7.13 · Seviye 7 · Bitkiler
Kamış
Kesilip ney olan kamış
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 7, Bitkiler · 1.341 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Aralık, Antakya. Asi'nin kıyısında, yolun bittiği yerde iki insan boyunu aşan sık bir kamışlık. Kamışların sapları kalın, düz, boğum boğum; yaprakları kurumuş, rüzgârda kâğıt gibi hışırdıyor. Fikret Usta ney yapıyor; her kış bu kıyıya iner, kamış seçer.
Bu yıl yanında Dilek var. Konservatuvarda ney öğreniyor; hocası "neyin nereden geldiğini görmeden çalma" demiş. Fikret Usta kamışlığın içine giriyor, sapları tek tek elleriyle yokluyor, birini bükmeye çalışıyor, bırakıyor; bir başkasına geçiyor.
"Ne arıyorsunuz usta?"
"Düz olanı. Boğumları birbirine yakın olmayanı. Duvarı ne çok kalın ne çok ince olanı." Bir kamışın önünde duruyor. Aşağıdan yukarı boğumları sayıyor. "Bu olur. Dokuz boğum çıkar bundan."
Bıçağıyla dibinden kesiyor. Kamış hafif bir çıtırtıyla ayrılıyor. Fikret Usta onu yapraklarından temizleyip kucağına alıyor.
Dilek kesilen yere bakıyor; kökler yerin altında, kamışlığın geri kalanı yerinde duruyor. "Usta, Mevlânâ'nın neyi bu muydu? 'Beni sazlıktan kestiklerinden beri' diyen?"
Fikret Usta gülüyor. "Bu da öyle diyecek. Ama önce bir yıl kuruyacak. Yaş kamıştan ney olmaz; ses vermez, çatlar."
Dilek kamışın kesik ucunu tutuyor. İçi boş, bir parmak sığacak kadar. İçinde ince, beyaz, kâğıt gibi bir zar var.
Ne oluyor
Fikret Usta'nın "kargı" dediği bitki, büyük bir ot. Buğday, arpa, mısır gibi buğdaygiller ailesinden; ama iki üç metreyi aşan boyu ve kalın gövdesiyle bir ağaç gibi duruyor.
Yani Asi kıyısındaki kamışlık, yüzlerce ayrı bitki gibi görünse de, büyük olasılıkla toprağın altında birbirine bağlı, genetik olarak birbirinin aynı olan bir bütün. Fikret Usta bir kamışı keserken, aslında bir bütünün bir parçasını ondan ayırıyor.
Kamışın gövdesi boğumlarla bölünmüş boş tüplerden oluşuyor. Dilek'in parmağıyla yokladığı boşluk bir boğum arası; içindeki ince zar, boğumdaki bölmenin bir parçası. Ney yapımcısı bu bölmeleri delip kamışı baştan sona açık bir tüpe çeviriyor.
Peki bu kadar ince duvarlı bir tüp, rüzgârda nasıl ayakta kalıyor; ve Fikret Usta neden kamışı bir yıl kurutuyor?
Arpa ile kamış aynı aileden; ikisinin gövdesi de içi boş, boğumlu bir tüp. İçi boş bir tüp, aynı miktarda malzemeden yapılmış dolu bir çubuğa göre eğilmeye daha iyi dayanır, çünkü malzeme gövdenin dışına, en çok zorlanan yere yerleşmiştir. Gianinetti ve Baronchelli'nin bulgusu ise Fikret Usta'nın "yaş kamıştan ney olmaz" sözüne bir gerekçe veriyor: kuruyan gövde sertleşiyor. Ney yapımcısının bir yıl beklemesi, kamışın kendi suyunu bırakıp sert, kararlı bir tüpe dönüşmesini beklemek.
Ne fark ettiriyor
Dilek'in sorusu, "Mevlânâ'nın neyi bu muydu?", kesilen kamışla Mesnevi'nin açılışını birleştiriyor. Fikret Usta'nın cevabı da öyle: "bu da öyle diyecek." Ama Karczewski ve arkadaşlarının bulgusu bu imgeye beklenmedik bir derinlik katıyor. Kamışlık, toprağın altında birbirine bağlı tek bir bütün olabilir. Kesilen kamış, ayrı bir varlıktan değil, kendi bütününden ayrılıyor. Neyin sazlıktan ayrılışı, bir parçanın kendi kökünden ayrılışı.
Fikret Usta'nın kamış seçmesi de bir şey söylüyor. "Düz olanı, boğumları birbirine yakın olmayanı, duvarı ne çok kalın ne çok ince olanı." Karczewski ve arkadaşları aynı türün, aynı genetik yapının farklı yerlerde farklı sesler verdiğini buldu. Fikret Usta'nın elleri ve gözleri, bir laboratuvarın yoğunluk ve sertlik ölçümleriyle aradığı şeyi arıyor: hangi kamış iyi bir ses verecek.
Son olarak kurutma. Fikret Usta kamışı kesiyor, ama hemen ney yapmıyor; bir yıl bekliyor. Yaş kamış, Gianinetti ve Baronchelli'nin arpası gibi, hâlâ içinde su taşıyan, yumuşak, sesi kararsız bir gövde. Kuruyan kamış ise sertleşiyor ve bir çalgıya dönüşmeye hazır oluyor. Neyin sesi, kamışın canlıyken taşıdığı suyu bıraktıktan sonra geliyor.
