Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Refik Halit (1888-1965), İstanbul'da doğup yetişti; «Kirpi» imzalı hicivleri yüzünden 1913'te Sinop'a, sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e sürüldü. Mütareke'deki görevi ve Millî Mücadele karşıtı tutumu yüzünden Yüzellilikler listesine alındı ve on altı yıl yurt dışında yaşadı.
- Memleket Hikâyeleri (1919), Okay'a göre 1908-1919 arasında yazılmış on dört hikâyedir; üçü İstanbul'un kenar semtlerinde, öbürleri sürgün yerlerinde geçer. Maupassant yapısında, şaşırtıcı sonlu, ağız taklidine saplanmayan bir İstanbul Türkçesiyle yazılmıştır.
- Okay'a göre Anadolu insanı bu hikâyelerde ilk kez gerçekçi bir gözle edebiyata girer. Mert bu «Anadolu» vurgusunu sorgular: sürgünde yazılan hikâye yalnız altıdır; Ceyhun'a göre asıl konu taşradaki İstanbullu memurların yalnızlığıdır.
- Mert merkez-taşra ekseninde okur: İstanbul rejimin merkezi, taşradaki memurlar onun temsilcileridir; hikâye kahramanları sürgün yerine «Allah'ın cehennemi» der. Okay'a göre Anadolu bu dönemin edebiyatına gerçekçilikle ve memleket romantizmiyle birlikte girer.
- «Şeftali Bahçeleri»nde İstanbullu memur önce kasabanın boş hükümet konağına ve eşeklere binip bahçelere giden memurlara şaşar; birkaç ay sonra en süslü palanlı eşeğin sahibidir. Hikâye, merkezin taşra karşısında çözülüşünü anlatır.
Kazanımlar
- Refik Halit'in sürgünlerle dolu hayatını ve Memleket Hikâyeleri'nin bu sürgünlerle ilişkisini açıklayabilir.
- Memleket Hikâyeleri'nin kuruluşunu, dilini ve konularını örneklerle anlatabilir.
- Bu hikâyelerin «Anadolu'nun keşfi» mi yoksa «taşradaki İstanbul» mu olduğu tartışmasını farklı görüşleriyle karşılaştırabilir.
- «Şeftali Bahçeleri»nden seçilen iki kısa parçada merkezden gelen bir memur ile taşra arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Haziran 1913. Sadrazam Mahmud Şevket Paşa bir suikastte öldürülmüştür. Necati Mert'in anlattığına göre ertesi gün yüzlerce muhalif, Bahr-i Cedîd adlı bir vapura bindirilip Sinop'a sürgün gönderilir. Vapurda gazeteciler, bir bestekâr, bir pehlivan, bir sadrazamın oğlu vardır.
Bir de yirmi beş yaşında, keskin dilli bir mizah yazarı. Adı Refik Halit'tir. İstanbul'un Beylerbeyi'nde doğmuş, Galatasaray'da okumuş, bütün yazı hayatını İstanbul'da kurmuştur.
Beş yıl sonra İstanbul'a döndüğünde, sürgün yerlerinde yazdığı hikâyeler de onunla gelecektir. Bu hikâyeler başkalarıyla birlikte bir kitapta toplanacak ve kitabın adı Memleket Hikâyeleri olacaktır.
Büyük soru
209-04 bizi bir kasaba yolunun başında bırakmıştı. Refik Halit o yola zorla çıkan ilk büyük hikâyecidir. Edebiyat tarihleri onu Anadolu'yu Türk hikâyesine ilk kez sağlam bir teknikle taşıyan yazar olarak anar. Ama bir sürgünün gözü ne görür? Bu ünitenin sorusu şudur: Memleket Hikâyeleri Anadolu'nun keşfi midir, yoksa taşraya düşmüş İstanbul'un hikâyesi mi?
