İçeriğe geç

Ünite EDB-202-07 · Seviye 2A — Türk Edebiyatı Tarihi · Uzman ünitesi

Dede Korkut'un yeni bulunan nüshaları ve tarihlendirme tartışmaları

EDB-202 Geçiş Dönemi

2.943 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · anlatım 16 dk

  • istinsah
  • kenar notu
  • terminus ante quem
  • dip nüsha
  • tarihî tabaka
  • Oğuznâme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Dede Korkut Kitabı'nın iki eski nüshası, Dresden (girişle birlikte on iki boy; 1815'te Diez tanıttı) ve Vatikan (bir giriş ve altı boy; 1950'de Rossi tanıttı) nüshalarıdır; hangisinin daha eski olduğu tartışmalıdır.
  2. Günbed nüshası 12 Aralık 2018'de Tahran'da satın alındı; otuz bir yapraktır, yirmiden fazla soylama ve Salur Kazan'ın yedi başlı ejderhayı öldürdüğü yeni bir boy içerir; başka bir dip nüshadan gelir.
  3. Kenar notlarındaki beyitler 1759 tarihli Senglâh sözlüğünden alındığı için Günbed nüshası 1759'dan sonra kopya edilmiştir; dili Güney Azerbaycan, özellikle Tebriz ağzını yansıtır; «Türkmen Sahra nüshası» adı yanıltıcı olabilir.
  4. Yazıya geçiş için öneriler on beşinci yüzyılın ikinci yarısından (Gökyay) on altıncı yüzyılın ikinci yarısına (Sümer, Ergin) ve 1578–80 Doğu Seferi'ne (Öztelli) uzanır; her öneri başka bir kanıt türüne dayanır.
  5. Hikâyelerin tarihi, yazıya geçişin tarihi ve nüshaların istinsah tarihi ayrı sorulardır; Deli Dumrul'un kapanışındaki «benden sonra yiğit ozanlar söylesin» dileği, Günbed nüshasıyla on sekizinci yüzyılda da sürdüğünü gösterir.

Kazanımlar

  • Dede Korkut Kitabı'nın Dresden, Vatikan ve Günbed nüshalarını özellikleri, bulunuşları ve birbirleriyle ilişkileri bakımından karşılaştırabilir.
  • Günbed nüshasının tarihlendirilmesinde kullanılan kanıtları (kenar notu, sahiplik rivayeti, dil) değerlendirebilir.
  • Eserin yazıya geçiş tarihi için ileri sürülen görüşleri, dayandıkları kanıt türleriyle birlikte sıralayabilir.
  • Hikâyelerin çekirdek tarihi, yazıya geçiş tarihi ve nüshaların istinsah tarihi arasındaki farkı örneklerle açıklayabilir.

Video metni

Soğuk açılış

12 Aralık 2018, Tahran. İran'ın Türkmen Sahra bölgesindeki Günbed şehrinde yaşayan Veli Muhammed Hoca, bir kitabevinden otuz bir yapraklık, süslü çerçeveli bir yazma satın alır. Yazmayı kitabevine getiren kişi, Kaçar hanedanının soyundan geldiğini ve kitabın hanedanın kurucusu Ağa Muhammed Han Kaçar'ın kitaplığından kalma bir yadigâr olduğunu söylemiştir.

Yazmanın içinde yirmiden fazla soylama ve bir hikâye vardır. O hikâyede Salur Kazan, yedi başlı bir ejderhayı öldürür. Bu hikâye, iki yüz yıldır okunan Dede Korkut Kitabı'nın bilinen on iki boyunun hiçbirinde yoktur. Birkaç ay içinde üç ayrı yayın yapılır ve Türkiye'de, Azerbaycan'da, İran'da aynı soru sorulmaya başlanır: bu yazma ne zamandan kalmadır, nereden gelmektedir ve Dede Korkut Kitabı hakkında bildiklerimizi nasıl değiştirir?

