İçeriğe geç

9.5 · Seviye 9 · Birlikte yaşamak

Guguk kuşu

Başkasının yuvasında büyüyen yavru

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 9, Birlikte yaşamak · 1.493 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 10 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran sonu, Eskişehir, Porsuk Çayı'nın yukarı kesiminde bir sazlık. Sabah yedi; kamışların arasından cıvıltılar, bir yerden kurbağa sesi. Nihat Bey emekli bir coğrafya öğretmeni; on yıldır kuş gözlüyor. Yanında torunu Emre, dokuz yaşında, dürbünü boynuna yeni asmış.

Kamışların dibindeki bir söğüt dalında tuhaf bir şey var. Gri kahverengi, enine çizgili, kabarık tüylü, iri bir kuş yavrusu. Dalın üstünde duruyor ama ancak sığıyor; gagası kocaman açık, ağzının içi parlak turuncu. Bitmeyen, tiz, ısrarlı bir sesle cıvıldıyor.

Sonra kamışların arasından küçük, kahverengi, ince gagalı bir kuş çıkıyor. Yavrunun yarısı bile değil. Gagasında bir böcek. Yavrunun yanına konuyor, böceği o kocaman turuncu ağzın içine bırakıyor. Turuncu ağız hemen yeniden açılıyor. Küçük kuş kamışlara dönüyor, birkaç saniye sonra yeni bir böcekle geri geliyor.

Emre dürbünü indiriyor. "Dede, bu onun annesi mi? Annesi yavrusundan nasıl bu kadar küçük olur?"

Nihat Bey bir süre susuyor. "Annesi değil. Bu bir guguk kuşu yavrusu. Gerçek annesi yumurtasını bu küçük kuşun yuvasına bırakıp gitmiş. Bu küçük kuş da onu kendi yavrusu sanıp büyütüyor."

"Peki küçük kuşun kendi yavruları nerede?"

Nihat Bey yine biraz susuyor. "Onları yuvadan bu attı. Daha gözü açılmadan."

Emre bir süre yavruya bakıyor. "Ama bu çok haksızlık. Küçük kuş bunu bilmiyor mu?"

Ne oluyor

Emre'nin gördüğü sahne, bilinen en çarpıcı birlikte yaşama biçimlerinden birinin son perdesi. Guguk kuşu (Cuculus canorus) kendi yuvasını yapmıyor, yumurtasını kuluçkaya yatmıyor, yavrusunu beslemiyor. Bütün bu işleri başka türlere, onlar farkında olmadan yaptırıyor.

Bu düzende iki taraf da durmadan birbirine karşı bir şeyler geliştiriyor. Ev sahibi türler guguk kuşlarını kovalıyor, yabancı yumurtaları atıyor; guguk kuşları da bu savunmaları aşmanın yollarını buluyor.

Nihat Bey'in "daha gözü açılmadan" dediği şey de ölçülmüş.

Bu yarışın bir de zaman boyutu var. Ev sahibinin savunması sabit değil; guguk kuşu çoğaldığında artıyor, azaldığında azalıyor.

Ne fark ettiriyor

Emre'nin ilk sorusu, "annesi yavrusundan nasıl bu kadar küçük olur?", sahnenin en görünür tuhaflığını yakalıyor. Bir yetişkin kuşun yavrusundan küçük olması, bir şeylerin yanlış gittiğinin işareti. Ama küçük kuş bu işareti okumuyor. Davies'in "ayar" dediği şey burada çalışıyor: guguk yavrusunun açık turuncu ağzı ve ısrarlı sesi, küçük kuşun besleme içgüdüsünü tetikliyor; boy farkı bu tetiği durdurmuyor.

Nihat Bey'in "onları yuvadan bu attı" cevabı, Emre'yi en çok sarsan kısım. Ve Anderson ve arkadaşlarının bulgusu bu sahneyi daha da tuhaflaştırıyor: bu işi güçlü, iri bir kuş değil, kör ve çıplak, yeni çıkmış bir yavru yapıyor; ve bunun ona bir bedeli var. Yumurtaları yuvanın kenarından dışarı itmek, ona bir süre kilo kaybettiriyor; ama sonra yuvada tek başına kaldığı için bu açığı kapatıyor.

Emre'nin son sorusu, "küçük kuş bunu bilmiyor mu?", Thorogood ve Davies'in çalışmasında beklenmedik bir cevap buluyor. Ev sahipleri bazı şeyleri "biliyor": guguk kuşu çoğken onları kovalıyor, yabancı yumurtaları atıyor. Ama bu savunmaların bir bedeli var; guguk azaldığında savunma da azalıyor. Yani küçük kuşun bilip bilmemesi, çevresinde ne kadar guguk kuşu olduğuna bağlı.

Bir de şuna dikkat: Emre'nin "haksızlık" dediği şey, bir ilişki içinde. 9.4'te temizleyici ile müşterisi arasında hilenin cezalandırıldığını görmüştük. Burada da ceza var: yumurta atma, kovalama. Ama ceza bazen geç kalıyor; bir kez kabul edilen yumurta bir guguk yavrusuna dönüştüğünde, ev sahibinin artık onu tanıyacak bir yolu kalmamış görünüyor.

