İçeriğe geç

Ünite EDB-203-03 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi

Sevgili kim?

EDB-203 Divan Şiiri: 600 Yıllık Bir Şifre

2.191 kelime · yaklaşık 10 dakika okuma · anlatım 12 dk

  • beşerî aşk
  • ilahi aşk
  • memduh
  • çok katmanlı okuma
  • hüsn-i mecâzî
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Divan şiirinde sevgili insan, Tanrı ya da hükümdar olarak okunabilir; aynı kalıp içinde farklı sevgililer yer alabilir.
  2. Ahmed Nâmî, 1642'de şiirlerini «hüsn-i mecâzî» ve «hüsn-i hakîkî» diye iki divana ayırdı; Akün'e göre Fuzûlî ve Şeyh Gâlib gibi şairlerde iki aşk bir aradadır, Necâtî, Bâkî, Nef'î ve Nedîm'de beşerî aşk ağır basar.
  3. Sevgilinin cinsiyeti çoğu zaman belirsizdir; Akün bunu toplumun ahlak anlayışına bağlar, Andrews ile Kalpaklı ise genç erkek sevgililerin merkezde olduğu bir «sevgililer çağı»ndan söz eder.
  4. Gazeldeki sevgili ile kasidedeki memduh benzer bir yücelik diliyle anlatılır; şairlerin çoğu saraya bağlı olduğu için hitaplar birden çok düzleme açılır.
  5. Necâtî'nin «A begüm» diye açılan gazelinde «ashâb-ı niyaz»ın yerden göğe yalvarışı âşık, dilekçe sahibi ve dua eden kul düzlemlerinde birden okunabilir; bu belirsizlik bir eksiklik değil, bir olanaktır.

Kazanımlar

  • Divan şiirinde sevgilinin insan, Tanrı ve hükümdar olarak okunabildiğini kaynaklardan örneklerle açıklayabilir.
  • Ahmed Nâmî'nin iki ayrı divanı ve Akün'ün şair grupları üzerinden beşerî ve ilahi aşk ayrımının nasıl kurulduğunu gösterebilir.
  • Necâtî'nin bir beytini üç katmanda okuyabilir.
  • Bir beyitte hangi sevgiliye seslenildiğine dair ipuçlarını (şairin kimliği, tür, sözcük, bağlam) sıralayabilir ve bu ipuçlarının sınırlarını değerlendirebilir.

Video metni

Soğuk açılış

17 Mart 1509, İstanbul. Şair Necâtî ölür. Öğrencisi Sehî Bey mezarını mermerden yaptırır ve taşa hocasının kendi beytini yazdırır:

«Bir seng-dil firâkına ölen Necâtî'nin / Billâhi mermer ile yapasız mezârını»

Taş yürekli bir sevgilinin ayrılığından ölen Necâtî'nin mezarını, Allah aşkına, mermerle yapın. Beyit bir espri gibi kapanır: taş yürekliye kavuşamayan âşık, sonunda taşa kavuşur.

Ama bir soru cevapsız kalır. Bu taş yürekli sevgili kimdir? Bir kadın mı, bir genç mi? Necâtî'nin çok sevdiği, genç yaşta ölen ve arkasından mersiyeler yazdığı iki şehzadeden biri mi? Yoksa kulunu yalnız bırakan Tanrı mı? Mezar taşı bunu söylemez. Divan şiirinin büyük kısmı da söylemez.

Büyük soru

Bir önceki ünitede Muhibbî'nin, sultan olduğu hâlde sevgilinin emriyle yanan bir pervane gibi konuştuğunu gördük. Divan şiirinde sevgili bazen insandır, bazen Tanrı, bazen de şairin övdüğü hükümdar. Bir beyti okurken hangisine seslenildiğini nasıl anlarız ve bu soru her zaman bir cevaba sahip midir?

Bağlam

Bayram Ali Kaya'nın ansiklopedi maddesine göre Necâtî, Edirne'de 1440'ların ortasında doğdu. Asıl adı Îsâ'dır; çocukken Edirneli yaşlı bir hanım tarafından köle olarak satın alınmış, sonra evlat edinilmiştir. Şiirleriyle Fâtih'in dikkatini çekti, divan kâtibi oldu, sultana kasideler yazdı. II. Bayezid döneminde önce Şehzade Abdullah'ın divan kâtibi, sonra Şehzade Mahmud'un nişancısı oldu; iki şehzade de genç yaşta öldü ve Necâtî ikisine de mersiye yazdı. Sehî Bey'e göre gazelleri âşıkane ve güzeldi, ama şeyhlere yakışır parlak tasavvufi şiirleri de vardı.

