Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dilin iki yüzü vardır: dünyaya işaret eden göndergesel yüz ve duygu ile tavır uyandıran duygusal yüz.
- I. A. Richards 1924'te bu ayrımı «dilin iki kullanımı» diye adlandırdı; Ahmet Haşim 1921'de şiir dilini müziğe yakın bir dil diye savundu.
- Açımlama sınaması: bir cümle başka sözcüklerle söylendiğinde ne kadar çok şey kaybediyorsa etki bırakan yüzü o kadar baskındır.
- Şiirde gönderme ortadan kalkmaz; gül, şafak, kamış tavra giden yolda basamak olur.
- Aynı cümlenin iki yüzü farklı duyulduğunda iletişim çöker; İona ile asker arasındaki sahne bunun örneğidir.
Kazanımlar
- Dilin bilgi veren ve etki bırakan kullanımlarını gündelik örneklerle ayırt edebilir.
- Bir cümlenin hangi yüzünün baskın olduğunu açımlama sınamasıyla belirleyebilir.
- Şiirdeki göndermelerin (gül, şafak, kamış) bilgi için değil etki için kullanıldığını bir örnek üzerinde gösterebilir.
- Aynı cümlenin iki yüzü arasındaki uyumsuzluğun bir iletişimi nasıl boşa çıkardığını yorumlayabilir.
Video metni
Soğuk açılış
15 Nisan 1921, İstanbul. Dergâh dergisinde Ahmet Haşim'in yeni bir şiiri çıkıyor. Ardından dergilerde ve gazetelerde alaycı yazılar çıkıyor: şiir müphem, manasız, vuzuhsuz. Yani belirsiz, anlamsız, açık seçik olmayan. Eleştirmenlerin sorusu basitti: bu şiir ne söylüyor?
Haşim ağustosta aynı dergide bir yazıyla cevap verdi. Söylediğinin özü şuydu: şiir anlaşılmak için değil, hissedilmek için vardır. Bu cevabı bugünün diliyle kurarsak, bir şiire «ne söylüyor» diye sormak bir müziğe «ne haber veriyor» diye sormaya benziyordu.
Büyük soru
Dil yalnızca bilgi taşımak için mi var? Eğer öyleyse, hiçbir haber vermeyen bir şiir neden yüz yıldır ezberleniyor? Ve aynı sözcükler neden bir yerde bir şey bildirir, başka bir yerde bir şey yaptırır?
Bağlam
Haşim'in İstanbul'da tartıştığı soru, aynı yıllarda Cambridge'de de soruluyordu. İngiliz eleştirmen I. A. Richards 1924'te yayımladığı Principles of Literary Criticism (Edebiyat Eleştirisinin İlkeleri) kitabında bir bölümü tamamen bu ayrıma ayırdı ve başlığını açıkça koydu: «Dilin iki kullanımı». Aralarında bilinen bir etki ilişkisi yok. Yine de ikisi aynı sonuca vardı: dilin iki yüzü var ve edebiyatı anlamak, hangi yüzün konuştuğunu fark etmekle başlıyor.
Bir önceki ünitede İona Potapov'u bıraktığımız yer de burasıydı. Arabacı oğlunun öldüğünü söylediğinde asker yalnızca arabanın hızlanmasını istemişti. Cümle yerine ulaştı ama bir şey olmadı. Bu ünite o boşluğa bir ad veriyor.
Ana anlatı — bilgi veren yüz
Önce tanıdık olanla başlayalım. «Yarın İstanbul'da yağmur bekleniyor.» Bu cümlenin işi dünyada bir şeye işaret etmek. Doğru ya da yanlış olabilir; yarın akşam balkona çıkıp sınarız. Ve en önemlisi, sözcüklerini değiştirebiliriz: «İstanbul'da yarın yağış var», «Yarın şemsiye al, İstanbul ıslak olacak». Bilgi aynı kalır. Cümle bir kargo kutusu gibidir; içindeki eşya teslim edilince kutu atılabilir.
