Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mazmun, divan şiirinde birbirini çağıran bağlı unsurların önceden belirlenmiş ağıdır; Akün'e göre bir unsur anılınca öbürleri de onunla gelir, Ali Cemâleddin'in deyişiyle «nerede gül dedilerse ardından bülbül getirdiler».
- Ali Nihad Tarlan, Metin Tamiri'nde (1937) yazmalardaki bozuk sözcükleri mazmunlardan hareketle bulur; lâle ve altın piyaleden nergise varır.
- Gül sevgiliyi, bülbül âşığı temsil eder; efsaneye göre gül rengini dikenlere kanını akıtan bülbülden alır; gonca sır saklar, gül sırrını yayar; gül tasavvufi okumada ilahi güzelliği ve Peygamber'i de gösterir.
- Servi sevgilinin boyudur; tasavvufta servi birliği, gül çokluğu temsil eder; mum sevgilinin nurlu yüzü, pervane onun ateşinde yanan âşıktır.
- Muhibbî'nin beytinde pervane mazmunu, sevgilinin emriyle yanan bir âşığa dönüşür; mazmun sistemi hem bir sınır hem de bilinen imgeleri yeniden kurma hünerinin alanıdır.
Kazanımlar
- Mazmunu, «bağlı unsurlar» kavramıyla ve bir kaynaktan örnekle tanımlayabilir.
- Gülden pervaneye beş temel mazmunun divan şiirinde neyi temsil ettiğini ve birbirleriyle nasıl bağlandığını açıklayabilir.
- Muhibbî'nin pervane beytini mazmunlar üzerinden çözümleyebilir.
- Mazmun sistemine sınır diyenlerin ve hüner alanı diyenlerin gerekçelerini karşılaştırarak kendi görüşünü kurabilir.
Video metni
Soğuk açılış
1937, İstanbul. Divan şiiri araştırmacısı Ali Nihad Tarlan eski bir yazmanın başında oturuyor. Bir beyitte bir sözcük okunmuyor; ya mürekkep silinmiş ya kâtip yanlış yazmış. Tarlan eksik sözcüğü başka bir nüshadan almıyor. Onu akıl yürüterek buluyor.
Birinci dizede bir lâle vardır; öyleyse ikinci dizede de bir çiçek bulunmalıdır. İkinci dizede «altın piyale», yani altın kadeh geçer; öyleyse aranan çiçek sarı, kadeh biçimli ve şarap çağrıştıran bir çiçek olmalıdır. Tarlan'ın cevabı nettir: nergis. Çünkü, diye ekler, divan edebiyatında çiçekler çok sınırlıdır; nergisin bir adı da altın kadehtir ve nergis hep sarhoş, mahmur diye anılır.
Bir sözcük, yalnızca şiirin kendi kurallarından yola çıkarak geri getirilir. Bu kurallar o kadar sıkıdır ki, bir boşluğu doldurmaya yeter.
Büyük soru
Bir önceki ünitede divan şiirini açan kilitlerden birinin remiz olduğunu gördük. Tarlan'ın yaptığı, bu kilitlerin bir sistem hâlinde çalıştığını gösterir. Bu sistemin adı mazmundur. Mazmun tam olarak nedir, ve bu önceden belirlenmiş imge ağı şair için bir kafes midir, yoksa ustalığını gösterdiği bir oyun alanı mı?
Bağlam
Türk Dil Kurumu sözlüğü mazmunu edebiyat terimi olarak şöyle tanımlar: divan edebiyatında bazı kavramları dolaylı anlatmak için kullanılan nükteli ve sanatlı söz. İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Divan Edebiyatı» maddesinde Ömer Faruk Akün daha belirli bir tanım önerir. Ona göre divan şiirinde her motif bir «bağlı unsurlar» grubudur: bu gruptan bir unsur anıldığında, öbürleri de onunla birlikte gelir. Burada herkeste başka başka olan serbest bir çağrışım yoktur; hangi şeyin hangi şeye benzetileceği, neyin neyi izleyeceği önceden belirlenmiş bir ağ vardır.
Bu fikrin eski bir tanığı da var. 1874'te basılan Arûz-i Türkî adlı bir aruz kitabında Ali Cemâleddin, şiir yazmak isteyene önce eski şairleri okumayı öğütler ve nedenini şöyle açıklar:
Çünki erbâb-ı sühan inşâd-ı nazm ü nesrde münasebet ve müşâbehet arayıp o yolda sarf-ı mezâmîn eylediler, yani her nerede 'gül' zikrettiler ise akabinde 'bülbül' getirdiler.
Mazmun, bir sözcük listesi değil, bir ilişkiler ağıdır. Bu yüzden ona «sözlük» demek biraz yanıltıcıdır; her maddenin öbür maddelere bağlı olduğu bir sözlüktür bu.
