İçeriğe geç

Ünite EDB-245-09 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Szymborska ve Milosz

EDB-245 Modern Dünya Şiiri

1.851 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma · anlatım 9 dk

  • Felaketçilik
  • tutsak edilmiş akıl
  • ironik kesinlik
  • tanıklık şiiri
  • sosyalist gerçekçilik
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Miłosz (1911–2004) Wilno'daki Żagary çevresinde felaketçi bir şiirle başladı; savaşı Varşova'da yaşadı; 1980'de Nobel'i aldı. Szymborska (1923–2012) Krakov'da yaşadı; 1996'da Nobel'i aldı.
  2. Miłosz'un «W Warszawie» şiirinde şair yaslı bir ağlayıcı olmamaya yemin eder, ama tanıklığa zorlanır; ölülere «gerçek ve adalet» sözcüklerini bırakır.
  3. Miłosz yeni yönetimin diplomatıydı; 1949'daki bir gece tanıklığının ardından 1951'de ülkesinden koptu ve 1953'te Tutsak Edilmiş Akıl'ı yazdı.
  4. Szymborska ilk kitabında resmî ideolojiye yakındı, sonra bundan döndü ve 1966'da partiden ayrıldı; Nobel konuşmasında «bilmiyorum» sözünü dogmatik bilgiye karşı savundu.
  5. Türk Polonyacıları Kılık, Köycü ve Baş iki şairi inceledi; Tutsak Edilmiş Akıl'ın Türkçesi Osman Fırat Baş'ın çevirisidir.

Kazanımlar

  • Czesław Miłosz ile Wisława Szymborska'nın hayatlarını ve şiirlerini Polonya'nın yirminci yüzyıl tarihi içinde, tarihleriyle açıklayabilir.
  • Miłosz'un «W Warszawie» şiirinde yas tutmayı reddeden şair ile tanıklığa zorlanan şair arasındaki gerilimi çözümleyebilir.
  • Szymborska'nın Nobel konuşmasındaki «bilmiyorum» düşüncesini metinden örnekle açıklayabilir ve onu dogmatik bilgiyle karşılaştırabilir.
  • İki şairin Türkçedeki okurlarını ve çevirmenlerini, Türk Polonyacılarının çalışmaları üzerinden tartışabilir.

Video metni

Soğuk açılış

7 Aralık 1996, Stockholm. Yetmiş üç yaşında Polonyalı bir şair Nobel konuşmasını yapmak için kürsüye çıkar. İlk cümlesi şudur: «They say the first sentence in any speech is always the hardest. Well, that one's behind me, anyway.»

Derler ki bir konuşmada ilk cümle hep en zorudur. Neyse, o geride kaldı. Şair, şiir hakkında şimdiye kadar çok az şey söylediğini, söylediği her seferde de pek iyi beceremediğini düşündüğünü ekler.

Şairin adı Wisława Szymborska'dır. Konuşması birkaç dakika sonra küçük bir sözün, iki kelimelik bir cümlenin savunmasına dönüşecektir: «Bilmiyorum.»

Büyük soru

Kesin bilgiyle konuşan bir yüzyılda «bilmiyorum» demek bir zayıflık mıdır, yoksa bir direniş mi?

Bağlam

Bu derste aynı ülkeden iki şairi okuyoruz. Czesław Miłosz 1911'de bugünkü Litvanya topraklarında doğdu, Wilno'da, bugünkü Vilnius'ta okudu, 2004'te Krakov'da öldü; Nobel'i 1980'de kazandı. Wisława Szymborska 1923'te Polonya'nın batısında doğdu, hayatının büyük kısmını Krakov'da geçirdi ve 2012'de orada öldü; 1996'da Nobel'i aldı.

İki şair de Polonya'nın yirminci yüzyılını yaşadı: iki savaş arası yılların kaygısını, Alman ve Sovyet işgallerini, savaştan sonra kurulan komünist yönetimi. İsveç Akademisi Miłosz'u, çetin çatışmalarla dolu bir dünyada insanın korunaksız hâlini ödünsüz bir açık görüşlülükle dile getirdiği için ödüllendirdi; Szymborska'yı ise tarihsel ve biyolojik bağlamı insan gerçekliğinin parçalarında ironik bir kesinlikle görünür kıldığı için.

