Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944), balıkçı bir babanın oğluydu; 1897 Osmanlı-Yunan savaşı sırasında hece ve sade Türkçeyle «Cenge Giderken»i yazdı, 1898'de Türkçe Şiirler'i yayımladı. Uçman'a göre hece, aydınlar arasında ciddi olarak ilk kez onunla kullanıldı.
- Uçman'a göre şiirleri teknik ve estetik bakımdan pek güçlü değildir; ama halkın zevkine ve diline seslendiği için öncüdür. Şiiri «güzellik için olmakla birlikte iyilik içindir de» diye tanımladı; halkçılığa ve milliyetçiliğe bağlı kaldı.
- Beş Hececiler (Enis Behiç, Yusuf Ziya, Halit Fahri, Orhan Seyfi, Faruk Nafiz) aruzla başladı, Gökalp ve Ömer Seyfeddin'in teşvikiyle heceye geçti. Durakları değiştirdi, heceyle müstezat ve uzun anlatı şiirleri denedi; Uçman'a göre hece şiiri onlarla vezinden çok dille güzelleşti.
- Okay'a göre «Cenge Giderken»den başlayan doğrusal başlangıç anlatısı akımın taraftarlarından gelir; Millî Edebiyat'ın beyannamesi ve belli bir kuruluş tarihi yoktur, kadrosu daha geniştir. Vatanî ve hamasî konuların tercihi, bazen güzel eserlerin akımın dışında sayılmasına yol açtı.
- «Cenge Giderken»de on bir heceli üçlü kafiye ve «giderim» nakaratı bir türkü düzeni kurar; gündelik kelimeler ve küçültmeler şiiri halk ağzıyla konuşturur; din, soy, devlet ve toprak aynı bent düzeninde dizilir.
Kazanımlar
- Mehmet Emin Yurdakul'un «Cenge Giderken» ve Türkçe Şiirler ile hece ölçüsünü aydın şiirine nasıl taşıdığını açıklayabilir.
- Beş Hececiler'in aruzdan heceye geçişini ve hece şiirine getirdikleri biçim yeniliklerini tartışabilir.
- Millî Edebiyat'ın «Cenge Giderken»den başlayan doğrusal başlangıç anlatısını ve bu anlatıya getirilen eleştiriyi karşılaştırabilir.
- «Cenge Giderken»den seçilen bentlerde dilin, ölçünün ve seslenişin bir savaş anında nasıl birlikte çalıştığını okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1897 baharı. Osmanlı ile Yunanistan savaşa girmiştir. İstanbul'da gümrük idaresinde, Rüsûmat'ta çalışan bir memur, bir savaş şiiri yazar. Şiirin ilk dizesi, o güne kadar aydınların yazdığı şiirlere hiç benzemez: «Ben bir Türküm; dinim, cinsim uludur.»
Dize kısadır, on bir hecedir, kelimelerinin hemen hepsi sokakta konuşulan kelimelerdir. Aruz yok, terkip yok.
Bir yıl sonra bu şiir ve sekiz şiir daha küçük bir kitapta toplanır: Türkçe Şiirler. Abdullah Uçman'ın deyişiyle bu küçük eser ülke içinde ve dışında büyük yankı uyandırır.
Büyük soru
209-03'ün sonunda, heceyle yazmaya başladığında Gökalp'in önünde bir örnek olduğunu söylemiştik. Bu ünite o örneğe ve ondan yirmi yıl sonra heceyi bir sanat ölçüsüne dönüştürmeye çalışan beş genç şaire bakıyor. Hece, 102-02'de gördüğümüz gibi, halk şiirinin yüzyıllık ölçüsüydü. Soru şudur: halkın ölçüsü, aydının şiirinde nasıl «millî vezin» oldu? Ve bu geçiş bir zafer miydi, yoksa bir zafer anlatısı mı?
Bağlam
Uçman'ın yazdığı biyografiye bakılırsa Mehmet Emin 1869'da İstanbul Beşiktaş'ta doğar. Babası balıkçı Sâlih Reis, annesi Bulgaristan göçmeni bir ailenin kızıdır. Uçman'a göre Mehmet Emin bir halk çocuğudur ve edebî zevkini küçük yaşta babasından dinlediği halk hikâyelerinden edinir. Kendisi şöyle der: İstanbul lehçesini annesinden, babasından, Anadolu lehçesini de karısından öğrenmiştir.
