Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kapalı bir ekonomide ulusal tasarruf her zaman yatırıma eşittir; açık bir ekonomide tasarruf ile yatırım arasındaki fark cari işlemler dengesine eşittir.
- Ulusal tasarruf, özel tasarruf ile kamu tasarrufunun toplamıdır; bütçe açığı kamu tasarrufunu, dolayısıyla ulusal tasarrufu azaltır.
- Ödünç verilebilir fonlar piyasasında faiz, tasarruf arzını yatırım talebine eşitler; bütçe açığı faizi yükseltip özel yatırımı dışlayabilir.
- Finansal aracılar bilgi toplar, riski dağıtır ve vadeleri dönüştürür; bilgi sorunları teminatı olmayanların krediye erişimini zorlaştırır.
- Mikrokredi deneyleri hafif olumlu ama dönüştürücü olmayan etkiler buldu; dışlama etkisinin gücü ekonominin konjonktürdeki konumuna bağlıdır.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Ulusal tasarrufu, kamu tasarrufunu, ödünç verilebilir fonlar piyasasını, finansal aracılığı ve dış tasarrufu tanımlar.
- Anlama — Bir ekonomide tasarrufun neden yatırıma eşit olmak zorunda olduğunu ve finansal sistemin bu eşitliği nasıl kurduğunu açıklar.
- Uygulama — Ödünç verilebilir fonlar piyasasında denge faizini ve yatırımı hesaplar; bir bütçe açığının faize ve özel yatırıma etkisini bulur.
- Değerlendirme — Kamu açıklarının özel yatırımı dışlayıp dışlamadığına ve mikrokredinin yoksulluğa etkisine dair kanıtları farklı görüşler üzerinden değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bir öğretmen her ay maaşının bir kısmını bankadaki hesabına yatırıyor. Aynı şehirde bir mobilya atölyesi, yeni bir kesim makinesi almak için kredi arıyor. Öğretmen ile atölye sahibi birbirini hiç tanımıyor. Ama öğretmenin biriktirdiği para, bir süre sonra atölyenin yeni makinesine dönüşebilir.
Bu dönüşüm, ekonominin en önemli ama en az fark edilen işlerinden biridir. Uzun dönem büyüme dersinde sermaye birikiminin büyümenin kaynaklarından biri olduğunu gördük. Birikim ise iki halkadan oluşur: birileri gelirinin bir kısmını harcamayıp kenara koyar, ve kenara konan bu kaynak üretken bir yatırıma ulaşır. Tasarruf edenler ile yatırım yapmak isteyenler çoğu zaman farklı kişilerdir; aralarındaki köprüyü finansal sistem kurar.
Bu köprü iyi çalıştığında, bir ülkenin birikimi en verimli projelere akar. Kötü çalıştığında, birikim ya atıl kalır ya da yanlış yerlere gider. Bu derste köprünün nasıl kurulduğuna, kimlerin onu kullanabildiğine ve devletin borçlanmasının bu köprü üzerindeki trafiği nasıl etkilediğine bakıyoruz.
Hikâye — Kırk iki kadın ve yirmi yedi dolar
1976'da Bangladeş'te Chittagong Üniversitesi'nde iktisat dersleri veren Muhammad Yunus, üniversitenin yakınındaki Jobra köyünü ziyaret etti. Köyde bambudan tabure yapan kadınlarla konuştu. Kadınlar, bambuyu satın alacak parayı tefecilerden borç alıyor, ürettikleri tabureleri de aynı tefecilere, onların belirlediği fiyattan satmak zorunda kalıyordu. Günün sonunda ellerine neredeyse hiçbir şey geçmiyordu.
Yunus, köyde benzer durumda olan kişilerin bir listesini çıkardı. Listede 42 kişi vardı ve ihtiyaç duydukları toplam para 27 dolardı. Yunus bu parayı kendi cebinden borç olarak verdi. Kadınlar hammaddeyi kendileri alabildi, ürettiklerini piyasa fiyatından sattı ve borçlarını geri ödedi.