Ana anlatı — Varşova'da

Miłosz şiire 1930'larda, Wilno'da Żagary adlı bir dergi çevresinde toplanan genç şairlerle başladı. Aybike Kılık'ın incelemesine göre bu kuşağın şiiri iyimserlikten uzaktı: genç Miłosz okurlarını yaklaşan bir felakete karşı uyarmak istiyordu. Kılık, Miłosz'un 1933 tarihli bir dizesini aktarır: Ren'den Volga'ya bütün kentler belki birkaç yıl sonra yanacak.

Kehanet gerçekleşti. Miłosz savaş yıllarını Alman işgali altındaki Varşova'da geçirdi. Savaştan sonra, 1945'te yayımlanan Ocalenie, yani Kurtuluş, adlı kitabında «W Warszawie», yani «Varşova'da» adlı bir şiir vardır. Şair yıkılmış bir katedralin önünde durur ve kendine bir yeminini hatırlatır. Kılık'ın çevirisiyle:

Yemin ettin, hiçbir zaman
Yaslı bir ağlak olmayacağına.

Ama yemin tutulamaz. Şair yazmak istemediği şeyi yazmak zorunda kalır; elinin beş parmağı ona kalemi tutturur ve ölülerin tarihini yazdırır. Şiir kendine sorar: «Bunun için mi yaratılmışım, / Yaslı bir ağlak olmak için?» Ve sonunda ölülere iki sözcük bırakır: «İki kurtulmuş kelime: / Gerçek ve adalet.»

Ana anlatı — Tutsak edilmiş akıl

Savaştan sonra Miłosz yeni Polonya yönetiminde diplomat oldu; 1946–1949'da Washington'da, 1950'de Paris'te görev yaptı. Kılık'ın aktardığına göre 1949'da Varşova'ya dönüşünde bir gece, yönetici çevrenin bir davetinden sabaha karşı dönerken, soğukta titreyen tutukluları taşıyan cipleri gördü ve neyin içine girdiğini o an fark etti. 1951'de ülkesiyle bağını kopardı ve mülteci olarak Batı'da kaldı.

İki yıl sonra yazdığı Zniewolony Umysł, yani Tutsak Edilmiş Akıl, komünist düzenin aydınları nasıl çektiğini ve nasıl dönüştürdüğünü anlatan bir deneme kitabıdır. Kılık'a göre kitap bir kurmaca değil, yaşanmışlıklardan yola çıkan bir incelemedir.

Ana anlatı — Bilmiyorum

Szymborska'nın yolu Miłosz'unkinden farklı, ama onun kitabının anlattığı türden bir yoldu. Hazırladığı ilk kitap 1949'da sansürden geçemedi; çünkü «sosyalist gereklere uymuyordu». 1952'de yayımlanabilen ilk kitabı ise resmî ideolojiye yakındı; içinde Lenin üzerine bir şiir vardı. Szymborska komünist partiye üye oldu, 1953'te Krakov'da yargılanan rahipleri kınayan bir dilekçeye imza attı. Sonraki yıllarda bu çizgiden uzaklaştı, erken siyasal şiirlerini reddetti ve 1966'da partiden ayrıldı.

Szymborska'nın olgun şiiri bu deneyimin içinden doğdu. Kesin cevaplar yerine sorular, büyük sözler yerine küçük ayrıntılar, haykırış yerine ironi seçti. Nobel gerekçesindeki «ironik kesinlik» ifadesi bu şiiri iyi tarif eder: Szymborska bir taşı, bir bulutu, bir günü öyle dikkatle anlatır ki, sıradan sanılan her şey şaşırtıcı görünür.

