Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Altın standardında para sabit bir ağırlıkta altına bağlanır ve istendiğinde o fiyattan altına çevrilir; iki ülke de altına bağlıysa aralarındaki kur sabitlenir.
- Hume'un fiyat-altın akışı mekanizmasına göre açık veren ülkeden altın çıkar, fiyatlar düşer ve açık kendiliğinden kapanır; ama bu, ücret ve üretimde acı veren bir uyumdur.
- İngiltere 1925'te sterlini savaş öncesi paritesiyle, 4,86 dolardan altına bağladı; Keynes sterlinin yaklaşık yüzde 10 pahalı kaldığını savundu. İngiltere 1931'de altından çıktı.
- Eichengreen ve Sachs, 1930'larda altından erken çıkan ülkelerin daha hızlı toparlandığını gösterdi; belirleyici olan para politikasına kazanılan serbestlikti.
- Osmanlı 1844'te iki metalli sisteme geçti, 1870'lerden sonra fiilen «topal» altın standardına kaydı; bugün altına dönüş tartışması, paranın değerini bir metale mi yoksa bir kuruma mı bağlamak gerektiği sorusudur.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Altın standardını, çevrilebilirliği ve sabit pariteyi tanımlar.
- Anlama — Fiyat-altın akışı mekanizmasının ülkeler arasındaki ticaret dengesizliklerini kendiliğinden nasıl düzeltmesi beklendiğini açıklar.
- Analiz — Altın standardının para politikasını neden sınırladığını ve durgunlukta nasıl deflasyon baskısı yarattığını çözümler.
- Değerlendirme — 1930'larda altından erken çıkan ülkelerin daha hızlı toparlanmasını, altın standardının maliyeti açısından tartışır.
Sezgi
Açılış
28 Nisan 1925'te İngiltere Maliye Bakanı Winston Churchill, parlamentoda ülkenin altın standardına döneceğini açıkladı. Birinci Dünya Savaşı'yla askıya alınan kural geri geliyordu: sterlin yeniden sabit bir ağırlıkta altına bağlanacak ve bir sterlin, savaştan önceki gibi 4,86 dolara eşit olacaktı. Karar, savaş öncesinin güvenilir dünyasına dönüşün simgesi olarak karşılandı.
Üç ay sonra iktisatçı John Maynard Keynes bir gazetede üç makale yayımladı ve kararı sert biçimde eleştirdi. Makalelerin kitap hâlindeki adı iğneleyiciydi: Bay Churchill'in İktisadi Sonuçları. Keynes'e göre savaştan sonra İngiliz fiyatları ve ücretleri, sterlini 4,86 dolarda tutacak kadar düşmemişti; sterlin bu paritede olduğundan yaklaşık yüzde 10 pahalıydı. Bir altın ağırlığına verilen söz, bir ekonominin bütün fiyatlarını ve ücretlerini o söze uymaya zorlayacaktı.
Hikâye — geri dönülen kural
İngiltere'nin altınla ilişkisi uzun bir geçmişe dayanıyordu. 18. yüzyılın başında Darphane'nin başında Isaac Newton vardı ve onun belirlediği altın ile gümüş oranı, ülkeyi fiilen altına bağlamıştı. 19. yüzyılda bu yasal bir kurala dönüştü: Bank of England, çıkardığı banknotları istenildiğinde sabit bir fiyattan altına çevirmeyi taahhüt ediyordu. 1870'lerden itibaren Almanya, ABD ve pek çok ülke aynı kuralı benimsedi. Birinci Dünya Savaşı'na kadar süren bu döneme klasik altın standardı dendi.
Savaş kuralı bozdu. Hükümetler savaşı finanse etmek için para bastı ve banknotların altına çevrilmesini durdurdu. 1925'te Churchill'in hedefi, sterlini savaştan önceki altın değerine geri götürmekti. Ama savaş boyunca İngiliz fiyatları ABD fiyatlarından hızlı artmıştı. Eski pariteye dönmek, İngiliz mallarının yurt dışında pahalı kalması demekti. İhracat zorlandı, işsizlik yüksek kaldı ve fiyatlarla ücretleri aşağı çekme baskısı ülkeyi 1926'da genel greve sürükleyen gerginliklerin arka planında yer aldı.