Büyük soru

Bir önceki ünitede kitabın on beşinci yüzyılın ikinci yarısında yazıya geçirildiğinin genellikle kabul edildiğini söylemiştik. Ama araştırmacılar bu tarihte uzlaşmaz. Önerilen tarihler iki yüz yıla yayılır ve her yeni nüsha tartışmaya yeni bir boyut ekler. Dede Korkut Kitabı ne zaman yazıldı ve bu sorunun cevabı neden tek bir tarih olamaz?

Bağlam

Önce yeni nüshadan önce bilinenleri toplayalım. Muharrem Daşdemir'in toplu değerlendirmesine göre Dresden nüshasını ilk fark eden kişi, on sekizinci yüzyılda Alman araştırmacı Johann Jacob Reiske'dir. Ama Reiske yazmayı, 1512'de ölen Osmanlı şehzadesi Korkut'la ilgili sanmıştır. Eseri 1815'te bilim dünyasına tanıtan Heinrich Friedrich von Diez olur. Dresden nüshası 153 yapraktır, her sayfada on üç satır vardır, girişin ardından on iki boy sıralar; manzum ve mensur kısımlar birbirinden ayrılmadan yazılmıştır.

İkinci nüshayı Ettore Rossi 1950'de tanıttı. Vatikan'daki bu yazma baştan sona harekelidir, bir giriş ve altı boy içerir ve adı «Hikâyet-i Oğuznâme-i Kazan Beg ve gayrı»dır. İki nüshanın hangisinin daha eski olduğu da tartışmalıdır. Rossi, Vatikan nüshasının paleografik olarak daha eski ve daha doğru olduğunu savundu; Gökyay da bu görüşü benimsedi. Muharrem Ergin ise, Dresden'deki bazı yazım yanlışlarının Vatikan'da da bulunmasından hareketle, Vatikan nüshasının Dresden'den serbestçe kopya edildiğini ya da ikisinin ortak bir kaynağa dayandığını ileri sürdü.

Bir de daha geniş bir çerçeve var. Ahmet Bican Ercilasun'a göre Dede Korkut Kitabı, daha kapsamlı bir eserin, Oğuznâme'nin bir parçasıdır. Bu Oğuznâme'nin üç bölümü vardı: Türklerin ve Oğuzların efsanevi tarihi; Dede Korkut'un ve ondan sonraki ozanların boyları ve soylamaları; Dede Korkut'a atfedilen atasözleri ve hikmetli sözler. Mısırlı Türk tarihçi Ebûbekir b. Abdullah ed-Devâdârî, 1310'larda bu üç bölümü içeren bir Oğuznâme'nin Türkler arasında elden ele dolaştığını kaydeder. EDB-201-04'te Reşîdüddin'in Oğuznâme'sini görmüştük; Reşîdüddin de Korkut Ata'nın sözlerinin ve hikâyelerinin çok olduğunu, bunların ayrıca anılacağını yazar, ama anmaz.

Ana anlatı — Günbed nüshası

Yeni nüsha ilk duyurulduğunda yaygın olarak «Türkmen Sahra nüshası» diye anıldı. Ercilasun, Millî Folklor dergisinde 2019'da yayımladığı makalesinde onu «Günbed nüshası» diye adlandırır ve bu adın gerekçesini de verir. Yazmanın İran Türkmenleriyle ilgisi, Türkmen Sahra'da yaşayan bir Türkmen tarafından satın alınmış ve onun kitaplığında bulunmasından ibarettir. Dili bugünkü Türkmence ile ilgili değildir; Güney Azerbaycan, özellikle Tebriz ağzının özelliklerini taşır.

Yazma otuz bir yapraktır, ilk yaprağı eksiktir. Okunaklı bir nestalikle, süslü ve düzgün çizgilerle çerçevelenmiş sayfalara, her sayfada on dört satır olarak yazılmıştır. Ama bir şey yoktur: yazarın, müstensihin, yerin ya da tarihin kaydı. Yani yazma kendi tarihini söylemez. Tarihi, dışarıdan, dolaylı kanıtlarla kurmak gerekir.