Ana anlatı — gül ve bülbül
Ağın merkezinde gül durur. İslâm Ansiklopedisi'ndeki «Gül» maddesinde Cemal Kurnaz, gülün çiçeklerin sultanı ve sevgilinin simgesi sayıldığını söyler. Divan şiirinde en çok sözü edilen kırmızı güldür. Gülün açılmamış hâli, gonca, ayrı bir anlam taşır: gonca sırrını saklar, gül ise açılıp sırrını âleme yayar.
Gül, bülbülsüz düşünülmez. Kurnaz'ın «Bülbül» maddesine göre bülbül güllerin açtığı günlerde daha canlı öttüğü için ikisi arasında hayali bir aşk ilişkisi kurulmuş, bülbül âşığa, gül sevgiliye benzetilmiştir. Bülbül geceleri de öter; bu yüzden sabaha kadar feryat eden âşıktır. Aralarındaki en büyük engel dikendir; bülbül dikene de gül hatırına katlanır.
Bu ilişkinin bir de kökeni anlatılır. Efsaneye göre gül başlangıçta kırmızı değildi ve bülbüle yüz vermiyordu. Bülbül bir gün dayanamayıp gülün üstüne kondu; dikenler gövdesine battı ve kanı gülün dibine döküldü. Kan köklerden damarlara yayıldı ve gül o günden sonra kırmızı oldu. Bu efsaneden hareketle şiirlerde gülün bülbülün kanını içtiği, onu allık diye yüzüne sürdüğü söylenir. Fuzûlî'nin ünlü Su Kasidesi'nde de bu inanca bir gönderme vardır.
Gülün bir de başka bir katmanı vardır. Yunus Emre'nin bir dizesinde çiçek «gül Muhammed teridir» der; gülün kokusunu Hz. Peygamber'in terinden aldığına inanılır. Tasavvufi okumada gül ilahi güzelliği temsil eder. Böylece aynı gül, bir beyitte bir insan sevgiliyi, bir başkasında Peygamber'i, bir üçüncüsünde ilahi güzelliği gösterebilir. Hangisinin kastedildiğine, remizlerde olduğu gibi, çoğu zaman okur karar verir.
Ana anlatı — servi
Gülün yanında bir ağaç durur: servi. Akün'ün tarifine göre geleneğin ideal güzeli, boyu servi gibi uzun, ince belli, uzun ve siyah saçlı, yanakları gül kırmızısı olan bir güzeldir. Servi, sevgilinin boyudur: dik, uzun, zarif.
Servinin gülle ilişkisi bahçıvanlıktan da gelir. Kurnaz'a göre eskiden serviye sarmaşık gül aşılanır ve güller serviyi görünmeyecek biçimde sarardı. Böyle güllere «servi gül bedenli» anlamında adlar verilirdi. Şair için bu, sevgilinin hem boyunu hem yanağını tek bir imgede birleştirmenin yoludur.
Servi başka bir düzlemde de okunur. Aynı maddeye göre tasavvufta servi birliği, gül çokluğu temsil eder; gül camiye, servi minareye, bülbül Kur'an okuyan kişiye benzetilir. Bir bahçe, bir anda bir mabede dönüşebilir.
Yaygın yanlış«Mazmunlar basmakalıp klişelerdir; şairi yaratıcılıktan yoksun bırakır.»
Bu görüşün haklı bir yanı vardır: Akün de geleneğin şaire konu ve imge bakımından sınırlar çizdiğini, bağlı unsurları bozmanın kabul görmediğini söyler. Ama mazmun sisteminde değer, yeni bir imge icat etmekte değil, bilinen imgeleri yeni bir ilişkiye sokmakta aranırdı. Tarlan'ın bir sözcüğü mazmunlardan bulabilmesi sistemin sıkılığını, bir şairi ötekinden ayıran ince farklar ise bu sıkılık içindeki hüneri gösterir. Mazmunun ne olduğu da hâlâ tartışılır; Çavuşoğlu, Mengi ve Pala farklı tanımlar önermiştir.
Ana anlatı — mum ve pervane
Gece olunca bahçe kararır ve bir mum yanar. Karagöl'ün Muhibbî şerhinde açıkladığı gibi, sevgilinin yüzü aydınlık ve nurlu sayıldığı için bazen muma benzetilir. Bu durumda âşık, mumun etrafında dönen pervane olur ve sevgilinin yüzünün ateşinde yanar.
Pervane, geceleyin ışığın çevresinde dönen küçük kelebektir. Divan şiirindeki mazmunu şöyle özetlenebilir: pervane mumun ışığına aşıktır, onun etrafında döner, sonunda alevine atılır ve yanar. Âşığın kaderi budur: sevgiliye yaklaştıkça kendini yok eder, ama yine de yaklaşmaktan vazgeçmez.