Yunus'un asıl sorusu şuydu: bu kadar küçük bir tutarı neden hiçbir banka vermiyordu? Cevap iktisadi idi. Bankalar için küçük krediler pahalıydı: her kredinin incelenmesi, izlenmesi ve tahsil edilmesi, kredi küçük de olsa aynı emeği gerektiriyordu. Yoksul borçluların teminatı yoktu ve bankalar onların güvenilir olup olmadığını bilemiyordu. Tasarruf ile yatırım arasındaki köprü, yoksulların kapısına kadar uzanmıyordu.
Yunus'un kurduğu Grameen Bankası, bu sorunu grup sorumluluğu ile aşmaya çalıştı: borçlular küçük gruplar hâlinde örgütleniyor ve grubun üyeleri birbirinin geri ödemesini takip ediyordu. Banka 1983'te resmî bir kuruma dönüştü ve modeli dünyaya yayıldı. Yunus ve Grameen Bankası 2006'da Nobel Barış Ödülü'nü paylaştı. Ama sonraki yıllarda iktisatçılar, mikrokredinin yoksulluğu ne ölçüde azalttığını titizlikle sınamaya başladığında, tablo ilk umutlar kadar parlak çıkmadı.
Kavram
Bir ekonominin bir yılda ürettiği gelirin bir kısmı tüketilir, bir kısmı vergi olarak devlete gider. Tüketilmeyen ve devletin de harcamadığı kısım tasarruftur. Tasarruf, ekonominin yatırım yapabileceği kaynağın ta kendisidir.
Devlet de tasarruf eder ya da tasarrufu eksiye düşürür. Topladığı vergiler harcamalarından fazlaysa bütçe fazlası verir ve ulusal tasarrufa katkı yapar; az ise bütçe açığı verir ve ulusal tasarrufu azaltır.
Tasarruf edenler ile yatırım yapanları buluşturan yere, iktisatçılar tek bir piyasa gibi bakar. Bu piyasada tasarruf edenler fonlarını ödünç verir, yatırım yapmak isteyenler ödünç alır ve faiz, ödünç verilen fonun fiyatıdır.
Gerçekte bu piyasa, bankalardan, borçlanma araçları piyasasından, borsadan ve fonlardan oluşan bir kurumlar ağıdır. Bu kurumların temel işi, tasarruf edenlerin parasını yatırım yapanlara ulaştırmaktır.
Veri ve kanıt
Mikrokredinin yaygınlaşmasından sonra, iktisatçılar etkisini kurayla yapılan deneylerle ölçmeye başladı. Bazı mahallelere ya da köylere mikrokredi şubesi açıldı, bazılarına açılmadı; iki grup yıllar içinde karşılaştırıldı.
Bu bulgu iki farklı biçimde yorumlandı. Mikrokredinin eleştirmenleri, onun yoksulluğu sona erdirecek bir araç olarak pazarlanmasının abartılı olduğunu vurguladı. Savunucuları ise mikrokredinin asıl değerinin, yoksul hanelere tüketimlerini dengeleme, ani harcamaları karşılama ve tefecilerden kurtulma imkânı vermesi olduğunu, ortalama gelir artışının bu faydaları ölçmek için doğru gösterge olmadığını savundu. Deneylerin bir bulgusu iki tarafça da kabul gördü: etkiler kişiden kişiye çok farklıydı. Zaten iş kurmuş ve girişimci eğilimli haneler krediden daha çok yararlanıyordu.
Türkiye ölçeğinde tasarruf ile yatırım arasındaki ilişki, ulusal hesaplardan izlenir.
Bu fark, bir ülkenin kendi tasarrufunun yatırımlarına yetmediği durumda ne olduğunu gösterir. Eksik kalan kısım yurt dışından borçlanarak ya da yabancı yatırımcıların sermayesiyle kapatılır. Bunun ülkenin dış ticaret ve ödemeler dengesindeki yansıması, cari işlemler açığıdır.
