Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Bir divan beytini anlamanın önünde üç kilit vardır: sözcük (Arapça, Farsça ve eski Türkçe sözcükler), remiz (ortak sözleşmeyle başka anlam taşıyan sözcükler) ve gönderme (Kur'an, kıssalar, Fars klasikleri, tasavvuf metinleri).
- Tezkireci Latîfî on altıncı yüzyılda şairlerin kullandığı maşuk, şarap, def ve ney gibi sözcüklerin mecazi olduğunu ve öyle yorumlanması gerektiğini söyler.
- Şifre kendi döneminde de tek değildi: aynı remze farklı şârihler, hatta aynı şârih farklı anlamlar verdi; Sûdî, Hâfız'daki aşkın çoğu zaman dünyevi olduğunu savundu.
- Mihrî Hatun'un ney beytinde «hem-dem» hem dert ortağı hem aynı nefes anlamına açılır; neyin delikli gövdesi paramparça bir yüreğe, Mesnevî'deki ney ayrılığa bağlanır.
- Divan şiirinin bugün uzak gelmesinin başlıca sebebi, onu okuyan okur topluluğunun, eğitimin ve beğeni ölçülerinin değişmesidir; şifre yeniden öğrenilebilir.
Kazanımlar
- Bir divan beytini anlamanın önündeki engelleri sözcük, remiz ve kültürel gönderme katmanlarına ayırabilir.
- Mihrî Hatun'un bir beytini bu katmanlar üzerinden adım adım çözebilir.
- Divan şiirinin «şifresinin» kendi döneminde de tek ve sabit olmadığını, şerhlerdeki farklı yorumlardan örnekle gösterebilir.
- Bu şiirin bugün neden uzak geldiğini, şiirin kendisinden çok okuma alışkanlıklarındaki değişimle ilişkilendirerek değerlendirebilir.
Video metni
Soğuk açılış
Bugünkü bir okur şu dizeyle karşılaşır:
«Meger ki ney ola hem-dem figânuma her-dem»
Sözcüklerin çoğu tanıdık gibidir: ney, dem, figan. Ama cümle bir türlü oturmaz. Neden ney? Neden «dem» iki kez? Okur dizeyi birkaç kez okur, sonra sayfayı çevirir.
Beş yüz yıl kadar önce, Amasya'da bir şehzade sarayının çevresinde aynı dizeyi duymuş olabilecek bir okur ise başka bir şey duyardı. Bir nefes duyardı, bir kamış, delik deşik bir gövde ve bir tekkede çalınan bir müzik. Aynı sözcükler, iki ayrı okurda iki ayrı şiire dönüşür. Aradaki fark şiirde değil, okurdadır.
Büyük soru
Açılıştaki okurun yaşadığı şaşkınlık yaygındır; lise sıralarından beri birçoğumuz divan şiirini kapalı bir kutu gibi hatırlarız. Oysa bu edebiyatın altı yüz yıl boyunca en iyi zihinleri meşgul ettiğini, sarayda da tekkede de okunduğunu biliyoruz. O zaman sorun nerededir: şiirin kendisi mi kapalıdır, yoksa onu açan anahtarı biz mi yitirdik?
Bağlam
İslâm Ansiklopedisi'nde Ömer Faruk Akün, bu edebiyatı on üçüncü yüzyıl sonlarından on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar altı asır süren, estetik esaslarını İslami kültürden alan, Fars edebiyatının güçlü ve sürekli etkisi altında şekillenen ve Arapça-Farsça sözcüklerin geniş ölçüde yer aldığı bir dille yazılmış bir gelenek olarak tanımlar. Adının tarihçesini, «Divan edebiyatı» ile «klasik Türk edebiyatı» arasındaki tercihi daha önce görmüştük. Burada adla değil, okumayla ilgileniyoruz.