Hukuk okulunu bitiremez, memur olur. 1897 savaşı sırasında hece ölçüsü ve sade bir Türkçeyle şiirler yazmaya başlar; aralarında «Anadolu'dan Bir Ses yahut Cenge Giderken» de vardır. 1898'de Türkçe Şiirler çıkar. Uçman'a göre kitap Recâizâde Ekrem, Abdülhak Hâmid, Şemseddin Sâmi ve başkalarının övgü yazıları ve saray ressamı Zonaro'nun resimleriyle yayımlanır.
Sonra hayatı siyasetle iç içe geçer: İttihat ve Terakki, valilikler, Türk Ocağı. Uçman'a göre 1914'te Türk Ocağı onun adına «Türklerin ilk büyük millî şairi» tanıtımıyla bir tören düzenler. Millî Mücadele'de Anadolu'ya geçer; Cumhuriyet döneminde uzun yıllar milletvekilliği yapar ve 1944'te ölür.
Ana anlatı — «Cenge Giderken»: aydının heceyle konuşması
Hece ölçüsü yeni değildi. 102-02'de halk şiirinin yüzyıllardır hece ile söylendiğini gördük. Yeni olan, Uçman'ın deyişiyle hecenin aydın zümre arasında ciddi olarak ilk kez 1897'de, Mehmet Emin'in «Cenge Giderken»inde kullanılmasıdır.
Bu şiirin başarısının kaynağı sanat değil, sesleniştir. Uçman'a göre Mehmet Emin'in şiirleri teknik ve estetik bakımdan pek güçlü sayılmaz; ama halkın zevkine hitap ettikleri ve halk hayatının sahnelerini halkın anlayacağı bir dille anlattıkları için sade Türkçe ve hece şiirinde öncü kabul edilir.
Mehmet Emin'in şiir anlayışı da bu seslenişe uygundur. Uçman'a göre şiiri «güzellik için olmakla birlikte iyilik içindir de» diye tanımlar; aynı yıllardaki Servet-i Fünûn şairlerinden farklı olarak sanatın amacının güzelliğin yanında millî fayda sağlamak olduğunu söyler. Uçman'a göre onun amacı bir şair olarak ün kazanmak değil, içinden geldiği halkın dertlerini dile getirmektir.
Bu takrizler dikkat çekicidir. Kitabı öven adların bir kısmı, aruzla yazan büyük Tanzimat ve Servet-i Fünûn öncesi şairlerdir. Hece şiiri, eski kuşağın onayıyla sahneye çıkar.
Ana anlatı — Beş Hececiler: aruzdan heceye
Aradan on beş yıl geçer. Uçman'ın Beş Hececiler maddesine göre, Meşrutiyet'in ilk yıllarında hece hâlâ tartışmalıdır: bir yanda Fikret ve Cenab gibi Servet-i Fünûn otoriteleri itibarlarını korumakta, Fecr-i Âtî şairleri ünlerini sürdürmektedir; öbür yanda Millî Edebiyat taraftarları kendilerini kabul ettirmeye çalışmaktadır. Uçman'a göre 1917'den sonra, bazı Servet-i Fünûn şairlerinin açık muhalefeti dışında, sade Türkçeye ve heceye karşı çıkan bir edebî eğilim kalmaz.
Bu kısa sürede elde edilen başarıda, Uçman'a göre, Beş Hececiler'in büyük payı vardır: Enis Behiç, Yusuf Ziya, Halit Fahri, Orhan Seyfi ve Faruk Nafiz. Beşi de şiire Servet-i Fünûn etkisinde ve aruzla başlar; ilk şiirleri 1910-1914 arasında çeşitli dergilerde çıkar. On sekiz-yirmi yaşlarındaki bu gençleri heceyle yazmaya teşvik edenler, Uçman'a göre, Ziya Gökalp ve Ömer Seyfeddin'dir.
Uçman bu şairlerin hece şiirine getirdiği yenilikleri sayar. Çoğunlukla on birli ve on dörtlü kalıpları kullanırlar, ama durakları değiştirir, on birliyi 7+4 diye böldükleri de olur. Enis Behiç, Servet-i Fünûn'un bir şiirde farklı aruz kalıpları kullanma yöntemini hece kalıplarına uygulamaya çalışır. Halit Fahri heceyle serbest müstezatlar dener. Dörtlüğe bağlı kalmayıp yeni biçimler ararlar; Faruk Nafiz'in «Han Duvarları» gibi bir olayı anlatmak için beyit beyit kafiyeli uzun şiirler yazarlar. Cümleyi dizeden dizeye taşırlar.
