İçeriğe geç

Ünite EDB-245-06 · Seviye 2C — Dünya Edebiyatı

Kavafis

EDB-245 Modern Dünya Şiiri

1.985 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • Tarihsel şiir
  • kendi kanonu
  • tek yaprak baskı
  • gizli şiirler
  • dil ikiliği
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Kavafis (1863–1933) İskenderiye'de doğup öldü; çocukluğunun bir kısmını İngiltere'de, 1882–1885 arasını İstanbul'da geçirdi, sonra otuz yıl Bayındırlık Bakanlığı'nda memur olarak çalıştı.
  2. Şiirlerini kitap olarak yayımlamadı; gazetelerde, dergilerde ve kendi bastırdığı tek yapraklarda yayımladı. İlk kitabı ölümünden sonra 1935'te çıktı; kanonu 154 şiirdir.
  3. «Barbarları beklerken» (1904) düşmanına muhtaç bir toplumu gösterir; «Tanrı Antonius'u terk ediyor» (1911) kaybedilen bir kente onurla veda etmeyi ister.
  4. «Kent» (1910) kaçmak isteyen birine kentin onu izleyeceğini söyler: hayatını bir köşede harcayan bütün dünyada harcamıştır.
  5. Esra Özsüer'e göre Kavafis'in annesi Yeniköylüdür; şair İstanbul'da şiire başladı, «Yeniköy» adlı bir şiir yazdı, ama bu gençlik şiirlerini sonra berbat sayıp yayımlamadı.

Kazanımlar

  • Kavafis'in hayatını İskenderiye, Londra ve İstanbul yılları üzerinden ve şiirlerini yayımlama biçimiyle birlikte açıklayabilir.
  • «Περιμένοντας τους βαρβάρους» ve «Απολείπειν ο θεός Αντώνιον» şiirlerinde tarihsel sahnenin bugüne nasıl konuştuğunu çözümleyebilir.
  • «Η πόλις» şiirinde kaçma isteğine kentin verdiği cevabı, dizelerin zaman ve kip kullanımına bakarak yorumlayabilir.
  • Kavafis'in 1882–1885 İstanbul yıllarını ve bu yıllardan kalan şiirleri, onun sonraki İskenderiye şiiriyle karşılaştırarak yorumlayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

1882 yazı. On dokuz yaşında bir genç, annesi ve kardeşleriyle birlikte İskenderiye'den İstanbul'a gelir. Mısır karışıklık içindedir; birkaç gün sonra İskenderiye bombalanacak, ailenin oradaki dairesi yanacaktır. Aile önce Tarabya'da, sonra Haydarpaşa'da kalır, sonunda anne tarafından dedesinin, varlıklı bir elmas tüccarının Yeniköy'deki yalısına yerleşir.

Genç adam vaktinin çoğunu Beyoğlu'nda geçirir. Bir dostuna yazdığı mektupta, İstanbul'la karşılaştırınca doğduğu kent İskenderiye'den nefret ettiğini söyler.

Üç yıl sonra İskenderiye'ye döner ve ölünceye kadar, kırk sekiz yıl boyunca orada yaşar; kentten yalnızca kısa yolculuklar için ayrılır. Bugün dünyada İskenderiye denince akla ilk gelen şairdir: Konstantinos Kavafis.

Büyük soru

Bir insan dar gelen kentinden kaçabilir mi, yoksa kent nereye giderse gitsin onunla birlikte mi yolculuk eder?

Bağlam

Kavafis 1863'te İskenderiye'de doğdu ve 1933'te, yetmişinci doğum gününde, yine orada öldü. Ailesi İstanbul'un Fener Rum topluluğundan geliyordu; babası İskenderiye'de tüccardı. Babası ölünce aile bir süre Londra'ya yerleşti; Kavafis çocukluğunun bir kısmını İngiltere'de geçirdi. 1885'te İskenderiye'ye döndükten sonra Mısır Bayındırlık Bakanlığı'nda, her yıl yenilenen geçici bir memurlukla otuz yıl çalıştı.

Kavafis bir şiir kitabı yayımlamayı hep reddetti. Şiirlerini gazete ve dergilerde çıkardı ya da kendisi tek yapraklar hâlinde bastırıp ilgilenen okurlara dağıttı. İlk Kavafis kitabı, Ποιήματα, yani Şiirler, ölümünden iki yıl sonra, 1935'te İskenderiye'de basıldı. Kendisinin kabul ettiği şiirler 154 tanedir; bir kısmını sonradan reddetti, bir kısmını hiç yayımlamadı.

