İçeriğe geç

Ünite EDB-203-11 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Şeyh Galip

EDB-203 Divan Şiiri: 600 Yıllık Bir Şifre

2.141 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 10 dk

  • müteşâir
  • bikr-i mazmûn
  • müsemmen
  • mevlevîhâne
  • zübde-i âlem
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Şeyh Gâlib 1757'de Yenikapı Mevlevîhânesi yakınında doğdu, 1787'de «dede» oldu, 1791'de Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhi oldu; III. Selim'in dostluğunu kazandı ve 4 Ocak 1799'da kırk bir yaşında öldü.
  2. Hüsn ü Aşk'ta çağının müteşâirlerini üç gruba ayırdı; «söylenmedik söz kalmadı» iddiasına, varlık yenilendikçe sözün de yenileneceğini, feyz-i sühanın sonsuz olduğunu söyleyerek karşı çıktı.
  3. Bikr-i mazmûn, yani el değmemiş mazmun, Gâlib'in poetikasının merkezindedir; sebk-i Hindî ve Şevket-i Buhârî'den beslendi; Tanpınar onun şiirini «avize gibi renk ve ışık dolu» diye tarif etti.
  4. «Hoşça bak zâtına» müsemmeninin dördüncü bendinde «sende» ve «sendedir» altı mısrada on bir kez geçer ve insanın içinden evrenin bütününe açılan bir yükseliş kurar; tekrar beyti insanı «zübde-i âlem» ve varlıkların göz bebeği olarak anar.
  5. Gâlib «divan şiirinin son büyük şairi» sayılır, ama Kalkışım'a göre hem eski şiire en güçlü eleştiriyi Tanzimat'tan önce yaptı hem de hayalleriyle Edebiyât-ı Cedîde'yi müjdeledi.

Kazanımlar

  • Şeyh Gâlib'in Yenikapı'dan Galata Mevlevîhânesi'ne uzanan kısa hayatını ve III. Selim ile ilişkisini anlatabilir.
  • Gâlib'in «söylenmedik söz kalmadı» diyen çağdaşlarına verdiği cevabı, bikr-i mazmûn kavramı üzerinden açıklayabilir.
  • «Hoşça bak zâtına» müsemmeninden bentleri okuyup tekrarın, «sende» redifinin ve insan imgesinin şiirde nasıl bir yükseliş kurduğunu gösterebilir.
  • Gâlib'i «divan şiirinin son büyük şairi» sayan görüşü, onu yeni şiirin habercisi sayan görüşle birlikte değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

4 Ocak 1799, İstanbul. Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhi kırk bir yaşında ölür. Cenazesi yıkanırken yaşlı babası yanındadır. İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinde M. Muhsin Kalkışım'ın aktardığına göre Ali Enver'in kaydettiği bir rivayette baba ağlayarak şöyle der: «Ah oğul! Bu tahtaya o kara sakal yakışmıyor.»

Oğul, yirmi altısında ünlü bir mesnevisini altı ayda yazmış, otuzunda dervişlik çilesini tamamlamış, otuz dördünde bir mevlevîhânenin şeyhi olmuş, padişahın dostluğunu kazanmıştı. Babası onu gömmeye hazırlanıyordu.

Şairin adı Mehmed Esad'dır. Onu Şeyh Gâlib diye tanıyoruz.

Büyük soru

Önceki ünitede Nedîm'in şiiri sokağa inmişti. Gâlib'in çağında ise pek çok şair artık yeni bir şey söylenemeyeceğine inanıyordu: bütün mazmunlar tükenmiş, bütün sözler söylenmişti. Dört yüz yıllık bir gelenek sonuna gelmişken bir şair ona ne söyleyebilir? Ve «son büyük ses» diye anılan biri, bir sonun mu yoksa bir başlangıcın mı sesidir?

