8.7 · Seviye 8 · Hayvanlar
Kentin kuşları
Kumru, serçe, martı
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 8, Hayvanlar · 1.339 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ekim, İzmir, Kemeraltı. Çarşının ortasında, bir caminin avlusuna açılan küçük bir çay bahçesi. Öğleden önce; dükkânlar yeni açılmış, kepenk sesleri, satıcıların seslenişleri, motosikletlerin gürültüsü birbirine karışıyor.
Şükrü Bey emekli bir terzi; her sabah buraya gelip aynı masada çayını içiyor. Torunu Lina on yaşında, okul tatilinde yanında. Masanın ayağının dibinde iki kumru, simit kırıntılarını gagalıyor. Biraz ötede bir serçe sürüsü, bir çay bardağının dibindeki şekere üşüşmüş. Caminin kubbesinin üstünde, denizden gelen birkaç martı daire çizip bağırıyor.
Lina elini uzatıyor; kumrular kaçmıyor, yalnızca bir adım geri çekiliyor. "Dede, bunlar neden korkmuyor?"
"Alışmışlar," diyor Şükrü Bey. "Bunlar burada doğmuş, büyümüş. İnsanı bilirler."
Bir motosiklet hızla geçiyor; serçeler bir anda havalanıp bir saçağa konuyor, birkaç saniye sonra geri iniyor. Kumrular kıpırdamıyor bile.
Lina serçelere bakıyor. "Bunlar çok bağırıyor. Köyde de böyle bağırıyorlar mı?"
Şükrü Bey gülüyor. "Bilmem. Ama burada bağırmasalar birbirlerini duyamazlar herhalde."
Bir serçe masanın kenarına konuyor, bir kırıntı kapıp kaçıyor. Şükrü Bey ona bakıyor. "Bak, şuna kim bakıyor? Kimse. Ama yine de her gün karnını doyuruyor."
Ne oluyor
Kumru, serçe ve martı, Türkiye'nin pek çok kentinde insanla en çok iç içe yaşayan kuşlardan. Üçü de kentin sunduğu şeylerden, yiyecek artıklarından, binaların saçaklarından, çatılardan yararlanıyor. Ama kentin bir bedeli de var: gürültü, kalabalık, sürekli bir tedirginlik.
Lina'nın sorusu, "köyde de böyle bağırıyorlar mı?", kent gürültüsünün kuşlar üzerindeki etkisine dokunuyor. Gürültülü bir ortamda konuşan insanlar seslerini yükseltiyor; kuşların da kent gürültüsüne karşı seslerini değiştirdiği pek çok türde gözlenmiş. Ama gürültü yalnızca sesi çıkaranı değil, dinleyeni de etkiliyor olabilir.
Yani kent yalnızca serçenin nasıl öttüğünü değil, nasıl duyduğunu da değiştiriyor olabilir. Kemeraltı'nın gürültüsünde büyüyen bir serçe, bir köyde büyüyen serçeden farklı bir işitmeye sahip olabilir. Şükrü Bey'in "bağırmasalar birbirlerini duyamazlar" sözü, bu hikâyenin yarısı; öbür yarısı, duyanın kulağının da değişiyor olması.
Lina'nın ilk sorusu, "neden korkmuyorlar?", başka bir değişime dokunuyor.
Kemeraltı'ndaki kumruların insandan kaçmaması, bu tartışmanın içine düşüyor: Mikula ve arkadaşlarının saydığı örneklerin ilki korku tepkileri; kentte yaşayan hayvanların insana karşı korkusunun pek çok yerde benzer biçimde değiştiği. Asıl dikkat çekici olan, bu değişimin dünyanın farklı kentlerinde, farklı türlerde birbirine benzer biçimde olması. İzmir'in kumrusu, İstanbul'un kumrusuna, belki başka bir ülkenin başka bir kuşuna, korkusuzluğuyla benziyor.
Ne fark ettiriyor
Şükrü Bey'in cevabı, "alışmışlar, insanı bilirler", doğru bir gözlem. Ama Mikula ve arkadaşlarının kavramı bu gözleme bir derinlik katıyor. Kumrunun korkmaması bir başarı gibi görünüyor: kent kuşu, kentin koşullarına uymuş. Ama bu uyum, aynı zamanda bir çeşitliliğin kaybı olabilir. Bir zamanlar her yerde başka başka davranan kuşlar, kentin içinde birbirine benzer davranışlara doğru yakınsıyor.
Lina'nın serçeleri, Nduwimana ve arkadaşlarının ölçtüğü şeyi canlı olarak gösteriyor. Bir motosiklet geçtiğinde serçeler havalanıyor, sonra geri dönüyor. Gürültü onlar için bir tehlike işareti mi, bir arka plan mı? Kent gürültüsünde büyüyen bir serçe, belki daha az duyarlı bir kulakla bu gürültüye katlanıyor; belki de gürültünün arasından önemli sesleri ayırmayı öğreniyor.
Martılar ise başka bir şey söylüyor. Denizden gelip kubbenin üstünde dönüyorlar; kent onlar için bir yaşam alanı değil, bir beslenme yeri. Kentin kuşları tek bir grup değil; kimi kentte doğup ölüyor, kimi kente yalnızca yiyecek için geliyor. Lina'nın masasının çevresinde üç ayrı kent ilişkisi yan yana.