Yaygın yanlış«Tasarruf etmek ekonomiye zarar verir, çünkü harcanmayan para ekonomiden çekilmiş olur.»
Bankaya yatırılan ya da tahvile konan tasarruf ekonomiden çekilmez; finansal sistem aracılığıyla yatırım yapmak isteyenlere ödünç verilir ve makine, bina, altyapı olarak harcanır. Tasarrufun kısa dönemde talebi azaltabileceği durumlar vardır, ama uzun dönemde yatırımın ve büyümenin kaynağıdır.
Yaygın yanlış«Devletin borçlanması yalnızca devleti ilgilendirir.»
Devlet bütçe açığını kapatmak için borçlandığında, aynı tasarruf havuzundan fon talep eder. Ekonomi tam kapasiteyle çalışıyorsa bu talep faizleri yükseltebilir ve özel sektörün yatırım yapmasını zorlaştırabilir. Açığın özel yatırıma etkisi, ekonominin durumuna ve açığın nasıl finanse edildiğine bağlıdır.
Neden önemli?
Türkiye'de yurt içi tasarrufun düşüklüğü, uzun yıllar boyunca ekonomi politikası tartışmalarının merkezinde oldu. Tasarruf yetersiz kaldığında yatırımlar dış kaynağa bağımlı hâle gelir; dış kaynak kesildiğinde, 2001 krizinde olduğu gibi, yatırım ve büyüme sert biçimde düşer. Bireysel emeklilik ve otomatik katılım sistemleri, uzun vadeli tasarrufu artırmaya yönelik politikaların bir parçasıdır.
Finansal sistemin kalitesi de en az tasarruf miktarı kadar önemlidir. Tasarruflar ne kadar büyük olursa olsun, kredinin yalnızca büyük ve bağlantılı şirketlere gittiği, küçük işletmelerin ve yeni girişimcilerin finansmana erişemediği bir sistemde, birikim en verimli projelere ulaşmaz. Kadın girişimcilerin, küçük esnafın ve genç şirketlerin krediye erişimi, bu yüzden, büyümenin de bir meselesidir.
Kişisel açıdan bu ders, bankaya yatırılan bir birikimin nereye gittiğini ve faizin neden var olduğunu açıklar. Faiz, tasarruf edenin bugünkü tüketiminden vazgeçmesinin karşılığı, yatırım yapanın ise bugünden kaynak kullanmasının bedelidir.
Model
Ulusal hesapların özdeşliği
GSYH dersindeki harcama yönteminden başlayalım: Y = C + I + G + NX. Burada NX, ihracattan ithalatın düşülmesiyle bulunan dış ticaret farkıdır. Önce dış dünyayla ticaret yapmayan kapalı bir ekonomiyi düşünelim; o zaman net ihracat sıfırdır ve Y = C + I + G olur.
Bu eşitliği yeniden düzenleyelim: Y − C − G = I. Sol taraf, gelirden hane ve kamu tüketiminin çıkarılmasıyla kalan tutardır, yani ulusal tasarruftur. Sağ taraf yatırımdır. Kapalı bir ekonomide ulusal tasarruf, her zaman yatırıma eşittir: S = I.
Bu eşitlik bir teori değil, bir tanımdır; ulusal hesapların nasıl kurulduğundan kaynaklanır. Planlanmamış stok birikimi de yatırıma sayıldığı için, satılamayan mallar bile eşitliği bozmaz. Ama bir soruyu gündeme getirir: tasarruf etmek isteyenlerin kararları ile yatırım yapmak isteyenlerin kararları farklı kişilerin kararlarıdır; bu kararlar nasıl oluyor da eşitleniyor? Cevap, faizde ve finansal sistemde yatar.
