Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ziya Gökalp (1876-1924), Diyarbakır'da divanlarla ve halk şiiriyle dolu bir kütüphanede yetişti; 1909'da partinin yönetim kuruluna seçildi, Türkiye'de ilk sosyoloji derslerini verdi ve Türkçülüğün en etkili düşünürü oldu; Mütareke'de Malta'ya sürüldü, Türkçülüğün Esasları'nı 1923'te yayımladı.
- Kendisi «şiirin değil şuurun» hâkim olduğu bir devirde yaşadığını söyler; Okay'a göre şiirlerini bir fikir sisteminin programı olarak görmek gerekir. Yüz otuz kadar şiirinin çoğu heceyle yazılmıştır; Yeni Hayat didaktik manzumelerden oluşur.
- Okay'a göre şiirleri genel olarak estetik bakımdan kusurludur: uzatılmış ifadeler, nesir cümlesi, zorlanmış kafiye, tekdüze duraklar. Çelik bazılarını didaktik ve sanatsız bulur. Ama halk biçimlerinde ve bazı ideal şiirlerinde görece bir lirizme ulaşır.
- Okay'a göre asıl önemi kuramındadır: edebiyatın kaynağı halk kültürüdür; şair onu tehzîb ederek sanata dönüştürür; Batı klasikleri ikinci kaynaktır. Dil görüşleri ılımlıdır; «hars», «mefkûre», «halkıyat» gibi terimler türetti.
- «Lisân» mani biçimine yakın dörtlüklerle yeni lisanın ilkelerini nazma çevirir; son dörtlüklerde dil bir birlik şartı olur ve «Başka dil var diyenin, / Başka bir emeli var» dizeleri tartışmayı bir niyet okumasıyla kapatır.
Kazanımlar
- Ziya Gökalp'in Diyarbakır'dan Selanik'e, oradan Malta'ya ve Ankara'ya uzanan hayatını ve Millî Edebiyat içindeki yerini açıklayabilir.
- Gökalp'in edebiyat kuramını, özellikle halk kültürünün «tehzîb» edilerek sanat eserine dönüştürülmesi fikrini tartışabilir.
- Gökalp'in şiir anlayışını, hem eleştirmenlerin estetik yargılarıyla hem de onun şiiri bir fikir aracı saymasının gerekçesiyle birlikte değerlendirebilir.
- «Lisân» şiirinden seçilen dörtlüklerde bir dil programının şiir biçiminde nasıl kurulduğunu okuyabilir.
Video metni
Soğuk açılış
Diyarbakır, 1890'ların ortası. On sekiz yaşlarında bir genç, eski bir taş konağın kütüphanesinde büyümüştür: divanlar, halk şiirleri, halk hikâyeleri. İstanbul'a gidip okumak ister; aile büyükleri izin vermez.
Ansiklopedideki biyografisini yazan M. Orhan Okay'ın kaydettiği gibi genç, bu engelle birleşen başka ruhi sıkıntıların içinde başına bir kurşun sıkar. İyileşir. Sonra ailesinden habersiz İstanbul'a gider.
Yirmi yıl sonra bu genç, Türk milliyetçiliğinin en etkili düşünürlerinden biri olacaktır. Adı Ziya Gökalp'tir. Ve bir kitabının başına şöyle bir not düşecektir: yaşadığımız devir, «şiirin değil şuurun» hâkim olduğu bir devirdir.
Büyük soru
209-02'de Ömer Seyfeddin'in hikâyeleriyle bir dil programının okura nasıl ulaştığını gördük. Bu ünite programın düşünürüne bakıyor. Gökalp çok okunan bir sosyolog, çok tartışılan bir ideolog, ama aynı zamanda yüz otuz kadar şiir yazmış bir şairdi. Bu yüzden ikili bir soru soruyoruz: bir program nazma döküldüğünde okur onu hâlâ şiir olarak mı okur, yoksa kafiyeli bir bildiri olarak mı? Ve bir düşünürün edebiyata asıl katkısı şiirinde mi aranmalı, yoksa edebiyat hakkında düşündüklerinde mi?
Bağlam
Okay'a göre Gökalp 1876'da Diyarbakır'da doğar; asıl adı Mehmed Ziya'dır. Kadılık ve müftülük yapmış, şiir yazmış, divan sahibi erkeklerin ve okumaya meraklı kadınların bulunduğu bir ailede yetişir. Amcasından Arapça, Farsça, tasavvuf ve kelâm dersleri alır.