Gelenekler ne gördü
Mesnevi I.1–4 — ayrılık
Dinle neyi, nasıl hikâye ediyor; ayrılıklardan şikâyet ediyor. Beni sazlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de kadın da ağladı.
Mevlânâ'nın Mesnevi'si bu dizelerle açılıyor. Ney, kesildiği sazlığı özlüyor; sesi o ayrılığın feryadı. Hemen ardından gelen dizelerde ney, ayrılıktan parça parça olmuş bir göğüs istiyor ki özlemin derdini anlatabilsin; ve aslından uzak düşen herkesin kavuşma zamanını yeniden aradığını söylüyor. Dikkat ayrılıkta: neyin sesinin, kesildiği yerden uzak düşmesinden doğmasında.
Pascal, Düşünceler 347 — kırılganlık
İnsan yalnızca bir kamıştır, doğadaki en zayıf şey; ama düşünen bir kamıştır. Onu ezmek için bütün evrenin silahlanması gerekmez; bir buhar, bir damla su onu öldürmeye yeter.
Pascal insanı bir kamışa benzetiyor: kırılgan, kolayca ezilen. Ama hemen ardından evren onu ezse bile insanın kendisini öldürenden daha soylu olacağını, çünkü öldüğünü ve evrenin ona üstünlüğünü bildiğini, evrenin ise bundan habersiz olduğunu söylüyor. Dikkat kırılganlıkta: en zayıf olanın, düşünce sayesinde en soylu olabilmesinde.
Yeşaya 42:3 — özen
Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek
Yeşaya, Tanrı'nın gönderdiği kulu anlatıyor: bu kul güçlü olanı değil, ezilmiş olanı gözetiyor; yarı kırılmış bir kamışı büsbütün kırmıyor, sönmek üzere olan bir fitili söndürmüyor. Dikkat özende: zayıf ve kırılmak üzere olana gösterilen dikkatte.
Gerilim: Mesnevi kesilmiş kamışın sesini bir ayrılık feryadı olarak duyuyor; kamışın değeri, kesilmesiyle ve ayrılığıyla başlıyor. Pascal kamışı insanın kırılganlığının imgesi yapıyor; ama değeri kesilmekte değil, düşünmekte buluyor. Yeşaya ise kırılmak üzere olan kamışı korunacak bir şey olarak görüyor; değeri, kırılmadan kalmasında. Biri kesilmişin, biri kırılganın, biri ezilmişin sesini duyuyor. Fikret Usta'nın kucağındaki kamış üçünü birden taşıyor: kesildi ve ney olacak; ince duvarlı, kırılgan bir tüp; ve bir yıl boyunca, kırılmasın diye, dikkatle kurutulacak.
Benzetmenin sınırı
"Ney ayrılıktan inler", "kamış sazlığını özler": kat 3 bu sözlerin kesilen kamışa ne yüklediğine bakıyor. Mesnevi'nin imgesinde ney bir varlık: hatırlıyor, özlüyor, şikâyet ediyor, ağlıyor. Neyin sesi bu özlemin sesi.
Bilimin anlattığı kamış hatırlamıyor, özlemiyor. Kesildiği an, içindeki su yavaş yavaş buharlaşan, hücreleri ölen bir sap. Neyin sesi kamışın kendi sesi değil; neyzenin nefesi, kamışın içi boş tüpünde titreşen havanın sesi. Ayrılığın feryadı, kamışta değil, ona üfleyen insanda.
Ama Mesnevi'nin imgesi zaten bir benzetme olduğunu biliyor. Mevlânâ neyi insan ruhunun, aslından ayrılmış, kavuşmayı özleyen ruhun bir imgesi olarak kullanıyor. Kamışın kendisi bir şey özlemiyor; ama kamış, özleyen insanın sesini taşıyabiliyor. Belki benzetmenin sınırı tam da burada: kamış boş olduğu için ses veriyor. Neyin sesi, içi doluyken değil, oyulup boşaltıldıktan sonra çıkıyor. Bilimin anlattığı boş tüp ile Mevlânâ'nın anlattığı özleyen ney, aynı boşlukta buluşuyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Kamışın boydan bir çizimini yap; her boğumu ve boğum arasının uzunluğunu işaretle. Boğum aralarının aşağıdan yukarıya doğru uzayıp kısaldığını not et. Bir kesitini çiz: dış çap, iç çap, duvar kalınlığı. Yaş bir sapla kuru bir sapı aynı elle bükmeye çalış; hangisi daha kolay bükülüyor, hangisi daha çabuk kırılıyor?
Kentte: Kentte kamışın, kargının ya da bambunun kullanıldığı yerleri ara: bir bahçe çiti, bir gölgelik, bir sepet, bir sandalye, bir çalgı dükkânı. Bir çalgı dükkânında bir neyin ya da bir kavalın boğumlarına bak; kaç boğum sayıyorsun, delikler nerede açılmış?
Sonraki derse köprü
Fikret Usta'nın kamışları toprağın altında birbirine bağlıydı. Bir sonraki ders bu bağlantı fikrinin çok konuşulan bir biçimine bakıyor: ağaçlar konuşur mu, ve "orman internet ağı" haberleri ne kadar doğru?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.