İçeriğe geç

8.3 · Seviye 8 · Hayvanlar

Kozanın içi

Tırtılın kelebeğe dönüşmesi

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 8, Hayvanlar · 1.369 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Mayıs, Bilecik, Söğüt'e bağlı bir köy. Eski bir köy evinin yukarı odası; pencereler açık, içerisi dut yaprağı kokuyor. Odanın ortasında tahta raflar, rafların üstünde kâğıt seriler, serilerin üstünde yüzlerce beyaz tırtıl. Melahat Teyze her bahar ipekböceği besliyor; annesinden öğrenmiş.

Torunu İrem dokuz yaşında, okulun tatilinde yanına gelmiş. Tırtılların dut yapraklarını yerken çıkardığı sesi dinliyor: yağmurun bir çatıya düşmesi gibi, sürekli, ince bir hışırtı.

Birkaç gün sonra tırtılların bir kısmı yemeyi bırakıyor. Başlarını havaya kaldırıp sağa sola sallıyorlar. Melahat Teyze rafların arasına kuru dallar diziyor. Tırtıllar dallara tırmanıyor, ağızlarından ince, parlak bir iplik çıkarmaya başlıyor. İki gün sonra her birinin yerinde beyaz, oval bir koza var; içleri görünmüyor.

İrem bir kozayı avucuna alıp kulağına tutuyor. Ses yok. "Teyze, tırtıl içeride ne yapıyor? Uyuyor mu?"

Melahat Teyze bir süre düşünüyor. "Annem 'içeride eriyor' derdi. Tırtıl eriyip kelebek oluyor."

"Eriyor mu? O zaman tırtıl ölüyor mu?"

"Bilmem kızım. Ama on beş gün sonra kozayı delip çıkan, o tırtıl."

İrem kozayı yerine bırakıyor. Rafın öbür ucunda, bir hafta önce koza ören birkaç tırtılın kozası delinmiş; dışarıda beyaz, tombul, kanatları kısa birkaç güve yürüyor. İrem onlara bakıyor, sonra elindeki kozaya. "Bu o mu?"

Ne oluyor

İpekböceği, kelebekler ve güveler gibi, hayatı boyunca tümüyle başka biçimlere giren bir böcek. Yumurtadan tırtıl çıkıyor; tırtıl büyüyüp deri değiştiriyor; sonra bir kozanın içinde kıpırtısız bir evreye, pupaya geçiyor; pupadan da kanatlı bir erişkin çıkıyor.

Melahat Teyze'nin annesinin "içeride eriyor" sözü gerçeğe yakın. Pupanın içinde tırtılın dokularının büyük kısmı parçalanıp yeniden düzenleniyor. Ama hepsi değil; ve parçalanmayanlar, yeni bedenin kurulacağı yerler.

Yani kanatların, bacakların, anten ve gözlerin taslakları tırtılın içinde baştan beri var. Tırtıl dut yaprağı yerken, içinde gelecekteki güvenin parçaları küçük, katlanmış hücre kümeleri olarak, bir hormonun "henüz değil" demesiyle bekliyor. Hormon azalınca bu taslaklar açılıyor. Kozanın içinde olan, sıfırdan bir yaratılış değil; tırtılın içinde saklı duran bir planın açılması.

Peki tırtıl ile güve arasında bir süreklilik var mı? Tırtılın yaşadığı bir şey güveye geçebiliyor mu?

Yani tırtılın öğrendiği bir şey, kozanın içindeki büyük dönüşümden geçip güveye ulaşabiliyor. Ama her şey değil: çok erken öğrenilen unutuluyor. Kozanın içinde her şey erimiyor; sinir sisteminin bir kısmı, bir hafızayı taşıyacak kadar sürüyor.

Ne fark ettiriyor

İrem'in ilk sorusu, "uyuyor mu?", kozayı dışarıdan bakan herkesin sorusu. Koza sessiz, kıpırtısız; içinde bir şey olmuyor gibi. Oysa içerisi, tırtılın yaşamındaki en yoğun değişimin yaşandığı yer. Dışarıdan hareketsiz görünen bir evre, içeriden bakıldığında bir yeniden kuruluş.

İrem'in ikinci sorusu, "tırtıl ölüyor mu?", derin bir soru. Melahat Teyze'nin cevabı, "bilmem, ama çıkan o tırtıl", bilimin cevabına şaşırtıcı biçimde yakın. Tırtılın bedeni büyük ölçüde dağılıyor; ama erişkin taslakları, sinir sisteminin bir kısmı ve hatta bir anı, kozanın öbür yanına geçiyor. Ölüm değil, ama sıradan bir büyüme de değil.

Üçüncü sorusu, "bu o mu?", bir kimlik sorusu. Kozadan çıkan güve, dut yaprağı yiyen tırtılla aynı canlı mı? Bedeni neredeyse tümüyle değişmiş; yürüyüşü, yediği, yaşadığı yer değişmiş. Ama Blackiston ve arkadaşlarının bulgusu, bir şeyin aynı kaldığını gösteriyor: tırtılken öğrenilen bir korku güvede de sürüyor. Biçim değişiyor, bir iz kalıyor.

Son olarak Melahat Teyze'nin raflarında olacak bir şey. İpek için yetiştirilen kozaların çoğu, içindeki pupa güveye dönüşmeden önce kaynatılıyor ya da kurutuluyor; çünkü güve kozayı delerse uzun ipek ipliği kopuyor. İrem'in gördüğü delinmiş kozalar, damızlık için ayrılanlar. Kozanın içindeki dönüşüm, ipeğin hikâyesinde çoğu zaman tamamlanmıyor.

