9.3 · Seviye 9 · Birlikte yaşamak
Çiçek ve arı
Belirli bir arıya göre biçimlenmiş çiçek
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 9, Birlikte yaşamak · 1.579 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan ortası, Muğla, Milas'ın kuzeyinde bir zeytinlik. Ağaçların arasındaki otlar diz boyuna gelmiş; kekik, adaçayı ve sarı papatyalar açmış. Zeytinliğin kenarında, taş duvarın dibinde yirmi kovan sıralanmış.
Orhan Bey otuz yıldır arıcı. Kışı kıyıda geçiren kovanları baharda bu yamaca getiriyor. Kızı Tülay ziraat fakültesinde okuyor; bu hafta sonu babasına yardıma gelmiş, elinde telefonuyla otların arasında fotoğraf çekiyor.
Bir yerde duruyor, eğiliyor. Kısa bir sapın üstünde üç dört çiçek. Her çiçeğin ortasında kadife gibi tüylü, kahverengi, şişkin bir dudak; üstünde parlak, mavimsi bir leke; kenarlarında sarımsı çizgiler. Uzaktan bakınca, otun sapına konmuş küçük bir arı gibi duruyor.
"Baba, bak! Çiçeğin üstünde arı var sandım, çiçeğin kendisiymiş."
Orhan Bey yanına geliyor, gözlüğünü takıp bakıyor. "Arı orkidesi bu. Bizim burada çok olur. Ama bak, benim arılarım buna konmaz. Yanından geçer gider."
"Neden?"
"Bilmem. Bu çiçek bal arısı için değil. Bir keresinde, gene bir nisan sabahı, buna başka bir arı konduğunu gördüm. Küçük, tüylü, yalnız gezen arılardan. Çiçeğin üstünde bir dönüp durdu, sanki çiçekle boğuşuyordu. Sonra uçtu gitti. Bal falan almadı."
Tülay telefonuna bakıyor, sonra çiçeğe. "Bu çiçek bir arıya benzemek için mi bu kadar uğraşmış?"
Orhan Bey omuz silkiyor. "Ben bal arısını bilirim kızım. Gerisini sen bil."
Ne oluyor
Tülay'ın bulduğu çiçek, Ophrys cinsinden bir orkide. Akdeniz çevresinde, Anadolu'da da çok sayıda türü yetişen bu orkideler, çiçeklerinin dudak denen alt yaprağıyla belirli bir böceğin dişisine benzer. Ama asıl benzerlik gözle değil, kokuyla kuruluyor.
Yani Orhan Bey'in gördüğü sahne, büyük olasılıkla bir erkek arının çiçekle çiftleşmeye çalışmasıydı. Çiçeğin üstünde dönüp durması, "boğuşması", bu girişimdi. Erkek arı uçup giderken, farkında olmadan çiçeğin polen paketlerini sırtında taşıyordu. Bir sonraki aynı türden çiçekte aynı girişimi yaptığında, o paketleri bırakacaktı.
Böylece her Ophrys türü, kokusunun ayarıyla, belirli bir arı türünün erkeğini çağırıyor. Kokudaki küçük bir kimyasal fark, başka bir arıyı çağırıyor; ve iki orkide türü yan yana yetişse bile, farklı arılarla tozlaştıkları için birbirine karışmıyor.
Bir çiçeğin belirli bir böceğe göre biçimlenmesinin en ünlü örneği ise bir öngörüyle başlıyor. 1862'de Charles Darwin, Madagaskar'dan gelen bir orkidenin, Angraecum sesquipedale'nin, çiçeğinin altından sarkan yaklaşık otuz santimlik bir nektar tüpüne bakıp, bu nektara ulaşabilecek bir güvenin var olması gerektiğini yazdı.
Güvenin adındaki praedicta, "öngörülen" demek. Darwin'in öngörüsünden kırk bir yıl sonra, 1903'te güvene bu ad verildi. Ama güvenin bu çiçeği ziyaret ederken görüntülenmesi için bir yüzyılı aşkın bir süre daha beklemek gerekti.