Divan şiirinde aşk bir teşrifattır: kuralları belli bir tören. Âşık yalvarır, sevgili naz eder; âşık ağlar, sevgili umursamaz; âşık kapıda bekler, sevgili yüz göstermez. Bu kalıp aynıdır; ama kalıbın içine kimin yerleştiği değişebilir. İşte bu ünitenin konusu, kalıbın içindeki boşluktur.

Ana anlatı — iki divan

Bu boşluğu en açık gösteren örneklerden birini Akün'ün divan edebiyatı üzerine uzun ansiklopedi yazısında buluyoruz. Nakşibendî şeyhi ve şair Ahmed Nâmî, 1642'de şiirlerini iki ayrı divanda topladı. Birinin adı «hüsn-i mecâzî», yani mecazi güzellikti; öbürününki «hüsn-i hakîkî», yani gerçek güzellik. Birincisi insan güzelliğini, ikincisi ilahi güzelliği anlatan şiirleri içeriyordu.

Nâmî'nin tasnifi, bir şairin kendi şiirlerini iki ayrı sevgiliye göre ayırabildiğini gösterir. Ama çoğu şair böyle bir ayrım yapmadı. Akün'e göre Kadı Burhâneddin, Ahmedî, Şeyhî, Hayâlî, Fuzûlî ve Şeyh Gâlib gibi şairlerde hem tasavvufi hem dünyevi aşk bir arada bulunur. Necâtî, Bâkî, Nef'î, Nedîm gibi şairlerde ise beşerî tarafı önde olan bir aşk ağır basar. Ama Sehî'nin Necâtî hakkındaki tanıklığı, bu ayrımın bile keskin olmadığını hatırlatır.

Tasavvuf çevrelerinin kendisi de bu ayrımı tartıştı. Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled'e göre bir velinin şiiri ilahi vecdden doğar, amacı irşat etmek ve Tanrı'yı övmektir; sıradan şairlerin şiiri ise kendini gösterme isteğinden doğar. Yani tasavvufi dil kullanan her şiir, tasavvufi bir şiir değildir.

Ana anlatı — üç sevgili

Şimdi sevgilinin üç yüzünü ayrı ayrı düşünelim.

Birincisi insandır. Akün, güzel bir kadınla güzel bir genç aynı sözcük ve imajlarla anlatıldığı için sevgilinin cinsiyetinin zaman zaman belirsiz kaldığını söyler. Akün bu belirsizliği büyük ölçüde toplumun kadından açıkça söz etmeyi ayıp sayan ahlak anlayışına bağlar ve sevgilinin çoğu zaman bir kadın güzeli olarak hayal edildiğini savunur. Walter Andrews ile Mehmet Kalpaklı ise 2005'te yayımladıkları The Age of Beloveds adlı kitapta farklı bir tablo çizer: on beşinci yüzyılın sonundan on yedinci yüzyılın başına uzanan dönemde genç erkeklerin, güçlü devlet adamlarının ve sanatçıların arzusunun ve ilgisinin odağı olduğunu, zengin bir aşk edebiyatına ilham verdiğini ileri sürerler. Bu iki okuma arasındaki tartışma sürmektedir.

İkincisi Tanrı'dır. İlk ünitede gördüğümüz remizler burada devreye girer: şarap ilahi aşk, meyhane tekke, sevgili Tanrı olur. Tasavvufi okumada sevgilinin yüzü ilahi tecellidir; sevgilinin ilgisizliği, kulun Tanrı'ya ulaşmanın ne kadar zor olduğunu anlatır.

Üçüncüsü hükümdardır. Divan şairlerinin çoğu, Necâtî gibi, sarayda ya da bir şehzadenin yanında görev yapan, sultanlara ve devlet adamlarına kasideler sunan kişilerdi. Kasidede övülen kişiye memduh denir. Gazeldeki sevgili ile kasidedeki memduh arasında bir akrabalık vardır: ikisi de yüce, ulaşılmaz, lütfu beklenen, öfkesinden korkulan biridir. Andrews ve Kalpaklı da mutlak hükümdarların ve savaşların çağında, bağımlı saray mensuplarının bağlılıklarının aşka ve sevgiliye duyulan yoğun ilgiyi beslediğini ileri sürer.

