İçeriğe geç

8.6 · Seviye 8 · Hayvanlar

Karanlıkta görmek

Sokak lambasının çevresinde avlanan yarasa

Kat 1 · Canlıların dili

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 8, Hayvanlar · 1.302 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Temmuz, Muğla, Akyaka. Gece on bir; sıcak, rüzgârsız bir yaz gecesi. Sevim Hanım kızı Ecrin'le sahile inen yokuşta yürüyor. Yolun kenarında bir sokak lambası; turuncu ışığının çevresinde bir bulut gibi küçük böcekler dönüyor: güveler, sinekler, minik tatarcıklar.

Ecrin birden duruyor. "Anne, bak! Kuş mu bunlar?"

Lambanın ışık halkasının içine karanlıktan küçük, hızlı gölgeler dalıp çıkıyor. Kuş gibi değil; dümdüz uçmuyorlar. Bir anda keskin bir dönüş yapıp aşağı iniyor, sonra yukarı fırlıyor, ışığın içinde bir an görünüp kayboluyorlar. Böcek bulutunun içine dalıp çıkıyorlar.

"Yarasa," diyor Sevim Hanım. Biraz ürkmüş. "Yaklaşma, saçına yapışır."

Ecrin gülüyor. "Yapışmaz anne, onlar böcek yiyor." Bir süre izliyor. "Ama nasıl görüyorlar? Yarasalar kör değil mi?"

Sevim Hanım omuz silkiyor. "Öyle derler."

Ecrin ışığın biraz dışındaki karanlığa bakıyor. Orada da bir şeyler dönüyor; ama ışığın içindeki kadar çok değil. Yolun biraz ilerisinde, ağaçların altındaki karanlık bölümde ise hiç yarasa görünmüyor.

Bir yarasa Ecrin'in başının bir metre üstünden geçiyor. Ecrin bir ses duymayı bekliyor; ama hiçbir şey duymuyor. Kanat sesi bile yok.

Ne oluyor

Ecrin'in sorusu, "yarasalar kör değil mi?", çok yaygın bir inanışı soruyor. Yarasaların hepsinin gözü var ve görebiliyorlar; ama gece, karanlıkta, hızla uçan küçük bir böceği yakalamak için gözden daha iyi bir yolları var.

Akyaka'daki yarasalar, uçarken ağızlarından ya da burunlarından çok yüksek frekanslı sesler çıkarıyor. Bu sesler insan kulağının duyabileceğinden çok daha tiz. Ecrin'in hiçbir şey duymaması bu yüzden: yarasa bağırıyor, ama Ecrin'in kulağı o frekansı yakalayamıyor.

Yarasa bu sesi gönderiyor, ses bir böceğe çarpıp geri dönüyor, yarasa yankıyı duyuyor. Yankının ne kadar sürede döndüğü böceğin uzaklığını, hangi kulağa önce ulaştığı yönünü söylüyor. Ama bu, yarasanın yalnızca bir "ses fenerini" açık tutması değil; yarasa bu feneri ava göre ayarlıyor.

Yani yarasa, uzaktaki bir böceği ararken dar ve tiz bir ses demetiyle, bir el feneri gibi ileriyi tarıyor. Böceğe yaklaşıp son hamleyi yaparken ise sesin frekansını düşürüp demetini genişletiyor; böylece son anda yana kaçan böceği de "görebiliyor". Ecrin'in gördüğü keskin dönüşler, bu son hamleler.

Peki yarasalar neden lambanın çevresinde?

Yani sokak lambası yarasalar için iki ayrı şey olabiliyor. Açık alanda avlanan, hızlı uçan bazı türler için lamba bir sofra: ışık böcekleri çekiyor, yarasa da onları orada kolayca buluyor. Ama daha yavaş uçan, ışıktan kaçan bazı türler için lamba bir engel; ışıklı yolu kullanmaktan vazgeçiyor ya da geç çıkıyor. Stone ve arkadaşlarının ölçtüğü gecikme küçük bir ayrıntı gibi görünebilir; ama yaz geceleri zaten kısa, ve yuvadan geç çıkan bir yarasa için bu, avlanmaya ayırabileceği karanlık saatlerin daha da kısalması demek olabilir. Ecrin'in lambanın çevresinde gördüğü yarasalar büyük olasılıkla ilk gruptan; ağaçların altındaki karanlıkta hiç görmediği ise belki ikinci grubun yokluğu.