Hayâlî Bey'in bir beyti bu ilişkiyi kısaca özetler: «Bu cemâlün şem'ine pervâne gelmişlerdenüz», yani biz bu güzelliğin mumuna pervane olarak gelenlerdeniz.
Metin anı
Şimdi bu mazmunların bir padişahın kaleminde nasıl kullanıldığına bakalım. Muhibbî, Kanuni Sultan Süleyman'ın şiirlerinde kullandığı mahlastır. Gazelinin ilk beytinde kendini «aşkın padişahı» diye tanıtır; unvanı, yazdığı dert ve mihnet sözleridir. Son beyti ise şöyledir:
Yanayum pervâne-veş şem'-i cemâli nûrına
Şem'-i hüsne çün Muhibbî didi dilber yan bana
İlk dizede mazmun eksiksiz kurulmuştur. «Pervâne-veş», pervane gibi; «şem'-i cemâl», yüzün mumu. Sevgilinin yüzü mumdur, âşık pervanedir. Bağlı unsurlar yerli yerindedir: biri anılınca öbürü gelmiştir.
İkinci dize mazmuna bir dönüş ekler. Pervane mumun alevine kendi isteğiyle atılır; oysa burada yanmak sevgilinin emriyle gerçekleşir. Sevgili «yan!» der, âşık da yanar. Karagöl'ün yorumuna göre beyitte sevgilinin iradesi altına girmiş bir âşık vardır.
Bir de şairin kimliğine bakalım. Bu dizeleri yazan, döneminin en güçlü hükümdarlarından biridir. Ama şiirde, sevgilinin buyruğuyla yanan bir pervanedir. Gazelin ilk beytinde de padişahlığını yalnız aşkın ülkesinde, dert ve mihnetle kazanılmış bir unvan olarak anar. Mazmun sistemi, bir sultana bile kendini en aşağıdaki âşık olarak konuşturabilecek bir dil verir.
Bu, mazmunun bir kafes değil, bir sahne olduğunu da gösterir. Muhibbî pervane ile mumu icat etmedi; ama onları, sevgilinin emriyle yanan bir âşık ve aşkın padişahı olan bir sultan hâlinde yeniden kurdu.
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Mazmun, divan şiirinde birbirini çağıran imgelerin önceden belirlenmiş ağıdır: gül bülbülü, servi boyu, mum pervaneyi getirir. Bu ağ o kadar sıkıdır ki, Tarlan onunla silinmiş bir sözcüğü bile geri getirebilmiştir.
Bu sıkılık hem bir sınır hem bir olanaktır. Şair yeni imgeler icat etmekte özgür değildir; ama bilinen imgeleri yeni ilişkilere sokmakta, onlara yeni bir dönüş eklemekte, bir remzi başka bir düzlemde okutmakta özgürdür. Okur da bu sistemi bildiği ölçüde, her beyitte ustalığın nerede olduğunu görebilir. Mazmun, şairle okur arasında paylaşılan bir dildir; bu dil bilinmeden şiir tekdüze bir tekrar gibi görünür, bilindiğinde ise her beyit küçük bir varyasyon olarak okunur.
Avrupa'da da bir örneği var. Petrarca'nın sonelerinden yayılan aşk şiiri geleneği de yüzyıllar boyunca aynı imgeleri tekrar etti: soğuk ama güzel sevgili, onun ateşinde yanan âşık, gözler ve oklar. Shakespeare'in bir sonesi bu imgeleri bilerek ters yüz eder. Bir geleneğin içinde yazmak, onun imgeleriyle oynamayı da mümkün kılar.
Kapanış kancası
Muhibbî'nin beytinde sevgili, sultanın bile emrine uyduğu biridir. Ama divan şiirinde sevgili kimdir? Bir insan mı, bir sevgili mi, Tanrı mı, yoksa şairin kasidelerle övdüğü padişah mı? Aynı gül, aynı servi, aynı mum birden fazla sevgiliyi gösterebiliyorsa, bir beyti okurken hangisine seslendiğini nasıl bilebiliriz?
Özet kartı
- Mazmun, divan şiirinde birbirini çağıran bağlı unsurların önceden belirlenmiş ağıdır; Akün'e göre bir unsur anılınca öbürleri de onunla gelir, Ali Cemâleddin'in deyişiyle «nerede gül dedilerse ardından bülbül getirdiler».
- Ali Nihad Tarlan, Metin Tamiri'nde (1937) yazmalardaki bozuk sözcükleri mazmunlardan hareketle bulur; lâle ve altın piyaleden nergise varır.
