İçeriğe geç

7.6 · Seviye 7 · Bitkiler

Ayçiçeği

Genç ayçiçeği Güneş'i izler, olgunu doğuya bakar

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 7, Bitkiler · 1.314 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran sonu, Tekirdağ, Hayrabolu. Kâmil Bey'in iki tarlası yan yana. Birinde ayçiçekleri henüz diz boyunu geçmiş, tepelerinde çiçek yok, yalnızca yeşil, sıkı bir tomurcuk. Öbüründe, erken ekilmiş tarlada, ayçiçekleri boy atmış, kocaman sarı tablaları açmış.

Kâmil Bey'in torunu İpek on bir yaşında; yaz tatilinde dedesinin yanında. Sabah erkenden genç tarlaya çıkıyorlar. Güneş yeni doğmuş, tarlanın doğusundaki kavakların üstünde. İpek fark ediyor: genç bitkilerin hepsinin tepesi doğuya eğilmiş, yaprakları güneşe dönmüş.

Öğleden sonra yine geliyorlar. Güneş batıya kaymış. Genç bitkilerin tepeleri de batıya dönmüş. İpek şaşırıyor. "Dede, bunlar gün boyu dönüyor mu?"

"Döner," diyor Kâmil Bey. "Güneşin peşinden gider bunlar. Adı üstünde: ayçiçeği, gün çiçeği."

İpek ertesi sabah, gün doğmadan, karanlıkta tarlaya iniyor; elinde bir el feneri. Feneri genç bitkilere tutuyor. Tepelerin hepsi yine doğuya bakıyor; gece boyunca, güneş yokken, geri dönmüşler.

Sonra yan tarlaya, açmış olanlara bakıyor. Sarı tablaların hepsi doğuya dönük. Öğleden sonra yine bakıyor: hâlâ doğuya. Akşam da doğuya. Olgun ayçiçekleri güneşi izlemiyor.

"Dede, bunlar neden dönmüyor? Güneşi sevmiyorlar mı artık?"

Kâmil Bey gülüyor. "Bunlar büyüdü kızım. Büyüyünce bir yere bakarlar, oradan ayrılmazlar."

Ne oluyor

İpek'in iki gözlemi, genç bitkilerin dönmesi ve olgun bitkilerin doğuda durması, birbirine bağlı tek bir sürecin iki evresi.

Mekanizma 7.2'de fesleğende gördüğümüz şeye benziyor, ama bir farkla. Fesleğende ışık hangi yandan geliyorsa, gölgedeki yan daha çok uzuyordu. Genç ayçiçeğinde gündüz gövdenin doğu yüzü daha çok uzuyor; gövde batıya doğru eğiliyor ve tepe güneşi izliyor. Gece ise batı yüzü daha çok uzuyor; gövde doğuya geri dönüyor. İpek'in fenerle gördüğü, bu gece uzamasının sonucu: güneş yokken bile, bitki sabahın nereden geleceğini "biliyor".

Gece dönüşü yapan şey bu iç saat. Bitki gün doğumunu beklemiyor; saatine göre önceden hazırlanıyor. Atamian ve arkadaşlarının bulduğu ilginç bir ayrıntı da şu: gövdenin iki yanında farklı çalışan genler, büyümeyi ve ışığa yönelmeyi düzenleyen genler; saat genlerinin kendisi iki yanda farklı çalışmıyor. Saat bütün bitkide aynı zamanı tutuyor, ama o zamanın iki yana ne söyleyeceği farklı.

Peki olgun bitkiler neden doğuda duruyor? Gövde büyümeyi bıraktığında, artık bir yanını öbüründen hızlı uzatamıyor; dönmek için gereken büyüme bitiyor. Ama durduğu yön rastgele değil.

Yani olgun ayçiçeği sabah güneşini yüzüne alıyor; tabla sabah erkenden ısınıyor, polen erkenden hazır oluyor, arılar erkenden geliyor. Doğu, ayçiçeğinin "son kararı".

Ne fark ettiriyor

İpek'in ilk gözlemi, "gün boyu dönüyor", Kâmil Bey'in bildiği bir şey: ayçiçeği güneşin peşinden gider. Ama İpek'in fenerle gece yaptığı gözlem, dedenin bilmediği bir şeyi gösterdi: bitki güneş yokken de dönüyor. Bu küçük deney, ayçiçeğinin güneşi yalnızca izlemediğini, aynı zamanda önceden beklediğini ortaya koyuyor. Gündüz güneşin peşinden gidiyor; gece, onun sabah nereden doğacağını hesaba katarak geri dönüyor.

İpek'in ikinci sorusu, "güneşi sevmiyorlar mı artık?", ayçiçeğine bir duygu yüklüyor. Kâmil Bey'in cevabı da öyle: "büyüyünce bir yere bakarlar, oradan ayrılmazlar." İkisi de bitkinin davranışını insan diliyle anlatıyor. Ama Creux ve arkadaşlarının bulgusu, bu "bakılan yer"in neden doğu olduğunu açıklıyor: sabah güneşiyle ısınan tabla, arıları erken çekiyor. Olgun ayçiçeği güneşi sevmekten vazgeçmiyor; sabah güneşini seçiyor.