Uçman'ın vardığı sonuç önemlidir: hece şiiri vezinden çok dille bir güzellik kazanır ve böylece konuşulan Türkçe yazı diline geçirilir. Uçman bir sınırı da kaydeder: bu şairler heceye bütün ömürleri boyunca bağlı kalmamıştır.
Ana anlatı — Zafer mi, zafer anlatısı mı?
Heceye geçişin hikâyesi çoğu zaman düz bir çizgi olarak anlatılır. M. Orhan Okay'ın «Millî Edebiyat Akımı» maddesi bu çizginin kimden geldiğini gösterir: akımın taraftarlarından Ali Canip, Nüzhet Haşim, Köprülüzâde Mehmed Fuad gibi yazarların eserlerinde ve onlara dayanan edebiyat tarihlerinde anlatı şöyledir: «Cenge Giderken» yeni akıma yol açar, Selanik'te aruz-hece tartışmalarıyla sürer, Genç Kalemler'de kuramı kurulur.
Okay bu çizgiyi genişletir. Ona göre Millî Edebiyat'ın belli bir kuruluş zamanı, bir beyannamesi yoktur, mensuplarını tek bir grup olarak düşünmek de kolay değildir. Farklı anlayışlar ortak bir noktada toplanırsa, Anadolu'ya yönelen, Batı kültürüne ilgisiz kalmayan zengin bir şair kadrosu ortaya çıkar; bu kadroya Yahya Kemal, Rıza Tevfik ve Beş Hececiler'in yanında, bazı çelişkileri göze alarak Mehmed Âkif ve Tevfik Fikret de katılmalıdır.
Okay bir eleştiriyi de kaydeder: bazı mensuplarının konuların vatanî, millî ve hamasî olmasını tercih etmesi, zaman zaman Türkçenin en güzel eserlerinin Millî Edebiyat dışında sayılmasına yol açmıştır. Yani «millî» sıfatı bir ölçü olunca, konusu vatan olmayan güzel bir şiir dışarıda kalabilmiştir.
Yaygın yanlış«Hece ölçüsünü Türk şiirine Mehmet Emin getirdi.»
Hece, Türk halk şiirinin yüzyıllardır kullandığı ölçüdür; koşmalar, türküler, maniler heceyle söylenmiştir. Uçman'ın dikkatle kullandığı ifadeye göre Mehmet Emin'in yaptığı, heceyi aydın zümre arasında ciddi olarak ilk kez kullanmaktır. Yenilik ölçünün kendisinde değil, onu kimin ve hangi okur için kullandığındadır: halkın ölçüsü, aydının kitabına girmiştir.
Metin anı
«Cenge Giderken»in ilk üç bendi. Şiirin başında bir ithaf vardır: «Yurdumun koç yiğitlerine».
Ben bir Türküm; dinim, cinsim uludur;
Sinem, özüm ateş ile doludur;
İnsan olan vatanının kuludur.
Türk evlâdı evde durmaz, giderim.
Muhammed'in kitabını kaldırtmam,
Osmancığın bayrağını aldırtmam,
Düşmanımı vatanıma saldırtmam.
Tanrı evi viran olmaz, giderim.
Bu topraklar ecdadımın ocağı;
Evim, köyüm hep bu yerin bucağı;
İşte vatan, işte Tanrı kucağı.
Ata yurdun evlât bulmaz, giderim.
Önce ölçüye bakalım. Her bentte üç dize on bir hecedir ve aynı kafiyeyle biter: «uludur», «doludur», «kuludur». Dördüncü dize bir nakarat gibi döner ve hep aynı fiille biter: «giderim». Bu, bir türkü ya da halk şiiri kuruluşuna yakındır. Okur ya da dinleyen, üçüncü bentte artık sonu bilir ve «giderim»i şairle birlikte söyler.
Sonra dile bakalım. Kelimelerin çoğu gündelik dilden gelir: «evim», «köyüm», «ocağı», «bucağı». «Osmancığın bayrağı» gibi bir küçültme, resmî bir hitabı bir halk sesine çevirir. Aruzun ve terkiplerin yokluğu, şiiri bir askerin, bir köylünün ağzından konuşturur.
Son olarak kimliğe bakalım. İlk bendin ilk dizesi bir kimlik bildirimidir; ikinci bent dini ve devleti, üçüncü bent toprağı, evi ve köyü sayar. Din, soy, devlet ve toprak aynı bent düzeninde yan yana dizilir. Uçman'ın deyişiyle Mehmet Emin'in şiirleri milliyetçilik hareketinin bir tür başlangıcı sayılır; bu bentler o başlangıcın dilini, bir savaş anının seslenişiyle kurar. Şiirin gücü estetik bir incelikten değil, bu seslenişin sadeliğinden gelir.