Ne fark ettiriyor
Tülay'ın ilk tepkisi, "çiçeğin üstünde arı var sandım", aslında çiçeğin hedeflediği yanılgının bir insandaki yansıması. Çiçek, Tülay'ı kandırmak için değil, belirli bir erkek arıyı kandırmak için biçimlenmiş; ama biçim o kadar başarılı ki bir insanın gözünü de yanıltıyor. Yine de çiçeğin asıl aldatması Tülay'ın göremediği yerde, kokuda.
Orhan Bey'in "benim arılarım buna konmaz" sözü ise uzmanlığın sınırını gösteriyor. Otuz yıllık bir arıcının gözü bal arısına göre ayarlı. Bal arısı her çiçekten nektar toplayan, çiçeklerin çoğuna uğrayan bir genelci. Ophrys ise tek bir türe konuşan bir uzman. Bal arısının bu çiçeğe uğramamasının en olası açıklaması, çiçeğin kokusunun onun için bir şey söylememesi: koku başka bir türün erkeğine ayarlı.
Orhan Bey'in "bal falan almadı" gözlemi de önemli. Bu çiçek, tozlaştırıcısına nektar vermiyor. 9.2'de kök ile mantarın birbirini gözeterek sürdürdüğü bir alışveriş görmüştük. Burada alışveriş tek yönlü görünüyor: çiçek polenini taşıtıyor, arı ise bir dişi bulamadan uçup gidiyor. Birliktelik her zaman eşit bir pazarlık olmuyor.
Tülay'ın son sorusu, "bu çiçek bir arıya benzemek için mi bu kadar uğraşmış?", bu dersin dilini sınayan soru. Bu soruya bir sonraki bölümde, kat 3'te döneceğiz.
Gelenekler ne gördü
Darwin, Orkidelerin Döllenmesi — öngörü
Madagaskar'da hortumlarını on ila on bir inç uzunluğa kadar uzatabilen güveler olmalı!
Bu tür büyük güveler Madagaskar'da yok olursa, Angraecum da kesinlikle yok olur.
Darwin, Bateman'ın gönderdiği çiçeklerde nektar tüpünün yaklaşık otuz santim olduğunu, nektarın yalnızca en alttaki birkaç santimde biriktiğini ölçüyor. Sonra bu ölçümden görmediği bir canlının varlığını çıkarıyor. Dikkat öngörüde: bir çiçeğin biçiminden onu tozlaştıracak canlının biçimini okumakta. İkinci cümle ise bu bağın bedelini söylüyor: birbirine bu kadar ayarlanmış iki canlıdan biri giderse, öbürü de gider.
Dhammapada 49 — zararsızlık
Arı çiçeğe, rengine ve kokusuna zarar vermeden özünü alıp nasıl uçup giderse, bilge de köyde öyle dolaşsın.
Buda'nın sözlerini toplayan bu derlemede arı, bir yaşama biçiminin örneği. Bilge, köyden sadakasını alırken köye hiçbir zarar vermemeli; arının çiçekten nektarını alıp çiçeği bozmadan gitmesi gibi. Dikkat zararsızlıkta: alan tarafın, verenin rengini ve kokusunu bozmadan geçip gitmesinde.
Nahl 16:69 — şifa
Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar.
Ayet, arının çiçeklerden topladığından bal çıkışını, insanlara bir şifa olarak anlatır. Dikkat çiçekten insana uzanan zincirde: çiçeğin verdiğinin arının içinde başka bir şeye dönüşüp insana ulaşmasında. Ayet bunun düşünen bir topluluk için bir ibret olduğunu ekler.