Bağlam

Kalkışım'ın anlattığı hayat, bir tekkenin gölgesinde başlar: Gâlib'in doğduğu ev Yenikapı'daki Mevlevî tekkesinin hemen yakınındaydı; dedesi de babası da Mevlevî'ydi. İlk eğitimini babasından aldı; Arapça ve Farsça öğrendi. Farsça hocası ona «Esad» mahlasını verdi, ama aynı adı taşıyan şairlerle karışmasın diye sonra «Gâlib» mahlasını seçti.

1784'te Konya'ya gidip Mevlânâ Dergâhı'nda çileye girdi. Oğlundan ayrı kalmaya dayanamayan babası Konya'daki Çelebi'ye başvurunca Gâlib İstanbul'a gönderildi ve çilesini 1787'de Yenikapı Mevlevîhânesi'nde tamamlayarak «dede» oldu. 1791'de Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhliğine getirildi.

Bu atama, Gâlib'i Sultan III. Selim'e yaklaştırdı. Padişah da «İlhâmî» mahlasıyla şiir yazıyor, beste yapıyordu. Gâlib'in sunduğu bir kaside üzerine mevlevîhâneyi tamir ettirdi; sonraki yıllarda oraya bir şadırvan ve bir hünkâr mahfili yaptırdı, Gâlib'in divanını tezhip ettirip ciltletti. Kalkışım, Gâlib'in padişahın Nizâm-ı Cedîd adlı ıslahat girişimini desteklediğini arşiv kayıtlarına dayanarak belirtir.

Ana anlatı — söylenmedik söz kalmadı mı?

Kalkışım'a göre Gâlib yetiştiğinde klasik şiir, lirik ve düşünceli doruklarını çoktan geride bırakmış, tekrara ve taklide düşmüştü. Gâlib bu durumu yalnızca yaşamadı, onu adlandırdı ve eleştirdi.

Uzun mesnevisi Hüsn ü Aşk'ın bir bölümünde çağının şiir ortamını anlatır ve orada şairlik taslayanları, yani «müteşâir»leri, alaylı bir dille üç gruba ayırır. Birinci grup, eski kuşağın şiiri de alıp gittiğini, kendilerinin geriye kalan birkaç şair olduğunu söyleyip birbirine dalkavukluk eder. Bunlar yaratıcılıktan yoksun olduklarını gizlemek için dünyada söylenmedik söz kalmadığını ileri sürer. İkinci grup kâtiplerdir: münşeat kitaplarını ezberlemiş, sözlerini terimlere boğan, şarap ve güzel üzerine tatsız manzumeler üreten memurlar. Üçüncü grup medreselilerdir: belagat kurallarını örnekleriyle ezberlemeyi şairlik sanır, hâlis şiiri küçümser.

Gâlib'in cevabı, birinci grubun iddiasınadır: söylenmedik söz kalmadı. Kalkışım'ın özetine göre Gâlib bunu kabul etmez. Varlıkta değişme ve yenilenme varsa sözde de olmalıdır. Söz, Allah'ın kullarına bağışladığı bir feyizdir ve bu feyiz sonsuzdur; önceki şairlerin sözü tükettiği düşünülemez. Gâlib bu fikri anlatırken «bikr-i mazmûn», yani el değmemiş mazmun ve «mazmûn-ı nev», yani yeni mazmun deyimlerini kullanır. Ona göre hâlis şiir bir çeşit ilhamdır ve taze bir eda ister.

Bir ironi var. Önceki ünitede Nâbî, «çiğnenmiş anlam» ile geçinen ham şairi eleştirmişti. Gâlib ise Hüsn ü Aşk'ı, 106-06'da gördüğümüz gibi, Nâbî'nin bir mesnevisinin övülmesine itiraz ederek yazmıştı. Aynı ölçüt, yani tazelik, bir kuşak sonra Nâbî'nin kendisine yöneltilir. Tanpınar'a göre bu eleştiriyle gerçekte bir şair değil, ilk defa şiir geleneğinin kendisi hedef alınmıştır.