Birinci kanıt, satıcının anlattığı hikâyedir. Kitap gerçekten Ağa Muhammed Han Kaçar'ın kitaplığından kalmışsa, onun hükümdarlık yıllarına, 1786–1797'ye ya da biraz öncesine ait olmalıdır. Ama bu bir aile rivayetidir; üstelik aynı kişiden aktarılan bir başka rivayet, yazmanın yüz elli yıl önce Merv'den İran'a geldiğini söyler. İki rivayet birbiriyle çelişir.

İkinci kanıt daha sağlamdır. Yazmanın ilk sayfasındaki iki kenar notunda yer alan beyitlerin, 1759'da yazılmış Senglâh adlı bir sözlükten alındığı tespit edilmiştir. Kenar notu, sözlükten önce yazılamayacağına göre, yazma da 1759'dan önce kopya edilmiş olamaz.

Üçüncü kanıt dildir. Ercilasun, yazmanın ilk fotoğrafları sosyal medyada dolaşırken, yalnızca dil özelliklerine bakarak onun on yedinci ya da on sekizinci yüzyıla ve Güney Azerbaycan sahasına ait olması gerektiğini yazmıştı. Sonradan ortaya çıkan kenar notu kanıtı, bu tahmini doğruladı.

Dördüncü iz ise bir okurun izidir. Yazmada, metnin satırları arasında bırakılmış bir boşluğa, farklı bir yazıyla ve kurşun kalemle düşülmüş bir kayıt vardır: «Cild-i duyum Kitâb-ı Türkman es-sânî 1347». Hicri 1347, miladi 1928–29 yıllarına denk gelir. Ercilasun'a göre bu kaydı o yıllarda kitaba sahip olan biri yazmıştır; ve buradaki «Türkman» sözcüğüyle Türkmenistan Türkmenleri değil, Güney Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Irak Türkmenleri kastedilmiş olmalıdır. Bir kitabın adının «Türkmen» sözcüğüyle anılması, onun hangi Türkmenlerle ilgili olduğu sorusunu ortadan kaldırmaz.

Yaygın yanlış«Türkmen Sahra nüshası, Dede Korkut'un Türkmenlere ait bir biçimidir.»
Doğrusu

Yazmanın Türkmen Sahra ile ilişkisi, orada yaşayan bir kişinin onu satın almasından ibarettir. Dili Güney Azerbaycan, özellikle Tebriz ağzını yansıtır; 1928–29 tarihli «Türkman» kaydı da büyük olasılıkla Güney Azerbaycan ve Irak Türkmenlerini kasteder. Bu yüzden Ercilasun, yazmayı sahibinin yaşadığı şehre göre «Günbed nüshası» diye anmayı önerir.

Önemi ise açıktır. Günbed nüshası, Dresden ve Vatikan nüshalarında olmayan yeni bir boy ve farklı soylamalar içerir. Bu, onun o iki nüshanın dayandığı kaynaktan değil, başka bir dip nüshadan geldiğini gösterir. Ve Dede Korkut anlatılarının on sekizinci yüzyıla kadar kopya edilip okunduğunu kanıtlar.

Ana anlatı — kitap ne zaman yazıldı?

Şimdi büyük soruya dönelim. Burada farklı türde kanıtlar farklı cevaplar verir.

İlk kanıt türü dış kayıtlardır. Devâdârî'nin on dördüncü yüzyıl başındaki kaydı, Dede Korkut boylarını içeren bir Oğuznâme'nin o tarihte yazılı olarak dolaştığını gösterir. Ama Faruk Sümer'e göre Devâdârî'nin sözünü ettiği kitap, elimizdeki kitapla aynı değildir; o eski metin kaybolmuş, boylar daha sonra bir ozanın ağzından yeniden yazıya geçirilmiştir.

