İçeriğe geç

7.5 · Seviye 7 · Bitkiler

Rüzgârda güçlenen gövde

Açıkta büyüyen ağacın kalın gövdesi

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 7, Bitkiler · 1.316 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ekim, Datça Yarımadası. Yarımadanın sırtında, iki denizin arasında, rüzgârın hiç dinmediği çıplak bir tepe. Tepenin üstünde tek başına bir kızılçam duruyor. Boyu çok uzun değil, ama gövdesi kalın ve aşağıya doğru belirgin biçimde genişliyor; tepesi bir yana yatmış, dalları hep aynı yöne uzanmış. Gövdenin dibi, bir fil ayağı gibi toprağa basıyor.

Aysel Hanım orman mühendisi; on dört yaşındaki yeğeni Doruk'la tepeye yürümüşler. Az önce aşağıda, iki tepenin arasındaki kuytu bir derede, yan yana sık büyümüş kızılçamların arasından geçtiler. Oradaki ağaçlar uzun, düz, ince gövdeliydi; dalları yalnızca tepede, birbirine sıkışmış.

Doruk tepedeki ağacın gövdesine sarılmaya çalışıyor; kolları yetmiyor. "Teyze, bu ağaç aşağıdakilerden daha mı yaşlı? Ne kadar kalın."

Aysel Hanım gövdeye bakıyor. "Belki. Ama belki de aynı yaşta. Bu ağaç ömrü boyunca rüzgâr yedi. Aşağıdakiler hiç yemedi."

"Rüzgâr onu kalınlaştırdı mı yani?"

"Bir bakıma, evet."

Doruk ağacın yatık tepesine, sonra aşağıdaki dereye bakıyor. Rüzgâr kulaklarında uğulduyor; tepedeki ağacın dalları sallanıyor, gövdesi neredeyse kıpırdamıyor.

Ne oluyor

Aysel Hanım'ın "bir bakıma, evet" cevabının arkasında yetmiş yıllık bir deney var.

Yani rüzgâr ağacı gerçekten kalınlaştırıyor. Daha doğrusu: ağaç, rüzgârda sallandıkça, sallandığı yerde daha çok odun yapıyor. Gergi teliyle korunan ağaç sallanmadığı için gövdesine daha az odun eklemiş; korunmasını kaybettiği gün de rüzgâra dayanamayacak hâldeymiş.

Bu tepki ağaçlara özgü değil. Laboratuvarda küçük otsu bitkiler bile, her gün birkaç kez dokunulduğunda ya da eğildiğinde, daha kısa ve daha tıknaz büyüyor. Bitkinin dokunmayı nasıl "hissettiği" de araştırılıyor.

Datça'daki çamın yaşadığı, bu deneylerin ağaç ölçeğindeki karşılığı. Rüzgâr her gün gövdeyi bükmüş; bükülen gövde her yıl biraz daha kalın bir halka eklemiş; özellikle alt kısma, bükülmenin en çok zorladığı yere. Fil ayağı gibi genişleyen dip bunun izi.

Ne fark ettiriyor

Doruk'un ilk sorusu, "bu ağaç daha mı yaşlı?", akla gelen ilk cevabı soruyor: kalın ağaç yaşlı ağaçtır. Çoğu zaman doğru; ama burada kalınlığın başka bir nedeni var. Aynı yaşta iki ağaçtan biri tepede, öbürü derede büyüse, tepedeki daha kalın ve daha kısa, deredeki daha ince ve daha uzun olabilir. Bir ağacın gövdesi yalnızca yaşını değil, nasıl bir hayat yaşadığını da gösteriyor.

Aşağıdaki deredeki çamlar da bir şey söylüyor. Orada rüzgâr az; ama ışık için yarış çok. Sık büyüyen ağaçlar boya yatırım yapmış: ince, uzun gövdeler, tepede toplanmış dallar. Bu ağaçlar sakin bir yerde iyi duruyor; ama Jacobs'ın gergi telli çamları gibi, bir gün çevrelerindeki ağaçlar kesilir ve açıkta kalırlarsa, ilk sert fırtınada devrilme olasılıkları daha yüksek. Ormancıların bir ormanı seyreltirken dikkat ettiği şeylerden biri bu: korunmuş bir ağacı bir anda açıkta bırakmak.

Jacobs'ın deneyinde bir ayrıntı daha var. Sabitlenen ağaçların bir dizisinde, bir süre sonra yalnızca alt kısım bağlı bırakılıp üst kısmın sallanmasına izin verilmiş; bu ağaçlar sonraki sekiz yıl boyunca bulundukları yerin olanaklarını iyi kullanmışlar. Boydan boya sabitlenip hiç sallanmasına izin verilmeyen dizide ise on beş yıl boyunca çap ve hacim artışında giderek ilerleyen bir gerileme görülmüş. Jacobs bir şeyi daha not ediyor: aynı dizideki ağaçlar sallanmaya aynı ölçüde tepki vermiyor; bu bireysel farkın, bazı ağaçların zamanla ötekilerin üstüne çıkıp öne geçmesine katkıda bulunan etkenlerden biri gibi göründüğünü söylüyor. Sallanma her ağaca aynı şeyi yapmıyor.

Son olarak tepedeki ağacın biçimi: tepesi bir yana yatmış, dalları hep aynı yöne uzanmış. Jacobs bunu da görmüştü: sallanma, gövdenin hâkim rüzgâr yönünde yassılaşmasına yol açıyor. Datça'nın sırtında rüzgâr çoğunlukla aynı yönden esiyorsa, ağacın gövdesi de, dalları da o rüzgârın kaydını tutuyor. Bir ağaca bakarak, orada yıllar boyunca hangi yönden rüzgâr estiğini okumak mümkün.