Gelenekler ne gördü

Shakespeare, Kral Lear I.4 — nankörlük

Çit serçesi guguğu öyle uzun besledi ki, sonunda yavrusu onun başını kopardı.
Böylece mum söndü, biz de karanlıkta kaldık.

Kral Lear, krallığını kızlarına bölüştürmüş, büyük kızı Goneril'in sarayında kalıyor. Goneril babasını ve adamlarını azarlarken Lear'in soytarısı araya bu iki dizeyi atıyor. Guguk kuşu, beslendiği yuvanın sahibine kötülük eden nankör evladın imgesi; çit serçesi ise ona her şeyini vermiş, karşılığında başını kaybetmiş baba. Dikkat nankörlükte: beslenmiş olanın, besleyene karşı dönmesinde.

Soytarının sözüne bu derste başka bir ses eşlik etmiyor. Onun imgesi, Emre'nin "haksızlık" duygusunun dört yüzyıl önceki bir sahnedeki karşılığı: büyüttüğü yavrudan küçük düşmüş bir ana baba, ve onun emeğini hiçe sayan bir yavru. Soytarı imgeyi açıklamıyor; dize, guguk kuşunun başka bir kuşun yuvasında büyüdüğünü seyircinin zaten bildiğini varsayıyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, sazlıkta olan şey: guguk kuşu yumurtasını başka türlerin yuvasına bırakıyor; yeni çıkmış guguk yavrusu, kör ve çıplakken, ev sahibinin yumurtalarını yuvanın dışına atıyor ve bunun ona geçici bir bedeli var; ev sahipleri yabancı yumurtaları atarak ve guguk kuşlarını kovalayarak savunuyor; bu savunmalar guguk kuşu azaldığında zayıflıyor. Bunlar deneylerle ve otuz yıllık saha kayıtlarıyla ölçülmüş.

Kat 3, "nankörlük" ve "haksızlık" sözcükleri. Soytarının dizesi de, Emre'nin tepkisi de guguk yavrusuna bir ahlak yüklüyor: o, kendisine iyilik edene kötülük ediyor; o bir nankör.

Ama nankörlük, bir iyiliği bilmeyi ve ona karşı bir borcu tanımayı gerektirir. Guguk yavrusu, yumurtaları yuvadan atarken ne iyiliği biliyor ne de borcu. Onun davranışı kendisini besleyenle ilgili bir yargı değil; yuvadaki her şeyi dışarı itmeye yönelik bir davranış. Ev sahibi de bir iyilik yapmıyor; turuncu bir ağız gördüğünde onu doyurmaya ayarlanmış bir canlı. Davies'in sözcükleriyle bu bir "hile" ve "ayar" düzeni, bir iyilik ve ihanet hikâyesi değil.

Soytarının dizesinde bir ayrıntı daha var: guguk yavrusu üvey ana babasının başını koparmıyor. Atılan, ev sahibinin yumurtaları ve yavruları; ana baba yavruyu yuvadan çıktıktan sonra da, Emre'nin gördüğü gibi, beslemeyi sürdürüyor. Shakespeare'in imgesi bir kuş biyolojisi değil, bir kralın kızlarıyla ilişkisi üzerine bir abartı.

Bu sınır, Lear'in acısını küçültmüyor. İnsan ilişkilerinde nankörlük gerçek bir şey; ve Shakespeare onu anlatmak için seyircisinin tanıdığı bir doğa imgesini seçmiş. Yalnızca o imgenin yükünü doğaya geri yüklememek gerekiyor: guguk yavrusu, bir oyunun kötü kızı değil.

Gözlem görevi

Kayıt: Defterine önce günü, saati, yeri ve havayı geçir. Guguk sesini ilk kez hangi gün duyduğunu ve son kez hangi gün duyduğunu işaretle; ertesi yıl aynı yerde aynı kaydı tut ve iki yılı karşılaştır. Bir besleme sahnesi görürsen, besleyen kuşun ve yavrunun boylarını kabaca karşılaştıran bir çizim yap.

Kentte: Kentte guguk kuşu görmek zordur, ama yuva paylaşımına, yuva için yarışa her yerde bakılabilir. Bir parkta, bir çatı saçağında ya da bir ağaçta serçelerin, kumruların ya da güvercinlerin yuvalarını uzaktan izle. Bir yuvaya kaç farklı kuşun gelip gittiğini, bir türün bir başkasını yuvadan kovup kovmadığını not et.

Sonraki derse köprü

Guguk kuşu ile ev sahibi arasındaki yarış, iki türün birbirinin varlığına göre değiştiği bir ilişkiydi. Sıradaki derste bu karşılıklılığın en eski imgelerinden birine, avcı ile av arasındaki ilişkiye bakıyoruz: tilki ile tavşanın sayılarının yıllar boyunca birlikte inip çıkması.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.