Gelenekler ne gördü

Zhuangzi 2, kelebek rüyası — kim

Bir zamanlar Zhuang Zhou rüyasında kelebek olduğunu gördü; neşeyle uçuşan bir kelebekti, keyfince geziniyordu ve Zhou olduğunu bilmiyordu. Birden uyandı; işte yine Zhou'ydu, apaçık. Zhou mu rüyasında kelebek olmuştu, yoksa kelebek mi rüyasında Zhou olmuştu, bilmiyordu.

Zhuangzi'nin en bilinen bölümlerinden biri bu. Rüyada kelebek olan Zhuang Zhou, uyandığında kendi kimliğinden emin olamıyor. Bölüm, Zhou ile kelebek arasında mutlaka bir ayrım olduğunu söyleyerek ve buna "şeylerin dönüşümü" diyerek bitiyor. Dikkat kimde: biçimler arasında geçen bir varlığın, gerçekte hangisi olduğunda.

Dante, Araf X.124–126 — kurtçuk ve kelebek

Anlamıyor musunuz ki biz kurtçuklarız, yargıya hiçbir perdesiz uçan meleksi kelebeği oluşturmak için doğmuş?

Dante, Araf'ın kibirlilerin arındığı katında, kendilerini yüksek gören Hristiyanlara sesleniyor. İnsan bir kurtçuk; ölümden sonra yargının karşısına çıkacak olan ruh ise o kurtçuktan oluşacak bir kelebek. Hemen ardından gelen dizelerde kibirli insanı, oluşumu yarım kalmış bir kurtçuğa benzetiyor. Dikkat kurtçuk ve kelebekte: aşağıdaki, sürünen varlığın, başka bir biçime dönüşmek üzere var olmasında.

Gerilim: Zhuangzi biçim değiştirmeyi bir belirsizlik olarak görüyor: Zhou ile kelebek arasında bir ayrım var, ama hangisinin gerçek olduğu bilinmiyor; dönüşüm, kimliği sorulur hâle getiriyor. Dante ise dönüşümü bir amaç olarak görüyor: kurtçuk kelebek olmak için doğmuş; aşağıdaki biçim, yukarıdaki biçimin hazırlığı. Birinde iki biçim eşit ve birbirinin rüyası olabilir; öbüründe biri öbürünün tamamlanmış hâli. İrem'in kozası ikisinin arasında bir şey gösteriyor: Truman ve arkadaşlarının taslakları Dante'ye yakın, güve tırtılın içinde başından beri bekliyor; Blackiston ve arkadaşlarının anısı ise Zhuangzi'nin sorusunu açık tutuyor, çünkü tırtıldan güveye bir şey geçiyor ama her şey geçmiyor.

Benzetmenin sınırı

"Kozasını yırtmak", "küllerinden doğmak", "tırtıldan kelebeğe": kat 3 bu sözlerin başkalaşıma ne yüklediğine bakıyor. Bu dilde koza bir ölüm ve yeniden doğuş yeri; tırtıl ölüyor, yerine bambaşka, daha güzel bir varlık doğuyor. İnsanın değişimi için güçlü bir imge: eski benliğin bırakılması, yeni ve özgür bir benliğin ortaya çıkması.

Bilimin anlattığı koza bu imgeyi iki yerden düzeltiyor. Birincisi, tırtıl ölmüyor. Bedeninin büyük kısmı dağılsa da, erişkinin taslakları tırtılın içinde baştan beri taşınıyor ve sinir sisteminin bir kısmı, bir anı taşıyacak kadar sürüyor. Kozadan çıkan, "bambaşka bir varlık" değil, aynı canlının başka bir biçimi. İkincisi, değişim bir anda, bir karar ya da bir kırılma anında olmuyor; tırtıl daha yumurtadan çıktığında, gelecekteki kanatlarının taslaklarını taşıyor. Dönüşüm, uzun süredir hazır bekleyen bir şeyin açılması.

İnsanın değişimini anlatırken kelebek imgesini kullanmak yanlış değil; ama bu sınır ona bir incelik katıyor. Belki değişim, eskiyi tümüyle yakmak değil; içimizde zaten bekleyen bir şeyin açılması. Ve eskiden bir şeyler, istesek de istemesek de, yeni biçime taşınıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Tırtılın boyunu birkaç günde bir ölç ve çiz. Deri değiştirdiği günleri, yemeyi bıraktığı günü, pupa ya da koza oluşturduğu günü yaz. Pupanın ya da kozanın rengini ve biçimini her gün kısaca not et; dışarıdan bir değişiklik görebiliyor musun? Erişkinin çıktığı günü yaz ve tırtıl ile erişkini yan yana çiz.

Kentte: Kent parklarında ve bahçelerinde, yaprakların altında, duvar diplerinde, çit tellerinde pupa ve koza ara. Bulduğunda dokunmadan çiz ve yerini not et. Birkaç hafta sonra aynı yere dönüp boş bir pupa kabuğu bulup bulmadığına bak.

Sonraki derse köprü

İpekböceği kozanın içinde bedenini baştan kurdu. Bir sonraki derste değişimin daha sade bir biçimi var: bir yılanın taş dibinde bıraktığı gömleğe, bedenini değil yalnızca eski derisini bırakan bir canlının deri değiştirmek denen değişimine.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.