Açılıştaki dize bir kadın şairindir: Mihrî Hatun. İslâm Ansiklopedisi'ne göre Amasya'da doğdu ve hayatını orada geçirdi. Dedesi Halvetî şeyhlerinden Pîr İlyas'tır. II. Bayezid'in, ardından oğlu Şehzade Ahmed'in Amasya valiliği sırasında şehzade sarayı çevresinde oluşan edebî muhite girdi. Necâtî'yi örnek aldı, onun şiirlerine nazireler yazıp gönderdi. 1508'de divanını II. Bayezid'e gönderdi ve karşılığında üç bin akçe ihsan aldı. 1512'den sonra öldü.
Ana anlatı — üç kilit
Bir divan beytini okumak, çoğu zaman birkaç kilidi sırayla açmak demektir. Bunları birbirinden ayırmak, işi kolaylaştırır.
Birinci kilit sözcüktür. Beytin bir kısmı Farsça ve Arapçadır: «figân» feryat, «pâre pâre» parça parça demektir. Bir kısmı da bugün kullanmadığımız eski Türkçedir: «bencileyin» benim gibi, «m'ola» ise «mı ola», yani acaba demektir. Bu kilit bir sözlükle açılır. Ama tek başına yetmez: bütün sözcükleri bilen bir okur da beyti hâlâ anlamayabilir.
İkinci kilit remizdir. Divan şiirinde bazı sözcükler kendi anlamlarının ötesinde, bir ortak sözleşmeyle başka şeyleri de gösterir.
İslâm Ansiklopedisi'nin aktardığına göre tezkire yazarı Latîfî, on altıncı yüzyılda bu sözleşmeyi açıkça dile getirir. Şairlerin kullandığı maşuk, şarap, def ve ney, şâhid, kad gibi sözcükler mecazidir; her birinin görünen anlamının ötesinde başka bir anlamı vardır ve öyle yorumlanmalıdır. Latîfî'nin listesinde «ney» de vardır. Yani Mihrî Hatun'un beytindeki ney, onun çağında bile yalnızca bir çalgı değildi.
Üçüncü kilit göndermedir. Divan şiiri, okurunun belli metinleri bildiğini varsayar: Kur'an'ı, peygamber kıssalarını, Fars klasiklerini, tasavvufun temel kitaplarını. Neyin burada neden bu kadar yüklü olduğunu anlamak için, Osmanlı okurunun iyi bildiği bir kitabı, Mevlânâ'nın Mesnevî'sini hatırlamak gerekir. Mesnevî bir neyin şikâyetiyle açılır: kamışlıktan kesildiğinden beri ayrılığın acısını anlatan ney. Beyti duyan bir okur için ney, ayrılık demekti.
Kilitler birbirine bağlıdır. Sözlük sözcüğü açar; remiz sözcüğün sözleşmedeki yerini; gönderme ise o sözleşmenin arkasındaki metni. Bugün bizim en çok kaybettiğimiz ikinci ve üçüncü kilitlerdir.
Ana anlatı — şifre hiç tek değildi
Buraya kadar söylenenler bir şifre çözme oyunu gibi görünebilir: her remizin bir karşılığı vardır, onu öğrenince şiir açılır. Ama İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde bu tabloyu dikkatle karmaşıklaştırır.
Aynı remze farklı şârihler farklı anlamlar vermiştir. Konyalı Mehmed Vehbi ile Lâmiî'nin açıklamaları arasında hayli fark vardır. Daha ilginci, Mehmed Vehbi'nin kendisi bile aynı terime eserinde iki ayrı anlam verir: «naz»ı bir yerde «kalbe kuvvet vermek», biraz sonra «izzet bulmak» diye açıklar. Saç, bir bakıma çokluğu, bir bakıma birliği gösterebilir.
Bir tartışma daha vardır. Pek çok okur Hâfız'ın şiirlerindeki aşkı tasavvufi bir aşk olarak okur. Oysa Hâfız divanına en metotlu şerhi yazan Bosnalı Sûdî, bu şiirlerin çoğu zaman dünyevi aşkı anlattığını, sevgilinin somut bir insan olduğunu söyler. Madde, tasavvufa bağlı olmayan şairlerin de bu terimleri kullandığı için bir şiirdeki aşkın ilahi mi insani mi olduğunun her zaman kesin ayırt edilemediğini ekler.