Cevap ve bağlantı
Halkın ölçüsü aydının şiirinde nasıl «millî vezin» oldu? Mehmet Emin heceyi bir savaş anında, halkın anlayacağı bir dille aydının kitabına taşıdı; eski kuşağın takrizleri bu kitaba bir onay verdi. Gökalp ve Ömer Seyfeddin heceyi bir programın parçası yaptı. Beş Hececiler ise, Uçman'a göre, hece şiirine dille bir güzellik kazandırıp konuşulan Türkçeyi yazı diline geçirdi.
Bir zafer miydi, zafer anlatısı mı? İkisi de. 1917'den sonra hece artık tartışılmıyordu; ama bu zaferin doğrusal hikâyesi, Okay'ın gösterdiği gibi, büyük ölçüde akımın kendi taraftarlarının kaleminden çıktı. Bu hikâye, «millî» sıfatını bir ölçü yaptığında, konusu vatan olmayan güzel şiirleri dışarıda bırakma tehlikesini de taşıdı.
Kapanış kancası
Uçman'a göre Beş Hececiler şiirlerinde yurt köşelerini ve Anadolu'yu anlatmaya çalıştı. Okay'a göre de Millî Edebiyat'ın hikâye ve romanına Anadolu bir yandan gerçekçi bir gayretle, bir yandan da bir memleket romantizmiyle girdi. Bir İstanbul yazarı Anadolu'nun kasabalarını anlattığında ne görür? Yakından bakan bir göz mü, yoksa uzaktan hayran olan bir göz mü?
Özet kartı
- Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944), balıkçı bir babanın oğluydu; 1897 Osmanlı-Yunan savaşı sırasında hece ve sade Türkçeyle «Cenge Giderken»i yazdı, 1898'de Türkçe Şiirler'i yayımladı. Uçman'a göre hece, aydınlar arasında ciddi olarak ilk kez onunla kullanıldı.
- Uçman'a göre şiirleri teknik ve estetik bakımdan pek güçlü değildir; ama halkın zevkine ve diline seslendiği için öncüdür. Şiiri «güzellik için olmakla birlikte iyilik içindir de» diye tanımladı; halkçılığa ve milliyetçiliğe bağlı kaldı.
- Beş Hececiler (Enis Behiç, Yusuf Ziya, Halit Fahri, Orhan Seyfi, Faruk Nafiz) aruzla başladı, Gökalp ve Ömer Seyfeddin'in teşvikiyle heceye geçti. Durakları değiştirdi, heceyle müstezat ve uzun anlatı şiirleri denedi; Uçman'a göre hece şiiri onlarla vezinden çok dille güzelleşti.
- Okay'a göre «Cenge Giderken»den başlayan doğrusal başlangıç anlatısı akımın taraftarlarından gelir; Millî Edebiyat'ın beyannamesi ve belli bir kuruluş tarihi yoktur, kadrosu daha geniştir. Vatanî ve hamasî konuların tercihi, bazen güzel eserlerin akımın dışında sayılmasına yol açtı.
- «Cenge Giderken»de on bir heceli üçlü kafiye ve «giderim» nakaratı bir türkü düzeni kurar; gündelik kelimeler ve küçültmeler şiiri halk ağzıyla konuşturur; din, soy, devlet ve toprak aynı bent düzeninde dizilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Takriz | Commendatory preface | Başka yazarların bir kitabı övmek için yazdığı yazı |
| Halkçılık | Populism in literature | Edebiyatın halk için, halkın diliyle yazılması gerektiği anlayışı |
| Sade dil | Plain language | Ağır terkiplerden arınmış, konuşulan dile yakın yazı dili |
| Yeni Hececiler | The New Syllabists | Cumhuriyet'ten sonra Millî Mecmua'da Beş Hececiler'in yerini alan şairler |
| İthaf | Dedication | Bir eserin bir kişiye ya da topluluğa adanması |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Mehmet Emin'in halk kökeni şiirini nasıl etkiledi? «Cenge Giderken» ve Türkçe Şiirler neden bu kadar yankı uyandırdı?
- (Kazanım 2) Beş Hececiler kimlerdir, şiire nasıl başladılar ve heceye geçişlerinde kimlerin payı vardı? Hece şiirine hangi biçim yeniliklerini getirdiler?
- (Kazanım 3) Millî Edebiyat'ın «Cenge Giderken»den başlayan başlangıç anlatısı, Okay'ın maddesine bakılırsa, kimlerin kaleminden çıkar? Okay bu anlatıyı nasıl genişletir?