İstanbul'da veteriner okuluna girer; ama 1898'de, yaz tatili için gittiği Diyarbakır'da gizli toplantılara katılmakla suçlanıp tutuklanır, okula geri alınmaz ve bir süre sonra Diyarbakır'da oturmaya mecbur edilir. Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki'nin önde gelenleri arasına girer; 209-01'de gördüğümüz gibi Genç Kalemler'de yazar. Okay'a göre «Gök Alp» imzasını ilk kez 1911'de bu dergide çıkan «Altın Destan» manzumesinde kullanır. 1913-1919 arasında Darülfünun'da içtimaiyat, yani sosyoloji dersleri verir. Mütareke yıllarında tutuklanır, yargılanan başka Osmanlı aydınları ve subaylarıyla birlikte önce Limni'ye, sonra Malta'ya sürülür. 1921'de dönünce Ankara hükûmetinin Maarif Vekâleti'nde görev alır, 1923'te Diyarbakır mebusu olur, aynı yıl Türkçülüğün Esasları'nı yayımlar ve Ekim 1924'te İstanbul'da ölür.
Ana anlatı — Şiirin değil şuurun devri
Okay'a göre Gökalp'i bir edebiyatçı olarak iki açıdan değerlendirmek gerekir: şiirleri ve edebî yazıları bir yanda, edebiyat üzerine görüşleri öbür yanda. Gökalp kendisi, Yeni Hayat'ın başında «şiirin değil şuurun» hâkim olduğu bir devirde yaşadığını söyler. Okay bu yüzden onun şiirlerini bir ideolojinin, bir fikir sisteminin programını yansıtan metinler olarak görmek gerektiğini yazar.
Bu tavır yalnız Gökalp'e özgü değildir. Okay'a göre Meşrutiyet'ten sonra doğan bütün fikir akımları edebî eserlere yansır; Mehmed Âkif, Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet ve Mehmed Emin gibi Gökalp de şiirlerini, savunulan fikirlerin okur üzerinde daha güçlü bir etki bırakacağı düşüncesiyle yazar.
Sayılar bu şiirin yönünü gösterir. Okay'a göre destan, manzum hikâye ve manzum masallarla birlikte bütün şiirlerinin sayısı yüz otuz kadardır; aruzla yazılanlar on beşi bulmaz. 1911'deki «Turan» manzumesinden sonra aruzu tamamen bırakır ve şiirlerinin büyük kısmını «Türk millî vezni» dediği heceyle yazar. Yeni Hayat ise, Okay'a göre, Türkçülük programına dahil din, ilim, vatan, millet, ahlak, dil, kadın, medeniyet, sanat, aile gibi kavramları açıklayan didaktik karakterde otuz iki manzumeden oluşur.
Ana anlatı — Kusurlu bir nazım, açık bir çığır
Bu şiirin değeri tartışmalıdır. Okay'ın yargısı nettir: Gökalp'in hece şiirleri genel olarak estetik bakımdan kusurludur. Okay bu kusurları sayar: gereksiz uzatılmış ifadeler, sığ bir nesir cümle yapısı, zorlanmış kafiyeler, hece duraklarında tekdüzelik. Hüseyin Çelik'in derginin maddesindeki yargısı daha da serttir: ona göre Gökalp'in o sayfalardaki bazı şiirleri, bir ideolojiyi sanat kaygısı taşımadan, ders verir gibi söyler.
Ama Okay aynı maddede başka bir şey de söyler: Gökalp zamanla Mehmed Emin'in tarzından çıkar; özellikle halk şiirinden gelen biçimleri kullandığında tekdüzelikten kurtulur ve daha başarılı olur. Çocuk şiirlerinde, «Tevhid»de ve «İlâhiler»de görece bir lirizme yükselir. Kuru, mantıklı bir didaktizmden sıyrılıp duygu ve heyecanla yazdığı şiirlerde bu lirizm hissedilir.
Okay'ın vardığı sonuç, ünitenin sorusuna bir cevap önerir: Gökalp'in bir edebiyatçı olarak önemi şairliğinde değil, millî bir edebiyatta şiir ve nesir türlerinin nasıl olması gerektiği konusunda açtığı çığırda ve bu edebiyatın kuramına getirdiği bilgi ve görüşlerdedir.
Ana anlatı — Kuram: halktan sanata
Peki bu çığır nedir? Okay'a göre Gökalp, Türkçülüğün Esasları'nda ve başka yazılarında edebiyatın kaynağının halk kültürü olduğunu söyler. Avrupa milletlerinde olduğu gibi, şairler ve yazarlar önce kendi halklarının edebî ürünlerini yakından tanımalı, sonra bunları «tehzîb» yoluyla, yani inceltip işleyerek gerçek sanat eserine dönüştürmelidir. Okay'a göre Gökalp böylece halk edebiyatını sosyolojik bir olgu olarak kabul eder ve büyük edebî eserler için halk kültürünün kaynak olması gerektiğini ilk kez ortaya atar.