Ana anlatı — avize gibi bir şiir

Gâlib'in tazeliği nereden geliyordu? Kalkışım bir kaynağı adıyla söyler: Hint üslubu, sebk-i Hindî, ve özellikle İranlı şair Şevket-i Buhârî. Bu üslubun şairleri anlamı bir bilmeceye dönüşecek kadar derin ve girift kurar, hayal güçlerini son sınırına kadar zorlar. Gâlib bir rubâîsinde mazmunlarını anlamayanları ayıplamayacağını, çünkü her birinin gaybdan gelen bir inci olduğunu söyler.

Kalkışım'a göre Gâlib vezinlerini, kafiyelerini, iç seslerini, yani aliterasyon ve asonansı, çoğu zaman bilinçle seçer. Tanpınar onun şiirini «avize gibi renk ve ışık dolu» diye tarif etmiştir. Kalkışım bir adım daha ileri gider: Gâlib'in soyut ve somut kavramları birbirine yaklaştıran hayalleri, bir yüzyıl sonra bunları deneyecek olan Edebiyât-ı Cedîde şairlerini müjdeler.

Yaygın yanlış«Şeyh Gâlib, divan şiirinin sonunu getiren, tükenmiş bir geleneğin son temsilcisidir.»
Doğrusu

«Son büyük şair» nitelemesinde hemen bütün eleştirmenler birleşir, ama bu bir tükeniş tanıklığı değildir. Kalkışım'a göre Gâlib, geleneğin kalıplarına karşı bilinçli bir yenilik arayışına girdi, eski şiire en güçlü eleştiriyi Nâmık Kemal ve Ziya Paşa'dan çok önce yaptı ve hayalleriyle bir sonraki yüzyılın şiirini müjdeledi. «Son» kelimesi, bir sona olduğu kadar bir eşiğe de işaret eder.

Metin anı

Gâlib'in bilinen şiirlerinden biri, sekizer mısralık bentlerden oluşan bir müsemmendir. Her bent altı yeni mısrayla ilerler ve aynı beyitle biter. Birinci bent, üzgün bir gönle seslenerek açılır:

Ey dil ey dil niye bu rütbede pür-gamsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
...
Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir ma'den-i envâr-ı fütüvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma'rifet sende hüner sende hakîkat sende
Nazar etsen yer ü gök dûzah u cennet sende
Arş u kürsî vü melek sendedir elbet sende
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

İlk iki mısra bir teselliyle açılır. Gönül üzgündür ve kendini yıkık bir yer sanır. Gâlib eski bir mazmunu çağırır: yıkıntıların altında tılsımlı hazineler saklıdır. Yıkık olduğunu sanan, aslında bir hazinenin üstünde durmaktadır.

Dördüncü bentte bir yükseliş kurulur. Her mısra «sende» diye biter; ilk iki mısra ayrıca «Sendedir» diye başlar, dördüncü mısra aynı kelimeyi üç kez söyler. Altı mısrada «sende» ve «sendedir» on bir kez geçer. Ama sayılanlar gittikçe büyür: önce sevginin sırları ve yiğitliğin ışıkları, sonra bilgi ve hakikat, sonra yer ve gök, cennet ve cehennem, en sonunda Allah'ın Arş'ı, Kürsî ve melekler. Bent, bir insanın içinden başlayıp bütün evrene açılır; tekrar eden «sende» ise bu evreni her seferinde geri, insanın içine çağırır.

Sonra tekrar beyti gelir: «Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen.» Kendine hoşça bak, çünkü âlemin özüsün. İkinci mısra aynı fikri bir göz imgesiyle kurar: «merdüm», hem insan hem göz bebeği demektir. İnsan, varlıkların gözünün bebeğidir; evren onunla görür.