Altı yıl sonra kural ikinci kez çöktü. 1931 yazında Avrupa'da bankacılık krizi yayılırken sterlinden altına kaçış hızlandı. Bank of England altın rezervlerini koruyamadı ve 21 Eylül 1931'de İngiltere altın standardından çıktı. Sterlin kısa sürede değer kaybetti. Ama beklenenin aksine, altından kurtulan İngiltere, altında kalan pek çok ülkeden daha hızlı toparlanmaya başladı.
Kavram — kendiliğinden işleyen bir kural
Altın standardı, bir ülkenin parasını belirli bir ağırlıkta altına bağladığı ve kâğıt parayı istendiğinde o fiyattan altına çevirmeyi taahhüt ettiği düzendir. Bu taahhüde çevrilebilirlik denir. İki ülke de altına bağlıysa, iki para arasındaki oran da sabitlenmiş olur: bir sterlinin ve bir doların ne kadar altına eşit olduğu biliniyorsa, sterlinin dolar karşılığı da bellidir. Bu oran sabit paritedir.
Kuralın cazibesi, kendiliğinden işleyen bir denge vaat etmesiydi. Filozof ve iktisatçı David Hume bunu 1752'de anlattı. Bir ülke fazla ithalat yapıp dış ticaret açığı verirse, açığı ödemek için altın dışarı akar. Ülkede altın, dolayısıyla para miktarı azalır ve fiyatlar düşer. Ucuzlayan mallar yurt dışında daha çok satılır, ithalat pahalanır ve açık kapanır. Altın kazanan ülkede ise tersi olur. Bu fiyat-altın akışı mekanizması, hiçbir hükümet kararı olmadan ticareti dengeye getirecekti.
Mekanizmanın bir bedeli vardı. Dengeye ulaşmak için açık veren ülkenin fiyatlarının ve ücretlerinin düşmesi gerekiyordu. Oysa ücretler kolay düşmez; işçiler ve sözleşmeler direnir. Fiyatların düşmesi beklenirken önce üretim ve istihdam düşer. Altın standardı, bir ülkenin durgunluk anında para miktarını artırmasını da engelliyordu: para altına bağlıyken merkez bankası, altın kaybetme pahasına faizleri düşüremezdi. Kural, ekonomiye bir çapa sağlıyor ama aynı zamanda onu bu çapaya zincirliyordu.
Yaygın yanlış«Altın standardı enflasyonu önlediği için ekonomiyi istikrarlı tutar» diye düşünülür.
Altın standardı uzun dönemde fiyat düzeyini sınırladı, ama kısa dönemde fiyatlar ve üretim sert dalgalandı; yeni altın madenlerinin bulunması ya da tükenmesi, para miktarını ekonominin ihtiyacından bağımsız olarak değiştirdi.
Yaygın yanlış«Altın standardında merkez bankası gerekmez» diye düşünülür.
Kuralın işlemesi için banknotların altına çevrilmesini yöneten ve rezervleri koruyan bir kurum gerekiyordu; Bank of England klasik dönemde bu rolün merkezindeydi.
Veri ve kanıt — altından erken çıkanlar
1930'ların Büyük Buhranı, altın standardının maliyetini ölçmek için doğal bir deney sundu. Ülkeler farklı tarihlerde altından çıktı: İngiltere 1931'de, ABD fiilen 1933'te, Fransa ve onunla birlikte altında kalan birkaç ülke ise 1936'ya kadar. İktisatçılar Barry Eichengreen ve Jeffrey Sachs 1985'te on Avrupa ülkesinin 1929–1935 arasındaki verilerini karşılaştırdı.