Özel ve kamu tasarrufu
Ulusal tasarrufu iki parçaya ayırabiliriz. T vergileri göstersin. Haneler gelirlerinden vergiyi ödeyip tüketimi çıkardıktan sonra kalan kısmı tasarruf eder: özel tasarruf Y − T − C'dir. Devlet vergileri toplayıp harcamalarını çıkardıktan sonra kalan kısmı tasarruf eder: kamu tasarrufu T − G'dir. İkisinin toplamı ulusal tasarrufu verir:
S = (Y − T − C) + (T − G)
Bu ayrıştırma, bütçe açığının etkisini görünür kılar. Devlet vergiden fazla harcadığında T − G negatif olur ve ulusal tasarrufu azaltır. Haneler tasarruflarını artırmazsa, ekonominin yatırım yapabileceği toplam kaynak küçülür.
Açık ekonomide tasarruf ve yatırım
Dış dünyayla ticaret yapan bir ekonomide eşitlik bir terim kazanır. Harcama eşitliğine net ihracat geri eklendiğinde S = I + NX çıkar; yani S − I = NX. Bir ülkenin tasarrufu yatırımından fazlaysa, fazla kısım ihracat fazlası olarak yurt dışına akar: ülke dünyaya borç verir. Tasarrufu yatırımından azsa, eksik kısım ithalat fazlası olarak içeri girer: ülke dünyadan borç alır.
Türkiye'nin 2023 verisi bu ilişkiyi gösterir. Yurt içi tasarruf GSYH'nin yüzde 26,5'i, tasarruf ile yatırım arasındaki fark yüzde eksi 3,4 idi; bu, yatırımın GSYH'nin yaklaşık yüzde 29,9'u olduğu ve aradaki farkın dış tasarrufla karşılandığı anlamına gelir. Dış tasarruf, bir ülkenin kendi imkânlarının ötesinde yatırım yapmasını sağlar; ama dış kaynak koşulları değiştiğinde, bu yatırımların finansmanı aniden zorlaşabilir.
Ödünç verilebilir fonlar piyasası
Tasarruf ve yatırım kararlarını bir piyasada buluşturalım. Tasarrufun arzı faizle artar: faiz yükseldikçe bugün harcamak yerine tasarruf etmenin getirisi büyür. Yatırım talebi ise faizle azalır: faiz yükseldikçe bir yatırım projesinin finansman maliyeti artar ve daha az proje kârlı olur. Denge faizi, iki eğrinin kesiştiği yerdedir.
Bir ekonomide ödünç verilebilir fon arzı, yani ulusal tasarruf, S = 100 + 10 × r, yatırım talebi I = 400 − 20 × r olsun. Burada r yüzde olarak reel faiz, S ve I milyar lira cinsindendir. Rakamlar örnektir.
Dengede iki taraf birbirini karşılar: 100 + 10 × r = 400 − 20 × r, yani 30 × r = 300 ve r = 10. Denge faizi yüzde 10'dur. Bu faizde tasarruf ve yatırım 100 + 100 = 200 milyar liradır.
Faiz: bugün ile yarın arasındaki fiyat
Bu piyasada belirlenen faiz, bir malın değil, zamanın fiyatıdır. Tasarruf eden, bugün tüketebileceği bir lirayı bir yıl sonra daha fazla tüketebilmek için bekletir; faiz, bu beklemenin ödülüdür. Yatırım yapan ise bir makineyi bugün alıp onun getirisini yıllar içinde elde eder; faiz, bu kaynağı bugünden kullanmanın bedelidir.
Modeldeki faiz, enflasyondan arındırılmış reel faizdir. Yıllık enflasyonun yüzde 30 olduğu bir ortamda yüzde 35 nominal faiz veren bir mevduat, tasarruf sahibine yalnızca yaklaşık yüzde 4 reel getiri sağlar. Reel faiz negatif olduğunda, yani nominal faiz enflasyonun altında kaldığında, mevduatta bekleyen tasarruf değer kaybeder. Bu durumda haneler tasarruflarını mevduat yerine konut, altın ya da döviz gibi varlıklara yönlendirir ve bu birikim, finansal sistem aracılığıyla üretken yatırımlara ulaşmaz.