Yaygın yanlış«Szymborska ve Miłosz totaliter rejimlere baştan beri karşı çıkmış, hiç yanılmamış bilge seslerdir.»
Doğrusu

— Bu görüş ikisinin olgun dönem şiirlerine ve Miłosz'un 1951'deki kopuşuna bakınca anlaşılır. Ama iki şairin hayatı da yanılgıları ve dönüşleri içerir. Kılık'ın aktardığına göre Miłosz gençliğinde Marksistlerden etkilendiğini kendisi söyler; savaştan sonra da yıllarca yeni yönetimin diplomatı oldu. Szymborska ise ilk kitabında resmî ideolojiye yakın şiirler yazdı ve sonra bunları reddetti. Bilgelikleri bir başlangıç noktası değil, yanılgıdan geçerek varılmış bir yerdir; Tutsak Edilmiş Akıl'ın anlattığı çekim gücünü ikisi de içeriden tanıyordu.

Metin anı

Szymborska'nın Nobel konuşmasının merkezinde, kendi işini tutkuyla yapan işkenceciler, diktatörler ve fanatikler üzerine bir paragraf vardır. Onlar da işlerini severler; ama bir farkla:

They know, and whatever they know is enough for them once and for all. […] This is why I value that little phrase "I don't know" so highly. It's small, but it flies on mighty wings.

Satır satır okuyalım. «They know», onlar biliyor. Szymborska bu fiili tırnak içine alır; bilgi burada bir sahiplik, kapanmış bir kutudur. Bildikleri onlara bir kez ve sonsuza dek yeter; başka bir şey öğrenmek istemezler, çünkü bu, argümanlarının gücünü azaltabilir.

Konuşmanın atladığımız kısmında Szymborska bir kural koyar: yeni sorulara yol açmayan bilgi çabucak söner; yaşamı sürdürmek için gereken sıcaklığı koruyamaz. En uç durumlarda, eski ve yeni tarihten iyi bilinen örneklerde, bir toplum için ölümcül bir tehdide dönüşür.

Son iki cümle kapanış hükmüdür: «bilmiyorum» küçük bir sözdür, ama güçlü kanatlarla uçar. Szymborska konuşmanın devamında Newton'u ve hemşerisi Marie Curie'yi örnek verir: ikisi de «bilmiyorum» dedikleri için yeni bir şey buldular. Şairler de, gerçek şairlerse, bu sözü tekrarlamak zorundadır.

Cevap ve bağlantı

«Bilmiyorum» bir zayıflık mıdır, bir direniş mi? Szymborska'nın cevabı açıktır: «biliyoruz» diyenlerin tarihine bakınca, «bilmiyorum» bir direniştir. Ama bu cevap, kendi hayatından geçerek kurulmuştur; genç Szymborska da bir zamanlar bildiğini sanmıştı. Miłosz'un Tutsak Edilmiş Akıl'ı aynı şeyi başka bir dilden söyler: aklı tutsak eden, kesinliğin vaadidir.

Bu iki şair Türkçede Türk Polonyacılarının çalışmalarıyla okunuyor. Aybike Kılık'ın 2013 tarihli makalesi Miłosz'un hayatını ve şiirini totaliter rejimler karşısındaki tutumu üzerinden anlatır ve «W Warszawie»yi Türkçeye kendisi çevirir. Seda Köycü'nün 2011 tarihli makalesinin özetine göre Miłosz'un şiiri, savaş öncesinin felaketçi çizgisinden başlayıp faşist ve Stalinci totalitarizm deneyimleriyle beslenerek hümanist ve evrensel değerleri savunan bir şiire doğru gelişmiştir.

Szymborska'yı ise O. Fırat Baş, 2010'da Kaygı'da yayımlanan bir makalede, şiirini bir ontoloji, bir varlık araştırması olarak yorumlar; özetine göre amacı onu «felsefi şiir» diye etiketlemek değil, felsefenin şiirde kendi kökenine dönüşünü göstermektir. Miłosz'un Tutsak Edilmiş Akıl'ının Türkçe çevirisi de Osman Fırat Baş imzasını taşır. Türkçede iki Polonyalı şairin çevresinde, Polonyacılardan oluşan küçük ama dikkatli bir okur topluluğu dolaşıyor.