Gökalp bu kuramı kendisi de uygular. Okay'a göre halk edebiyatı, destanlar ve efsaneler üzerinde ilk bilimsel araştırmaları yapar; Altın Işık'ta halk masallarını yeniden yazar, Dede Korkut'tan «Deli Dumrul» ve «Arslan Basat» hikâyelerini nazma çevirir. İkinci bir kaynak olarak da Batı edebiyatının klasik ve romantik büyük eserlerinin okunmasını önerir. Okay bir sınırı da kaydeder: Gökalp, özellikle Türkçülüğün Esasları'nda Osmanlı şiiri ve musikisi hakkında olumsuz kanaatler taşır.
Dil konusunda ise Gökalp, Okay'a göre, «yeni lisan» hareketinin içinde daha istikrarlı ve ılımlı bir yerde durur: kavramların bilinen Türkçe karşılıkları varsa onlar tercih edilmeli, yoksa Arapça ya da Farsçası kullanılmaya devam edilmelidir. Batı'dan gelen terimler için ise Arapça türetme kalıplarından yararlanılabilir. Gökalp'in bilim dilinde kullandığı «hars», «mefkûre», «halkıyat» gibi kelimeler bu yolla doğar.
Yaygın yanlış«Gökalp, bütün Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçeden atılmasını savundu.»
Okay'a göre Gökalp'in dil görüşleri istikrarlı ve ılımlıdır: bilinen Türkçe karşılık varsa o tercih edilir, yoksa yerleşmiş Arapça ya da Farsça kelime kullanılmaya devam edilir. Kendisi de Batı'dan gelen bilimsel kavramlar için Arapça türetme kalıplarıyla yeni kelimeler yapmıştır: «hars», «mefkûre», «halkıyat». Gökalp'in karşı çıktığı şey Arapça ve Farsça kurallar ve uydurma kelimelerdi; «Lisân» şiiri de «Türkçeleşmiş, Türkçedir» der.
Metin anı
«Lisân» şiirinden beş dörtlük; birinci, üçüncü ve yedinci dörtlük ile şiirin son iki dörtlüğü:
Güzel dil Türkçe bize,
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması
En sâf, en ince bize.
…
Uydurma söz yapmayız,
Yapma yola sapmayız,
Türkçeleşmiş, Türkçedir;
Eski köke tapmayız.
…
Arapçaya meyletme,
İran'a da hiç gitme;
Tecvîdi halktan öğren,
Fasîhlerden işitme.
…
Tûran'ın bir ili var
Ve yalnız bir dili var.
Başka dil var diyenin,
Başka bir emeli var.
Türklüğün vicdânı bir,
Dîni bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisânı bir.
Önce biçime bakalım. Dörtlükler yedi heceli ve kısa, kafiyeler sık ve kolay: «bize», «gece bize», «ince bize». Bu, bir halk biçimine, maniye yakın bir kalıptır. Ezberlenmek için yazılmış gibidir. Okay'ın «halk şiirinden gelen biçimleri kullandığında tekdüzelikten kurtulur» dediği tarz buradadır. Şiir, söylediği şeyi biçimiyle de uygular: sade kelimeler, kısa cümleler, konuşulan dil.
Sonra programa bakalım. İlk üç dörtlük, «Yeni Lisan»ın ilkelerini nazma çevirir: ölçü İstanbul Türkçesidir; uydurma kelime yapılmaz; «Türkçeleşmiş, Türkçedir», yani yerleşmiş ödünç kelimeler korunur; Arapçaya ve Farsçaya yönelinmez; doğru söyleyiş halktan öğrenilir. Bir makalenin ilkeleri, bir ders kitabı gibi maddelenmiş ve kafiyelenmiştir. Okay'ın «didaktik» dediği şey, bir kusur olarak da bir amaç olarak da burada görünür.
Son olarak son iki dörtlüğe bakalım. Burada dil bir estetik tercih değil, bir birlik şartı olur: vicdan, din, vatan bir olsa bile dil bir değilse «hepsi ayrılır». Bir önceki dörtlük ise sert bir yargı taşır: «Başka dil var diyenin, / Başka bir emeli var.» Bu, bir tartışmayı niyet okumasıyla kapatan bir cümledir; karşı görüşü kanıtla değil kuşkuyla karşılar. Burada şiir en çok bir siyasi program gibi konuşur. Gökalp'in kendi sözüyle, bu «şiirin değil şuurun» devrinin şiiridir.