Çözümlü örnek — bütçe açığı ve özel yatırım
Birinci adım, başlangıç. Yukarıdaki ekonomide devletin bütçesi dengede olsun. Denge faizi yüzde 10, yatırım 200 milyar liradır.
İkinci adım, açık ortaya çıksın. Devlet 60 milyar liralık bir bütçe açığı verir. Kamu tasarrufu eksi 60 olur ve ulusal tasarruf, her faiz düzeyinde 60 milyar lira azalır: yeni arz S = 40 + 10 × r.
Üçüncü adım, yeni dengeyi bul. 40 + 10 × r = 400 − 20 × r, yani 30 × r = 360 ve r = 12. Faiz yüzde 12'ye yükselir. Yatırım 400 − 240 = 160 milyar liraya düşer.
Dördüncü adım, açığın nereden karşılandığını gör. Devletin 60 milyar liralık borçlanması, özel yatırımı 40 milyar lira azalttı. Kalan 20 milyar lira ise hanelerin, yükselen faiz nedeniyle tasarruflarını artırmasından geldi: özel tasarruf 100 + 10 × 12 = 220 milyar liraya çıktı. Açığın bir kısmı yatırımın azalmasıyla, bir kısmı da tasarrufun artmasıyla karşılandı.
Dışlama her zaman olur mu?
Çözümlü örnek, ekonominin kaynaklarını tam olarak kullandığı bir durumu anlatıyordu. İktisatçılar arasında, bu durumun her zaman geçerli olup olmadığı konusunda derin bir ayrılık vardır. Klasik yaklaşıma göre tasarruf havuzu sınırlıdır; devletin aldığı her lira, özel sektörün alamayacağı bir liradır ve dışlama güçlüdür.
Keynesyen yaklaşıma göre ise ekonomi durgunluktayken tablo farklıdır. İşsizlik yüksek, fabrikalar atıl ve faizler zaten düşükken, devletin harcaması talebi ve geliri artırır; artan gelir de yeni tasarruf yaratır. Bu koşullarda kamu harcaması özel yatırımı dışlamayabilir, hatta şirketlerin satış beklentilerini iyileştirerek yatırımı artırabilir. Hangi yaklaşımın geçerli olduğu, ekonominin konjonktürdeki konumuna ve para politikasının tepkisine bağlıdır; bu konu, maliye politikası dersinde ayrıntılı olarak ele alınacak.
Finansal aracılar ne yapar?
Öğretmenin tasarrufu ile atölyenin makinesi arasında bir banka durur. Bankanın bu işteki rolü, basit bir para taşıyıcılığının ötesindedir. Birincisi, bilgi toplar: atölyenin kredi geçmişini, işinin durumunu ve geri ödeme kapasitesini inceler. Öğretmen bunu tek başına yapamazdı. İkincisi, riski dağıtır: öğretmenin parası tek bir atölyeye değil, binlerce kredinin bulunduğu bir havuza gider; bir atölye batsa bile öğretmenin birikimi korunur. Üçüncüsü, vadeleri dönüştürür: öğretmen parasını istediği zaman çekebilmek isterken, atölye kredisini beş yılda ödemek ister. Banka, bu iki farklı vade tercihini uzlaştırır.
Sermaye piyasaları aynı işi farklı bir yoldan yapar. Bir şirket tahvil çıkararak doğrudan tasarruf sahiplerinden borç alabilir ya da hisse satarak onları ortak yapabilir. Bu doğrudan finansman, genellikle büyük ve tanınmış şirketlerin kullanabildiği bir yoldur; küçük işletmeler ise banka kredisine daha bağımlıdır.
Banka ağırlıklı ve piyasa ağırlıklı sistemler
Ülkelerin finansal sistemleri, tasarrufu yatırıma hangi kanaldan taşıdıklarına göre farklılaşır. Bazı ülkelerde şirketler finansmanın büyük kısmını borsadan ve şirket tahvili ihracından sağlar. Bazılarında ise bankalar baskın aracıdır ve sermaye piyasaları görece küçüktür. Türkiye, finansal sistemin büyük ölçüde bankalara dayandığı ülkeler arasındadır.
