İçeriğe geç

Ünite EDB-209-02 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Ömer Seyfettin

EDB-209 Millî Edebiyat

2.190 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • olay hikâyesi
  • tarihî hikâye
  • ideal kahraman
  • fantezi
  • külliyat
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Ömer Seyfeddin (1884-1920), subay olarak Balkanlar'da görev yaptı, Balkan Savaşı'nda esir düştü, iki kez ordudan ayrıldı; İttihat ve Terakki ile yakından bağlıydı. Takma adları ve dağınık yayınları yüzünden külliyatı hâlâ tamamlanmış sayılmaz.
  2. Polat'a göre Maupassant tarzı olay hikâyesini Türk okuruna o tanıttı; Hazer'e göre hikâye onunla bağımsız bir tür oldu. Olay hikâyeciliği, tek etki ve süssüz, konuşulan Türkçe hikâyelerinin temel özellikleridir.
  3. Hikâyelerinin kaynakları çocukluk, askerlik, toplum eleştirisi, halk edebiyatı ve tarihtir; Efruz Bey ve Câbi Efendi gibi tipler yarattı.
  4. Tarihî hikâyelerinde ideal kahraman tipini işledi; bir kısmı savaş yıllarında moral yükseltmek için yazıldı. Polat eğitici amacı ve parti propagandasını kaydeder; Efruz Bey'de aynı partinin çevrelerini de hicvettiğini belirtir.
  5. «Pembe İncili Kaftan»da gerilim kaftanın bırakıldığı jestte çözülür; kısa, konuşmaya yakın cümleler yeni lisanı uygular; kahraman onuru servete tercih eder. Hikâyenin keskin «Türk ve Acem» karşıtlığı, Türkçe şiirler yazmış tarihî Şah İsmail'le karşılaştırıldığında bir kurmaca seçimi olarak görünür.

Kazanımlar

  • Ömer Seyfeddin'in asker ve yazar olarak hayatının ana çizgilerini ve hikâyelerinin kaynaklarını açıklayabilir.
  • Olay hikâyesinin özelliklerini ve Ömer Seyfeddin'in Türk hikâyeciliğine getirdiği yeniliği tartışabilir.
  • Hikâyelerindeki eğitici ve millî amacı, farklı değerlendirmeleriyle birlikte değerlendirebilir.
  • «Pembe İncili Kaftan»dan seçilen parçalarda olay kurgusunun, dilin ve ideal kahraman tipinin nasıl işlediğini okuyabilir.

Video metni

Soğuk açılış

Tebriz sarayı. Bir Osmanlı elçisi, İran şahının karşısında durur. Oturacak bir yer gösterilmez. Elçi bir an düşünür; sonra sırtındaki çok değerli, pembe incili kaftanı çıkarır, yere serer ve üstüne bağdaş kurar.

Konuşmasını bitirince kalkar, kapıya yürür. Arkasından bir asker koşar: «Kaftanınızı unutuyorsunuz.» Elçi durur, güler.

Bu sahne tarihte yaşanmadı; bir hikâyede yaşandı. Hikâyeyi 1917'de yazan, altı yıl önce Selanik'te bir makalenin altına imza yerine soru işareti koyan subaydı.

Büyük soru

209-01, programı kâğıt üstünde bırakmıştı; onu okurun eline taşıyacak olan, hikâyeydi. Bu ünite iki soru soruyor: Ömer Seyfeddin neden «Türk hikâyesinin kurucusu» diye anılır? Ve okuru bir ders, bir ideal, bir kahramanlık fikri etrafında toplamak isteyen bir hikâye, sanat ile propaganda arasındaki çizginin neresinde durur?

Bağlam

Nazım H. Polat'ın ansiklopedi maddesinin verdiği bilgiye bakılırsa Ömer Seyfeddin 1884'te, babasının görevli olduğu Gönen'de doğar. Babası Dağıstan göçmeni bir aileden gelen alaylı bir subaydır. Askerî okullarda okur; 1903'te Makedonya'daki isyan yüzünden sınıfı erken mezun edilir ve Balkanlar'da çete takibinde görev yapar.