Cevap ve bağlantı
Nazma dökülen bir program şiir olarak okunabilir mi? Gökalp örneğinde kaynaklar iki cevabı birlikte verir. Okay ve Çelik, bu şiirin büyük kısmının didaktik, teknik bakımdan kusurlu ve bir programın aracı olduğunu söyler. Ama Okay, halk biçimlerine yaklaştığında ve bir ideali duygu yoğunluğuyla söylediğinde Gökalp'in görece bir lirizme ulaştığını da kabul eder. «Lisân» bu iki yüzü birlikte taşır: akılda kalan bir mani biçimi ve bir tartışmayı kapatan bir siyasi cümle.
Gökalp'in edebiyata asıl katkısı ise, Okay'ın deyişiyle, şiirinde değil kuramındadır: halk kültürünü edebiyatın kaynağı sayması, onu işleyerek sanata dönüştürme fikri ve ılımlı dil görüşleri, Millî Edebiyat'ın yönünü belirledi.
Kapanış kancası
Okay'a göre Gökalp heceyle yazmaya başladığında önünde bir örnek vardı: Mehmed Emin. «Türkçe Şiirler» adlı kitabıyla heceyi yüzyılın sonunda yeniden gündeme getiren bu şair, Gökalp'in hece şiirlerinin çoğunda hissedilir. Ardından beş genç şair, heceyi bir savaş sloganından bir sanat ölçüsüne dönüştürmeye çalışacaktı. Hece, halkın ölçüsü olmaktan nasıl şiirin ölçüsü olur?
Özet kartı
- Ziya Gökalp (1876-1924), Diyarbakır'da divanlarla ve halk şiiriyle dolu bir kütüphanede yetişti; 1909'da partinin yönetim kuruluna seçildi, Türkiye'de ilk sosyoloji derslerini verdi ve Türkçülüğün en etkili düşünürü oldu; Mütareke'de Malta'ya sürüldü, Türkçülüğün Esasları'nı 1923'te yayımladı.
- Kendisi «şiirin değil şuurun» hâkim olduğu bir devirde yaşadığını söyler; Okay'a göre şiirlerini bir fikir sisteminin programı olarak görmek gerekir. Yüz otuz kadar şiirinin çoğu heceyle yazılmıştır; Yeni Hayat didaktik manzumelerden oluşur.
- Okay'a göre şiirleri genel olarak estetik bakımdan kusurludur: uzatılmış ifadeler, nesir cümlesi, zorlanmış kafiye, tekdüze duraklar. Çelik bazılarını didaktik ve sanatsız bulur. Ama halk biçimlerinde ve bazı ideal şiirlerinde görece bir lirizme ulaşır.
- Okay'a göre asıl önemi kuramındadır: edebiyatın kaynağı halk kültürüdür; şair onu tehzîb ederek sanata dönüştürür; Batı klasikleri ikinci kaynaktır. Dil görüşleri ılımlıdır; «hars», «mefkûre», «halkıyat» gibi terimler türetti.
- «Lisân» mani biçimine yakın dörtlüklerle yeni lisanın ilkelerini nazma çevirir; son dörtlüklerde dil bir birlik şartı olur ve «Başka dil var diyenin, / Başka bir emeli var» dizeleri tartışmayı bir niyet okumasıyla kapatır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Mefkûre | Ideal | Bir toplumu ya da kişiyi harekete geçiren büyük amaç, ülkü |
| Tehzîb | Refinement | Halk edebiyatının ürünlerini işleyip inceltip sanat eserine dönüştürme |
| Halkıyat | Folklore | Halk bilimi, folklor; Gökalp'in türettiği terimlerden |
| Manzume | Versified piece | Fikir, bilgi ya da öğüt aktarmayı amaçlayan vezinli ve kafiyeli metin |
| Hamasî şiir | Heroic, martial poetry | Savaşı, kahramanlığı ve dayanışmayı coşkuyla işleyen şiir |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Gökalp'in yetiştiği çevre ve siyasi hayatı onun edebiyata bakışını nasıl etkiledi? Millî Edebiyat içindeki yeri nedir?
- (Kazanım 2) Gökalp'e göre edebiyatın kaynağı nedir ve «tehzîb» ne demektir? Bu kuramı kendi eserlerinde nasıl uyguladı?