İki yapının farklı güçlü ve zayıf yanları vardır. Banka ağırlıklı sistemlerde bankalar, borçlu şirketlerle uzun süreli ilişkiler kurarak onların durumunu yakından izleyebilir. Piyasa ağırlıklı sistemlerde ise yeni ve riskli girişimler, bir bankanın onayını beklemeden yatırımcılardan doğrudan fon toplayabilir. Kriz dönemlerinde de farklı davranırlar: bir bankacılık krizinde kredi kanalı tıkandığında, sermaye piyasalarına erişemeyen şirketler finansmansız kalır.
Bilgi sorunları ve krediye erişim
Finansal aracılığın en büyük zorluğu, borç alanın borç verenden daha çok şey bilmesidir. Kredi başvurusunda bulunanlar arasında riskli projeleri olanlar, yüksek faizi kabul etmeye daha istekli olabilir; banka faizi yükselttikçe güvenilir borçlular kaçar ve havuz daha riskli hâle gelir. Kredi alındıktan sonra da borçlu, parayı daha riskli işlere kullanabilir. Bu ters seçim ve ahlaki tehlike sorunları, bankaların teminat istemesinin ve bazı borçlulara hiç kredi vermemesinin nedenidir.
Teminatı olmayan yoksul haneler ve yeni girişimciler, bu yüzden, iyi projeleri olsa bile krediye erişemeyebilir. Mikrokredinin grup sorumluluğu, bu bilgi sorununa yaratıcı bir çözümdü: köy içindeki sosyal bağlar, bankanın bilemeyeceği bilgiyi taşıyor ve geri ödemeyi güvenceye alıyordu. Kredi sicil sistemleri, dijital ödeme kayıtları ve kredi garanti fonları da aynı sorunu farklı yollarla hafifletmeye çalışır.
Tasarruf ile yatırım neden birlikte hareket eder?
Açık bir ekonomide, bir ülkenin yatırımı kendi tasarrufuyla sınırlı olmak zorunda değildir; dış tasarrufla finanse edilebilir. Sermaye ülkeler arasında serbestçe dolaşsaydı, tasarrufu yüksek ülkeler fonlarını getirisi yüksek ülkelere akıtır, ülkelerin tasarruf ve yatırım oranları birbirinden bağımsız hareket ederdi.
Martin Feldstein ve Charles Horioka 1980'de, gelişmiş ülkelerin verisinde bunun tersini buldu: yurt içi tasarruf oranı yüksek olan ülkelerin yatırım oranı da yüksekti ve iki oran birbirini çok yakından izliyordu. Bu bulgu, sermayenin uluslararası hareketliliğinin beklenenden çok daha sınırlı olduğunu düşündürdü ve «Feldstein–Horioka bilmecesi» olarak anıldı. Sonraki çalışmalar, finansal küreselleşmeyle bu ilişkinin zayıfladığını, ama tamamen ortadan kalkmadığını gösterdi. Bulgunun bir dersi açıktır: uzun dönemde bir ülkenin yatırımı, büyük ölçüde kendi tasarrufuna dayanır.
Tasarruf paradoksu
Tasarrufun her zaman iyi olduğu sonucuna varmadan önce bir uyarı gerekir. Bir hane daha çok tasarruf ettiğinde kendi durumunu iyileştirir. Ama ekonomideki bütün haneler aynı anda tüketimi kısarsa, şirketlerin satışları düşer, üretim ve istihdam azalır ve toplam gelir küçülür. Gelir küçüldüğünde toplam tasarruf, hanelerin istediği kadar artmayabilir, hatta azalabilir. John Maynard Keynes'in dikkat çektiği bu durum, tasarruf paradoksu olarak bilinir.