Yaygın yanlış«Divan şiirinde sevgili her zaman Tanrı'dır» ya da «her zaman bir kadındır».
Doğrusu

İki genelleme de metinlere uymaz. Bazı şairler şiirlerini ilahi ve beşerî diye kendileri ayırmıştır; birçok şairde iki aşk bir arada bulunur; sevgilinin cinsiyeti çoğu zaman belirsizdir ve bu belirsizliğin nedeni araştırmacılar arasında tartışmalıdır; gazelin dili, kasidede övülen hükümdarın diliyle de iç içe geçer. Çoğu beyitte tek ve kesin bir sevgili yoktur.

Metin anı

Şimdi Necâtî'nin ünlü bir gazelinden iki beyte bakalım. Gazelin matla'ı, yani ilk beyti şöyle açılır:

Tutalum zenbîl ile gökden iner meh-pâreler
A begüm yerden mi çıkdı âşık-ı bî-çâreler

Hemen ardından ikinci beyit gelir:

İhtiyat itmez misin andan ki ashâb-ı niyaz
Baş açub zari kılub yerden göğe yalvaralar

Önce hitaba bakalım: «A begüm», ey beyim. Sevgiliye bir unvanla seslenilir. Bu, divan şiirinde çok yaygındır: sevgili bey, şah, sultan diye anılır. Ama Necâtî'nin kendisi de beylere ve şehzadelere hizmet eden bir kâtipti. Hitap, bir âşığın sevgiliye, bir kâtibin efendisine ve bir kulun Rabbine seslenişini aynı sözcükte taşır.

İlk beyit, gökle yer arasında bir karşıtlık kurar. Güzeller «meh-pâre», yani ay parçası gibidir; gökten inerler. Âşıklar ise yerden bitmiş gibidir: aşağıda, sayısız, çaresiz. Sevgili ile âşık arasındaki mesafe, gök ile yer arasındaki mesafedir.

İkinci beyit bu mesafeyi bir uyarıya dönüştürür ve üç okumaya birden açılır. «Ashâb-ı niyaz», yalvaran, dilekte bulunan kimselerdir. İnsan sevgili düzleminde bunlar, sevgilinin kapısında bekleyen âşıklardır. Hükümdar düzleminde, saray kapısında başlarını açıp dilekçe sunan kişileri çağrıştırır. Tanrı düzleminde ise «baş açıp ağlayarak yerden göğe yalvarmak», bir duanın ta kendisidir.

Beytin uyarısı da bu düzlemlerde farklı işler. Sevgiliye: seni bu kadar çok isteyenleri incitme, ahları seni tutar. Hükümdara: dilekçe sahiplerini dinle, çünkü geri çevrilenler göğe yalvarır. Tanrı ise beyte uyarılan kişi olarak değil, bütün bu yalvarışları duyan olarak girer: yeryüzündeki sevgili ne kadar yüce olursa olsun, üstünde bir gök vardır.

Necâtî bu üç okumadan hangisini kastetti? Metin bunu söylemez. Belki de hiçbirini tek başına kastetmedi. Beytin gücü, üç sevgiliyi tek bir yalvarışta buluşturmasındadır.

Cevap ve bağlantı

Büyük soruya dönelim. Bir beyitte hangi sevgiliye seslenildiğini anlamak için birkaç ipucu vardır. Şairin kimliği: bir tasavvuf şeyhi mi, bir saray kâtibi mi? Tür: bir kaside mi, bir gazel mi? Sözcükler: remizler tasavvufi bir çerçeve mi kuruyor? Bağlam: şiir bir mecmuada hangi şiirlerin yanında duruyor?

Ama bu ipuçları çoğu zaman bir cevaba değil, bir olasılıklar kümesine götürür. Divan şiiri, sevgiliyi bilinçli olarak belirsiz bırakan bir dil geliştirdi. Bu belirsizlik bir eksiklik değil, bir olanaktı: aynı beyit bir meclisde bir insana, bir tekkede Tanrı'ya, bir saray sunuşunda hükümdara seslenebilirdi. Çok katmanlı okuma, bu olanağı ciddiye almak demektir.

Bu belirsizlik yalnız divan şiirine özgü değildir. Farsça yazan Hâfız'ın şiirleri yüzyıllardır hem dünyevi hem tasavvufi okunur. İbrani kutsal metinlerindeki Neşideler Neşidesi de hem iki sevgilinin şarkısı hem de Tanrı ile halkı arasındaki sevginin bir alegorisi olarak okunmuştur. Aynı metin, farklı okurların elinde farklı sevgililere seslenir.

