Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tayland 2 Temmuz 1997'de bahtı dalgalanmaya bıraktı; kriz birkaç ay içinde Filipinler, Endonezya, Malezya ve Güney Kore'ye yayıldı.
- Beş ülkeye net özel sermaye girişi 1996'da 93 milyar dolardı; 1997'de 12 milyar dolarlık çıkışa döndü, dönüş milli gelirlerinin yaklaşık yüzde 11'iydi.
- Dövizle borçlanıp yerel parayla kazanan şirket ve bankalar, devalüasyonla birlikte borçlarının bir gecede büyüdüğünü gördü; para uyumsuzluğu ani duruşu bankacılık krizine çevirdi.
- Endonezya'nın milli geliri 1998'de yüzde 13,1 küçüldü; IMF programları ve Malezya'nın sermaye kontrolleri hâlâ tartışılıyor.
- Kriz sonrası ülkeler dev rezervler biriktirdi; rezervlerin kısa vadeli dış borcu karşılaması Greenspan–Guidotti kuralı olarak bilinir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — 1997–1998 Asya krizinin başlangıcını, yayıldığı ülkeleri ve üretim kaybının büyüklüğünü sıralar.
- Anlama — Yabancı sermaye girişinin aniden tersine dönmesinin, sabit kurlu bir ekonomide neden bir döviz ve bankacılık krizine dönüştüğünü açıklar.
- Analiz — Dövizle borçlanıp yerel parayla kazanan şirket ve bankaların devalüasyon karşısındaki kırılganlığını çözümler.
- Değerlendirme — IMF programlarına ve Malezya'nın sermaye kontrollerine dair tartışmayı, iki tarafın kanıtları üzerinden değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Ocak 1998'de Güney Kore'de insanlar bankaların önünde kuyruğa girdi. Ama bu kez paralarını çekmek için değil, vermek için. Evlerinden alyanslarını, doğum günü hediyesi kolyeleri, yeni doğan çocuklarına takılmış altın yüzükleri getirdiler. Birkaç ay içinde yaklaşık 3,5 milyon kişi, yani nüfusun yaklaşık dörtte biri, bağış ya da satış yoluyla yaklaşık 227 ton altın topladı. Amaç, ülkenin tükenen döviz rezervlerine katkıda bulunmaktı.
Topladıkları altının değeri yaklaşık 2,1 milyar dolardı; ülkenin birkaç hafta önce aldığı 58 milyar dolarlık uluslararası kurtarma paketinin yanında küçük bir sayıydı. Ama kampanya, bir ülkenin kendi parasının çöküşünü nasıl ulusal bir yara olarak yaşadığını gösteriyordu. Birkaç yıl önce dünyanın «Asya mucizesi» diye andığı ekonomiler, altı ay içinde tarihlerinin en derin krizlerinden birine sürüklenmişti.
Hikâye — Bangkok'tan başlayan dalga
1990'ların ortasında Tayland, Endonezya, Malezya, Filipinler ve Güney Kore yıllardır yüksek hızla büyüyordu. Dünyanın dört bir yanından yatırımcılar bu ekonomilere para taşıdı. Radelet ve Sachs'ın hesabına göre bu beş ülkeye net özel sermaye girişi 1996'da 93 milyar dolara ulaştı. Paranın önemli bir kısmı kısa vadeliydi ve yerel bankalar üzerinden inşaat, emlak ve genişleme yatırımlarına aktı.
Tayland'ın parası baht, yıllardır doları ağırlıklı bir para sepetine sabitlenmişti. Yerel şirketler ve bankalar bu sabitliğe güvenerek dolarla ucuza borçlandı; kazançları ise bahttı. 1997'nin ilk yarısında emlak fiyatları düşmeye, bazı finans şirketleri zorlanmaya başladı. Yatırımcılar bahtın sabit kalamayacağından şüphelendi ve dolara kaçış başladı. Tayland merkez bankası kuru savunmak için rezervlerini harcadı. 2 Temmuz 1997'de rezervler tükenmek üzereyken baht dalgalanmaya bırakıldı. Birkaç ay içinde değerinin yarısından fazlasını kaybetti.