Bu fikir divan şiirine yabancı değildir; 203-05'te Nesîmî'nin «iki cihan bana sığar» dediğini görmüştük. Ama Gâlib onu bir iddia olarak değil, bir teselli olarak söyler. Üzgün bir gönle, kendi değerini hatırlatır. Aynı tekrar beyti her bentten sonra döner ve her dönüşünde bir öncekinden daha geniş bir evrenin üstüne kurulur. Bu da Gâlib'in «avize» dediğimiz şiirinin bir yönüdür: ışık bir noktadan çıkar, her yana yansır ve yine aynı noktaya döner.

Cevap ve bağlantı

Büyük soruya dönelim. Gâlib, sonuna gelmiş görünen bir geleneğe iki şey söyledi. Birincisi bir itirazdı: söz tükenmez, çünkü varlık yenilenir; el değmemiş mazmun hâlâ mümkündür. İkincisi bir uygulamaydı: sebk-i Hindî'nin girift hayallerini, bilinçle seçilmiş sesleri ve tasavvufun insan düşüncesini birleştiren, ışık gibi yansıyan bir şiir.

«Son büyük ses» nitelemesi bu yüzden iki yönlüdür. Bir yanıyla gerçekten sondur: ondan sonra divan şiiri yeni bir büyük ad yetiştirmedi. Öbür yanıyla bir eşiktir: Kalkışım'a göre Gâlib'in eski şiire yönelttiği eleştiri Tanzimat yazarlarınınkinden önce geldi ve hayalleri Edebiyât-ı Cedîde'yi müjdeledi. Hangi yönün ağır bastığı, Gâlib'i geriye mi ileriye mi bakarak okuduğumuza bağlıdır.

Kapanış kancası

Gâlib'in ölümünden yetmiş yıl kadar sonra Ziya Paşa, bu şiirin Osmanlıların kendi şiiri olmadığını yazacaktı: İranlıları taklit eden bir şiirdi. Cumhuriyet'in ilk kuşaklarında aynı yargı daha da sertleşti. Sonra aynı şiir, Tanpınar gibi okurlar tarafından yeniden okunmaya, avize gibi ışıkları yeniden görülmeye başlandı. Altı yüz yıl boyunca Türkçe yazılmış bir şiir gerçekten yabancı mıydı, yoksa onu yabancı kılan, ona bakan gözün kendisi miydi?

Özet kartı

  1. Şeyh Gâlib 1757'de Yenikapı Mevlevîhânesi yakınında doğdu, 1787'de «dede» oldu, 1791'de Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhi oldu; III. Selim'in dostluğunu kazandı ve 4 Ocak 1799'da kırk bir yaşında öldü.
  2. Hüsn ü Aşk'ta çağının müteşâirlerini üç gruba ayırdı; «söylenmedik söz kalmadı» iddiasına, varlık yenilendikçe sözün de yenileneceğini, feyz-i sühanın sonsuz olduğunu söyleyerek karşı çıktı.
  3. Bikr-i mazmûn, yani el değmemiş mazmun, Gâlib'in poetikasının merkezindedir; sebk-i Hindî ve Şevket-i Buhârî'den beslendi; Tanpınar onun şiirini «avize gibi renk ve ışık dolu» diye tarif etti.
  4. «Hoşça bak zâtına» müsemmeninin dördüncü bendinde «sende» ve «sendedir» altı mısrada on bir kez geçer ve insanın içinden evrenin bütününe açılan bir yükseliş kurar; tekrar beyti insanı «zübde-i âlem» ve varlıkların göz bebeği olarak anar.
  5. Gâlib «divan şiirinin son büyük şairi» sayılır, ama Kalkışım'a göre hem eski şiire en güçlü eleştiriyi Tanzimat'tan önce yaptı hem de hayalleriyle Edebiyât-ı Cedîde'yi müjdeledi.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
MüteşâirPoetasterKalıpları bilip de şair olmayan, şairlik taslayan kişi
Bikr-i mazmûnVirgin conceitDaha önce kimsenin söylemediği, ilk kez bulunmuş mazmun
MüsemmenEight-line stanza poemSekizer mısralık bentlerden oluşan musammat türü
MevlevîhâneMevlevi lodgeMevlevî tarikatının semâhâneli tekkesi; bir eğitim ve sanat merkezi
Zübde-i âlemQuintessence of the universeİnsanın bütün varlığın özünü kendinde taşıdığını anlatan deyim