İkinci kanıt türü nüshaların üzerindeki notlardır. Dresden nüshasının kapağında, bir Osman Paşa'nın ölümüne ilişkin 993 tarihli, yani 1585'e denk gelen bir kayıt vardır. Vatikan nüshasında da kitabın sahibine ilişkin 1000, yani 1591 tarihli bir kayıt bulunur. Bu notlar kitabın yazılış tarihini vermez; ama bir «en geç» sınırı çizer: nüshalar o tarihlerde vardı.

Üçüncü kanıt türü sözcüklerdir. Faruk Sümer, boylarda geçen «paşa», «sancak beği», «beş akçalu ulufeciler», «alay» gibi sözcüklerin kullanılmaya başladığı tarihlere bakarak elimizdeki kitabın on altıncı yüzyılın ikinci yarısından önce yazılmış olamayacağını ileri sürer. Muharrem Ergin de dil bakımından bu tarihi mümkün görür. Cahit Öztelli ise Dresden'deki 1585 kaydından ve Osman Paşa'ya bağlanan izden yola çıkarak kitabın Lala Mustafa Paşa'nın 1578–1580 Doğu Seferi sırasında yazıya geçirilmiş olabileceğini öne sürer.

Dördüncü kanıt türü metnin kendi çerçevesidir. Bir önceki ünitede, giriş bölümünde Dede Korkut'un hanlığın Kayı'ya, yani Osman nesline geçeceğini haber verdiğini görmüştük. Daşdemir'e göre kâtibin eklediği bu paragraf, boyların Osmanlı devletinin güçlü olduğu bir dönemde yazıya geçirildiğini gösterir.

Öte yandan İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddede Gökyay, yazıya geçirilişi on beşinci yüzyılın ikinci yarısına, Akkoyunlu sahasına yerleştirir. Böylece önerilen tarihler on beşinci yüzyılın ikinci yarısından on altıncı yüzyılın sonlarına uzanır. Her görüş başka bir kanıt türüne ağırlık verir.

Ana anlatı — hikâyelerin kendi tarihleri

Tartışmayı daha da karmaşık kılan bir şey var: kitabın yazıya geçiş tarihi, hikâyelerin tarihi değildir. Boyların içinde farklı çağlara ait tabakalar bulunur.

En eski tabakalardan biri için Ercilasun cesur bir öneri yapar: kitabın başkahramanı Salur Kazan, sekizinci yüzyılın başlarında yaşamış Türgiş hükümdarı Sulu Kağan'la aynı kişidir. Daşdemir, bu görüş kabul edilirse Dede Korkut boylarının ilk tarihî tabakasının Göktürklerin son dönemine kadar uzanacağını belirtir. Bamsı Beyrek hikâyesinin Alpamış'la akrabalığı da, bir önceki ünitede gördüğümüz gibi, aynı derin tabakaya işaret eder.

Daha yeni tabakalar da vardır. Rossi, Kan Turalı boyunun kahramanını on dördüncü yüzyılda Trabzon Rumlarıyla savaşan Akkoyunlu beyi Tur Ali Bey'le özdeşleştirdi; Boratav ve Jirmunskiy de bu görüşü benimsedi. Faruk Sümer ise karşı çıktı: Kan Turalı'nın babası «Kanlı Koca»dır, Tur Ali Bey'in babası başka biridir; Trabzon imparatorunun kız kardeşiyle evlenen de Tur Ali Bey değil, oğludur. Daşdemir, Sümer'in itirazlarını yeterince güçlü bulmaz ve anlatıcıların baba ile oğlu tek bir destan kahramanında birleştirmiş olabileceğini söyler.

Bu tartışmalar, bir destan kahramanının adının çoğu zaman tek bir tarihî kişiye değil, farklı hatıraların bir araya geldiği bir figüre ait olduğunu gösterir. EDB-201-06'da Radloff'un Manas için vardığı sonuç burada da geçerlidir: yaşanmış olayların hatırası eski söylenceyle kaynaşır ve onu besler.