Son olarak Şükrü Bey'in son sözü: "şuna kim bakıyor? Kimse. Ama yine de karnını doyuruyor." Bu, bir kent serçesinin görünmezliği üzerine bir söz. Kentte yaşayan bu kadar sıradan bir kuşa kimse dikkat etmiyor. Ama kimse bakmasa da, o serçenin hayatı kentin gürültüsüyle, artıklarıyla, saçaklarıyla şekilleniyor.
Gelenekler ne gördü
Matta 10:29 — görülmek
İki serçe bir meteliğe satılmıyor mu? Ama Babanız'ın izni olmadan onlardan biri bile yere düşmez.
İsa, öğrencilerini zor günlere hazırlarken onlara serçeleri gösteriyor. Serçe, pazarda en ucuza satılan kuş; iki tanesi bir meteliğe. Ama bu kadar değersiz görülen bir kuş bile, yere düştüğünde görülmeden düşmüyor. Dikkat görülmekte: en sıradan, en küçük olanın bile gözden kaçmamasında.
Shakespeare, Hamlet V.2 — kabul
Bir serçenin düşüşünde bile özel bir takdir vardır. Şimdi olacaksa, sonra olmayacak; sonra olmayacaksa, şimdi olacak; şimdi olmazsa, yine de olacak. Önemli olan hazır olmak.
Hamlet, Laertes'le yapacağı ve sonunda ölümüyle bitecek eskrim karşılaşmasından önce, içindeki bir kötü önseziyi dostu Horatio'ya anlatıyor; ama karşılaşmadan vazgeçmiyor. Matta'daki serçeye gönderme yapan bu sözle, olacak olanın olacağını kabul ediyor. Dikkat kabulde: düşüşün kendisini değil, ona hazır olmayı önemsemekte.
Gerilim: Matta 10:29 serçenin düşüşünü bir güvence olarak anlatıyor: hiçbir serçe görülmeden düşmez, siz de görülüyorsunuz; korkmayın. Hamlet ise aynı imgeyi bir kabul olarak kullanıyor: serçe düşecekse düşer, ölüm gelecekse gelir; önemli olan hazır olmak. Birinde serçe görülmenin ve korunmanın, öbüründe kaçınılmaz olanın kabulünün imgesi. Şükrü Bey'in "kimse bakmıyor ama karnını doyuruyor" sözü ikisinin arasında duruyor: kent serçesine insanlar bakmıyor; ama serçe yine de, Matta'nın imgesindeki gibi, her gün besleniyor. Ve kentin gürültüsünde, değişen kulağıyla, Hamlet'in dediği gibi, olacak olana hazır yaşıyor.
Benzetmenin sınırı
"Kent serçesi gibi", "kumru gibi uysal", "insana alışmış": kat 3 bu sözlerin kent kuşlarına ne yüklediğine bakıyor. Bu dilde kent kuşu, insanla barışmış, ona güvenen, onun dünyasına uyum sağlamış bir canlı. Bu uyum bir dostluk gibi, bir yakınlık gibi okunuyor.
Bilimin anlattığı uyum ise daha karmaşık. Kumrunun insandan kaçmaması bir güven değil, bir alışkanlık; kent ortamında defalarca zararsız insanla karşılaşmanın sonucu. Serçenin değişen kulağı bir uyum olabilir, ama bir kayıp da olabilir. Ve Mikula ve arkadaşlarının uyardığı gibi, bu uyumların toplamı davranış çeşitliliğinin daralması demek. Kent kuşlarının "insana alışması", insanın onları kendine benzettiği bir süreç olarak da okunabilir.
Matta'nın ve Hamlet'in serçeleri de bu sınıra bir şey söylüyor. İkisi de serçenin değerini, insanın ona verdiği değerden bağımsız görüyor: biri görülmesinde, öbürü düşüşünün bir anlamı olmasında. Kent serçesi bize benzediği, bize alıştığı için değil; kendi hayatını yaşadığı için dikkate değer.
Gözlem görevi
Kayıt: Her tür için kaçma uzaklığını adım olarak yaz; kentteki ve kent dışındaki ölçümleri yan yana koy. Ortamın ne kadar gürültülü olduğunu birden beşe kadar puanla. Kuşların ötüşlerini ya da bağrışlarını dinle: gürültülü bir anda mı, sessiz bir anda mı daha çok ötüyorlar? Hangi kuşun kente yalnızca beslenmek için geldiğini, hangisinin orada yuva yaptığını düşün.
Kentte: Kentte kuşların yuva yaptığı yerleri ara: saçak altları, klima dış üniteleri, sokak lambalarının içi, cami minareleri, köprü altları. Bir sokak boyunca kaç serçe yuvası görebiliyorsun? Yeni binalarda mı, eski binalarda mı daha çok?
Sonraki derse köprü
Kemeraltı'nın kuşları kentin gürültüsünün içinde birbirlerine seslendi. Sıradaki derste ses yine bir kalabalıktan yükseliyor, ama bu kez kuşlardan değil: bir bahar akşamı bir gölette başlayan kurbağa korosundan, ve kurbağanın sesinin ne söylediği sorusundan.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.