Gelenekler ne gördü

Seneca, De Providentia 4.16 — sınanmak

Rüzgârın sık sık saldırmadığı ağaç sağlam da güçlü de olmaz; çünkü sarsıldıkça sıkılaşır ve köklerini daha sağlam salar. Güneşli bir vadide büyüyenler kırılgandır.

Stoacı filozof Seneca, "Tanrı iyi insanlara neden kötülük gönderir?" sorusuna cevap verirken bu benzetmeyi kullanıyor. Ağacı sağlamlaştıran rüzgâr gibi, insanı sağlamlaştıran da zorluklar. Güneşli, kuytu bir vadide büyüyen ağaç ilk fırtınada kırılır. Dikkat sınanmakta: zorluğun, dayanıklılığın kaynağı olmasında.

Ezop, Meşe ve Saz — eğilmek

Siz rüzgârla savaşıyor, onunla çekişiyorsunuz, bu yüzden yıkılıyorsunuz; bizse en küçük esintide eğiliyoruz, bu yüzden kırılmadan kalıyor, kurtuluyoruz.

Masalda kocaman bir meşe rüzgârla kökünden sökülüp bir derenin üstüne devriliyor ve sazların arasına düşüyor. Bu kadar hafif ve zayıf sazların rüzgârda nasıl ezilmediğini sorunca sazlar bu cevabı veriyor. Townsend'in İngilizce derlemesi masalı «eğil ki kazan» anlamına gelen kısa bir kıssayla bitiriyor; böylece eğilmek yalnızca hayatta kalmanın değil, sonunda üstün gelmenin de yolu olarak sunuluyor. Dikkat eğilmekte: karşı koymak yerine boyun eğmenin, kırılmadan kalmanın yolu olmasında.

Gerilim: Seneca rüzgârın ağacı güçlendirdiğini söylüyor: sarsılan ağaç sıkılaşıyor, kökünü sağlam salıyor; kuytuda büyüyen kırılgan kalıyor. Ezop'un masalı ise rüzgâra karşı duranın yıkıldığını, eğilenin kurtulduğunu anlatıyor. Biri dayanmanın, öbürü eğilmenin erdemini öne çıkarıyor. Datça'daki çam ikisini birden yapıyor: dalları rüzgârla eğiliyor, tepesi bir yana yatmış; ama gövdesi o eğilmelerin her biriyle biraz daha kalınlaşmış. Jacobs'ın çamları da öyleydi: sallanmalarına izin verilenler güçlendi, sallanmaları engellenenler zayıf kaldı. Ağaç güçlenmek için eğilmek zorunda; sert duran değil, sallanan güçleniyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, ağacın gövdesinde olan şey: rüzgâr gövdeyi büküyor, bükülme bir dizi sinyal başlatıyor, gövde bükülmenin en çok olduğu yerde daha çok odun yapıyor. Sallanması engellenen bir ağaç bu sinyali almıyor ve daha ince kalıyor. Bu ölçülebilen, deneyle gösterilmiş bir süreç.

Kat 3, "zorluk insanı güçlendirir" sözünün bu süreçten çıkardığı anlam. Seneca'nın benzetmesi, Jacobs'ın deneyinden yaklaşık on dokuz yüzyıl önce, bir gözlemi bir öğretiye çeviriyor: rüzgâr ağacı, zorluk insanı sağlamlaştırır. Bu benzetmenin bir doğru yanı var; Jacobs'ın çamları gerçekten de sallanarak güçlendi.

Ama benzetmenin sınırı da burada. Rüzgâr ağacı ancak belli bir ölçüye kadar güçlendiriyor. Ölçüyü aşan bir fırtına ağacı devirir; Ezop'un meşesi de rüzgârla kökünden sökülmüştü. Ağacın güçlenmesi, kırılmadan bükülebildiği rüzgârlarla oluyor; kıran rüzgâr güçlendirmiyor, öldürüyor. "Zorluk güçlendirir" sözü bu ayrımı silerse, her zorluğu yararlı saymaya, kıran zorluğu da güçlendiren zorlukla aynı kefeye koymaya varabilir. Datça'daki çam tepede ayakta duruyor; ama aynı tepede devrilmiş, çürümüş başka ağaçlar da olabilir. Onları görmüyoruz, çünkü hikâyeyi hep ayakta kalan anlatıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: İki ağacı yan yana çiz: gövdenin dipten tepeye nasıl inceldiğini, dalların hangi yöne uzandığını, tepenin bir yana yatıp yatmadığını göster. Gövde çevresini ve tahmini boyu yaz, boyun çevreye oranını hesapla. Açıktaki ağacın dalları bir yöne doğru uzanıyorsa o yönü bir pusulayla bul ve hâkim rüzgârın nereden estiğini tahmin et.

Kentte: Kentte, yüksek binaların arasındaki rüzgâr koridorlarında, bir köprünün ya da bir caddenin açık ucunda büyüyen ağaçlara bak. Bir sokak ağacının desteklendiği kazığı ya da telleri gör: bu destek ne zamandır orada? Yıllarca kazığa bağlı kalmış bir ağacın gövdesiyle, kazıktan erken kurtarılmış bir ağacın gövdesini karşılaştır.

Sonraki derse köprü

Datça'daki çam rüzgârın yönünü gövdesinde ve dallarında tutuyor. Bir sonraki ders başka bir yönelişe bakıyor: genç ayçiçeğinin gün boyu Güneş'i izlemesine, olgun ayçiçeğinin ise hep doğuya bakmasına.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.