- (Kazanım 3) Okay ve Çelik Gökalp'in şiirini nasıl değerlendirir? Okay hangi şiirlerinde başarı görür?
- (Kazanım 3) Gökalp'in «şiirin değil şuurun» hâkim olduğu devir sözü, şiirine yöneltilen eleştirilerle nasıl ilişkilendirilebilir?
- (Kazanım 4) «Lisân»dan seçilen dörtlüklerde biçim, dil programı ve son dörtlüklerin siyasi söylemi nasıl işler?
Cevaplar
- Okay'a göre Gökalp, kadılık ve müftülük yapmış, şiir yazmış, divan sahibi kişilerin bulunduğu bir ailede, divanlarla, halk şiiri ve halk hikâyeleriyle dolu bir kütüphanede yetişti; amcasından Arapça, Farsça, tasavvuf ve kelâm okudu. Bu birikim halk kültürüne verdiği önemin zeminini oluşturdu. İttihat ve Terakki'nin önde gelenlerinden biri oldu, Genç Kalemler'de yazdı, sosyoloji okuttu. Okay'a göre edebiyattaki yeri şairliğinden çok, millî bir edebiyatın nasıl olması gerektiğine dair açtığı çığırdan ve bu edebiyatın kuramına getirdiklerinden gelir.
- Okay'a göre Gökalp edebiyatın kaynağını halk kültürü sayar: şairler ve yazarlar önce kendi halklarının edebî ürünlerini tanımalı, sonra bunları tehzîb, yani işleyip inceltme yoluyla gerçek sanat eserine dönüştürmelidir; ikinci kaynak Batı'nın klasik ve romantik büyük eserleridir. Gökalp halk edebiyatı ve destanlar üzerinde ilk bilimsel araştırmaları yaptı, Altın Işık'ta halk masallarını yeniden yazdı, Dede Korkut'tan «Deli Dumrul» ve «Arslan Basat»ı nazma çevirdi.
- Okay'a göre şiirleri genel olarak estetik bakımdan kusurludur: gereksiz uzatılmış ifadeler, sığ bir nesir cümle yapısı, zorlanmış kafiyeler, hece duraklarında tekdüzelik. Çelik Genç Kalemler'deki bazı şiirlerini ideolojiyi didaktik ve sanatsız biçimde ifade eden şiirler sayar. Okay ise zamanla Mehmed Emin tarzından çıktığını, halk şiiri biçimlerini kullandığında tekdüzelikten kurtulduğunu, çocuk şiirlerinde, «Tevhid»de ve «İlâhiler»de ve bir ideali duygu yoğunluğuyla söylediği şiirlerde görece bir lirizme ulaştığını söyler.
- Gökalp kendisi şiiri o devirde bir bilinç, bir fikir aracı olarak gördüğünü söyler; bu, şiirlerinin didaktik ve program ağırlıklı olmasının bilinçli bir tercih olduğunu gösterir. Eleştirmenlerin estetik kusur dediği şey, Gökalp'in bakışından bakınca bir amaçtır. Okay da bu yüzden şiirlerini bir fikir sisteminin programını yansıtan metinler olarak görmek gerektiğini yazar; ama estetik değerlendirmesini bundan ayrı tutar ve kusurları açıkça sayar.
- Biçim: yedi heceli, kısa, sık ve kolay kafiyeli dörtlükler maniye yakındır, ezberlenmek için yazılmış gibidir; şiir sade dili kendisi uygular. Program: ilk dörtlükler yeni lisanın ilkelerini maddeler: İstanbul Türkçesi ölçüdür, uydurma kelime yapılmaz, Türkçeleşmiş kelime Türkçedir, Arapçaya ve Farsçaya yönelinmez, söyleyiş halktan öğrenilir. Siyasi söylem: son dörtlükte dil birliğin şartı olur, dil bir olmazsa vicdan, din ve vatan birliği de dağılır; «Başka dil var diyenin, / Başka bir emeli var» dizeleri karşı görüşü kanıtla değil niyet okumasıyla karşılar ve şiiri bir siyasi program gibi konuşturur.
Okuma
- M. Orhan Okay, «Gökalp, Ziya» (DİA 14) — hayatı ve edebî yönü.
- Ziya Gökalp, «Lisân» (Vikikaynak'ta Osmanlı harfli metinle birlikte) ve Altın Işık'tan bir masal.
- «Lisân»ı 107-06'da ve 209-01'de okuduğunuz «Yeni Lisan» makalesiyle karşılaştırın. Makalenin hangi ilkeleri şiire geçmiş, hangileri geçmemiş? Şiir makaleye ne eklemiş?