Metin anı

Şimdi kitabın kendisine, Deli Dumrul boyunun kapanışına bakalım. Dumrul ile karısı Allah'ın bağışıyla yüz kırk yıl yaşar; ardından anlatıcı Dede Korkut'u sahneye çağırır:

dedem korkut gelüben boy boyladı soy soyladı bu boy deli domruluñ olsun menden soñra alp ozanlar söylesün alnı açuk cömerd erenler diñlesün dedi

İlk dikkat çeken şey, anlatının kendini nasıl kapattığıdır. Dede Korkut hikâyeyi yazmaz, «boylar» ve «soylar». Hikâye bir söz eylemi olarak biter. Bir önceki ünitede bu formülü boyların ortak kapanışı olarak anmıştık. Burada ondan sonra gelen cümleye bakıyoruz.

«Bu boy Deli Dumrul'un olsun.» Hikâye bir kahramana adanır, ona mal edilir. Anlatıcı onu kendi malı saymaz.

Sonra en önemli dilek gelir: «Menden soñra alp ozanlar söylesün.» Dede Korkut, hikâyenin kendisinden sonra da söylenmesini ister; hem de «alp ozanlar» tarafından, yani hem yiğit hem ozan olan anlatıcılar tarafından. Hikâye, bir sonraki anlatıcıya devredilen bir emanettir.

Son olarak dinleyici tarif edilir: «alnı açuk cömerd erenler». Hikâye, açık alınlı, yani utanacak bir şeyi olmayan ve cömert insanlar için söylenir. Anlatı, kendi dinleyicisini de seçer.

Bu kapanışı Günbed nüshasıyla birlikte okuyunca yeni bir anlam kazanır. Dede Korkut'un dileği gerçekleşmiştir. On sekizinci yüzyılda, Tebriz ağzıyla, yeni soylamalar ve bilinmeyen bir boyla birlikte Dede Korkut anlatıları hâlâ kopya ediliyor, hâlâ söyleniyordu. Günbed nüshası, «benden sonra söylesinler» dileğinin yüzyıllar sonraki kanıtlarından biridir.

Cevap ve bağlantı

Büyük soruya dönelim. Dede Korkut Kitabı için tek bir tarih vermek zordur, çünkü aslında üç ayrı tarih sorusu vardır.

Birincisi hikâyelerin tarihidir. Boyların çekirdeği, Oğuzların Orta Asya'daki dönemine, hatta bazı araştırmacılara göre Göktürklerin son yıllarına kadar uzanır; Kan Turalı gibi bazı boylar ise on dördüncü yüzyılın Anadolu'sunun hatıralarını taşıyabilir.

İkincisi yazıya geçişin tarihidir. On dördüncü yüzyılın başında bir Oğuznâme zaten dolaşıyordu; ama elimizdeki kitabın yazıya geçişi için öneriler, on beşinci yüzyılın ikinci yarısından on altıncı yüzyılın sonlarına uzanır.

Üçüncüsü nüshaların tarihidir. Dresden ve Vatikan nüshaları on altıncı yüzyılın sonlarında vardı; Günbed nüshası ise 1759'dan sonra, büyük olasılıkla on sekizinci yüzyılın son çeyreğinde kopya edildi.

Bu üç tarih birbirinin yerine konamaz. Bir nüshanın istinsah tarihi, eserin yazılış tarihini; eserin yazılış tarihi de hikâyelerin doğuş tarihini vermez. Tarih önerilerinin bir türlü uzlaşmamasının bir nedeni de, araştırmacıların zaman zaman bu üç soruyu birbirine karıştırmasıdır. Her yeni nüsha ise yeni bir kanıt türü ekler ve tartışmayı kapatmak yerine derinleştirir.

Yeni nüshanın hemen ardından çıkan üç yayın da bir ders verir. Ercilasun, bu yayınları karşılaştırır, aralarındaki farkları gösterir ve uygulanan okuma sistemlerini eleştirir. Bir yazmanın bulunması işin sonu değil, başıdır: okumak, karşılaştırmak ve düzeltmek yıllar sürer. Dünya edebiyatında da benzer örnekler vardır: yeni bulunan bir papirüs ya da bir el yazması, bilinen bir klasiğin metnini ve tarihini sık sık yeniden tartışmaya açar.