Kapanış kancası

İslâm Ansiklopedisi'ne göre Necâtî'nin ününü duyurduğu yıllarda, «döne döne» redifli bir gazeli Bursa'ya, şair Ahmed Paşa'ya ulaştı ve beğenildi. Bir gazel, bir şehirden ötekine böyle yol alırdı: okunarak, dinlenerek, ezberlenerek. Divan şiiri sessizce okunmak için değil, sesli okunmak, hatta bestelenmek için yazılırdı; ölçüsü, uzun ve kısa hecelerin belli bir düzenle dizilmesine dayanır. Bir beyti yüksek sesle okumak, onun anlamına neler katar ve sessiz okuyan bir okur neyi kaçırır?

Özet kartı

  1. Divan şiirinde sevgili insan, Tanrı ya da hükümdar olarak okunabilir; aynı kalıp içinde farklı sevgililer yer alabilir.
  2. Ahmed Nâmî, 1642'de şiirlerini «hüsn-i mecâzî» ve «hüsn-i hakîkî» diye iki divana ayırdı; Akün'e göre Fuzûlî ve Şeyh Gâlib gibi şairlerde iki aşk bir aradadır, Necâtî, Bâkî, Nef'î ve Nedîm'de beşerî aşk ağır basar.
  3. Sevgilinin cinsiyeti çoğu zaman belirsizdir; Akün bunu toplumun ahlak anlayışına bağlar, Andrews ile Kalpaklı ise genç erkek sevgililerin merkezde olduğu bir «sevgililer çağı»ndan söz eder.
  4. Gazeldeki sevgili ile kasidedeki memduh benzer bir yücelik diliyle anlatılır; şairlerin çoğu saraya bağlı olduğu için hitaplar birden çok düzleme açılır.
  5. Necâtî'nin «A begüm» diye açılan gazelinde «ashâb-ı niyaz»ın yerden göğe yalvarışı âşık, dilekçe sahibi ve dua eden kul düzlemlerinde birden okunabilir; bu belirsizlik bir eksiklik değil, bir olanaktır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Beşerî aşkHuman loveDivan şiirinde bir insana duyulan aşk
İlahi aşkDivine loveTanrı'ya duyulan aşk; aynı sözcüklerle anlatıldığı için beşerî aşktan her zaman ayrılamaz
MemduhThe one praisedKasidede övülen kişi; çoğunlukla padişah, şehzade ya da devlet adamı
Çok katmanlı okumaMultilayered readingBir metnin birden çok düzlemde aynı anda anlam taşıdığını kabul eden okuma
Hüsn-i mecâzîMetaphorical beautyTasavvufta insan güzelliği; hakiki, yani ilahi güzelliğe köprü sayılır

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Divan şiirinde sevgili hangi üç düzlemde okunabilir? Her biri için bir gerekçe yazın.
  2. (Kazanım 2) Ahmed Nâmî'nin iki divanı neyi gösterir? Akün'e göre hangi şairlerde iki aşk bir arada, hangilerinde beşerî aşk ağır basar?
  3. (Kazanım 3) Necâtî'nin ikinci beytindeki «ashâb-ı niyaz»ın yerden göğe yalvarışı üç düzlemde nasıl okunabilir?
  4. (Kazanım 4) Bir beyitte hangi sevgiliye seslenildiğini anlamak için hangi ipuçlarına bakılır? Bu ipuçlarının sınırı nedir?
  5. (Kazanım 1) Sevgilinin cinsiyeti konusunda Akün ile Andrews ve Kalpaklı'nın görüşleri nasıl ayrılır?

Cevaplar

  1. İnsan: gazeller bir insana duyulan aşkı anlatır ve bazı şairlerde beşerî aşk ağır basar. Tanrı: tasavvufi remizler sevgiliyi Tanrı'ya, şarabı ilahi aşka bağlar. Hükümdar: şairlerin çoğu saraya bağlıdır ve gazeldeki sevgili ile kasidedeki memduh benzer bir yücelik diliyle anlatılır.
  2. Bir şairin kendi şiirlerini insan güzelliğini ve ilahi güzelliği anlatanlar diye ikiye ayırabildiğini gösterir. Akün'e göre Kadı Burhâneddin, Ahmedî, Şeyhî, Hayâlî, Fuzûlî, Şeyh Gâlib'de iki aşk bir aradadır; Necâtî, Bâkî, Nef'î, Nedîm gibi şairlerde beşerî aşk ağır basar.
  3. İnsan düzleminde sevgilinin kapısında bekleyen âşıkların yakarışıdır; hükümdar düzleminde saray kapısında başını açıp dilekçe sunanları çağrıştırır; Tanrı düzleminde başı açık, ağlayarak yerden göğe yapılan bir duadır.
  4. Şairin kimliği (şeyh mi, saray kâtibi mi), tür (kaside mi, gazel mi), sözcükler (tasavvufi remizler var mı) ve bağlam (şiirin bir mecmuada nerede durduğu). Sınırı: bu ipuçları çoğu zaman tek bir cevaba değil, bir olasılıklar kümesine götürür; birçok beyit bilinçli olarak belirsizdir.
  5. Akün, belirsizliği toplumun kadından açıkça söz etmeyi ayıp sayan ahlak anlayışına bağlar ve sevgilinin çoğu zaman bir kadın olarak hayal edildiğini savunur. Andrews ve Kalpaklı ise genç erkeklerin güçlü kişilerin ve sanatçıların ilgisinin odağı olduğu bir «sevgililer çağı»ndan söz eder.