- (Kazanım 3) «Hece ölçüsünü Türk şiirine Mehmet Emin getirdi» cümlesi neden yanlıştır? Doğrusu nasıl söylenmelidir?
- (Kazanım 4) «Cenge Giderken»in ilk üç bendinde ölçü, dil ve kimlik nasıl birlikte çalışır?
Cevaplar
- Uçman'a göre Mehmet Emin balıkçı bir babanın oğluydu ve edebî zevkini babasından dinlediği halk hikâyelerinden edindi; İstanbul lehçesini anne babasından, Anadolu lehçesini eşinden öğrendiğini söyler. Şiirlerinde halkın zevkine hitap eden, halk hayatının sahnelerini halkın anlayacağı dille anlatan bir tavır bu kökenden gelir. «Cenge Giderken» 1897 savaşı sırasında, millî duyguları herkesin kolayca anlayabileceği bir dille ifade ettiği için büyük ilgi gördü; Türkçe Şiirler de Recâizâde Ekrem, Abdülhak Hâmid ve Şemseddin Sâmi gibi adların takrizleriyle yayımlanarak ülke içinde ve dışında yankı uyandırdı.
- Enis Behiç, Yusuf Ziya, Halit Fahri, Orhan Seyfi ve Faruk Nafiz. Uçman'a göre beşi de Servet-i Fünûn etkisinde ve aruzla başladı, ilk şiirleri 1910-1914 arasında dergilerde çıktı; onları heceyle yazmaya Ziya Gökalp ile Ömer Seyfeddin teşvik etti. Yenilikler: on birli ve on dörtlü kalıplarda durakları değiştirmek, on birliyi 7+4 bölmek; Enis Behiç'in bir şiirde farklı hece kalıplarını kullanması; Halit Fahri'nin heceyle serbest müstezat denemesi; dörtlük dışı biçimler; «Han Duvarları» gibi beyit beyit kafiyeli uzun anlatı şiirleri; cümleyi dizeden dizeye taşımak.
- Okay'a göre bu anlatı, akımın taraftarları Ali Canip, Nüzhet Haşim, Köprülüzâde Mehmed Fuad gibi yazarların eserlerinden ve onlara dayanan edebiyat tarihlerinden gelir: «Cenge Giderken» akıma yol açar, Selanik'teki aruz-hece tartışmalarıyla sürer, Genç Kalemler'de kuramı kurulur. Okay, akımın belli bir kuruluş zamanı ve beyannamesi olmadığını, mensuplarını tek bir grup olarak düşünmenin zor olduğunu söyler; Anadolu'ya yönelen ve Batı'ya ilgisiz kalmayan geniş bir şair kadrosuna Yahya Kemal ve Rıza Tevfik'in yanında, çelişkileri göze alarak Mehmed Âkif ve Tevfik Fikret'i de katar.
- Çünkü hece, halk şiirinin yüzyıllardır kullandığı ölçüdür; koşmalar, türküler ve maniler heceyle söylenmiştir. Uçman'ın ifadesiyle Mehmet Emin'in yaptığı, heceyi aydın zümre arasında ciddi olarak ilk kez kullanmaktır. Doğru ifade şudur: Mehmet Emin, halkın ölçüsünü aydının şiirine ve kitabına taşıyan öncülerden biridir.
- Ölçü: her bentte üç dize on bir hecedir ve aynı kafiyeyle biter, dördüncü dize «giderim» nakaratıyla döner; bu, türküye yakın, ezberlenen ve birlikte söylenen bir düzen kurar. Dil: «evim», «köyüm», «ocağı», «bucağı» gibi gündelik kelimeler ve «Osmancık» gibi bir küçültme şiiri halk ağzıyla konuşturur; aruz ve terkip yoktur. Kimlik: ilk dize bir kimlik bildirimidir; bentler sırayla soyu, dini ve devleti, toprağı ve köyü sayar. Şiirin gücü estetik incelikten değil, bir savaş anındaki seslenişin sadeliğinden gelir.
Okuma
- Abdullah Uçman, «Yurdakul, Mehmet Emin» (DİA 43) ve «Beş Hececiler» (DİA 5).
- M. Orhan Okay, «Millî Edebiyat Akımı» (DİA 30) — akımın sınırları ve başlangıç anlatısı.
- Mehmet Emin Yurdakul, «Cenge Giderken». Şiirin bütün bentlerini okuyun ve her bentte hangi değerin sayıldığını yazın: soy, din, devlet, toprak, ev. Şiir bu değerleri hangi sırayla diziyor ve neden o sırayla?