Polat, yazarın partiyle bağının 1909'daki Selanik tayiniyle kurulduğunu yazar. 1911'de Ziya Gökalp'in teşvikiyle ve tazminatını partinin ödemesiyle ordudan ayrılır, ama Balkan Savaşı'nda yeniden askere çağrılır. Ocak 1913'te Yunanlılara esir düşer, Atina yakınlarındaki Nafliyon'da yaklaşık on ay esir kalır. Dönüşte annesi ölmüş, babası başka yere gitmiştir. 1914'te ordudan ikinci kez ayrılır, öğretmenlik yapar. Mart 1920'de, henüz otuzlarının ortasındayken ölür; otopsi hastalığının şeker olduğunu gösterir.

Kısa bir hayattır, ama yoğun bir yazı hayatıdır. Polat'a göre birçok takma ad kullandığı ve yazıları pek çok dergiye dağıldığı için, bugün bile külliyatının tamamlandığı söylenemez.

Ana anlatı — Olayın hikâyesi

Polat'a göre Ömer Seyfeddin edebiyata şiirle girer; ilk şiirleri Servet-i Fünûn etkisinde, aruzla ve çoğu sone biçiminde aşk şiirleridir. İlk hikâyesi 1902'de Sabah gazetesinde çıkar. Ama Polat'a göre kendi damgasını taşıyan hikâyelerini 1911'deki yeni lisan hareketinden sonra yazar.

Getirdiği yenilik bir kuruluş biçimidir. Polat'a göre Maupassant tarzı diye bilinen, giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine ayrılan, olayı öne çıkaran, karakter tahlilini ve mekân tasvirini arka planda tutan hikâyeyi Türk okuruna Ömer Seyfeddin tanıtır. Hazer'e göre onunla birlikte hikâye, başlı başına bağımsız bir tür olma niteliği kazanır. Hazer bu hikâyeciliğin iki temel özelliğini de adlandırır: olay hikâyeciliği ve okurda tek bir etki uyandırma.

Dil de bu kuruluşun parçasıdır. Polat'a göre, ağız taklitlerinin görüldüğü birkaç örnek dışında, süssüz bir üslup hikâyelerinin ortak özelliğidir. Bir önceki kuşağın ağır terkipli, uzun cümleli nesriyle karşılaştırıldığında, bu sadelik başlı başına bir programdır: «Yeni Lisan» makalesinin söylediğini, hikâye uygular.

Hikâyelerin malzemesi geniştir. Polat'a göre «And», «Falaka», «İlk Cinayet» gibi hikâyeler çocukluk yıllarının, «Bomba», «Beyaz Lâle», «Nakarat» gibileri askerlik hayatının yansıması sayılır. Bir kısmı ironiyle toplumun cehaletini ve taassubunu gülünçleştirir. Polat'a göre Ömer Seyfeddin tip yaratmada da başarılıdır: Meşrutiyet sonrasının şarlatan aydını Efruz Bey ile gündelik hayatın iddiasız, bilge, babacan insanı Câbi Efendi, iki uç tip olarak hikâyelerinde dolaşır.

Ana anlatı — Kahramanlık ve ders

Hikâyelerin bir kolu doğrudan bir amaca bağlıdır. Polat'a göre bir kısmı, Birinci Dünya Savaşı sırasında Harbiye Nezâreti'nin cephedeki askerin ve halkın moralini yükseltecek edebî metinler yazılması isteğine uygun parçalardır. Tarih ve kahramanlık temalı bu metinler, millî bir edebiyat kurma arzusunun ürünüdür; «Eski Kahramanlar» üst başlığıyla çıkan hikâyelerin hepsi bu bağlamda düşünülebilir.

Polat, «Pembe İncili Kaftan», «Kütük», «Forsa», «Başını Vermeyen Şehit», «Diyet» gibi hikâyelerde yazarın Türk tarihinden aldığı ve ideal insan olarak işlediği bir kahraman tipi ortaya koyduğunu yazar. Hazer de «Pembe İncili Kaftan»ın kahramanını, kişiliği mükemmel ve idealize edilmiş, bu yüzden okur için örnek alınabilecek bir rehber olarak okur.