Paradoks, kısa dönemde, talep yetersizliğinin geçerli olduğu durumlarda ortaya çıkar. Uzun dönemde ise tasarruf, yatırımın ve büyümenin kaynağıdır. İki gözlem birbiriyle çelişmez: tasarrufun yatırıma dönüşmesi, finansal sistemin işlemesini ve yatırım yapmak isteyenlerin bulunmasını gerektirir. Durgunlukta yatırım talebi düştüğünde, artan tasarruf yatırıma dönüşemeyebilir.
Modelin sınırları
Ödünç verilebilir fonlar modeli, faizin yalnızca tasarruf ve yatırım tarafından belirlendiğini varsayar. Gerçekte merkez bankaları kısa vadeli faizleri doğrudan etkiler; bankalar kredi verirken para da yaratır; ve risk algısındaki değişimler, tasarruf ve yatırım değişmeden faizleri oynatabilir. Model yine de temel bir mantığı gösterir: bir ekonominin bugünkü tüketimden vazgeçerek biriktirdiği kaynak sınırlıdır, ve bu kaynağın kamu ile özel sektör arasında ve farklı projeler arasında nasıl dağıldığı, ekonominin gelecekteki üretim kapasitesini belirler.
Uygulama
Özet kartı
- Kapalı bir ekonomide ulusal tasarruf her zaman yatırıma eşittir; açık bir ekonomide tasarruf ile yatırım arasındaki fark cari işlemler dengesine eşittir.
- Ulusal tasarruf, özel tasarruf ile kamu tasarrufunun toplamıdır; bütçe açığı kamu tasarrufunu, dolayısıyla ulusal tasarrufu azaltır.
- Ödünç verilebilir fonlar piyasasında faiz, tasarruf arzını yatırım talebine eşitler; bütçe açığı faizi yükseltip özel yatırımı dışlayabilir.
- Finansal aracılar bilgi toplar, riski dağıtır ve vadeleri dönüştürür; bilgi sorunları teminatı olmayanların krediye erişimini zorlaştırır.
- Mikrokredi deneyleri hafif olumlu ama dönüştürücü olmayan etkiler buldu; dışlama etkisinin gücü ekonominin konjonktürdeki konumuna bağlıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Ulusal tasarruf | National saving | Gelirden hane ve kamu tüketiminin çıkarılmasıyla kalan tutar |
| Kamu tasarrufu | Public saving | Vergi gelirleri ile kamu harcamaları arasındaki fark |
| Ödünç verilebilir fonlar piyasası | Market for loanable funds | Tasarruf arzı ile yatırım talebinin buluştuğu piyasa |
| Finansal aracılık | Financial intermediation | Tasarrufların finansal kurumlar aracılığıyla borç alanlara aktarılması |
| Yatırımın dışlanması | Crowding out | Kamu borçlanmasının faizi yükselterek özel yatırımı azaltması |
| Dış tasarruf | Foreign saving | Yurt içi yatırımın yabancı tasarrufla finanse edilen kısmı |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Ulusal tasarrufun iki bileşenini yaz ve bütçe açığının ulusal tasarrufa etkisini açıkla.
- (Çıktı 2) Kapalı bir ekonomide tasarrufun yatırıma eşit olması neden bir tanım gereğidir? Bu eşitliği sağlayan piyasa mekanizması nedir?
- (Çıktı 3) Bütçe açığı örneğinde açık 60 değil 90 milyar lira olsaydı, denge faizi, yatırım ve özel tasarruf ne olurdu?
- (Çıktı 3) Yatırım talebi faize daha duyarsız olsaydı, örneğin I = 300 − 10 × r, aynı 60 milyar liralık açık faizi ve yatırımı nasıl etkilerdi? Başlangıç dengesini de hesapla.
- (Çıktı 2) Bir ülkenin tasarruf oranı GSYH'nin yüzde 25'i, yatırım oranı yüzde 28'i. Bu ülkenin dış dünyayla ilişkisi hakkında ne söylenebilir?
- (Çıktı 4) Mikrokrediye dair altı deneyin bulgularını, mikrokrediyi eleştirenlerin ve savunanların nasıl yorumladığını açıkla.