Kapanış kancası

Dede Korkut'un Türkçesi konuşma dilinin Türkçesidir: kısa cümleler, açık sözcükler, bir kopuzun ritmi. Aynı yüzyıllarda İstanbul'da, sarayın ve medresenin çevresinde, başka bir şiir gelişiyordu. Bu şiir bugün pek çok okura bir bilmece gibi gelir: sevgili, gül, bülbül, servi, mum, pervane, hep aynı sözcükler, hep başka anlamlar. Divan şiiri bugün neden bu kadar anlaşılmaz geliyor; sorun şiirin kendisinde mi, yoksa o şiiri okumak için gereken ve bizim kaybettiğimiz bir anahtarda mı?

Özet kartı

  1. Dede Korkut Kitabı'nın iki eski nüshası, Dresden (girişle birlikte on iki boy; 1815'te Diez tanıttı) ve Vatikan (bir giriş ve altı boy; 1950'de Rossi tanıttı) nüshalarıdır; hangisinin daha eski olduğu tartışmalıdır.
  2. Günbed nüshası 12 Aralık 2018'de Tahran'da satın alındı; otuz bir yapraktır, yirmiden fazla soylama ve Salur Kazan'ın yedi başlı ejderhayı öldürdüğü yeni bir boy içerir; başka bir dip nüshadan gelir.
  3. Kenar notlarındaki beyitler 1759 tarihli Senglâh sözlüğünden alındığı için Günbed nüshası 1759'dan sonra kopya edilmiştir; dili Güney Azerbaycan, özellikle Tebriz ağzını yansıtır; «Türkmen Sahra nüshası» adı yanıltıcı olabilir.
  4. Yazıya geçiş için öneriler on beşinci yüzyılın ikinci yarısından (Gökyay) on altıncı yüzyılın ikinci yarısına (Sümer, Ergin) ve 1578–80 Doğu Seferi'ne (Öztelli) uzanır; her öneri başka bir kanıt türüne dayanır.
  5. Hikâyelerin tarihi, yazıya geçişin tarihi ve nüshaların istinsah tarihi ayrı sorulardır; Deli Dumrul'un kapanışındaki «benden sonra yiğit ozanlar söylesin» dileği, Günbed nüshasıyla on sekizinci yüzyılda da sürdüğünü gösterir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
İstinsahManuscript copyingBir eserin elle kopya edilmesi; istinsah tarihi eserin yazılış tarihiyle aynı değildir
Kenar notuMarginal note (haşiye)Bir yazmanın kenarına metinden ayrı eklenmiş not; nüshanın tarihine ve okurlarına dair ipucu verir
Terminus ante quemTerminus ante quem / post quemBir olayın ya da nüshanın «en geç» ve «en erken» tarih sınırları
Dip nüshaArchetype, exemplarBir ya da birden çok nüshanın kopya edildiği, çoğu zaman kaybolmuş kaynak nüsha
Tarihî tabakaHistorical stratumBir destanda farklı dönemlerin olay, kişi ve adlarından gelen katmanların her biri
OğuznâmeOghuznameOğuzların efsanevi tarihini, boylarını ve atasözlerini içeren eser ya da eserler topluluğu

Ünite quizi

  1. (Kazanım 1) Dresden ve Vatikan nüshaları hangi bakımlardan birbirinden ayrılır? Rossi ile Ergin'in bu iki nüshanın eskiliği konusundaki görüşleri nedir?
  2. (Kazanım 2) Günbed nüshasının 1759'dan sonra kopya edildiği nasıl anlaşılmıştır? Satıcının Kaçar rivayeti ile Merv rivayeti neden birlikte kabul edilemez?
  3. (Kazanım 2) Yazmanın «Türkmen Sahra nüshası» yerine «Günbed nüshası» diye anılması neden önerilmiştir?
  4. (Kazanım 3) Kitabın yazıya geçiş tarihi için ileri sürülen üç görüşü ve dayandıkları kanıt türlerini yazın.
  5. (Kazanım 4) «Hikâyelerin tarihi», «yazıya geçiş tarihi» ve «istinsah tarihi» arasındaki farkı, Salur Kazan, Dresden nüshası ve Günbed nüshası örnekleriyle açıklayın.