Bu noktada değerlendirmeler ayrışabilir. Polat, Meşrutiyet sonrası hikâyelerde eğitici bir düşünceyle topluma yön verme gayretinin hissedildiğini söyler. Aynı madde, Ömer Seyfeddin'in İttihat ve Terakki'nin bir kadro adamı olarak zaman zaman partinin propagandasını yapan yazılar ve risaleler yazdığını da kaydeder. Parti kapandıktan sonra ise Efruz Bey'de aydınlarla birlikte parti içindeki çeşitli anlayışları da hicveder. Yani aynı kalem hem bir davanın hizmetinde hem de o davanın eleştirisinde çalışmıştır.

Yaygın yanlış«Ömer Seyfeddin'in tarihî hikâyeleri gerçek olayları anlatır.»
Doğrusu

«Pembe İncili Kaftan»daki elçi Muhsin Çelebi'nin Tebriz sarayındaki macerası tarihî bir kayıt değil, bir kurmacadır; hikâyenin kendisi de sonunda bu maceranın «tarihin karanlığına karıştığını», kimsenin öğrenemediğini söyler. Tarihî hikâye, geçmişi bir çerçeve olarak kullanır; asıl muhatabı yazıldığı dönemin okurudur. Polat'a göre bu hikâyelerin bir kısmı savaş yıllarında moral yükseltmek için yazılmıştır. Hikâyeyi okurken sahnenin tarihî gerçekliğini değil, anlattığı ideali ve bu idealin kime seslendiğini sormak gerekir.

Metin anı

«Pembe İncili Kaftan»dan iki parça. Birincisi Tebriz sarayındaki sahnenin sonu; ikincisi hikâyenin son cümleleri:

— Hayır, unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz şilteniz yok... Hem bir Türk yere serdiği şeyi bir daha arkasına koymaz... Bunu bilmiyor musunuz? dedi.
…
Elçilikten yadigâr kalan atı ile murassâ takımını satıp Kuzguncuk'ta minimini bir bahçe aldı. Onu ekip biçti. Çoluğunun çocuğunun ekmeğini çıkardı. Ölünceye kadar Üsküdar pazarında sebzevatçılık etti. Pek fakir, pek acı, pek mahrum bir hayat geçirdi. Ama yine ne kimseye boyun eğdi, ne de bütün servetini bir anda yere atmakla gösterdiği fedakârlığa dair gevezelikler yaparak boşu boşuna pohpohlandı!

Önce olaya bakalım. Birinci parçada hikâyenin bütün gerilimi tek bir cümlede çözülür: kaftan unutulmamıştır, bırakılmıştır. Okur o ana kadar bir hakaretin nasıl cevaplanacağını merak eder; cevap bir sözle değil bir hareketle gelir. Olay hikâyesinin «sonu» burada, beklenmedik bir jestin içindedir. Hazer'in «tek etki» dediği şey de budur: bütün hikâye bu jeste doğru kurulur.

Sonra dile bakalım. Cümleler kısa ve konuşmaya yakındır: «Hayır, unutmuyorum.» «Onu size bırakıyorum.» İkinci parçada fiiller art arda dizilir: «aldı», «ekip biçti», «çıkardı», «sebzevatçılık etti». Bir önceki kuşağın ağır terkipleri yok; «murassâ», «sebzevatçılık» gibi kelimeler, konuşulan dilde yerleşmiş kelimelerdir. «Yeni Lisan»ın programı burada bir sahne olarak görünür.

Son olarak ideale bakalım. Kahraman bir zafer kazanmış, ama bunun bedelini ömür boyu yoksullukla ödemiştir; üstelik bunu kimseye anlatmaz. Hikâye okura bir örnek sunar: onur, servetten ve övgüden üstündür. Ama bu örnek bir karşıtlık üstüne kurulur: onurlu Türk elçisi ile küstah İran sarayı. Tarihin kendisi bu karşıtlığı bu kadar keskin çizmez: Tufan Gündüz'ün DİA maddesine göre tarihî Şah İsmail, «Hatâî» mahlasıyla Türkçe ve az sayıda Farsça şiirler yazmış bir hükümdardır. Hikâye, bir kimliği güçlendirmek için sınırları kendisi çizer. Okur bu sınırı hem hikâyenin gücü hem de onun seçimi olarak görebilir.