Ana anlatı — Barbarları beklerken

1904'te yayımlanan ve Kavafis'in adını dünyaya en çok tanıtan şiirlerden biri bir bekleyişi anlatır: «Περιμένοντας τους βαρβάρους», yani «Barbarları beklerken». Şiir bir soru-cevap dizisidir. Biri sorar, biri cevaplar. Neden agorada toplandık? Barbarlar bugün gelecek. Senato neden yasa yapmıyor? Barbarlar gelince onlar yasa yapacak.

İmparator sabah erkenden kalkmış, kentin en büyük kapısında tahtına kurulmuştur; barbarların reisine vermek için üzerine unvanlar yazılmış bir parşömen hazırlamıştır. Konsüller kırmızı, işlemeli togalarını giymiş, ametist bilezikler takmıştır, çünkü bu tür şeyler barbarları kamaştırır. Hatipler bugün konuşmaz, çünkü barbarlar söz sanatından sıkılır.

Sonra akşam olur. Herkes huzursuzlanır, sokaklar boşalır. Barbarlar gelmemiştir. Sınırdan gelenler artık barbar diye bir şey olmadığını söyler. Şiir iki dizeyle biter: Peki şimdi ne olacak bize barbarlar olmadan? O insanlar bir tür çözümdü.

Şiirin kentinin adı yoktur, imparatorun adı da yoktur. Bu yüzden şiir her çağa uyar. Bir topluluk kendi tembelliğini, kendi kararsızlığını bir düşmanın gelişine bağlar; düşman gelmeyince elinde hiçbir açıklama kalmaz.

Ana anlatı — Tanrı Antonius'u terk ediyor

Kavafis'in kenti bazen şiirin konusu, bazen de kişisidir. Nisan 1911'de yayımlanan «Απολείπειν ο θεός Αντώνιον», yani «Tanrı Antonius'u terk ediyor», Plutarkhos'un anlattığı bir sahneden yola çıkar: Romalı komutan Marcus Antonius'un yenilgisinden önceki gece İskenderiye'de, gece yarısı, görünmeyen bir topluluğun müzikler ve seslerle kentten geçip gittiği duyulur. Bu, onu koruyan tanrının onu bıraktığı anlamına gelir.

Şiir Antonius'a seslenir ve ona ne yapması gerektiğini söyler. Ağlamasın, bunun bir düş olduğunu, kulağının yanıldığını söyleyip kendini kandırmasın. Uzun zamandır hazırmış gibi, cesur biri gibi, böyle bir kente layık görülmüş birine yakışır biçimde pencereye gitsin, o seslere son bir haz olarak kulak versin ve ona veda etsin: «τὴν Ἀλεξάνδρεια ποῦ φεύγει», giden İskenderiye'ye. Şiirin son dizesinde fiil değişir: «τὴν Ἀλεξάνδρεια ποῦ χάνεις», kaybettiğin İskenderiye'ye.

Antonius'un kaybettiği şey bir savaş değil, bir kenttir. Kavafis'e göre bir kenti kaybetmek, bir hayatı kaybetmektir; ve buna ancak onur içinde, gözünü kaçırmadan bakılabilir.

Ana anlatı — İstanbul'dan kalanlar

Esra Özsüer'in Türkiyat Mecmuası'nda yayımlanan incelemesi, Kavafis'in İstanbul'da geçirdiği üç yılı Yunanca kaynaklara dayanarak ayrıntılı biçimde anlatır. Özsüer'e göre Kavafis'in annesi Yeniköylüdür; şair bir dönem imzasına anne tarafından dedesinin soyadının baş harfini, «F»yi eklemiş, Fenerli bir aileden geldiğini vurgulamak istemiştir.

İstanbul yılları Kavafis'in şiire ciddi olarak başladığı yıllardır. Özsüer, bu dönemden kalan iki şiirin kenti doğrudan andığını yazar: Tarabya'yı öven, İngilizce yazılmış bir veda şiiri ve 1885'te, kentten ayrılmadan kısa süre önce yazılmış «Yeniköy». Kavafis bu ikinci şiirde bir yabancıya seslenir: doğanın gülümsediği bir köy görürsen dur, Yeniköy'e varmışsındır. Özsüer başlığını Arap harfleriyle yazdığı, Türkçe «Dünya Güzeli» anlamına gelen bir şiirden de söz eder.

Kavafis bu gençlik şiirlerini hiç yayımlamadı. Özsüer'in aktardığı 1906 tarihli İngilizce bir notunda, on dokuz ve yirmi yaşlarında yazdığı şiirlerin hepsini berbat saydığını, onları yayımlamadığı için kendini şanslı bulduğunu yazar.