Bir de "ayçiçeği" adı var. Türkçede bu bitkiye "gündöndü" de deniyor; İngilizcede "sunflower", güneş çiçeği. Adlar bitkinin güneşi izlediği izlenimini taşıyor. Ama tarlada en çok görünen, açmış, olgun ayçiçekleri; ve onlar güneşi izlemiyor, doğuya bakıyor. Güneşi izleyen, henüz çiçek açmamış genç bitkiler. Bitkiye adını veren hareket, en az dikkat çeken evresinde yaşanıyor.

İpek'in feneri bir şeyi daha öğretiyor: bir canlının ne yaptığını anlamak için bazen ona en az bakılan saatte bakmak gerekiyor. Gündüz tarlaya çıkan herkes ayçiçeğinin güneşi izlediğini görür; gece dönüşünü görmek için karanlıkta, kimsenin bakmadığı bir saatte tarlaya inmek gerekti.

Son olarak iki tarla. Kâmil Bey'in tarlaları aynı bitkinin iki ayrı yaşını yan yana gösteriyor: biri hâlâ dönüyor, öbürü durmuş. Bir bitkinin davranışı yaşamı boyunca değişiyor; genç bitki ışığı arıyor, olgun bitki tozlayıcıyı bekliyor.

Gelenekler ne gördü

Ovidius, Metamorfozlar 4.264–270 — özlem

O, kökle tutulsa da, kendi Güneş'ine döner ve değişmiş hâliyle aşkını korur.

Ovidius'un anlattığı efsanede Klytie adında bir su perisi, Güneş tanrısına âşıktır; ama tanrı onu bırakmıştır. Klytie dokuz gün boyunca yemeden içmeden, açıkta, gece gündüz çıplak toprağın üstünde, saçları dağınık oturur; Ovidius onun bu dokuz günü yalnızca saf çiyle ve kendi gözyaşlarıyla geçirdiğini söylüyor. Yerinden hiç kıpırdamaz, yalnızca gökyüzünde geçen tanrının yüzüne bakar, yüzünü hep ona çevirir. Ovidius dönüşümü bir söylenti gibi aktarıyor: "derler ki" bedeni toprağa yapışır, renginin bir kısmı solgun otlara, bir kısmı kızıl bir çiçeğe dönüşür. Kök salmış olsa da yüzünü Güneş'e çevirmeye devam eder. Dikkat özlemde: ulaşılamayan bir şeye, yerinden kıpırdayamadan, hep dönük kalmakta.

Ovidius'un çiçeği ayçiçeği değil. Metne göre menekşeye çok benzeyen, kızıl ve solgun renkli bir çiçek. Ayçiçeği Kuzey Amerika'nın bitkisi; Avrupa'ya ancak on altıncı yüzyılda geldi, Ovidius'tan bin beş yüz yıl sonra. Bugün Klytie'nin hikâyesi çoğu zaman ayçiçeğiyle birlikte anlatılıyor; güneşe dönen yeni çiçek, eski efsanenin taşıyıcısı olmuş.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, ayçiçeğinin gövdesinde olan şey: gündüz doğu yüzü, gece batı yüzü uzuyor; bir iç saat bu sırayı düzenliyor; gövde büyümeyi bırakınca hareket duruyor ve tabla doğuda kalıyor. Bu, deneyle ölçülmüş, genleri bile belirlenmiş bir süreç.

Kat 3, ayçiçeğinin güneşe dönmesine yüklenen anlam. Klytie'nin efsanesi bu dönüşü bir aşk, bir özlem, bir sadakat olarak okuyor: kök salmış bir varlık, ulaşamadığı sevgilisine hep dönük kalıyor. Bu imge güçlü, ve "ayçiçeği gibi" ifadesi insanların dilinde hâlâ bir bağlılık anlamı taşıyor.

Ama bilimin anlattığı ayçiçeği, efsanenin tersini yapıyor. Klytie ömrünün sonuna kadar Güneş'i izliyor. Ayçiçeği ise ancak gençken izliyor; olgunlaşınca izlemeyi bırakıyor ve tek bir yöne, doğuya bakıp kalıyor. Bu bir sadakatsizlik değil; ama bir aşk da değil. Gençlikteki dönüş daha çok ışık toplamak, olgunluktaki duruş daha çok arı çekmek için. Ayçiçeğine yüklediğimiz bağlılık, aslında bir büyüme evresinin, bir iç saatin ve bir sıcaklık hesabının sonucu. Efsane bitkide kendi özlemimizi görüyor; bitkinin kendisi bir özlem taşımıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Her gözlem saatini ve iki bitkinin baktığı yönü bir tabloya yaz. Genç bitkinin dönüşünü bir pusula gülünün üstünde oklarla göster. Gece gözleminde genç bitki hangi yöne bakıyordu? Olgun bitkinin yönü gün içinde değişti mi? Olgun tablanın sabah ve öğleden sonra yüzeyine elini koy; hangisi daha sıcak?

Kentte: Bir saksıda ya da bir balkonda ayçiçeği yetiştir. Genç bitkinin gün içindeki dönüşünü, saksının nereye konduğuna göre izle. Işığı yalnız camdan alan bir pencere önü saksısındaki ayçiçeği, açık bir bahçedeki ayçiçeği gibi dönüyor mu, yoksa 7.2'deki fesleğen gibi yalnızca ışığa mı eğiliyor?

Sonraki derse köprü

Ayçiçeğinin tablası olgunlaşınca doğuya dönüp durdu. Bir sonraki ders, çiçeğin açmasına bakıyor: sabah açıp akşam kapanan bir çiçeğin, her gün tekrarlanan hareketine.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.