Bağlam
M. Orhan Okay'ın yazdığı biyografiye bakılırsa Refik Halit 1888'de İstanbul Beylerbeyi'nde doğar. Galatasaray'ı bitirmeden ayrılır, hukuk okurken memur olur. Meşrutiyet'ten sonra gazeteciliğe atılır; 208-07'de gördüğümüz Fecr-i Âtî'nin beyannamesinde onun da imzası vardır. Okay'a göre «Kirpi» takma adıyla yazdığı siyasi yazılar ve hicivler İttihat ve Terakki iktidarını tedirgin eder; Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesinden sonra suçlananlar arasında o da Sinop'a, ardından Çorum'a sürülür. Kendi isteğiyle önce Ankara'ya, sonra Bilecik'e gönderilir. 1918'de Ziya Gökalp'in aracılığıyla İstanbul'da oturmasına izin verilir.
Hayatı bir kez daha sürgünle kesilir. Okay'a göre Mütareke yıllarında Hürriyet ve İtilâf hükûmetinde posta ve telgraf genel müdürlüğü yapar. Bu görevde, postanelerin Kuvâ-yi Milliye'nin ve öbür direniş gruplarının telgraflarını kabul etmemesi için emir verir; Millî Mücadele aleyhindeki yazılarıyla birlikte bu yüzden savaşın sonunda Yüzellilikler listesine alınır. Liste çıkmadan 1922'de ülkeden ayrılır, on altı yıl Suriye'de, Beyrut yakınlarındaki Cünye kasabasında yaşar; 1938'de çıkan af kanunuyla döner. 1965'te ölür.
Ana anlatı — Kasabanın hikâyeleri
Okay'a göre Refik Halit'in 1908-1919 arasında yazdığı on dört hikâye Memleket Hikâyeleri adıyla 1919'da bir kitapta toplanır. Konusu İstanbul'un kenar semtlerinde geçen üçü dışında öbürleri yazarın ilk sürgün yerlerinde, Sinop'ta, Çorum'da, Ankara'da ve Bilecik'te geçer.
Okay'a göre bu hikâyelerde Anadolu ilk kez sağlam bir hikâye tekniği ve usta bir kalemle dile getirilir. Konular gündelik hayattan gelir: memurların, esnafın ve orta hâlli insanların sıkıntıları, geçim dertleri, kasabanın eğlence hayatı, örflerin bağlayıcılığı. Okay bu hikâyelerin klasik bir Maupassant yapısı gösterdiğini söyler; Çakmakçı da hepsinin olay hikâyesi anlayışıyla yazıldığını ve şaşırtıcı bir sonla bittiğini ekler.
Dil ise bilinçli bir seçimdir. Okay'a göre hikâyelerin dili, yerel ağız taklitlerine saplanmayan, doğal bir İstanbul Türkçesidir. Kasaba insanı konuşur, ama İstanbul'un diliyle anlatılır. Okay'a göre neredeyse bütün eleştirmenler bu hikâyelerin en güzel Türkçeyle yazıldığını kabul eder.
Ana anlatı — Hangi Anadolu?
Bu kitap edebiyat tarihinde «Anadolu'nun keşfi» diye yerleşmiştir. Necati Mert bu yerleşik okumayı sorgular. Mert'e göre Refik Halit'ten söz edilirken «Anadolu» vurgusu o kadar güçlüdür ki yazar neredeyse bütünüyle ve yalnızca Anadolu sanılır. Oysa sürgün yıllarında yazılmış hikâye yalnız altıdır: Sinop'ta, Çorum'da, Ankara'da ve Bilecik'te geçen hikâyeler. Kitapta sürgünden önce ve sonra yazılmış hikâyeler de vardır; üstelik kitabın sonraki baskılarına yeni hikâyeler eklenmiştir. Mert, bu vurgunun «memleket» kelimesinin «Anadolu» diye okunmasından gelip gelmediğini sorar.
Daha sert bir eleştiri de vardır. Mert'in aktardığına göre Demirtaş Ceyhun, bu gerçekçi hikâyelerin Anadolu'nun gerçekliğini yansıttığını söylemenin olanaksız olduğunu ileri sürer: olaylar Anadolu köy ve kasabalarında geçse de işlenen temalar genellikle taşraya atanmış, dışarıdan gelen, İstanbullu bekâr memurların yalnızlık ve cinsellik sorunlarıdır.