Kapanış kancası

Szymborska bir taşta, bir bulutta, bir günde şaşırtıcı olanı aradı. Bir sonraki derste aynı dikkati başka dillerde ve başka coğrafyalarda süren şairlere geçiyoruz: bir balığa, bir bahçeye, babasının kazdığı toprağa bakan şairlere. Bir şair dikkatini bu kadar küçük bir şeye çevirdiğinde, yüzyılın büyük sesi hâlâ duyulur mu?

Özet kartı

  1. Miłosz (1911–2004) Wilno'daki Żagary çevresinde felaketçi bir şiirle başladı; savaşı Varşova'da yaşadı; 1980'de Nobel'i aldı. Szymborska (1923–2012) Krakov'da yaşadı; 1996'da Nobel'i aldı.
  2. Miłosz'un «W Warszawie» şiirinde şair yaslı bir ağlayıcı olmamaya yemin eder, ama tanıklığa zorlanır; ölülere «gerçek ve adalet» sözcüklerini bırakır.
  3. Miłosz yeni yönetimin diplomatıydı; 1949'daki bir gece tanıklığının ardından 1951'de ülkesinden koptu ve 1953'te Tutsak Edilmiş Akıl'ı yazdı.
  4. Szymborska ilk kitabında resmî ideolojiye yakındı, sonra bundan döndü ve 1966'da partiden ayrıldı; Nobel konuşmasında «bilmiyorum» sözünü dogmatik bilgiye karşı savundu.
  5. Türk Polonyacıları Kılık, Köycü ve Baş iki şairi inceledi; Tutsak Edilmiş Akıl'ın Türkçesi Osman Fırat Baş'ın çevirisidir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
FelaketçilikCatastrophismYaklaşan bir uygarlık yıkımını sezen karamsar şiir eğilimi
Tutsak edilmiş akılCaptive mindTotaliter düzenin aydını bir tarih mantığı sunarak kendine bağlaması
İronik kesinlikIronic precisionBüyük soruları küçük ayrıntılar ve hafif bir alayla ele alan şiir tutumu
Tanıklık şiiriPoetry of witnessToplumsal felaketleri kayda geçirmeyi görev sayan şiir
Sosyalist gerçekçilikSocialist realismSanattan sosyalizmin kuruluşunu iyimser ve öğretici anlatmasını isteyen resmî öğreti

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Miłosz ile Szymborska'nın hayatları Polonya'nın yirminci yüzyıl tarihinin hangi dönemleriyle kesişir? Birer tarih verin.
  2. (Kazanım 2) «W Warszawie» şiirinde şair neye yemin etmiştir ve şiir bu yemini nasıl sınar?
  3. (Kazanım 3) Szymborska Nobel konuşmasında «biliyoruz» diyenlerle «bilmiyorum» diyenleri nasıl karşılaştırır?
  4. (Kazanım 3) «Szymborska ve Miłosz hiç yanılmamış bilge seslerdir» yargısı neden eksiktir?
  5. (Kazanım 4) Kılık, Köycü ve Baş'ın çalışmaları iki şaire Türkçede hangi açılardan yaklaşır?

Cevaplar

  1. Miłosz 1930'larda Wilno'da felaketçi şiire başladı, savaşı Alman işgali altındaki Varşova'da geçirdi, savaştan sonra diplomat oldu ve 1951'de ülkesinden koptu; 1980'de Nobel'i aldı. Szymborska'nın ilk kitabı 1949'da sansürden geçemedi, 1952'deki ilk kitabı resmî ideolojiye yakındı, 1966'da partiden ayrıldı; 1996'da Nobel'i aldı.
  2. Yaslı bir ağlayıcı olmamaya, vatanının yaralarını kutsallaştırmamaya yemin etmiştir. Ama yıkık katedralin önünde elinin beş parmağı ona kalemi tutturur ve ölülerin tarihini yazdırır; şair «Bunun için mi yaratılmışım, yaslı bir ağlak olmak için?» diye sorar ve sonunda ölülere «gerçek ve adalet» sözcüklerini bırakır.
  3. İşkenceciler, diktatörler ve fanatikler de işlerini tutkuyla yapar, ama onlar «biliyor»dur ve bildikleri onlara bir kez ve sonsuza dek yeter; başka bir şey öğrenmek istemezler. Yeni sorulara yol açmayan bilgi söner, uç durumlarda topluma ölümcül bir tehdit olur. «Bilmiyorum» ise küçük ama güçlü kanatlarla uçan, Newton'u ve Marie Curie'yi yeni şeylere götüren sözdür.
  4. İkisinin de hayatı yanılgılar ve dönüşler içerir: Miłosz gençliğinde Marksistlerden etkilendiğini söyler ve savaştan sonra yıllarca yeni yönetimin diplomatı oldu; Szymborska ilk kitabında resmî ideolojiye yakın şiirler yazdı ve sonra onları reddetti. Bilgelikleri yanılgıdan geçerek varılmış bir yerdir.
  5. Kılık, Miłosz'u totaliter rejimler karşısındaki tutumu üzerinden okur ve «W Warszawie»yi Türkçeye çevirir. Köycü, Miłosz'un şiirinin felaketçi başlangıçtan hümanist ve evrensel değerlere doğru gelişimini izler. Baş, Szymborska'nın şiirini bir varlık araştırması olarak yorumlar; Tutsak Edilmiş Akıl da Osman Fırat Baş'ın çevirisiyle Türkçededir.