Cevap ve bağlantı

Ömer Seyfeddin neden «Türk hikâyesinin kurucusu» diye anılır? Polat'ın ve Hazer'in cevabı iki noktada birleşir: Maupassant tarzı olay hikâyesini Türk okuruna tanıttı ve hikâyeyi bağımsız bir tür olarak yerleştirdi; bunu da «Yeni Lisan»ın savunduğu sade, konuşulan Türkçeyle yaptı. Çocukluk, askerlik, mizah, tarih: hikâyelerinin genişliği, bu dilin her konuyu taşıyabileceğini gösterdi.

Sanat ile propaganda arasındaki çizgiye gelince: Ömer Seyfeddin'in hikâyelerinde ikisi iç içedir. Bir kısmı savaş yıllarının moral ihtiyacına cevap verir; bir kısmı ise aynı davanın şarlatanlarını gülünçleştirir. «Pembe İncili Kaftan» gibi bir hikâyenin gücü, hem iyi kurulmuş bir olay hikâyesi hem de açık bir ideal taşıması olabilir; okurun görevi ikisini birbirinden ayırarak okuyabilmektir.

Kapanış kancası

Polat'a göre Ziya Gökalp, Ömer Seyfeddin'de aradığı yazar tipini bulmuştu: «görgüsüyle idealist, kabiliyetiyle realist». Peki Gökalp'in kendisi? Bir düşünür, fikirlerini anlatmak için şiire başvurduğunda ne olur? Bir fikir, şiirin içinde şiir olarak kalabilir mi?

Özet kartı

  1. Ömer Seyfeddin (1884-1920), subay olarak Balkanlar'da görev yaptı, Balkan Savaşı'nda esir düştü, iki kez ordudan ayrıldı; İttihat ve Terakki ile yakından bağlıydı. Takma adları ve dağınık yayınları yüzünden külliyatı hâlâ tamamlanmış sayılmaz.
  2. Polat'a göre Maupassant tarzı olay hikâyesini Türk okuruna o tanıttı; Hazer'e göre hikâye onunla bağımsız bir tür oldu. Olay hikâyeciliği, tek etki ve süssüz, konuşulan Türkçe hikâyelerinin temel özellikleridir.
  3. Hikâyelerinin kaynakları çocukluk, askerlik, toplum eleştirisi, halk edebiyatı ve tarihtir; Efruz Bey ve Câbi Efendi gibi tipler yarattı.
  4. Tarihî hikâyelerinde ideal kahraman tipini işledi; bir kısmı savaş yıllarında moral yükseltmek için yazıldı. Polat eğitici amacı ve parti propagandasını kaydeder; Efruz Bey'de aynı partinin çevrelerini de hicvettiğini belirtir.
  5. «Pembe İncili Kaftan»da gerilim kaftanın bırakıldığı jestte çözülür; kısa, konuşmaya yakın cümleler yeni lisanı uygular; kahraman onuru servete tercih eder. Hikâyenin keskin «Türk ve Acem» karşıtlığı, Türkçe şiirler yazmış tarihî Şah İsmail'le karşılaştırıldığında bir kurmaca seçimi olarak görünür.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Olay hikâyesiPlot-driven short storyGiriş, gelişme ve sonuçla kurulan, olayı öne çıkaran, çoğu kez beklenmedik sonla biten hikâye
Tarihî hikâyeHistorical short storyKonusunu geçmişten alan, kurmaca bir olayı anlatan hikâye
İdeal kahramanIdealized heroBütün erdemleri toplayan, okurun örnek alması için kurulan kahraman
FanteziFantasy, sketchOlay hikâyesinin kurallarına tam uymayan, hayal ve mizah ağırlıklı anlatı
KülliyatCollected worksBir yazarın bütün eserlerinin toplandığı dizi