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Gâlib'in hayatında Yenikapı ve Galata mevlevîhânelerinin yeri nedir? III. Selim ile ilişkisi nasıl gelişti?
  2. (Kazanım 2) Gâlib Hüsn ü Aşk'ta çağının müteşâirlerini hangi gruplara ayırır? Birinci grubun «söylenmedik söz kalmadı» iddiasına nasıl cevap verir?
  3. (Kazanım 2) «Bikr-i mazmûn» ne demektir? Gâlib'in bu ölçütü Nâbî'ye yöneltmesinde nasıl bir ironi vardır?
  4. (Kazanım 3) Müsemmenin dördüncü bendinde «sende» kelimesinin tekrarı ve sayılan şeylerin sırası nasıl bir etki yaratır? Tekrar beytindeki «merdüm» kelimesi hangi iki anlamı taşır?
  5. (Kazanım 4) Gâlib'e «son büyük ses» demek onu bir sonun mu yoksa bir eşiğin mi temsilcisi yapar? İki görüşü de değerlendirip kendi gerekçenizi yazın.

Cevaplar

  1. Gâlib Yenikapı Mevlevîhânesi'nin yakınında doğdu, Konya'da başladığı çilesini 1787'de orada tamamlayıp «dede» oldu. 1791'de Galata Mevlevîhânesi'nin şeyhi oldu. Bu görev onu şiir yazan ve beste yapan III. Selim'e yaklaştırdı; padişah onun kasidesi üzerine mevlevîhâneyi tamir ettirdi, oraya şadırvan ve mahfil yaptırdı, divanını ciltletti. Gâlib de padişahın Nizâm-ı Cedîd girişimini destekledi.
  2. Eski kuşağın şiiri de götürdüğünü söyleyip birbirine dalkavukluk edenler, münşeat ezberleyip terimlere boğulmuş manzumeler yazan kâtipler ve belagat kurallarını ezberlemeyi şairlik sanan medreseliler. Birinci grubun iddiasına, varlıkta değişme ve yenilenme varsa sözde de olması gerektiği, sözün Allah'ın sonsuz bir feyzi olduğu ve önceki şairlerin onu tüketemeyeceği cevabını verir.
  3. Daha önce kimsenin söylemediği, el değmemiş mazmundur; karşıtı çok söylenmiş bayağı söz, «hâyîde edâ»dır. İroni şudur: Nâbî de çiğnenmiş anlamlarla geçinen şairi eleştirmişti; bir kuşak sonra Gâlib, aynı tazelik ölçütüyle Nâbî'nin mesnevisinin övülmesine itiraz ederek Hüsn ü Aşk'ı yazdı.
  4. «Sende» her mısranın sonunda, ilk iki mısrada başta da tekrar eder; dördüncü mısrada üç kez söylenir ve altı mısrada «sende» ile «sendedir» on bir kez geçer. Sayılanlar sevginin sırlarından bilgiye, oradan yer ile göğe, cennet ile cehenneme ve Arş ile meleklere doğru büyür; bent insanın içinden evrene açılırken tekrar bu evreni her seferinde insanın içine geri çağırır. «Merdüm» hem «insan» hem «göz bebeği» demektir: insan, varlıkların göz bebeğidir.
  5. «Son» okuması, Gâlib'den sonra divan şiirinin yeni bir büyük ad yetiştirmediğine dayanabilir. «Eşik» okuması ise Kalkışım'ın, onun eski şiire Tanzimat'tan önce en güçlü eleştiriyi yaptığı ve hayalleriyle Edebiyât-ı Cedîde'yi müjdelediği yolundaki görüşüne dayanabilir. Gerekçeli her iki cevap kabul edilir; iyi bir cevap, müsemmendeki yükselişi ya da Hüsn ü Aşk'taki müteşâir eleştirisini kanıt olarak kullanır.