Dalga hızla komşulara sıçradı. İki hafta içinde Filipin pesosu ve Endonezya rupisi sert biçimde değer kaybetti; Malezya ringgiti izledi. Kasım'da kriz Güney Kore'ye ulaştı. Bir yıl önce 93 milyar dolar giren beş ülkeden 1997'de net 12 milyar dolar çıktı. Bir yılda yaşanan 105 milyar dolarlık dönüş, bu ülkelerin kriz öncesi milli gelirinin yaklaşık yüzde 11'ine denk geliyordu.
Kavram — dövizle borçlanıp yerel parayla kazanmak
Asya krizini 1929'dan ayıran ilk şey, krizin bir ülkenin içinden değil dışarıdan gelen paranın aniden geri çekilmesinden doğmasıdır. İktisatçı Guillermo Calvo bu olguyu ani duruş olarak adlandırdı. Sorun, sermaye girişinin yavaşlaması değil, birden durup tersine dönmesidir.
Ani duruşu yıkıcı kılan, bilançolardaki bir uyumsuzluktu. Tayland'da ya da Kore'de bir şirket dolarla borçlanıp yerel parayla gelir elde ediyorsa, kur sabit kaldığı sürece bir sorun görünmez. Kur yarı yarıya değer kaybettiğinde ise şirketin borcu, yerel para cinsinden bir gecede iki katına çıkar; geliri aynı kalır. Şirket batar, ona kredi veren banka zarar eder, bankanın zararı başka şirketlere kredi verememesi demektir.
Bu uyumsuzluk, merkez bankalarını bir ikileme soktu. Kuru savunmak için faizi yükseltmek, borçlu şirketleri ve bankaları zorluyordu. Kuru serbest bırakmak ise dolar borcunu büyütüyordu. İki yol da bilançolara zarar veriyordu. Aynı mekanizma, bir ülkedeki sorunun benzer yapıdaki komşulara sıçramasını da hızlandırdı. Yatırımcılar Tayland'da ne olduğunu görünce, benzer borç yapısına sahip başka ülkelerden de paralarını çekti; bazı durumlarda o ülkelerin kendi temel göstergeleri henüz bozulmamış olsa bile.
Yaygın yanlış«Kur sabit olduğu sürece dövizle borçlanmak risksizdir» diye düşünülür.
Sabit kur, borcun yerel para karşılığını yalnızca kur sabit kaldığı sürece sabit tutar. Kurun terk edilme olasılığı küçük görünse bile, gerçekleştiğinde kayıp çok büyüktür ve bütün borçlulara aynı anda çarpar. Sabitlik güveni, borçlanmayı artırarak kırılganlığı büyütür; kur kırıldığında zarar da o ölçüde derin olur.
Yaygın yanlış«Asya krizi, bütçe açığı büyük ve savurgan hükümetlerin krizidir» diye düşünülür.
Krizden etkilenen ülkelerin çoğunun bütçesi krizden önce dengedeydi ya da fazla veriyordu; enflasyon düşüktü. Kırılganlık kamu kesiminde değil, özel sektörün kısa vadeli dövizle borçlanmasında ve bankacılık sisteminin zayıf denetiminde yatıyordu. Kriz, sağlam görünen kamu maliyesinin, özel sektörün döviz borcunu dengelemeye yetmeyebileceğini gösterdi.
Veri ve kanıt — IMF tartışması ve Malezya'nın farklı yolu
Tayland, Endonezya ve Güney Kore, IMF'den büyük kurtarma paketleri aldı. Paketler faiz artışı, kamu harcamalarında kısıntı ve zayıf bankaların kapatılması gibi koşullar içeriyordu. Bu koşullar sonradan yoğun biçimde tartışıldı. Radelet ve Sachs, programların ilk aşamasının paniği yatıştırmak yerine derinleştirdiğini savundu. Endonezya'da Kasım 1997'de on altı bankanın yalnızca küçük mevduatlara sınırlı bir güvence verilerek kapatılması, öbür bankalardan da mevduat kaçışına yol açtı.
