetlerini karşılaştırırken sayı yığınlarıyla çalıştık: yüzlerce kriz, farklı sürelerde, çok farklı üretim kayıplarıyla. Birkaç kriz çok pahalıya patlarken çoğu daha ılımlı geçtiğinde, «tipik» bir krizin maliyetini tek bir sayıyla söylemek için ortalama mı yoksa ortanca mı kullanılmalıdır? Değerlerin ne kadar dağınık olduğunu nasıl ölçeriz? Bir veri kümesini özetlemenin bu temel araçlarını, betimsel istatistiği, sıradaki ders ele alıyor.