Cevaplar

  1. Dresden nüshası girişin ardından on iki boy sıralar ve çoğunlukla harekesizdir; Vatikan nüshası bir giriş ve altı boy içerir, baştan sona harekelidir ve adı «Hikâyet-i Oğuznâme-i Kazan Beg ve gayrı»dır. Rossi Vatikan nüshasının paleografik olarak daha eski ve daha doğru olduğunu savunur; Ergin ise Dresden'deki yazım yanlışlarının Vatikan'da da bulunmasından hareketle Vatikan'ın Dresden'den kopya edildiğini ya da ikisinin ortak bir kaynağa dayandığını düşünür.
  2. İlk sayfadaki kenar notlarındaki beyitlerin 1759'da yazılmış Senglâh sözlüğünden alındığı tespit edilmiştir; kenar notu sözlükten önce yazılamayacağına göre nüsha da 1759'dan sonradır. Kaçar rivayeti yazmanın Tahran'da bir hanedan kitaplığından kaldığını, Merv rivayeti ise yüz elli yıl önce Merv'den geldiğini söyler; iki rivayet çelişir ve dil de Azerbaycan Türkçesini gösterdiği için Merv rivayetinde bir yanlışlık olmalıdır.
  3. Çünkü yazmanın Türkmen Sahra ile ilişkisi yalnızca orada yaşayan birinin onu satın alıp saklamasından ibarettir; dili Türkmence değil, Güney Azerbaycan, özellikle Tebriz ağzıdır.
  4. Gökyay: on beşinci yüzyılın ikinci yarısı, Akkoyunlu sahası (İslâm Ansiklopedisi maddesi; genel kabul gören tahmin). Sümer ve Ergin: on altıncı yüzyılın ikinci yarısı («paşa», «sancak beği», «beş akçalu ulufeciler» gibi sözcükler ve dil özellikleri). Öztelli: 1578–1580 Doğu Seferi (Dresden kapağındaki 1585 tarihli Osman Paşa kaydı).
  5. Hikâyelerin tarihi: Salur Kazan, Ercilasun'a göre sekizinci yüzyıl başının Türgiş hükümdarı Sulu Kağan'a kadar uzanır. Yazıya geçiş tarihi: elimizdeki kitap on beşinci ya da on altıncı yüzyılda yazıya geçirildi. İstinsah tarihi: Dresden nüshası 1585'te vardı, Günbed nüshası ise 1759'dan sonra kopya edildi. Üçü farklı sorulara cevap verir.