Buldukları örüntü açıktı: parasını altından erken ayırıp değer kaybettiren ülkeler, sanayi üretiminde, ihracatta ve reel ücretlerde daha hızlı bir toparlanma yaşadı. Altına sadık kalanlar ise durgunluğun içinde daha uzun kaldı. Eichengreen ve Sachs, değer kaybının kendisinden çok, altından çıkmanın merkez bankalarına para miktarını artırma imkânı vermesinin belirleyici olduğunu savundu.
Eichengreen daha sonra bu bulguyu Altın Prangalar adlı kitabında genişletti: Büyük Buhran'ın dünyaya bu kadar hızlı yayılmasının ve bu kadar uzun sürmesinin önemli bir nedeni, ülkeleri birbirine bağlayan ve durgunlukta para politikasını elinden alan altın standardıydı. Bu yorum bugün iktisatçılar arasında geniş kabul görüyor, ama Buhran'ın tek nedeninin altın olduğu anlamına gelmiyor; bankacılık krizleri ve ticaret engelleri de payını aldı.
Neden önemli? — Osmanlı'dan bugüne
Osmanlı Devleti de 19. yüzyılda bu düzene katıldı. 1844'te yapılan Tashih-i Sikke reformuyla altın ve gümüşe dayalı iki metalli bir sisteme geçildi; bir altın lira yüz gümüş kuruşa eşitlendi. Gümüşün değeri 1870'lerde dünya genelinde düşünce Osmanlı, 1880'lere doğru fiilen altına dayanan ama gümüş sikkelerin de dolaşımda kaldığı bir düzene geçti; iktisat tarihçileri buna «topal» altın standardı der.
Bugün hiçbir ülke parasını altına bağlamıyor, ama altın standardına dönüş zaman zaman bir öneri olarak gündeme geliyor. Öneriyi savunanlar, altının hükümetlerin para basma gücünü sınırlayacağını ve enflasyonu önleyeceğini söylüyor. Eleştirenler ise 1920'ler ve 1930'ların deneyimini hatırlatıyor: altın, bir ekonominin durgunluğa karşı en önemli araçlarından birini elinden alıyor ve para miktarını madenlerin keşfine bağlıyor. İki tarafın paylaştığı bir nokta var: paranın değerinin güvenilir bir kurala bağlanması gerektiği. Ayrıldıkları yer, o kuralın bir metal mi yoksa bir kurum mu olacağı.
Özet kartı
- Altın standardında para sabit bir ağırlıkta altına bağlanır ve istendiğinde o fiyattan altına çevrilir; iki ülke de altına bağlıysa aralarındaki kur sabitlenir.
- Hume'un fiyat-altın akışı mekanizmasına göre açık veren ülkeden altın çıkar, fiyatlar düşer ve açık kendiliğinden kapanır; ama bu, ücret ve üretimde acı veren bir uyumdur.
- İngiltere 1925'te sterlini savaş öncesi paritesiyle, 4,86 dolardan altına bağladı; Keynes sterlinin yaklaşık yüzde 10 pahalı kaldığını savundu. İngiltere 1931'de altından çıktı.
- Eichengreen ve Sachs, 1930'larda altından erken çıkan ülkelerin daha hızlı toparlandığını gösterdi; belirleyici olan para politikasına kazanılan serbestlikti.
- Osmanlı 1844'te iki metalli sisteme geçti, 1870'lerden sonra fiilen «topal» altın standardına kaydı; bugün altına dönüş tartışması, paranın değerini bir metale mi yoksa bir kuruma mı bağlamak gerektiği sorusudur.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Altın standardı | Gold standard | Paranın sabit bir ağırlıkta altına bağlandığı ve altına çevrilebildiği para düzeni |
| Çevrilebilirlik | Convertibility | Paranın istendiğinde ilan edilmiş sabit fiyattan altına ya da başka bir varlığa çevrilme taahhüdü |
| Sabit parite | Fixed parity | İki paranın altın karşılıklarından doğan, değişmeyen değişim oranı |
| Fiyat-altın akışı mekanizması | Price-specie-flow mechanism | Altın akışının fiyatları değiştirerek ticaret dengesizliğini kapatması süreci |
| Deflasyon baskısı | Deflationary pressure | Fiyatları ve ücretleri aşağı çeken, çoğu zaman üretim ve istihdam kaybıyla gelen baskı |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Altın standardında sterlin ile dolar arasındaki kur neden sabittir?