Mert ise üçüncü bir yol önerir. Ona göre Refik Halit, Anadolu'ya el atan sonraki yazarların hemen hepsinden daha inandırıcıdır; ama hikâyeler yalnız «taşradaki İstanbul» diye okunursa bu yetmez. Mert merkez-taşra eksenini siyasi bir anlamda okur: İstanbul rejimin merkezidir, taşraya gönderilen devlet memurları da o rejimin temsilcileridir. Hikâyelerdeki jandarma teğmeni, kaymakam, komiser, taşralının karşısında merkezin yüzüdür. Mert'in dikkat çektiği bir ayrıntı da şudur: hikâyelerin birkaç kahramanı sürgün yerinden «Allah'ın cehennemi» diye söz eder.
Bir dengeleyici değerlendirme de vardır. Çakmakçı'nın aktardığına göre Ramazan Kaplan, bu hikâyelerin konularının kişilerin şahsi maceraları çevresinde kaldığını, yüzeyde kaldıklarını, ama yine de kasaba ve köy insanının psikolojisini aktarmada başarılı olduklarını söyler.
Yaygın yanlış«*Memleket Hikâyeleri*'nin bütün hikâyeleri Anadolu'da geçer.»
Okay'a göre ilk baskıdaki on dört hikâyenin üçü İstanbul'un kenar semtlerinde geçer. Mert'e göre sürgün yıllarında yazılmış hikâye yalnız altıdır; kitapta sürgünden önce yazılmış hikâyeler de vardır, sonraki baskılara da yeni hikâyeler eklenmiştir. Kitabın adındaki «memleket», yalnız Anadolu değil, yurdun bütünü, İstanbul'un kenar mahalleleri de dahil, anlamına gelir.
Metin anı
«Şeftali Bahçeleri»nden iki kısa parça. Hikâyenin kahramanı Agâh Bey, İstanbul'dan küçük bir Anadolu kasabasına atanmış, atandığı yeri geliştirmeye kendi kendine söz vermiş yeni tahrirat müdürüdür. Birinci parça, kasabadaki ilk ikindisinden:
Yeni gelen tahrirat müdürü ikindi vakti kalemlerin boşalıp dairelerde kimsenin kalmadığına pek şaştı, hükümet konağının iç avlusuna dizili kadife palanlı, dinç, gürbüz merkeplerden birine atlayan şeftali bahçelerinin yolunu tutuyordu.
Birkaç ay sonra:
Agâh şimdi hemen her eğlentiye giriyordu. […] ona bir de kadifeli, mor püsküllü, şeritli, saçaklı yeni palan yaptırıldı.
Önce bakışa bakalım. Birinci cümle bir gözlemle başlar: yeni müdür «pek şaştı». İlknur Ay'a göre anlatıcı burada dışarıdan yavaş yavaş Agâh Bey'in gözüne geçer. Okur kasabayı İstanbullu memurun şaşkın bakışıyla görür: devletin binası ikindi vakti boşalmıştır, memurlar eşeklere binip bahçelere gitmektedir. Taşra, merkezden gelen birinin gözünde önce bir tuhaflıktır.
Sonra hükümet konağına bakalım. Sahne bir resmî binanın iç avlusunda geçer. Avluda dizili duranlar dosyalar değil, kadife palanlı eşeklerdir. Devletin mekânı, kasabanın keyif hayatına bir durak olmuştur. Mert'in merkez-taşra okuması burada somutlaşır: merkezin temsilcileri taşrayı yönetmek yerine onun ritmine uymuştur.
Son olarak ikinci parçaya bakalım. Birkaç ay sonra Agâh Bey'in kendi eşeği vardır; üstelik en süslüsü: kadifeli, mor püsküllü, şeritli, saçaklı bir palan. Sıfatların art arda dizilişi bir alayın sesini taşır. İdealist memur, şaştığı şeyin en gösterişli parçası olmuştur. Çakmakçı'nın aktardığı bir yoruma göre bu dönüşüm, bir bireyin olduğu kadar bir idealizmin de ölümüdür. Hikâye kimin kimi değiştirdiğini sorar: merkez taşrayı mı, taşra merkezi mi?