Okuma

  • Deli Dumrul boyunun kapanışı — Türkçe Vikikaynak'ta ya da Muharrem Ergin'in baskısında; Dede Korkut'un «benden sonra söylesinler» dileği için.
  • Ahmet Bican Ercilasun, «Dede Korkut Kitabı'nın Yeni Nüshası ve Üzerindeki Yayınlar», Millî Folklor 123 (2019), s. 5–22.
  • Muharrem Daşdemir, «Dedem Korkut Kitabı (Genel Değerlendirme)», 2010 — nüshalar, tarih önerileri ve tarihî tabakalar üzerine toplu bir değerlendirme.
  • Metin Ekici (haz.), Dede Korkut Kitabı: Türkistan / Türkmen Sahra Nüshası (Ötüken) ve Yusuf Azmun (haz.), Dede Korkut'un Üçüncü Elyazması — yeni nüshanın iki baskısı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:55 Soğuk açılış: Tahran'da bir kitabevi rafı; 12 Aralık 2018 tarihi. Süslü çerçeveli bir yazma açılır; sayfalardan birinde çok başlı bir ejderhanın gölgesi kıpırdar. Haritada Türkiye, Azerbaycan ve İran üzerinde üç soru işareti yanar.
  • 0:55–1:25 Büyük soru: iki yüz yıllık bir zaman şeridi; üzerinde farklı araştırmacıların önerdiği tarihler birer bayrak gibi dikilir.
  • 1:25–3:40 Bağlam: Dresden ve Vatikan nüshaları yan yana; biri harekesiz, öbürü harekeli. Reiske'nin masasında «Şehzade Korkut» etiketi silinip «Dede Korkut» yazılır. 1310'larda Mısır'da yazan bir tarihçi; elden ele geçen bir Oğuznâme.
  • 3:40–7:20 Ana anlatı — Günbed nüshası: yazmanın otuz bir yaprağı; ilk yaprak eksik. Dört kanıt birer kart olarak açılır: Kaçar rivayeti, Merv rivayeti (çelişki işaretiyle), Senglâh kenar notu (1759 çizgisi), dil haritası (Tebriz). Kurşun kalemle yazılmış «1347» kaydı büyütülür ve 1928–29'a çevrilir.
  • 7:20–9:40 Ana anlatı — kitap ne zaman yazıldı?: bir terazi; kefelere kanıt türleri konur: dış kayıt, kapak notları (1585, 1591), sözcükler («paşa», «sancak beği», «alay»), Kayı kehaneti. Zaman çizgisinde on beşinci yüzyılın ikinci yarısından on altıncı yüzyılın sonuna uzanan bir aralık renklenir.
  • 9:40–11:30 Ana anlatı — hikâyelerin kendi tarihleri: bir toprak kesiti; en altta Türgiş dönemi (Sulu Kağan), ortada Alpamış, üstte Akkoyunlu Tur Ali Bey ve Trabzon. Kan Turalı figürü baba ve oğlun yüzlerinden birleşerek oluşur.
  • 11:30–13:40 Metin anı: kapanış cümlesi ekranda; «menden soñra alp ozanlar söylesün» bir ozan elinden öbürüne geçen bir kopuz olarak çizilir; kopuz Günbed nüshasının sayfasına ulaşır.
  • 13:40–15:10 Cevap ve bağlantı: üç ayrı saat: hikâyenin saati, yazıya geçişin saati, nüshanın saati; her biri farklı bir zamanı gösterir. Masada üç yayın yan yana, arada düzeltme işaretleri.
  • 15:10–15:40 Kapanış kancası: kopuz sesi söner; bir saray odasında gül, bülbül, servi, mum ve pervane simgeleri bir bilmecenin parçaları gibi masaya dizilir.

Telaffuz

  • Günbed: «gün-BED»; Türkmen Sahra: «türk-MEN sah-RA»; Veli Muhammed Hoca: «ve-Lİ mu-HAM-med ho-CA».
  • Ağa Muhammed Han Kaçar: «a-ĞA mu-HAM-med HAN ka-CAR»; Kaçar: «ka-CAR»; Senglâh: «sen-GLAAH».
  • Johann Jacob Reiske: «YO-han YA-kop RAYS-ke»; Heinrich Friedrich von Diez: «HAYN-rih FRİD-rih fon DİTS»; Ettore Rossi: «et-TO-re ROS-si».
  • Ebûbekir ed-Devâdârî: «e-buu-be-KİR ed de-vaa-daa-Rλ; Reşîdüddin: «re-şii-düd-DİN».
  • Faruk Sümer: «faa-RUK sü-MER»; Muharrem Ergin: «mu-har-REM er-GİN»; Cahit Öztelli: «caa-HİT öz-tel-Lİ»; Ahmet Bican Ercilasun: «ah-MET bi-CAN er-ci-la-SUN»; Muharrem Daşdemir: «mu-har-REM daş-de-MİR».
  • Sulu Kağan: «su-LU ka-ĞAN»; Türgiş: «tür-GİŞ»; Tur Ali Bey: «TUR a-Lİ BEY»; Kan Turalı: «KAN tu-ra-LI»; alp ozan: «ALP o-ZAN».