Yaygın yanlış«Divan şiirinin tek ve kesin bir şifresi vardır; o çözülünce her beyit tek bir anlama iner.»
Remizlerin kendi döneminde de farklı yorumları vardı; aynı şârih aynı terime iki anlam verebiliyordu ve bir beyitteki aşkın ilahi mi insani mi olduğu çoğu zaman açık bırakılıyordu. Şifre bir anahtar listesi değil, bir okuma pratiğiydi: okur ortak sözleşmeyi bilir, ama her beyitte o sözleşmenin nasıl işlediğini yeniden tartardı. Şerh geleneği de bu yüzden doğdu.
Bu nokta önemlidir. «Kaybettiğimiz şifre» ifadesi, eskiden herkesin her beyti kusursuz anladığı bir altın çağı düşündürmemeli. Divan şiirinin okurları da şerhlere başvuruyor, tartışıyor, aynı beyti farklı okuyordu. Kaybettiğimiz şey kesin bir cevap listesi değil, bu tartışmaya katılabilmemizi sağlayan ortak bilgi ve alışkanlıklardır.
Ana anlatı — alışkanlığın kaybı
Peki bu ortak bilgi ve alışkanlıklar nasıl kayboldu? Burada kısa bir çerçeve yeterli; ayrıntısını bu dersin son ünitesinde göreceğiz.
Birincisi, şiirin okunduğu ortamlar değişti. Divan şiiri yalnızca sessizce okunmazdı; meclislerde söylenir, bestelenir, ezberlenir, nazirelerle cevaplanırdı. Mihrî Hatun'un Necâtî'ye nazire göndermesi bu canlı ortamın bir örneğidir: şiir bir sohbetin parçasıydı. İslâm Ansiklopedisi'ne göre Necâtî bu nazirelerden pek memnun olmamış, üstü kapalı bir cevap vermişti. Bu da o sohbetin ne kadar canlı ve rekabetçi olduğunu gösterir.
İkincisi, eğitim değişti. Bu şiiri okumayı mümkün kılan Arapça, Farsça ve dinî bilgiler bir zamanlar okuryazar Osmanlı'nın ortak birikimiydi. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren eğitim ve okur kitlesi başka yönlere döndü. 1928'deki harf değişikliği ve ardından gelen dil sadeleşmesi, yeni kuşakların bu metinlere doğrudan erişimini daha da zorlaştırdı.
Üçüncüsü, beğeni ölçüleri değişti. Divan şiirinde değer, çoğu zaman bilinen bir malzemeyle yeni bir şey yapabilmekte aranırdı. Sonraki dönemlerde öne çıkan beğeni ise özgünlüğü, kişisel deneyimi ve doğrudan anlatımı öne çıkardı. Aynı gül ve bülbülü tekrar tekrar gören modern okur, bir sözleşmenin içindeki ince farkları değil, sözleşmenin kendisini görmeye başladı.
Metin anı
Şimdi Mihrî Hatun'un gazelinden beyti bütün olarak okuyalım.
Meger ki ney ola hem-dem figânuma her-dem
K'olup durur yüregi pâre pâre bencileyin
İlk dizede iki «dem» vardır: «hem-dem» ve «her-dem». «Her-dem», her an demektir. «Hem-dem» ise sözlükte zamanını bir arada geçiren samimi arkadaş, yani dert ortağıdır. Türk Dil Kurumu sözlüğü bir ayrıntı daha verir: «dem» Farsçada zaman, nefes, koku ve şarap anlamlarına da gelir. Ney nefesle çalınır. Böylece «hem-dem», hem dert ortağı hem de aynı nefesi paylaşan anlamına açılır. Neyi üfleyen nefes ile feryat eden âşığın nefesi aynı nefestir.
İkinci dize nedeni söyler: neyin de yüreği «pâre pâre», paramparçadır. Burada bir gözlem ile bir remiz buluşur. Neyin gövdesi deliklidir; ses o deliklerden çıkar. Şair bu delikleri kırık bir yüreğin parçaları gibi görür. Latîfî'nin listesinde ney'in bulunması, çağdaş okurun bu tür bir anlam aktarımına hazır olduğunu gösterir. Mesnevî'yi bilen okur için ise ney, kamışlıktan koparılmış, ayrılığı anlatan bir sestir.