Okuma

  • Şeyh Gâlib, «Hoşça bak zâtına» müsemmeni — Türkçe Vikikaynak'ta ve çevrimiçi aktarımlarda; beş bendin hepsini okuyup her bentte tekrar beytinin önceki mısralara nasıl bir cevap olduğunu izleyin. Okuma farklarına dikkat edin.
  • M. Muhsin Kalkışım'ın İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Şeyh Gâlib» maddesi — hayatı, müteşâir eleştirisi ve poetikası.
  • Şeyh Gâlib, Hüsn ü Aşk, Muhammed Nur Doğan ya da Orhan Okay ile Hüseyin Ayan neşri — şiir ortamını eleştirdiği bölüm için.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–1:10 Soğuk açılış: kış sabahı, Galata'da bir tekke avlusu. Bir teneşir tahtası, yanında ağlayan yaşlı bir adam; siyah sakallı genç bir yüz gösterilmez, yalnız sakalın gölgesi. Ardından yarım kalmış bir defter.
  • 1:10–1:40 Büyük soru: bir kütüphane rafı dolup taşar; bir ses «söylenmedik söz kalmadı» der. Rafın dibinde boş bir sayfa ışık verir.
  • 1:40–3:40 Bağlam: Yenikapı'da bir ev, yakınında mevlevîhâne kubbesi. Konya yolu, geri dönüş. Galata Mevlevîhânesi'nin kapısında bir padişah ile bir derviş; tamir edilen bir semâhâne.
  • 3:40–6:10 Ana anlatı — söylenmedik söz kalmadı mı?: üç grup karikatür: birbirini öven şairler, terimlere boğulmuş kâtipler, ezber yapan medreseliler. Karşılarında bir derviş, elinde el değmemiş bir inci.
  • 6:10–7:50 Ana anlatı — avize gibi bir şiir: bir avizenin prizmalarından çıkan ışık duvarlara renkler saçar; bir yüzyıl sonrasının bir dergi kapağına kadar uzanır.
  • 7:50–11:10 Metin anı: yıkık bir duvarın altında parlayan bir hazine. «Sende» kelimesi her mısra sonunda yanar; her yanışta çerçeve büyür: bir kalp, bir kitap, yer ile gök, cennet ile cehennem, en sonunda yıldızlarla dolu bir kubbe. Tekrar beytinde bir göz bebeği, içinde evren.
  • 11:10–12:30 Cevap ve bağlantı: bir eşik; bir yanı eski divanların rafı, öbür yanı yeni şiir dergileri. Işık eşikten iki yana da düşer.
  • 12:30–13:00 Kapanış kancası: bir kütüphanede eski bir divan kapatılır, tozlanır; sonra bir el onu yeniden açar.

Telaffuz

  • Şeyh Gâlib: «ŞEYH GAA-lib»; Mehmed Esad: «meh-MED es-AD»; Yenikapı: «ye-ni-ka-PI»; Galata Mevlevîhânesi: «GA-la-ta mev-le-vii-haa-ne-Sİ»; İlhâmî: «il-haa-Mλ; Nizâm-ı Cedîd: «ni-ZAA-mı ce-DÎD».
  • müteşâir: «mü-te-şaa-İR»; bikr-i mazmûn: «BİK-ri maz-MUUN»; hâyîde edâ: «haa-yii-DE e-DAA»; müsemmen: «mü-sem-MEN»; zübde-i âlem: «züb-DE-i AA-lem»; merdüm: «mer-DÜM».
  • Şevket-i Buhârî: «şev-KE-ti bu-haa-Rλ; Edebiyât-ı Cedîde: «e-de-bi-YAA-tı ce-dii-DE»; M. Muhsin Kalkışım: «muh-SİN kal-kı-ŞIM».