Richards bu yüze dilin «bilimsel kullanımı» dedi. Bilimde, hukukta, bir ilaç prospektüsünde istenen şey tam budur: herkesin aynı şeyi anlaması, başka türlü söylendiğinde de aynı şeyin kalması. Bir prospektüs okurun içini ürpertmek için değil, dozu doğru anlatmak için yazılır.
Yaygın yanlış«Bilgi veren dil soğuk ve değersiz, etki bırakan dil sıcak ve değerlidir» diye düşünülür.
İkisi farklı işler görür; biri öbüründen üstün değildir. Bir köprü projesinin şartnamesi şiir gibi yazılırsa köprü çöker. Dilin bilgi veren yüzü olmadan ne bilim ne hukuk ne de gündelik hayat yürür.
Ana anlatı — etki bırakan yüz
Şimdi başka türden cümleler düşünelim. Bir cenazede söylenen «Başın sağ olsun.» Bir ninni: «Dandini dandini dastana.» Bir tribünden yükselen bir tezahürat. Bunların hiçbiri dünya hakkında bilgi vermiyor. Kimse «başın sağ olsun» diyene «bu doğru mu?» diye sormaz. Bu cümleler bir şey bildirmek için değil, bir şey yapmak için söylenir: teselli etmek, uyutmak, coşturmak.
Richards bu ikinci yüzü şöyle tarif etti:
Bir önerme, doğru ya da yanlış, uyandırdığı gönderme için kullanılabilir. Bu, dilin bilimsel kullanımıdır. Ama uyandırdığı göndermenin duygu ve tavırda yol açtığı etkiler için de kullanılabilir. Bu, dilin duygusal kullanımıdır.
Richards'ın benzetmesi, Haşim'in cevabının özüyle neredeyse aynı. Haşim şiirin dilinin «musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın» bir dil olduğunu yazdı. Şiir anlaşılmak için değil, hissedilmek için vardı.
Yaygın yanlış«Şiirin anlamı yoktur, yalnızca duygu vardır» denir.
Bu, Haşim'i bile aşırı okumaktır. Richards'ın dikkat çektiği gibi, göndermeler çoğu zaman ortadan kalkmaz; tavra giden yolda basamak olur. Haşim'in şiirinde de gül, şafak ve kamış gerçekten gül, şafak ve kamıştır. Ama okurdan onları bir bilgi olarak kaydetmesi değil, onlardan geçerek bir ruh hâline varması istenir.
Ana anlatı — açımlama sınaması
İki yüzü birbirinden ayırmanın pratik bir yolu var. Buna açımlama diyoruz: bir cümleyi başka sözcüklerle yeniden söylemek.
Hava durumu açımlamaya dayanır; bir şey kaybetmez. Bir ninniyi açımlayalım: «Çocuğum, lütfen uyu.» Bilgi aynı, ama ninni gitti. Kaybolan şey anlam değil, ses, tekrar, ritim, yani ninninin işini yapan her şey. Bir cümlede açımlamayla ne kadar çok şey kayboluyorsa, etki bırakan yüz o kadar baskındır.
Bu sınama bize İona'nın sahnesini de açıklıyor. «Oğlum bu hafta öldü» cümlesinin yüzeyi bilgi verir. Ama İona bilgi vermek istemiyordu; dinlenmek, teselli edilmek istiyordu. Asker cümleyi bilgi yüzünden aldı, «neden öldü?» diye sordu ve cevabı beklemeden yola döndü. İletişim, iki kişinin aynı cümlenin farklı yüzlerini duyduğu yerde çöktü.