Okuma

  • Necâtî, «Tutalum zenbîl ile gökden iner meh-pâreler» gazeli — Türkçe Vikikaynak; Necâtî divanının bilimsel baskısıyla karşılaştırarak.
  • Ömer Faruk Akün, «Divan Edebiyatı», TDV İslâm Ansiklopedisi — aşk, sevgili ve remizler üzerine bölümler.
  • Bayram Ali Kaya, «Necâtî Bey», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi).
  • Walter G. Andrews ve Mehmet Kalpaklı, The Age of Beloveds (Duke University Press, 2005) — tartışmanın öbür tarafını görmek için.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: 1509, bir mezarlık; mermer bir taşa beyit kazınır. Taşın önünde soru işaretli dört silüet belirir: bir kadın, bir genç, taçlı bir şehzade, bir ışık.
  • 0:55–1:20 Büyük soru: bir çerçeve; içi boş. Çerçevenin içine sırayla bir insan yüzü, bir ışık, bir taç yerleşir.
  • 1:20–2:50 Bağlam: Edirne'den İstanbul'a, oradan Karaman'a ve Manisa'ya uzanan bir yol; Necâtî'nin kâtip masası, sultana sunulan bir kaside. Kapıda bekleyen âşık, naz eden sevgili sahnesi bir tören gibi dizilir.
  • 2:50–4:40 Ana anlatı — iki divan: iki cilt yan yana; birinin sırtında «hüsn-i mecâzî», öbürününkinde «hüsn-i hakîkî». Şair adları iki sütuna yerleşir; Necâtî'nin adı iki sütun arasında gidip gelir.
  • 4:40–7:20 Ana anlatı — üç sevgili: üç kapı; birinde bir güzel, birinde bir tekke ışığı, birinde bir saray kapısı. Her kapının önünde aynı âşık, aynı pozda bekler. İki araştırma kitabı karşı karşıya açılır.
  • 7:20–9:50 Metin anı: beyitler ekranda; «A begüm» üç farklı yöne dönen bir hitap olarak çizilir. Gökten inen ay parçaları, yerden biten âşıklar. «Ashâb-ı niyaz» üç sahnede aynı hareketle gösterilir: kapıda bekleyen âşık, divana dilekçe sunan biri, secdede dua eden bir kul.
  • 9:50–11:10 Cevap ve bağlantı: dört ipucu kartı (şair, tür, sözcük, bağlam); kartlar tek bir cevaba değil, bir yelpazeye açılır. Kısa bir yankı olarak Hâfız'ın bir divanı ve Neşideler Neşidesi'nin bir sayfası.
  • 11:10–11:40 Kapanış kancası: bir gazel Kastamonu'dan Bursa'ya ulaşır; hecelerin uzun ve kısa işaretleri bir müzik notası gibi dizilir.

Telaffuz

  • Necâtî: «ne-caa-Tλ; Îsâ: «ii-SAA»; Sehî Bey: «se-HÎ BEY»; seng-dil: «SENG dil»; firâk: «fi-RAAK».
  • Ahmed Nâmî: «ah-MED naa-Mλ; hüsn-i mecâzî: «hüs-Nİ me-caa-Zλ; hüsn-i hakîkî: «hüs-Nİ ha-kii-Kλ.
  • memduh: «mem-DUH»; ashâb-ı niyaz: «as-HAA-bı ni-YAAZ»; meh-pâre: «meh-paa-RE»; zenbîl: «zen-BÎL»; begüm: «be-GÜM».
  • Kadı Burhâneddin: «kaa-DI bur-haa-ned-DİN»; Hayâlî: «ha-yaa-Lλ; Sultan Veled: «sul-TAN ve-LED».
  • Walter Andrews: «VOL-tır EN-druuz»; Mehmet Kalpaklı: «meh-MET kal-pak-LI».