Cevap ve bağlantı
Memleket Hikâyeleri Anadolu'nun keşfi midir, taşradaki İstanbul mu? Kaynaklar üç ayrı cevap verir. Okay'a göre bu kitap Anadolu insanını ilk kez gerçekçi bir gözle ve sağlam bir teknikle edebiyata taşır. Ceyhun'a göre asıl konu, taşraya düşmüş İstanbullu memurların yalnızlığıdır. Mert'e göre ise en verimli okuma merkez ile taşra arasındaki siyasi ilişkiyi görendir.
«Şeftali Bahçeleri» bu üç cevabı birlikte taşır: kasaba gerçekçi bir gözle çizilmiştir, bakan göz İstanbullu bir memurun gözüdür ve hikâyenin asıl konusu merkezin taşra karşısında nasıl çözüldüğüdür. Keşif ile bakış, aynı sayfada birbirinden ayrılmaz.
Kapanış kancası
Refik Halit'in kuşağından bir şair, bir başka yolu seçti: Anadolu'nun kasabalarına değil, İstanbul'un geçmişine, Osmanlı'nın bir zamanlar parlak olan günlerine döndü. Onun için millî olan, geçmişin içinde aranıyordu. Kaybolmuş bir zaman, bir şiirde nasıl yeniden kurulur?
Özet kartı
- Refik Halit (1888-1965), İstanbul'da doğup yetişti; «Kirpi» imzalı hicivleri yüzünden 1913'te Sinop'a, sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e sürüldü. Mütareke'deki görevi ve Millî Mücadele karşıtı tutumu yüzünden Yüzellilikler listesine alındı ve on altı yıl yurt dışında yaşadı.
- Memleket Hikâyeleri (1919), Okay'a göre 1908-1919 arasında yazılmış on dört hikâyedir; üçü İstanbul'un kenar semtlerinde, öbürleri sürgün yerlerinde geçer. Maupassant yapısında, şaşırtıcı sonlu, ağız taklidine saplanmayan bir İstanbul Türkçesiyle yazılmıştır.
- Okay'a göre Anadolu insanı bu hikâyelerde ilk kez gerçekçi bir gözle edebiyata girer. Mert bu «Anadolu» vurgusunu sorgular: sürgünde yazılan hikâye yalnız altıdır; Ceyhun'a göre asıl konu taşradaki İstanbullu memurların yalnızlığıdır.
- Mert merkez-taşra ekseninde okur: İstanbul rejimin merkezi, taşradaki memurlar onun temsilcileridir; hikâye kahramanları sürgün yerine «Allah'ın cehennemi» der. Okay'a göre Anadolu bu dönemin edebiyatına gerçekçilikle ve memleket romantizmiyle birlikte girer.
- «Şeftali Bahçeleri»nde İstanbullu memur önce kasabanın boş hükümet konağına ve eşeklere binip bahçelere giden memurlara şaşar; birkaç ay sonra en süslü palanlı eşeğin sahibidir. Hikâye, merkezin taşra karşısında çözülüşünü anlatır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Memleket edebiyatı | Provincial literature | Anadolu'nun kasaba ve köylerini, oradaki hayatı konu alan edebiyat |
| Sürgün edebiyatı | Literature of exile | Yazarın sürgünde, sürgünün deneyimiyle yazdığı eserler |
| Taşra | The provinces | Merkezin, başkentin dışında kalan yerler |
| Memleket romantizmi | Provincial romanticism | Taşrayı gerçekliğinden çok bir özlem ya da ideal olarak anlatma eğilimi |
| Şaşırtıcı son | Twist ending | Olay hikâyesinin sonunda okurun beklemediği, anlamı değiştiren çözüm |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Refik Halit neden ve nerelere sürüldü? Bu ilk sürgün Memleket Hikâyeleri ile nasıl ilişkilidir?
- (Kazanım 2) Okay'a ve Çakmakçı'ya göre Memleket Hikâyeleri'nin yapısı, dili ve konuları nelerdir?
- (Kazanım 3) Necati Mert «Anadolu» vurgusunu neden sorgular? Demirtaş Ceyhun'un eleştirisi nedir?
- (Kazanım 3) Mert'in merkez-taşra okuması neyi öne çıkarır? Bu okuma Okay'ın «gerçekçi göz» değerlendirmesiyle nasıl bir arada düşünülebilir?