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Ömer Seyfeddin'in askerlik hayatı ve partiyle bağı yazarlığını nasıl etkiledi? Külliyatı neden hâlâ tamamlanmış sayılmaz?
  2. (Kazanım 2) Olay hikâyesi nedir ve Polat ile Hazer'e göre Ömer Seyfeddin Türk hikâyeciliğine ne getirdi?
  3. (Kazanım 3) Polat'a göre hikâyelerinin bir kısmı hangi amaçla yazıldı? Aynı yazarın hem bir davanın hizmetinde hem de eleştirisinde çalıştığını gösteren örnek nedir?
  4. (Kazanım 3) Tarihî hikâyeyi okurken neden sahnenin tarihî gerçekliğinden çok anlattığı ideale bakmak gerekir? «Pembe İncili Kaftan»dan örnek verin.
  5. (Kazanım 4) Seçilen parçalarda olay kurgusu, dil ve ideal kahraman tipi nasıl işler?

Cevaplar

  1. Polat'a göre Balkanlar'daki görevleri, çete takibi, Balkan Savaşı'ndaki esareti ve askerlik hayatı «Bomba», «Beyaz Lâle», «Nakarat» gibi hikâyelerine yansıdı. Partiyle bağı 1909'da Selanik'te başladı; partinin desteğiyle çıkan Genç Kalemler'de yeni lisan hareketini başlattı, Gökalp'in teşvikiyle ordudan ayrıldı ve zaman zaman partinin propagandasını yapan yazılar yazdı. Birçok takma ad ve rumuz kullandığı, yazıları pek çok dergiye dağıldığı ve kütüphanelerin süreli yayın koleksiyonları eksik olduğu için külliyatının tamamlandığı söylenemez.
  2. Olay hikâyesi giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle kurulan, olayı öne çıkaran, karakter tahlilini ve mekân tasvirini arka planda tutan hikâyedir. Polat'a göre bu Maupassant tarzı hikâyeyi Türk okuruna Ömer Seyfeddin tanıttı; Hazer'e göre onunla hikâye bağımsız bir tür oldu. Hazer onun hikâyeciliğinin karakteristik yanlarını olay hikâyeciliği ve okurda tek bir etki uyandırma olarak adlandırır; bunu süssüz, konuşulan Türkçeyle yaptı.
  3. Polat'a göre bir kısmı, Birinci Dünya Savaşı sırasında Harbiye Nezâreti'nin askerin ve halkın moralini yükseltecek metinler istemesine uygun yazıldı; «Eski Kahramanlar» başlıklı tarih ve kahramanlık hikâyeleri millî edebiyat kurma arzusunun ürünüdür. Meşrutiyet sonrası hikâyelerinde eğitici bir amaç hissedilir, partinin propagandasını yapan risaleler de yazmıştır. Ama parti kapandıktan sonra yazdığı Efruz Bey'de aydınlarla birlikte parti içindeki anlayışları da hicvetmiştir.
  4. Tarihî hikâye geçmişi bir çerçeve olarak kullanır, asıl muhatabı yazıldığı dönemin okurudur. «Pembe İncili Kaftan»daki elçinin macerası bir kurmacadır; hikâye bu maceranın kimse tarafından öğrenilmediğini kendisi söyler. Hikâye onuru, fedakârlığı ve boyun eğmemeyi bir ideal olarak sunar; bu ideal, savaş yıllarının okuruna seslenir. Hikâyenin çizdiği keskin «Türk ve Acem» karşıtlığı da, Gündüz'e göre «Hatâî» mahlasıyla Türkçe şiirler yazan tarihî Şah İsmail düşünüldüğünde bir kurmaca seçimi olarak görünür.
  5. Olay: bütün gerilim kaftanın unutulmayıp bırakıldığı jestte çözülür; cevap bir sözle değil bir hareketle gelir ve hikâye bu tek etkiye doğru kurulmuştur. Dil: cümleler kısa ve konuşmaya yakındır, son parçada fiiller art arda dizilir, ağır terkipler yoktur; kullanılan kelimeler konuşulan dilde yerleşmiştir. İdeal kahraman: kahraman zaferinin bedelini ömür boyu yoksullukla öder, bunu kimseye anlatmaz, boyun eğmez; onur servetten ve övgüden üstün tutulur ve okura bir örnek sunulur.