Malezya ise farklı bir yol seçti. Eylül 1998'de sermaye çıkışlarına kısıtlamalar getirdi ve ringgiti dolara sabitledi. Bu kontroller, IMF'nin o dönemki anlayışının tersiydi. Malezya'nın toparlanmasının komşularından daha iyi mi kötü mü olduğu iktisatçılar arasında hâlâ tartışılıyor; ama kontrollerin, beklenen felaketi yaratmadığı ve IMF'nin sermaye akımlarına bakışının sonraki yıllarda yumuşadığı genel olarak kabul görüyor.
Krizin bedeli ağırdı. Endonezya'da milli gelir 1998'de yüzde 13,1, Malezya'da yüzde 7,4 küçüldü. Endonezya'da ekonomik çöküş, siyasi krizle birleşti ve otuz yılı aşkın süredir iktidarda olan Suharto Mayıs 1998'de istifa etti. Güney Kore ise bankacılık sistemini yeniden yapılandırdı ve 1999'dan itibaren hızla büyümeye döndü.
Neden önemli? — rezerv ve borç vadesi
Asya krizinden sonra gelişmekte olan ülkeler iki şeyi öğrendi ve davranışlarını değiştirdi. Birincisi, kısa vadeli döviz borcunun tehlikesiydi. Ani duruş anında vadesi gelen borç yenilenemez; ülkenin elinde onu ödeyecek döviz yoksa kriz kaçınılmazdır. İkincisi, rezervlerin bir sigorta olduğuydu. Asya ülkeleri kriz sonrasında dev döviz rezervleri biriktirdi; Güney Kore'nin rezervleri sonraki yıllarda kriz öncesinin çok katına çıktı.
İktisatçılar bu dersi basit bir kurala çevirdi: bir ülkenin döviz rezervleri, en azından önümüzdeki bir yıl içinde vadesi dolacak dış borcunu karşılamalıdır. Bu kural, dönemin iki politika yapıcısının adıyla Greenspan–Guidotti kuralı olarak anılır ve bugün kurlarını ve rezervlerini değerlendiren kurumların baktığı ölçütlerden biridir.
Türkiye için bu ders tanıdık. Türkiye de dış finansmana ihtiyaç duyan, özel sektörü ve bankaları yurt dışından döviz cinsinden borçlanan bir ekonomi. Kısa vadeli dış borcun büyüklüğü, rezervlerin bu borca oranı ve şirketlerin döviz açık pozisyonu, Türkiye'de de kriz riskinin en yakından izlenen göstergeleri arasında. Asya'nın 1997'de yaşadığı, bir ülkenin temel göstergeleri iyi görünse bile bilançolardaki uyumsuzluk yüzünden krize sürüklenebileceğiydi.
Özet kartı
- Tayland 2 Temmuz 1997'de bahtı dalgalanmaya bıraktı; kriz birkaç ay içinde Filipinler, Endonezya, Malezya ve Güney Kore'ye yayıldı.
- Beş ülkeye net özel sermaye girişi 1996'da 93 milyar dolardı; 1997'de 12 milyar dolarlık çıkışa döndü, dönüş milli gelirlerinin yaklaşık yüzde 11'iydi.
- Dövizle borçlanıp yerel parayla kazanan şirket ve bankalar, devalüasyonla birlikte borçlarının bir gecede büyüdüğünü gördü; para uyumsuzluğu ani duruşu bankacılık krizine çevirdi.
- Endonezya'nın milli geliri 1998'de yüzde 13,1 küçüldü; IMF programları ve Malezya'nın sermaye kontrolleri hâlâ tartışılıyor.
- Kriz sonrası ülkeler dev rezervler biriktirdi; rezervlerin kısa vadeli dış borcu karşılaması Greenspan–Guidotti kuralı olarak bilinir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Ani duruş | Sudden stop | Yabancı sermaye girişinin birden durup tersine dönmesi |
| Para uyumsuzluğu | Currency mismatch | Borçların yabancı, gelir ve varlıkların yerel parayla olması |
| Bulaşma | Contagion | Bir ülkedeki krizin başka ülkelere yayılması |
| Sermaye kontrolü | Capital control | Sermaye akışının vergi, izin ya da yasakla sınırlanması |
| Rezerv yeterliliği | Reserve adequacy | Döviz rezervlerinin dış riskleri karşılamaya yetip yetmediğinin ölçüsü |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Asya krizinin başladığı günü ve krizin yayıldığı dört ülkeyi say.