Yaygın yanlış«Kavafis'in tarihsel şiirleri eski çağları anlatan, bugünle ilgisi olmayan geçmişe özlem şiirleridir.»
Doğrusu

— Bu okuma bir gerçeğe dayanır: Kavafis konularını sık sık Helenistik ve Roma dönemlerinden, adı az bilinen krallardan, sofistlerden, sürgünlerden alır ve bu dünyaya tutkuyla bağlıdır. Ama şiirlerin çoğu bir özlem değil, bir teşhistir. «Barbarları beklerken» bir eski kentin hikâyesi değil, düşmanına muhtaç olan bir toplumun portresidir; kentin ve imparatorun adsız bırakılması da bu yüzdendir. Kavafis tarihe bir müzeye girer gibi değil, bugünü yabancılaştırarak gösteren bir ayna gibi bakar. Öte yandan şiirlerdeki tarihsel ayrıntı da süs değildir; Kavafis'in tarihi büyük bir bilgiyle ve titizlikle kullandığı açıktır.

Metin anı

1910'da yayımlanan «Η πόλις», yani «Kent», iki kişinin konuşması gibi kurulur. İlk yarıda biri başka bir yere gitmek istediğini söyler: başka bir toprağa, başka bir denize gidecektir; bu kentte her çabası mahkûm, yüreği bir ölü gibi gömülüdür. İkinci yarıda bir başka ses ona cevap verir:

Καινούργιους τόπους δὲν θὰ βρεῖς, δὲν θάβρεις ἄλλες θάλασσες.
Ἡ πόλις θὰ σὲ ἀκολουθεῖ. Στοὺς δρόμους θὰ γυρνᾷς
τοὺς ἴδιους. Καὶ στὲς γειτονιὲς τὲς ἴδιες θὰ γερνᾷς ˚
καὶ μὲς στὰ ἴδια σπίτια αὐτὰ θ' ἀσπρίζεις.
Πάντα στὴν πόλι αὐτὴ θὰ φθάνεις. Γιὰ τὰ ἀλλοῦ -μὴ ἐλπίζεις-
δὲν ἔχει πλοῖο γιὰ σέ, δὲν ἔχει ὁδό.
Ἔτσι ποῦ τὴ ζωή σου ρήμαξες ἐδῶ
στὴν κώχη τούτη τὴν μικρή, σ' ὅλην τὴν γῆ τὴν χάλασες.

Satır satır okuyalım. Yeni yerler bulmayacaksın, başka denizler bulmayacaksın. Kent seni izleyecek. Aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallelerde yaşlanacaksın, aynı evlerde saçların ağaracak. Fiiller gelecek zamandadır ve hiçbir koşul tanımaz; şiir bir kehanet gibi konuşur.

Sonra iki küçük ünlem gelir: «Γιὰ τὰ ἀλλοῦ -μὴ ἐλπίζεις-», başka yerler için, umma. Senin için gemi yok, yol yok. İlk yarıda konuşanın hayal ettiği deniz ve gemi, ikinci yarıda tek tek elinden alınır.

Son iki dize şiirin asıl hükmüdür: hayatını burada, bu küçük köşede nasıl harcadıysan, bütün dünyada da öyle harcadın. Kent bir yer değil, bir hayattır. Bir yerden kaçılabilir, ama bir hayattan kaçılamaz.

Cevap ve bağlantı

Bir insan kentinden kaçabilir mi? Kavafis'in şiiri buna açık bir «hayır» der. Ama şairin hayatı bu cevaba başka bir renk verir. On dokuz yaşında İstanbul'da İskenderiye'den nefret ettiğini yazan genç, sonra bütün ömrünü o kentte geçirdi ve onu şiirin kendisine dönüştürdü. Özsüer'in gözlemiyle, gençliğinde aile baskısının ve sınırların yeri olan İskenderiye, sonraki şiirlerde tam tersine dönüştü. Kent onu izledi; ama Kavafis de kenti izledi, onun iki bin yıllık geçmişini sokaklarında yeniden buldu.

Kavafis'in şiiri yalnızca bir kent şiiri olarak kalmadı. Yine 1911'de yayımlanan «Ιθάκη», yani «İthaka», Odysseus'un yolculuğunu tersine çevirir: yolun uzun olmasını dile, çünkü İthaka sana güzel bir yolculuk verdi; o olmasa yola çıkmazdın, başka verecek bir şeyi yok. «Kent» kaçışın imkânsızlığını söyler, «İthaka» ise varılacak yerin değil yolun değerini. İki şiir birlikte okunduğunda Kavafis'in kenti hem bir hapishane hem de bir başlangıç noktasıdır.