Okuma

  • Nazım H. Polat, «Ömer Seyfeddin» (DİA 34) — hayatı, hikâyeciliği, dil görüşleri.
  • Gülsemin Hazer, «Ömer Seyfettin'in "Pembe İncili Kaftan" Hikâyesi Üzerine Bir Okuma Denemesi» (2020).
  • Ömer Seyfeddin, «Pembe İncili Kaftan» ve bir Efruz Bey hikâyesi. İkisini art arda okuyun. Aynı yazar birinde bir kahramanı yüceltiyor, öbüründe bir tipi gülünçleştiriyor. Hangi teknikleri iki hikâyede de kullanıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:15 Soğuk açılış: bir saray salonu; çini duvarlar, taht. Bir elçi pembe, incili bir kaftanı yere serer ve üstüne oturur. Bir asker kaftanı toplayıp koşar; elçi kapıda durup güler.
  • 1:15–2:00 Büyük soru: bir kalem, bir yanda bir hikâye sayfası, öbür yanda bir bildiri; kalemin mürekkebi ikisine de akar.
  • 2:00–3:50 Bağlam: bir harita: Gönen, İstanbul, Edirne, Selanik, Manastır, Nafliyon. Bir üniforma ve yanında bir defter; bir esir kampı; sonra bir öğretmen kürsüsü.
  • 3:50–6:30 Ana anlatı — Olayın hikâyesi: bir hikâye üç bloğa ayrılır: giriş, gelişme, sonuç. Sonucun üstünde bir ok ve «tek etki». Sonra iki karikatür: gösterişli bir Efruz Bey, sakin bir Câbi Efendi.
  • 6:30–9:20 Ana anlatı — Kahramanlık ve ders: bir savaş afişi, bir hikâye dergisi kapağı: «Eski Kahramanlar». Bir terazinin bir kefesinde «sanat», öbüründe «ders».
  • 9:20–12:00 Metin anı: kaftanın yere serilişi yeniden; sonra zaman hızla akar: bir at satılır, bir bahçe ekilir, Üsküdar pazarında yaşlı bir sebzeci. Son sahnede sebzecinin başı dik.
  • 12:00–12:50 Cevap ve bağlantı: sade cümleler bir tuğla duvar gibi üst üste dizilir; üstünde «hikâye» yazan bir çatı.
  • 12:50–13:20 Kapanış kancası: bir düşünürün masası; kitapların arasından bir şiir defteri çıkar.

Telaffuz

  • Ömer Seyfeddin: «ö-MER sey-fed-DİN»; Gönen: «gö-NEN»; Nafliyon: «naf-li-YON»; Efruz Bey: «ef-RUZ BEY»; Câbi Efendi: «caa-Bİ e-fen-Dİ»; Yeni Mecmua: «ye-Nİ mec-mu-A».
  • «Pembe İncili Kaftan»: «pem-BE in-ci-Lİ kaf-TAN»; Muhsin Çelebi: «muh-SİN çe-le-Bİ»; Tebriz: «teb-RİZ»; Şah İsmail: «şah is-maa-İL»; Hatâî: «ha-taa-İ»; murassâ: «mu-ras-SAA»; sebzevatçılık: «seb-ze-vat-çı-LIK»; Kuzguncuk: «kuz-gun-CUK».
  • «Kütük»: «kü-TÜK»; «Forsa»: «FOR-sa»; «Diyet»: «di-YET»; «Nakarat»: «na-ka-RAT»; külliyat: «kül-li-YAAT».
  • Nazım H. Polat: «naa-ZIM po-LAT»; Gülsemin Hazer: «gül-se-MİN ha-ZER»; Tufan Gündüz: «tu-FAN gün-DÜZ»; Maupassant: «mo-pa-SAN».