- (Çıktı 2) Kur sabitken yabancı sermayenin bol girdiği bir ülkede, sermaye birden çıkmaya başlarsa merkez bankası neyle karşılaşır? Tayland'da ne oldu?
- (Çıktı 3) Kore'de bir şirketin 1 milyon dolar borcu var ve kur 1 dolar = 900 won'dan 1 dolar = 1.800 won'a çıkıyor. Şirketin borcu won cinsinden ne olur? Geliri tamamen won'la ise bu şirkete ne olur?
- (Çıktı 3) Asya krizinden etkilenen ülkelerin bütçeleri dengedeyken kriz neden yaşandı?
- (Çıktı 4) Bir ülkenin rezervleri 80 milyar dolar, bir yıl içinde vadesi dolacak dış borcu 120 milyar dolar. Greenspan–Guidotti kuralına göre bu ülke nasıl bir durumda? Ani bir duruş anında ne olabilir?
Cevaplar
- 2 Temmuz 1997'de Tayland'ın bahtı dalgalanmaya bırakmasıyla başladı; Filipinler, Endonezya, Malezya ve Güney Kore'ye yayıldı.
- Herkes yerel parayı dolara çevirmek ister; merkez bankası kuru sabit tutmak için rezervlerini satmak zorunda kalır ve rezervler hızla erir. Tayland'da rezervler tükenmek üzereyken baht 2 Temmuz 1997'de dalgalanmaya bırakıldı ve birkaç ay içinde değerinin yarısından fazlasını kaybetti.
- Borç 900 milyon won'dan 1,8 milyar won'a, yani iki katına çıkar. Geliri won'la olduğu için borcunu ödemek için iki kat daha fazla gelire ihtiyaç duyar; şirket borcunu ödeyemeyebilir ve ona kredi veren banka da zarar eder.
- Kırılganlık kamu kesiminde değil özel sektördeydi: şirketler ve bankalar kısa vadeli ve dövizle borçlanmıştı, bankacılık denetimi zayıftı. Sermaye çıkınca kur çöktü ve özel sektörün döviz borcu bilançoları bozdu.
- Rezervler kısa vadeli dış borcun yalnızca üçte ikisini karşılıyor; kurala göre rezervler yetersiz. Ani bir duruşta vadesi gelen borçlar yenilenmezse ülke ödemeleri karşılayacak dövizi bulamayabilir; kur sert değer kaybedebilir ve dış yardım gerekebilir.
İleri okuma
- Steven Radelet, Jeffrey D. Sachs (1998). «The Onset of the East Asian Financial Crisis». NBER Working Paper 6680. Sermaye akımlarının dönüşü ve IMF programlarının eleştirisi.
- Guillermo A. Calvo (1998). «Capital Flows and Capital-Market Crises: The Simple Economics of Sudden Stops». Journal of Applied Economics 1(1). Ani duruş kavramının temel çalışması.
- Paul Blustein (2001). The Chastening: Inside the Crisis That Rocked the Global Financial System and Humbled the IMF. Asya krizinin IMF ve hükümetler içinden anlatımı.
Sonraki derse köprü
Asya'da kriz, özel sektörün döviz borcundan ve sermayenin ani dönüşünden doğdu. Üç yıl sonra Türkiye'de başka bir karışım patladı: önceden ilan edilen bir kur yoluna dayanan bir istikrar programı, kısa vadeli dış kaynakla fonlanan bankalar, devlet borcunu taşıyan kamu bankaları ve sonunda bir siyasi gerilim. Kasım 2000'de başlayan sarsıntı Şubat 2001'de bir çöküşe dönüştü. Türkiye'nin en ağır ekonomik krizlerinden birinin anatomisi, dosyanın sıradaki bölümünde.