- (Çıktı 1) Çevrilebilirlik taahhüdü, bir merkez bankasının ne kadar kâğıt para basabileceğini nasıl sınırlar?
- (Çıktı 2) A ülkesi sürekli dış ticaret açığı veriyor. Fiyat-altın akışı mekanizmasına göre ne olur?
- (Çıktı 3) Churchill'in 1925'te sterlini savaş öncesi paritesiyle altına bağlaması neden İngiliz ihracatını zorladı?
- (Çıktı 3) Durgunluktaki bir ülke altın standardındayken merkez bankası neden faizleri kolayca düşüremez?
- (Çıktı 4) Eichengreen ile Sachs'ın bulgusu, altın standardına dönülmesi önerisini değerlendirmek için nasıl kullanılabilir?
Cevaplar
- Her iki para da belirli bir ağırlıkta altına eşit tutulur. Bir sterlinin ve bir doların ne kadar altın ettiği bilindiği için sterlinin dolar cinsinden değeri de bellidir.
- Merkez bankası, kâğıdı istendiğinde altına çevirmek zorunda olduğu için, altın rezervinin güvenle karşılayabileceğinden fazla kâğıt basarsa rezervlerini kaybetme riskine girer. Bu, para basımını rezervlere bağlar.
- Açığı ödemek için altın dışarı akar, ülkedeki para miktarı ve fiyatlar düşer. Ucuzlayan mallar yurt dışında daha çok satılır, ithalat azalır ve açık küçülür. Bu süreçte üretim ve istihdam da düşebilir.
- Savaş boyunca İngiliz fiyatları ABD fiyatlarından hızlı artmıştı. Eski pariteye dönmek, İngiliz mallarının dolar cinsinden pahalı kalması demekti; bu da ihracatı zorladı ve fiyatlarla ücretlerin düşmesini gerektirdi.
- Faiz düşerse sermaye ve altın daha yüksek faiz veren ülkelere akar; merkez bankası rezervlerini ve çevrilebilirliği korumak için faizi yüksek tutmak zorunda kalabilir.
- Bulgu, altın standardının durgunlukta para politikasını elinden aldığını ve altından çıkanların daha hızlı toparlandığını gösteriyor. Altına dönüş, enflasyona karşı bir sınır sağlayabilir ama bir kriz anında bu aracın kaybedilmesinin bedelini de beraberinde getirir.
İleri okuma
- Barry Eichengreen (1992). Golden Fetters: The Gold Standard and the Great Depression, 1919–1939. Altın standardının Büyük Buhran'daki rolünü anlatan temel çalışma.
- John Maynard Keynes (1925). The Economic Consequences of Mr Churchill. 1925'teki kararın eleştirisi; kısa ve hâlâ okunabilir.
- David Hume (1752). «Of the Balance of Trade». Fiyat-altın akışı mekanizmasının ilk açık anlatımı.
- Liaquat Ahamed (2009). Lords of Finance: The Bankers Who Broke the World. 1920'lerin ve 1930'ların merkez bankacılarını ve altın standardını anlatan tarih kitabı.
Sonraki derse köprü
İkinci Dünya Savaşı sona ererken, 1930'ların dersini almış bir kuşak yeni bir düzen tasarlamaya oturdu: ülkeleri kur savaşlarına ve altın prangalarına yeniden sürüklemeyecek, ama paranın değerini de başıboş bırakmayacak bir düzen. Sonuç, doları altına, öbür paraları dolara bağlayan ve gerektiğinde ayarlanabilen bir sistemdi. 1944'te bir New Hampshire otelinde kurulan bu düzen, sıradaki dersin konusu.