Ne fark ettiriyor

Ecrin'in ilk sorusu, "kuş mu bunlar?", bir ayırt etme sorusu. Karanlıkta, bir lambanın ışığında bir an görünüp kaybolan küçük bir gölgeyi tanımak kolay değil. Ama Ecrin bir ipucu yakalıyor: bunlar kuş gibi uçmuyor. Dümdüz bir çizgi yerine keskin dönüşler, ani dalışlar, bir zikzak. Bu uçuş biçimi, yarasanın her an bir yankıyı izleyip yönünü değiştirmesinin dışarıdan görünen izi. Bir hayvanın nasıl hareket ettiği, çoğu zaman neyle algıladığını da ele veriyor.

Ecrin'in ikinci sorusu, "yarasalar kör değil mi?", bir inanışı sınamanın başlangıcı. Yarasalar kör değil; ama karanlıkta gözden çok kulağa dayanıyorlar. "Kör gibi" görünen, aslında insanın hiç sahip olmadığı bir duyuyla dünyayı algılayan bir hayvan.

Ecrin'in hiçbir şey duymaması da bir şey öğretiyor. Yarasa sessiz değil; tersine, sürekli bağırıyor. Ama o ses Ecrin'in duyabileceği aralığın dışında. Bir şeyin duyulmaması, orada bir şey olmadığı anlamına gelmiyor; bazen yalnızca bizim duyularımızın sınırında olduğu anlamına geliyor.

Sevim Hanım'ın korkusu, "saçına yapışır", çok eski bir inanış. Ama Jakobsen ve Surlykke'nin bulgusu bu korkunun tersini gösteriyor: bir yarasa uçan bir böceği, son anda yana kaçsa bile yakalayabilecek kadar ince bir algıya sahip. Bu kadar ince algılayan bir hayvanın, bir insanın başını fark etmeyip ona çarpması pek beklenmez.

Son olarak lambanın içi ve dışı. Ecrin lambanın ışığında çok yarasa, karanlıkta az yarasa görüyor. Bu, yarasaların ışığı sevdiği anlamına gelmiyor; ışığın böcekleri topladığı anlamına geliyor. Ve gördüğümüz yarasalar, yalnızca ışığa dayanabilen türler. Lambanın, karanlığa ihtiyaç duyan türler için ne anlama geldiğini, Ecrin göremiyor; çünkü onlar oraya hiç gelmiyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, Akyaka'daki sokak lambasının çevresinde olan şey: yarasalar ultrason çıkarıyor, yankıları dinleyerek böcekleri buluyor, avın son anında ses demetini genişletiyor; lamba böcekleri çektiği için bazı türler orada avlanıyor, bazı türler ise ışıktan kaçıyor. Bu, çok mikrofonlu kayıtlarla ve sahaya kurulan lambalarla ölçülmüş bir süreç.

Bu derste kat 1 dışında bir kat yok; ama yaygın bir benzetmenin sınırı burada da görünüyor. "Yarasa gibi kör" sözü, yarasaya bir eksiklik yüklüyor: görmeyen, karanlıkta el yordamıyla yolunu bulan bir hayvan. Ölçülen yarasa ise bunun tersi: karanlıkta, insanın göremeyeceği ve duyamayacağı küçüklükte bir böceği, son anda yana kaçsa bile yakalayan bir hayvan. Benzetme, yarasanın bize göre eksik olduğu yeri görüyor; yarasanın bizden çok daha iyi algıladığı yeri görmüyor.

Bu sınır bir şeyi daha hatırlatıyor: "görmek" yalnızca gözle olan bir şey değil. Yarasa için karanlıkta görmek, sesle bir dünya kurmak. Bir canlının dünyayı nasıl algıladığını, kendi duyularımızın ölçüsüyle değerlendirdiğimizde, çoğu zaman yanılıyoruz.

Gözlem görevi

Kayıt: Gece gece defterine sıcaklığı, saati, lambanın rengini ve yarasa sayısını yaz. Lambanın içinde, kenarında ve dışında gördüğün yarasaları ayrı say. Yarasaların uçuşunu küçük çizimlerle göster: düz mü, zikzaklı mı, ani dönüşlü mü? Bir dedektör kullandıysan, avın son anında seslerin nasıl değiştiğini dinle ve not et.

Kentte: Kentte hangi sokakların lambalı, hangilerinin karanlık olduğuna dikkat et. Bir parkın lambalı yolu ile karanlık köşesini karşılaştır. Lambaların rengi, beyaz, turuncu ya da sarı, böcek bulutunun büyüklüğünü etkiliyor mu? Eski binaların çatı aralarında, köprü altlarında yarasaların gün boyu sığındığı yerler olup olmadığını araştır.

Sonraki derse köprü

Akyaka'nın yarasaları kentin ışığıyla bir uzlaşma kurdu: kimi ışıkta avlanıyor, kimi ondan kaçıyor. Bir sonraki ders kentte gündüz yaşayan canlılara, kentin kuşlarına bakıyor: kumruya, serçeye, martıya, ve onların insanların arasında nasıl yaşadığına.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.