Gerilim: Dhammapada'nın arısı çiçeğe zarar vermeden alır; Nahl'ın arısı aldığını şifaya çevirip başkasına ulaştırır. Biri alışın inceliğine, öbürü alınanın neye dönüştüğüne bakıyor. Darwin'in güvesi ise bunların ikisine de uymayan bir şey söylüyor: çiçek ile tozlaştırıcısı birbirine o kadar bağlanmış ki, biri öbürünün biçimini taşıyor ve biri yok olursa öbürü de yok oluyor. Tülay'ın Ophrys'i bu üçünü de bozuyor: ne arıya bir şey veriyor ne de ondan bal çıkıyor; yalnızca arının arzusunu kullanıyor.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, zeytinliğin kenarında ve Madagaskar ormanlarında olan şey: Ophrys orkideleri belirli bir böcek türünün dişisinin feromonlarını kokularıyla taklit ediyor; bu kokudaki küçük farkları üreten genler tanımlanmış ve tozlaştırıcının yönlendirdiği bir seçilim altında olduklarını gösteren bulgular var; Angraecum sesquipedale'nin uzun nektar tüpüne ulaşan uzun hortumlu bir güve Darwin'in öngördüğü gibi var ve çiçeği ziyaret ederken görüntülendi. Bunlar ölçülmüş, gözlenmiş, deneylerle sınanmış süreçler.
Kat 3, Tülay'ın "bu çiçek bir arıya benzemek için uğraşmış" sözü ve Darwin'in "öngörü"sünün etrafına örülen anlatı. Bu dilde çiçek bir amaç sahibi, bir niyetle kendini biçimlendiren, hatta bir kurnaz. Bilimsel makale bile "aldatma" sözcüğünü kullanıyor.
Ama Xu ve arkadaşlarının anlattığı süreçte kimse uğraşmıyor. Kokusu bir arının dişisine biraz daha benzeyen çiçekler biraz daha çok ziyaret ediliyor, biraz daha çok tohum bırakıyor; nesiller boyunca koku o arının dişisine giderek yaklaşıyor. "Aldatma" sözcüğü bir sonucu anlatıyor, bir niyeti değil. Çiçek kandırmayı bilmiyor; kandıramayanlar daha az tohum bırakmış.
Darwin'in öngörüsü de bir kehanet değildi. Bir ölçümden ve bir ilkeden çıkarılmış bir sonuçtu: nektarı otuz santimin dibinde tutan bir çiçek, o dibe ulaşamayan bir böcekle tozlaşamaz. Öngörüyü güçlü kılan, gelecekte doğrulanabilir olmasıydı; doğrulanması da bir yüzyılı aşkın sürdü.
Gelenek sesleri de bu katlara karıştırılmamalı. Dhammapada'nın zararsız arısı bir ahlak örneği; gerçek arılar çiçeğe zarar vermeden nektar alsa da, bu benzetme arı biyolojisi üzerine bir önerme değil. Nahl'ın şifa sözü bir inanç ve ibret dilidir; balın tıbbi etkileri üzerine bir laboratuvar bulgusu değil, bu dersin konusu da değil.
Gözlem görevi
Kayıt: İki çiçek türü için bir tablo yap: ziyaretçi böceğin türü (bal arısı, yaban arısı, sinek, kelebek, böcek), kalış süresi, çiçeğin hangi kısmına konduğu. Hangi çiçek daha çok çeşit böcek çekiyor? Hangisi yalnızca bir iki tür çekiyor? Çiçeğin biçimine bak: nektarına ulaşmak için uzun bir dil mi gerekiyor, yoksa açık bir tabak gibi mi?
Kentte: Kentte bir parkta, bir balkonda ya da bir yol kenarında açmış çiçeklere bak. Lavanta, kekik, biberiye gibi bitkilere bal arıları, yaban arıları ve sinekler gelir. Bir çiçek saksısının önünde on dakika dur, gelen her böceği say ve hangi çiçeği seçtiklerini not et. Aynı saksıda iki farklı çiçek varsa, böceklerin birini öbürüne tercih edip etmediğine bak.
Sonraki derse köprü
Ophrys tozlaştırıcısına hiçbir şey vermeden onu kullanıyordu. Sıradaki derste ise bir ortaklığa bakıyoruz: büyük bir balığın küçük bir temizleyici balık için ağzını açması ve onu yememesi.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.