- Gül sevgiliyi, bülbül âşığı temsil eder; efsaneye göre gül rengini dikenlere kanını akıtan bülbülden alır; gonca sır saklar, gül sırrını yayar; gül tasavvufi okumada ilahi güzelliği ve Peygamber'i de gösterir.
- Servi sevgilinin boyudur; tasavvufta servi birliği, gül çokluğu temsil eder; mum sevgilinin nurlu yüzü, pervane onun ateşinde yanan âşıktır.
- Muhibbî'nin beytinde pervane mazmunu, sevgilinin emriyle yanan bir âşığa dönüşür; mazmun sistemi hem bir sınır hem de bilinen imgeleri yeniden kurma hünerinin alanıdır.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Mazmun | Conventional conceit | Birbirini çağıran imgelerin önceden belirlenmiş ağı; sözcüğün görünen anlamının arkasındaki ortak anlam |
| Bağlı unsur | Linked element | Aynı motif içinde birbirini çağıran imgelerden her biri |
| İmge ağı | Image network | Bir şiir geleneğinde imgelerin birbirine bağlanma ve benzetilme biçimlerinin bütünü |
| Metin tamiri | Textual emendation | Bozuk ya da okunamayan bir sözcüğün bağlamdan ve gelenekten hareketle yeniden kurulması |
| Gonca | Rosebud | Gülün açılmamış hâli; sır saklamanın ve küçük, kapalı ağzın mazmunu |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Akün mazmunu nasıl tanımlar? Ali Cemâleddin'in Arûz-i Türkî'deki cümlesi bu tanımı nasıl destekler?
- (Kazanım 1) Ali Nihad Tarlan silinmiş bir sözcüğü mazmunlardan hareketle nasıl bulur? Bu örnek mazmun sistemi hakkında ne gösterir?
- (Kazanım 2) Gül ve bülbül, servi, mum ile pervane divan şiirinde neyi temsil eder? Gül ile bülbül arasındaki efsane nedir?
- (Kazanım 3) Muhibbî'nin «Yanayum pervâne-veş şem'-i cemâli nûrına» beytinde pervane mazmununa hangi dönüş eklenmiştir?
- (Kazanım 4) Mazmun sistemi şair için bir sınır mıdır, bir hüner alanı mı? İki tarafın gerekçelerini yazın.
Cevaplar
- Akün'e göre divan şiirinde her motif bir bağlı unsurlar grubudur; bir unsur anılınca öbürleri de onunla gelir ve bu bağlı unsurlar mazmunu oluşturur. Ali Cemâleddin, şairlerin «nerede gül dedilerse ardından bülbül getirdiğini» yazar; bu, bir unsurun öbürünü zorunlu olarak çağırdığını gösterir.
- Birinci dizede lâle olduğu için ikinci dizede de bir çiçek bulunması gerektiğini; «altın piyale» geçtiği için bu çiçeğin sarı, kadeh biçimli ve şarap çağrıştıran bir çiçek olması gerektiğini düşünür ve nergise varır. Bu örnek, mazmun sisteminin bir boşluğu doldurabilecek kadar sıkı ve öngörülebilir olduğunu gösterir.
- Gül sevgiliyi, bülbül âşığı, servi sevgilinin boyunu, mum sevgilinin nurlu yüzünü, pervane mumun ateşinde yanan âşığı temsil eder. Efsaneye göre gül başlangıçta kırmızı değildi; bülbül gülün üstüne konunca dikenler gövdesine battı, kanı gülün köklerine döküldü ve gül o günden sonra kırmızı oldu.
- Pervane mumun alevine kendi isteğiyle atılırken, burada âşık sevgilinin «yan!» emriyle yanar; Karagöl'e göre beyitte sevgilinin iradesi altına girmiş bir âşık vardır. Üstelik bunu söyleyen, gazelin başında kendini «aşkın padişahı» diye tanıtan bir sultandır.
- Sınır görüşü: gelenek şaire konu ve imge bakımından sınırlar çizer; bağlı unsurları bozmak kabul görmez (Akün). Hüner görüşü: değer yeni imge icat etmekte değil, bilinen imgeleri yeni ilişkilere sokmakta aranır; Muhibbî'nin pervaneyi sevgilinin emriyle yanan bir âşığa dönüştürmesi bunun örneğidir.
Okuma
- Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman), «bana» redifli gazel — Efecan Karagöl'ün şerhiyle, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi 6/15 (2018).
- Cemal Kurnaz, «Gül» ve «Bülbül», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi) — iki mazmunun geniş örnek beyitlerle açıklaması.
- Akün'ün TDV İslâm Ansiklopedisi maddesinde «Hazır Unsurlar ve Mazmun Estetiği» bölümü (çevrimiçi).
- İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü — mazmunları madde madde, beyit örnekleriyle açıklayan başvuru kitabı.