Okuma

  • Czesław Miłosz, Tutsak Edilmiş Akıl, Osman Fırat Baş çevirisi (Monokl).
  • Czesław Miłosz, İssa Vadisi, Melaike Hüseyin çevirisi (Monokl).
  • Wisława Szymborska, «The Poet and the World», Nobel konuşması, 1996 (nobelprize.org; İngilizce ve Lehçe).
  • Aybike Kılık, «Muhalif Yönüyle XX. Yüzyıl Adamı Czesław Miłosz», DTCF Dergisi 53/1 (2013).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:20 Soğuk açılış: Stockholm'de bir tören salonu; kürsüde küçük, gri saçlı bir kadın; salonda bir gülümseme dalgası.
  • 1:20–1:50 Büyük soru: bir kara tahtada büyük harflerle yazılmış kesin cümleler; altına küçük el yazısıyla iki kelime eklenir.
  • 1:50–3:20 Bağlam: Vilnius'ta eski bir üniversite avlusu; sonra Krakov'da bir sokak; iki şairin aynı haritada iki ayrı noktası.
  • 3:20–5:40 Ana anlatı — Varşova'da: yıkılmış bir katedralin önünde duran bir adamın siluet hâli; rüzgâr kırmızı tozu ırmağa doğru savurur; masada kendi kendine yazan bir kalem.
  • 5:40–7:30 Ana anlatı — Tutsak edilmiş akıl: sabaha karşı bir davetten çıkan şık giyimli insanlar; soğukta geçen kapalı araçlar; ardından Paris'te bir pencere.
  • 7:30–9:30 Ana anlatı — Bilmiyorum: 1950'lerden bir kitap kapağı, sonra yırtılıp kenara bırakılır; masada bir taş, bir bulut resmi, bir takvim yaprağı.
  • 9:30–11:20 Metin anı: kapalı bir kutu, kilitli; yanında küçük bir kuş, kanatlarını açar ve pencereden çıkar.
  • 11:20–12:50 Cevap ve bağlantı: bir Türk üniversitesinin kütüphanesinde Lehçe kitaplar; bir masada çevirisi süren bir sayfa.
  • 12:50–13:30 Kapanış kancası: buzlu bir kovada parlayan bir balık; sonra bir bahçe ve kürekle kazılan toprak.

Telaffuz

  • Wisława Szymborska «vis-VA-va şım-BOR-ska»; Czesław Miłosz «ÇES-vaf Mİ-voş»; Wilno «VİL-no»; Krakov (Kraków) «KRA-kuf».
  • Żagary «ja-GA-rı»; Ocalenie «o-tsa-LE-nye»; «W Warszawie» «v var-ŞA-vye»; Zniewolony Umysł «znye-vo-LO-nı U-mısv».
  • Aybike Kılık «ay-bi-KE kı-LIK»; Seda Köycü «se-DA köy-CÜ»; Osman Fırat Baş «os-MAN fı-RAT BAŞ»; Melaike Hüseyin «me-laa-i-KE hü-se-YİN».