- (Kazanım 4) «Şeftali Bahçeleri»nden seçilen iki parçada bakış, mekân ve dönüşüm merkez ile taşra ilişkisini nasıl anlatır?
Cevaplar
- Okay'a göre «Kirpi» takma adıyla yazdığı siyasi yazılar ve hicivler İttihat ve Terakki iktidarını tedirgin etmişti; Mahmud Şevket Paşa'nın 1913'te öldürülmesinden sonra suçlananlar arasında o da Sinop'a, ardından Çorum'a sürüldü, kendi isteğiyle önce Ankara'ya, sonra Bilecik'e gönderildi. Okay'a göre Memleket Hikâyeleri'ndeki on dört hikâyenin üçü dışında kalanlar bu ilk sürgün yerlerinde geçer; Mert'e göre sürgün yıllarında yazılmış olanları altıdır.
- Okay'a göre hikâyeler klasik bir Maupassant yapısı gösterir; Çakmakçı'ya göre olay hikâyesi anlayışıyla yazılmıştır ve hepsi şaşırtıcı bir sonla biter. Dil, yerel ağız taklitlerine saplanmayan doğal bir İstanbul Türkçesidir ve neredeyse bütün eleştirmenlerce en güzel Türkçeyle yazılmış sayılır. Konular memurların, esnafın ve orta hâlli insanların sıkıntıları, geçim dertleri, kasabanın eğlence hayatı ve örflerin bağlayıcılığıdır.
- Mert'e göre «Anadolu» vurgusu o kadar güçlüdür ki yazar yalnızca Anadolu sanılır; oysa sürgün yıllarında yazılmış hikâye yalnız altıdır, kitapta sürgünden önce ve sonra yazılmış hikâyeler vardır ve sonraki baskılara hikâyeler eklenmiştir; Mert bu vurgunun «memleket» kelimesinin «Anadolu» diye okunmasından gelip gelmediğini sorar. Ceyhun'a göre bu hikâyelerin Anadolu'nun gerçekliğini yansıttığı söylenemez, çünkü temaları çoğunlukla taşraya atanmış İstanbullu bekâr memurların yalnızlık ve cinsellik sorunlarıdır.
- Mert İstanbul'u rejimin merkezi, taşraya gönderilen memurları o rejimin temsilcileri olarak okur; jandarma teğmeni, kaymakam, komiser taşralının karşısında merkezin yüzüdür ve kahramanlar sürgün yerine «Allah'ın cehennemi» der. Okay'ın «gerçekçi göz» değerlendirmesi kasabanın ve insanın nasıl çizildiğine bakar; Mert'in okuması ise o gözün kime ait olduğuna ve hangi ilişkiyi gösterdiğine bakar. İki okuma birbirini dışlamaz: kasaba gerçekçi biçimde çizilebilir ve aynı zamanda merkezden gelen bir bakışla görülebilir.
- Bakış: birinci cümle «pek şaştı» ile başlar; Ay'a göre anlatıcı dışarıdan Agâh Bey'in gözüne geçer ve okur kasabayı İstanbullu memurun şaşkın bakışıyla görür. Mekân: sahne hükümet konağının iç avlusunda geçer; orada dosyalar değil kadife palanlı eşekler dizilidir ve devletin mekânı keyif hayatına bir durak olmuştur. Dönüşüm: birkaç ay sonra Agâh Bey her eğlenceye katılır ve en süslü palanlı eşeğin sahibidir; sıfatların art arda dizilişi bir alay taşır. İdealist memur taşranın ritmine uymuştur; hikâye merkezin taşra karşısında çözülüşünü anlatır.
Okuma
- M. Orhan Okay, «Karay, Refik Halit» (DİA 24) — hayatı ve eserleri.
- Necati Mert, «Refik Halit'in Muhalifliği, Sürgünlüğü ve Merkez-Taşra Açısından Hikâyeleri».
- Refik Halit, Memleket Hikâyeleri'nden «Şeftali Bahçeleri» ve bir İstanbul hikâyesi. İkisini karşılaştırın: kasabada ve İstanbul'un kenar mahallesinde anlatıcı nereden bakıyor? Hangisinde kendini daha yabancı hissediyor?