Türkçede Kavafis'in izi, bu dersin de gösterdiği gibi, onun kendi hayatına uzanır. Şair Boğaz'da, Yeniköy'de, Tarabya'da, Beyoğlu'nda yaşadı; bu yılların şiirlerini sakladı, ama kentin hatırasını saklamadı. Bugün onun şiirleri Türkçede birden çok çeviriyle okunur; bunlardan biri Ari Çokona'nın Yapı Kredi'den çıkan çevirisidir.

Kapanış kancası

Kavafis şiirini tarihin ve kendi kentinin içinden kurdu, sesini alçak tuttu. Aynı yıllarda İspanyolcada bambaşka bir ses yükseliyordu: halk türkülerinin, çingene şarkılarının ritmini alan ve onları modern bir şiirin ateşine dönüştüren şairler. Halkın şarkılarından doğan bir şiir, aynı zamanda yüzyılın en yeni şiiri olabilir mi?

Özet kartı

  1. Kavafis (1863–1933) İskenderiye'de doğup öldü; çocukluğunun bir kısmını İngiltere'de, 1882–1885 arasını İstanbul'da geçirdi, sonra otuz yıl Bayındırlık Bakanlığı'nda memur olarak çalıştı.
  2. Şiirlerini kitap olarak yayımlamadı; gazetelerde, dergilerde ve kendi bastırdığı tek yapraklarda yayımladı. İlk kitabı ölümünden sonra 1935'te çıktı; kanonu 154 şiirdir.
  3. «Barbarları beklerken» (1904) düşmanına muhtaç bir toplumu gösterir; «Tanrı Antonius'u terk ediyor» (1911) kaybedilen bir kente onurla veda etmeyi ister.
  4. «Kent» (1910) kaçmak isteyen birine kentin onu izleyeceğini söyler: hayatını bir köşede harcayan bütün dünyada harcamıştır.
  5. Esra Özsüer'e göre Kavafis'in annesi Yeniköylüdür; şair İstanbul'da şiire başladı, «Yeniköy» adlı bir şiir yazdı, ama bu gençlik şiirlerini sonra berbat sayıp yayımlamadı.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Tarihsel şiirHistorical poemTarihsel bir sahnenin içinden bugüne konuşan şiir
Kendi kanonuSelf-made canonŞairin yazdıklarından hangilerinin eseri sayılacağına kendisinin karar vermesi
Tek yaprak baskıBroadsheetŞiirlerin tek bir kâğıda basılıp elden dağıtılması
Gizli şiirlerHidden poemsŞairin bitirdiği ama yayımlamadığı şiirler
Dil ikiliğiDiglossiaBir dilin resmî ve gündelik iki biçiminin yan yana yaşaması

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Kavafis şiirlerini nasıl yayımladı? İlk kitabı ne zaman çıktı ve kanonu kaç şiirden oluşur?
  2. (Kazanım 2) «Barbarları beklerken»in son iki dizesi ne söyler? Kentin ve imparatorun adsız bırakılması şiire ne kazandırır?
  3. (Kazanım 2) «Tanrı Antonius'u terk ediyor»da şiir Antonius'tan ne ister? Son dizedeki fiil değişikliği neyi gösterir?
  4. (Kazanım 3) «Kent»in ikinci yarısındaki ses kaçmak isteyen kişiye ne cevap verir? Son iki dizenin hükmü nedir?
  5. (Kazanım 4) Özsüer'e göre Kavafis'in İstanbul yılları nasıl geçti ve bu yıllarla sonraki İskenderiye şiirleri arasında nasıl bir karşıtlık vardır?