Son sözcük «bencileyin», yani benim gibi. Bu sözcük gazelin her beytinin sonunda tekrarlanan rediftir. Şair her beyitte kendini başka bir şeyle karşılaştırır: kara bahtlı biriyle, belalara uğramış âşıklarla, burada da neyle. Gazelin adı da kendini yıldızsız, yani talihsiz yaratılmış biri olarak tanıtan ilk dizesinden gelir. Farsça «sitâre» yıldız demektir; eski inanışta insanın talihi yıldızına bağlıdır. Gazel, bu ilk dizeyi son beyitte aynen tekrarlayarak kapanır. Bu yapıya redd-i matla' denir.
Bu beyit, bir dizede sözcük, remiz ve gönderme kilitlerinin üçünü birden kullanır. Ama beytin gücü şifrede değil, şifrenin taşıdığı duygudadır: bir kadın şair, feryadına ancak bir çalgının eşlik edebileceğini söyler.
Cevap ve bağlantı
Büyük soruya dönelim. Divan şiiri bugün anlaşılmaz geliyorsa, bunun sebebi şiirin anlamsız ya da yapay olması değildir. Bu şiir, belli bilgi ve alışkanlıkları paylaşan bir okur topluluğu için yazıldı: sözcüğü tanıyan, remizleri bilen, göndermeleri yakalayan ve bunları bir sohbetin içinde tartan bir topluluk. O topluluk dağıldığında şiir yerinde kaldı; ama onu okuyacak göz ve kulak zayıfladı.
Ama cevap yalnız bir kayıp hikâyesi de değildir. Şifre hiçbir zaman tek ve kesin değildi; kendi çağında da tartışıldı, şerh edildi, farklı okundu. Bu yüzden onu yeniden öğrenmek mümkündür. Bir sözlük, birkaç remiz, birkaç temel metin ve biraz sabır, Mihrî Hatun'un neyini yeniden duyulur kılar.
Bu durum başka edebiyatlarda da tanıdıktır. Bir İngiliz okur için Shakespeare'in sözcük oyunları, Rönesans dönemi okurunun kolayca yakaladığı birçok göndermeye bugün notlar olmadan ulaşılamaz. Klasik bir edebiyatın zorluğu, çoğu zaman onun eksikliği değil, bizim ondan uzaklaşmamızdır.
Kapanış kancası
Mihrî Hatun'un beytindeki ney, divan şiirinin ortak dağarcığındaki sayısız imgeden yalnızca biriydi. Bu dağarcıkta başka imgeler de vardır ve her biri bir hikâye taşır: sevgilinin boyu neden bir serviye, yanağı neden bir güle benzer; bülbül neden hep güle ağlar; pervane neden bile bile mumun alevine uçar? Divan şiirinin bu küçük sözlüğünü öğrenen bir okur, altı yüz yıllık bir şiirin hangi kapılarını açabilir?
Özet kartı
- Bir divan beytini anlamanın önünde üç kilit vardır: sözcük (Arapça, Farsça ve eski Türkçe sözcükler), remiz (ortak sözleşmeyle başka anlam taşıyan sözcükler) ve gönderme (Kur'an, kıssalar, Fars klasikleri, tasavvuf metinleri).
- Tezkireci Latîfî on altıncı yüzyılda şairlerin kullandığı maşuk, şarap, def ve ney gibi sözcüklerin mecazi olduğunu ve öyle yorumlanması gerektiğini söyler.
- Şifre kendi döneminde de tek değildi: aynı remze farklı şârihler, hatta aynı şârih farklı anlamlar verdi; Sûdî, Hâfız'daki aşkın çoğu zaman dünyevi olduğunu savundu.
- Mihrî Hatun'un ney beytinde «hem-dem» hem dert ortağı hem aynı nefes anlamına açılır; neyin delikli gövdesi paramparça bir yüreğe, Mesnevî'deki ney ayrılığa bağlanır.