Metin anı
Şimdi alay konusu olan şiirin kendisine bakalım. İlk dizeleri şöyle açılıyor:
Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz iri güller,
Güller ki kamıştan daha nâlân,
Önce açımlamayı deneyelim: «Uykusuz geçen bir gecenin ardından şafak söktü.» Bilgi olarak doğru. Ama bir şey kaldı mı? Fecr şafak demek, nümâyân görünür olmak. Şafak burada gökyüzünde değil, yorgun gözün halkalarında beliriyor; yani uykusuzluğun kızarıklığı ile sabahın kızıllığı aynı rengi paylaşıyor. Üçüncü dizede «güller» üçüncü kez geliyor ve her gelişte büyüyor: güller gibi, sonsuz iri güller. Tekrar bir bilgi eklemiyor, bir baskı ekliyor.
Dördüncü dize en tuhafı: güller kamıştan daha nâlân, yani daha inleyen. Bir gül nasıl inler? Burada okurun kulağında eski bir ses çalışıyor. Klasik şiirde kamıştan yapılan ney inleyen bir sazdır; Mevlânâ'nın Mesnevî'si, ayrılıktan şikâyet eden bir neyi dinlemeye çağırarak açılır. Haşim o sesi güle aktarıyor. Açımlamada bu tamamen kaybolur, çünkü bilgi değil bir çağrışım.
Şiir bu inilti ile biter:
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam!
Bir günün sonu, üç kez söylenen bir akşam, ve bir dilek: göllerde bir kamış olmak. Bu dizenin ne bilgisi var? Neredeyse hiç. Ama «akşam» sözcüğünün üç kez tekrarı bir çan gibi çalıyor ve günün yorgunluğunu bir haberin yapamayacağı biçimde kulağa taşıyor. İşte eleştirmenlerin ıskaladığı şey bu: şiir bir şey söylemiyordu, bir şey yapıyordu.
Cevap ve bağlantı
Dil yalnızca bilgi taşımak için var değil. Her cümlenin iki yüzü vardır: dünyaya işaret eden yüzü ve dinleyende bir şey uyandıran yüzü. Çoğu cümlede ikisi birlikte çalışır; asıl soru hangisinin baskın olduğudur. Hava durumunda bilgi, ninnide etki baskındır. Edebiyat, etki bırakan yüzün öne geçtiği, ama bilgi veren yüzün de basamak olarak kaldığı yerdir.
Bu ayrımın bugün pratik bir değeri var. Bir reklam, bir siyasi konuşma ya da bir sosyal medya paylaşımı çoğu zaman bilgi veriyormuş gibi görünür ama asıl işi bir tavır uyandırmaktır. Açımlama sınaması orada da işe yarar: aynı iddiayı düz bir cümleyle söyleyin ve geriye ne kaldığına bakın. Geriye az şey kalıyorsa, size bilgi değil bir his satılıyordur.
Haşim'in 1921'de alaya karşı yazdığı cevap, bugün Türk şiirinde saf şiir anlayışının temel metinlerinden biri sayılıyor. Alay edilen şiir ise hâlâ okunuyor, ve okurlar ondan bir bilgi değil bir akşam alıp çıkıyor.
Kapanış kancası
Haşim'in gülleri gerçek güller olmak zorunda değildi; okur onları bir bahçede aramıyor. Peki bir romanın kahramanı da hiç yaşamamış biri olabiliyorsa, ve biz bunu bile bile üzülüyorsak? Sıradaki ünite kurmaca ile gerçek arasındaki bu tuhaf anlaşmayı açıyor: hiç yaşamamış biri neden bizi ağlatır?
Özet kartı
- Dilin iki yüzü vardır: dünyaya işaret eden göndergesel yüz ve duygu ile tavır uyandıran duygusal yüz.
- I. A. Richards 1924'te bu ayrımı «dilin iki kullanımı» diye adlandırdı; Ahmet Haşim 1921'de şiir dilini müziğe yakın bir dil diye savundu.
- Açımlama sınaması: bir cümle başka sözcüklerle söylendiğinde ne kadar çok şey kaybediyorsa etki bırakan yüzü o kadar baskındır.