Cevaplar

  1. Kitap yayımlamayı reddetti; şiirlerini gazete ve dergilerde çıkardı ya da tek yapraklar hâlinde bastırıp ilgilenenlere dağıttı. İlk kitabı, Ποιήματα, ölümünden iki yıl sonra, 1935'te İskenderiye'de basıldı. Kendi kabul ettiği kanonu 154 şiirdir.
  2. Barbarlar gelmeyince insanlar ne olacaklarını sorar: o insanlar bir tür çözümdü. Kent ve imparator adsız kaldığı için şiir her çağa uyar; kendi kararsızlığını bir düşmanın gelişine bağlayan, düşman gelmeyince açıklamasız kalan her topluluğun portresi olur.
  3. Ağlamamasını, duyduklarının bir düş olduğunu söyleyip kendini kandırmamasını, uzun zamandır hazırmış gibi ve cesurca pencereye gidip görünmez topluluğun seslerini son bir haz olarak dinlemesini ve kente veda etmesini ister. Fiil «giden İskenderiye»den «kaybettiğin İskenderiye»ye döner; kentin gidişi, Antonius'un kendi kaybı olarak kabul edilir.
  4. Yeni yerler ve başka denizler bulamayacağını, kentin onu izleyeceğini, aynı sokaklarda dolaşıp aynı evlerde yaşlanacağını, başka yerler için umut beslememesini, onun için gemi ya da yol olmadığını söyler. Son iki dizeye göre hayatını bu küçük köşede nasıl harcadıysa bütün dünyada da öyle harcamıştır.
  5. Kavafis 1882'de on dokuz yaşında İstanbul'a geldi; aile Tarabya'da, Haydarpaşa'da ve dedesinin Yeniköy'deki yalısında kaldı, Kavafis vaktinin çoğunu Beyoğlu'nda geçirdi; ekonomik sıkıntı çektiler. Bu yıllarda şiire başladı, «Yeniköy» gibi şiirler yazdı ama sonra bunları berbat sayıp yayımlamadı. O dönem bir mektubunda İskenderiye'den nefret ettiğini yazdı; sonraki şiirlerinde ise İskenderiye şiirinin kendisi oldu.

Okuma

  • Konstantinos Kavafis, Şiirler, Ari Çokona çevirisi (Yapı Kredi). «Kent»i ve «İthaka»yı art arda okuyun ve iki şiirin yolculuğa bakışını karşılaştırın.
  • Esra Özsüer, «Yunan Şair Kavafis'in Şiirlerinde Mekân: İskenderiye», Türkiyat Mecmuası 27/1 (2017), 225–247.
  • Konstantinos Kavafis, «Η πόλις» ve «Περιμένοντας τους βαρβάρους» (Yunanca Vikikaynak).

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:30 Soğuk açılış: 1882 yazında Boğaz'a giren bir vapur; güvertede valizleriyle bir anne ve gençler; sonra Yeniköy'de kıyıda ahşap bir yalı.
  • 1:30–2:00 Büyük soru: bir iskelede kalkmak üzere olan bir gemi; iskelede bekleyen bir adam; gemi kalkar ama adamın gölgesi iskelede kalır.
  • 2:00–3:40 Bağlam: İskenderiye'de bir bakanlık koridoru, dosyaların arasında eğilmiş kır bıyıklı bir kâtip; akşam aynı adam evinde tek yaprak şiir basılmış kâğıtları zarflara koyar.
  • 3:40–5:50 Ana anlatı — Barbarları beklerken: antik bir kentin büyük kapısı; tahtta bekleyen bir imparator; kırmızı, işlemeli togalar giymiş konsüller; akşam boşalan sokaklar.
  • 5:50–7:40 Ana anlatı — Tanrı Antonius'u terk ediyor: gece yarısı açık bir pencere; aşağıdaki sokaktan görünmeden geçen bir müzik alayının ışıkları; pencerede duran bir figürün siluet hâli.
  • 7:40–9:20 Ana anlatı — İstanbul'dan kalanlar: Beyoğlu'nda 1880'lerden bir cadde; Yeniköy'de bir çınar; bir defterde Arap harfleriyle yazılmış bir başlık.
  • 9:20–11:20 Metin anı: aynı sokaklarda yürüyen, her turda biraz daha yaşlanan bir adam; limanda kalkan gemiler adamı almadan gider.
  • 11:20–13:00 Cevap ve bağlantı: denize açılan küçük bir tekne; uzakta bir ada; tekne yavaşça ilerler.
  • 13:00–13:40 Kapanış kancası: bir Endülüs avlusunda bir gitar; uzaktan bir şarkının sesi.

Telaffuz

  • Konstantinos Kavafis «kons-tan-Dİ-nos ka-VA-fis»; «Η πόλις» «i PO-lis»; «Ιθάκη» «i-THA-ki»; «Περιμένοντας τους βαρβάρους» «pe-ri-ME-non-das tus var-VA-rus».
  • «Απολείπειν ο θεός Αντώνιον» «a-po-Lİ-pin o the-OS an-DO-ni-on»; Γράμματα «GRA-ma-ta»; katharevousa «ka-tha-RE-vu-sa»; dimotiki «di-mo-ti-Kİ».
  • Esra Özsüer «es-RA öz-sü-ER»; Ari Çokona «a-Rİ ço-KO-na»; Yeniköy «ye-Nİ-köy»; Tarabya «ta-RAB-ya».