- Divan şiirinin bugün uzak gelmesinin başlıca sebebi, onu okuyan okur topluluğunun, eğitimin ve beğeni ölçülerinin değişmesidir; şifre yeniden öğrenilebilir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Remiz | Symbol, conventional sign | Bir sözcüğün ortak sözleşmeyle kendi anlamının ötesinde başka bir şeyi göstermesi |
| Te'vil | Interpretation beyond the literal | Bir sözün görünen anlamının ötesindeki anlamı arayan yorum |
| Nazire | Response poem | Başka bir şairin şiirine aynı ölçü, kafiye ve redifle yazılan, onunla yarışan şiir |
| Redd-i matla | Return of the opening line | Gazelin ilk dizesinin son beyitte aynen tekrarlanması |
| Okur topluluğu | Interpretive community | Bir metni anlamlandırmak için gereken bilgi ve alışkanlıkları paylaşan okurlar |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) Bir divan beytini anlamanın önündeki üç kilit nedir? Hangisi bir sözlükle açılabilir, hangileri açılamaz?
- (Kazanım 2) Mihrî Hatun'un beytinde «hem-dem» sözcüğü hangi iki anlama açılır ve bu neyle nasıl ilişkilidir?
- (Kazanım 2) Beyitte neyin «yüreğinin paramparça olması» hangi gözleme ve hangi metne dayanır?
- (Kazanım 3) Divan şiirinin şifresinin kendi döneminde de tek ve sabit olmadığını gösteren iki örnek verin.
- (Kazanım 4) Divan şiirinin bugün uzak gelmesinde okur topluluğunun, eğitimin ve beğeni ölçülerinin değişmesi nasıl rol oynamıştır?
Cevaplar
- Sözcük, remiz ve gönderme. Sözcük kilidi bir sözlükle açılır; remiz ve gönderme kilitleri ise şiirin ortak sözleşmesini ve okurun bildiği temel metinleri bilmeyi gerektirir.
- «Hem-dem» sözlükte zamanını bir arada geçiren samimi arkadaş, yani dert ortağıdır; «dem» Farsçada nefes anlamına da geldiği için sözcük «aynı nefesi paylaşan» anlamına da açılır. Ney nefesle çalındığı için, neyi üfleyen nefes ile feryat eden âşığın nefesi aynılaşır.
- Neyin gövdesinin delikli olmasına, sesin o deliklerden çıkmasına dayanır; şair bu delikleri kırık bir yüreğin parçaları gibi görür. Gönderme olarak da, kamışlıktan kesildiğinden beri ayrılığı anlatan neyle açılan Mesnevî'ye dayanır.
- Mehmed Vehbi «naz» remzine bir yerde «kalbe kuvvet vermek», biraz sonra «izzet bulmak» anlamını verir; Lâmiî ile Vehbi aynı remizleri farklı açıklar. Sûdî, pek çok okurun tasavvufi okuduğu Hâfız'ın şiirlerinde çoğu zaman dünyevi aşkın anlatıldığını savunur.
- Şiir meclislerde söylenen, ezberlenen, nazirelerle cevaplanan bir sohbetin parçasıydı; bu ortam dağıldı. Arapça, Farsça ve dinî bilgiye dayanan ortak eğitim değişti; harf değişikliği ve dil sadeleşmesi erişimi zorlaştırdı. Değeri bilinen malzemeyle yeni bir şey yapmakta arayan beğeni yerini özgünlüğü öne çıkaran bir beğeniye bıraktı.
Okuma
- Mihrî Hatun, «Hudâ yaratdı m'ola bî-sitâre bencileyin» redifli gazel — Türkçe Vikikaynak; Lütfi Alıcı'nın Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 2 (2009) makalesi.
- Ömer Faruk Akün, «Divan Edebiyatı», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi) — özellikle remizler ve te'vil üzerine bölüm.
- İsmail E. Erünsal, «Mihrî Hatun», TDV İslâm Ansiklopedisi (çevrimiçi).
- Mevlânâ, Mesnevî, ilk on sekiz beyit — ney'in şikâyeti; Türkçe çevirilerinden biriyle.