- Şiirde gönderme ortadan kalkmaz; gül, şafak, kamış tavra giden yolda basamak olur.
- Aynı cümlenin iki yüzü farklı duyulduğunda iletişim çöker; İona ile asker arasındaki sahne bunun örneğidir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Göndergesel dil | Referential language | Dünyadaki bir şeye işaret eden, doğru ya da yanlış olarak sınanabilen dil |
| Duygusal dil | Emotive language | Bilgiden çok duygu ve tavır uyandırmak için kullanılan dil |
| Açımlama | Paraphrase | Bir metnin söylediğini başka sözcüklerle yeniden ifade etme |
| Ahenk | Euphony | Ses, tekrar ve ritmin kulakta bıraktığı uyum |
| Saf şiir | Pure poetry | Şiiri anlamdan çok ses ve telkinle kuran anlayış; Türkçede Haşim'le anılır |
Ünite quizi
- (Kazanım 1) «Yarın İstanbul'da yağmur bekleniyor» ve «Başın sağ olsun» cümleleri dilin hangi yüzlerine örnektir? Birer cümleyle açıkla.
- (Kazanım 2) Bir ninniyi açımladığında ne kaybolur? Bu kayıp, ninninin hangi yüzünün baskın olduğunu nasıl gösterir?
- (Kazanım 3) «Güller ki kamıştan daha nâlân» dizesinde kamış hangi çağrışımı taşır ve bu çağrışım neden açımlamada kaybolur?
- (Kazanım 3) «Şiirin anlamı yoktur, yalnızca duygu vardır» görüşü neden aşırıdır? Richards'ın göndermeler hakkındaki gözleminden yararlan.
- (Kazanım 4) İona «oğlum öldü» dediğinde asker cümleyi hangi yüzünden aldı, İona hangi yüzüyle söylemişti?
Cevaplar
- İlki göndergesel dildir: dünyaya işaret eder, doğru ya da yanlış olarak sınanır, başka sözcüklerle söylenince bilgi aynı kalır. İkincisi duygusal dildir: bilgi vermez, teselli eder; doğruluğu sorulmaz.
- Ses, tekrar ve ritim kaybolur; «çocuğum, uyu» bilgisini korur ama ninninin işini yapan her şeyi yitirir. Açımlamada çok şey kaybolması etki bırakan yüzün baskın olduğunu gösterir.
- Kamıştan yapılan ney klasik şiirde inleyen bir sazdır; Mesnevî ayrılıktan şikâyet eden neyi dinlemeye çağırarak açılır. Bu bir bilgi değil bir çağrışım olduğu için düz bir cümleye aktarılamaz.
- Çünkü şiirdeki göndermeler ortadan kalkmaz; Richards'a göre göndermeler çoğu zaman tavra giden yolda basamak ya da koşul olarak işler. Gül gerçekten güldür, ama okur ondan geçerek bir ruh hâline varır.
- Asker cümleyi göndergesel yüzünden, bir bilgi olarak aldı ve nedenini sorup yola döndü. İona ise duygusal yüzüyle, dinlenmek ve teselli edilmek için söylemişti; iletişim bu uyumsuzlukta çöktü.
Okuma
- Ahmet Haşim, «Bir Günün Sonunda Arzu» ve Piyâle (1926) önsözü «Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar». Haşim'in bütün şiirlerini toplayan baskılarda.
- I. A. Richards, Principles of Literary Criticism (1924), XXXIV. bölüm «The Two Uses of Language». Project Gutenberg'de İngilizce ücretsiz.
- Güngör Şahin, «"Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" Çerçevesinde Ahmet Haşim'in Şiir Anlayışına Poetik Yaklaşımlar», Kültür Araştırmaları Dergisi 21 (2024). Tartışmanın bağlamı ve dönemin eleştirileri.