Cevaplar
- Ulusal tasarruf, özel tasarruf (Y − T − C) ile kamu tasarrufunun (T − G) toplamıdır. Bütçe açığı kamu tasarrufunu negatif yapar ve özel tasarruf artmazsa ulusal tasarrufu azaltır.
- Kapalı bir ekonomide Y = C + I + G'dir; yeniden düzenlendiğinde Y − C − G = I, yani ulusal tasarruf yatırıma eşittir. Bu, ulusal hesapların kuruluşundan gelen bir özdeşliktir. Tasarruf edenler ile yatırım yapanların farklı kararlarını, ödünç verilebilir fonlar piyasasında faiz eşitler.
- Yeni arz S = 10 + 10 × r olur. 10 + 10 × r = 400 − 20 × r'den 30 × r = 390 ve r = 13. Yatırım 400 − 260 = 140 milyar lira. Özel tasarruf 100 + 130 = 230 milyar lira. Açığın 60 milyar lirası yatırımın azalmasıyla, 30 milyar lirası tasarrufun artmasıyla karşılanır.
- Başlangıçta 100 + 10 × r = 300 − 10 × r'den r = 10, yatırım 200 milyar lira. Açıktan sonra 40 + 10 × r = 300 − 10 × r'den r = 13, yatırım 300 − 130 = 170 milyar lira. Faiz daha çok yükselir, ama yatırım daha az düşer: 30 milyar lira. Yatırım faize duyarsız olduğunda açığın daha büyük kısmı faiz artışıyla artan tasarrufla karşılanır.
- Tasarruf yatırımdan GSYH'nin yüzde 3'ü kadar azdır. Ülke bu farkı dış tasarrufla, yani yurt dışından borçlanarak ya da yabancı sermaye çekerek kapatır; cari işlemler açığı GSYH'nin yaklaşık yüzde 3'üdür.
- Deneyler mikrokredinin bazı hanelerin iş kurmasına yardım ettiğini ama ortalama borçlu hanenin gelirini anlamlı biçimde artırmadığını buldu. Eleştirenler, mikrokredinin yoksulluğu bitirecek bir araç olarak pazarlanmasının abartılı olduğunu vurgular. Savunanlar, asıl faydanın tüketimi dengeleme, ani harcamaları karşılama ve tefecilerden kurtulma olduğunu ve ortalama gelirin bu faydaları ölçmediğini savunur. İki taraf da etkilerin kişiden kişiye çok farklı olduğunu kabul eder.
İleri okuma
- Abhijit Banerjee, Dean Karlan, Jonathan Zinman (2015). «Six Randomized Evaluations of Microcredit: Introduction and Further Steps». American Economic Journal: Applied Economics 7(1). Mikrokredinin etkisine dair kurayla yapılan deneylerin özeti.
- Martin Feldstein, Charles Horioka (1980). «Domestic Saving and International Capital Flows». Economic Journal 90(358). Tasarruf ile yatırım arasındaki ilişkinin klasik bulgusu.
- Muhammad Yunus (1999). Banker to the Poor. PublicAffairs. Grameen Bankası'nın kuruluşunun kurucusu tarafından anlatımı.
- T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Orta Vadeli Program (yıllık). Türkiye'nin tasarruf, yatırım ve cari denge göstergeleri ve hedefleri.
Sonraki derse köprü
Bu derste bankaları, tasarruf edenlerin parasını borç alanlara taşıyan aracılar olarak düşündük. Ama bankaların yaptığı iş bundan daha tuhaftır. Bir banka bir şirkete kredi verdiğinde, şirketin hesabına yeni bir mevduat yazar; bu mevduat, daha önce hiçbir tasarruf sahibinin hesabında olmayan bir paradır. Bankalar yalnızca var olan parayı mı dağıtır, yoksa kredi verirken para da mı yaratır? Paranın ne olduğu, kimin tarafından ve nasıl yaratıldığı sorularını sıradaki ders açıyor.