İçeriğe geç

5.6 · Seviye 5 · Hava ve mevsim

Bulutları okumak

Öğleden sonra büyüyen kümülüs

Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 5, Hava ve mevsim · 1.342 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran sonu, Bolu'nun bir dağ köyü. Ot biçme zamanı. Sabah gökyüzü pırıl pırıl; Fadime Nine, oğlu Halil ve torunu Elçin çayırda. Halil tırpanı sallıyor, Fadime Nine ile Elçin biçilen otları tırmıkla seriyor.

Öğleye doğru batıdaki dağların üstünde küçük, beyaz, pamuk gibi bulutlar beliriyor. Elçin dokuz yaşında; sırtüstü yatıp bulutlara bakıyor. "Nine, şu bir koyun. Şu da ejderha. Bak, ağzını açmış."

Fadime Nine de bakıyor, ama başka bir şeye. Bulutların tabanı dümdüz, tepeleri karnabahar gibi kabarmış. Bir saat sonra bazıları yukarı doğru uzamış, kuleler gibi yükselmiş. "Halil," diyor, "otu yığmaya başlayalım. İkindiye yağmur gelir."

Halil telefonuna bakıyor. "Hava durumu yarın yağmur diyor ana. Bugün açık."

"Bulutlar başka diyor," diyor Fadime Nine. "Bak, şu en büyüğünün tepesi yayılmaya başladı."

Halil ikna olmuyor; biçmeye devam ediyor. Saat üçe doğru batıdaki kulenin tepesi örs gibi yanlara açılıyor, altı kararıyor. Uzaktan bir gürültü geliyor. Halil tırpanı bırakıp koşuyor; üçü birden otları yığmaya çalışıyor. Yarım saat sonra iri damlalar düşmeye başlıyor. Otun yarısı ıslanıyor.

Akşam Halil annesine soruyor: "Nereden bildin?"

"Bulutun tepesine baktım," diyor Fadime Nine. "Sen telefona baktın."

Ne oluyor

Fadime Nine'nin gördüğü şey, yaz öğleden sonralarında karanın üstünde sık görülen bir gelişme. Güneş sabahtan beri toprağı ısıtıyor; toprağın üstündeki hava ısınıp hafifliyor ve kabarcıklar hâlinde yükseliyor. Yükselen hava soğuyor; belli bir yükseklikte içindeki buhar yoğuşuyor ve bulut oluşuyor. Bulutun tabanının dümdüz olması bu yüzden: yoğuşmanın başladığı yükseklik.

Havanın yüksek katmanları yeterince soğuksa, yükselen hava durmadan yükselmeye devam ediyor ve bulut bir kuleye dönüşüyor. Kulenin tepesi, yükselmenin durduğu sınıra çarpınca yanlara yayılıyor ve örs biçimini alıyor.

Fadime Nine'nin "tepesine baktım" sözü, bu dönüşümün ilk işaretlerine bakmak demek. Meteorologlar da aynı işarete, yukarıdan, uydudan bakıyor.

Yani bir bulutun tepesinin ne kadar hızlı yükseldiği, yağmurdan önce okunabilen bir işaret. Fadime Nine bunu gözüyle, kulelerin büyüme hızından okudu.

Ama hava durumu uygulaması neden yanıldı? Bunun bir nedeni, bu tür öğleden sonra fırtınalarının yerel ve kısa ömürlü olması. Bir başka nedeni de modellerin bu dönüşümü zamanlamakta zorlanması.

Bolu'nun yaylası tropik bir deney alanı değil; iklimi, nemi, dağları başka. Bu yüzden oradaki saati Bolu'ya taşımak doğru olmaz. Ama çalışmanın genel bulgusu buraya da uyuyor: karada sabahki güneşin ısıttığı hava, fırtınaya ancak öğleden sonra dönüşüyor ve bu gecikmeyi modeller kolayca kaçırabiliyor. Fadime Nine'nin kulesinin saat üçe doğru örs açması, bu genel resmin içinde duruyor; Halil'in uygulamasının günü kaçırması da.

Ne fark ettiriyor

Elçin ile Fadime Nine aynı bulutlara baktı ama farklı şeyler okudu. Elçin biçimlere baktı: koyun, ejderha. Fadime Nine ise bir süreç izledi: tabanın düzlüğünü, tepenin kabarmasını, kulenin yükselme hızını, sonunda örsün açılmasını. Biri bir resim gördü, öbürü bir hikâyenin gidişatını.

Halil ile Fadime Nine'nin ayrılığı da bir şey öğretiyor. Halil'in telefonu bütün bölge için bir tahmin yaptı; Fadime Nine ise tam o çayırın üstündeki gökyüzüne baktı. Telefon daha geniş bir alana, gökyüzü ise daha dar ama daha yakın bir zamana dair konuşuyor. İkisi birbirinin yerini tutmuyor, birbirini tamamlıyor.

"Tepesine baktım" sözü, bulut okumanın özünü özetliyor. Bulutun tabanı yalnızca yoğuşmanın nerede başladığını söylüyor; tepesi ise havanın ne kadar kararsız olduğunu, yükselmenin ne kadar güçlü olduğunu. Bulutun hikâyesi tepesinde yazılı.

Bir de Elçin'in koyunu ile ejderhası var. Bunlar yanlış bir okuma değil; bir bulutun biçimine bakmak dikkati gökyüzüne çeviriyor. Ama o biçim bulutun ne yapacağını söylemiyor. Bir ejderha bir saat sonra dağılabilir, bir koyun bir saat sonra fırtınaya dönüşebilir.

Gelenekler ne gördü

Nûr 24:43 — sürülmek

Bilmez misiniz ki, Allah bulutları sürer, sonra onları bir araya getirir; üstüste yığar, sen de onların arasından yağmur yağdığını görürsün.

Ayet bulutun bir gelişimini sırayla sayıyor: sürülmek, bir araya gelmek, üst üste yığılmak, yağmur. Ardından içinde dolu bulunan dağlar gibi bulutlardan ve şimşeğin gözleri alan parıltısından söz ediyor. Dikkat sürülmekte: bulut kendiliğinden değil, sürülerek, yığılarak bir sona doğru ilerliyor.

Vaiz 11:4 — beklemek

Rüzgârı gözleyen ekmez, bulutlara bakan biçmez.

Vaiz bu sözle, işini havanın tam uygun olmasına bağlayan insanı uyarıyor. Rüzgârı ve bulutları hep gözleyen biri hiçbir zaman ekmeye ve biçmeye başlayamaz; çünkü hava hiçbir zaman kesin değildir. Dikkat beklemekte: aşırı gözlemin işi erteletmesinde.

Aristophanes, Bulutlar 346–352 — yansıtmak

Sokrates: Hiç başını kaldırıp bir sentora, bir parsa, bir kurda ya da bir boğaya benzeyen bir bulut gördün mü?
Sokrates: Diledikleri her şey olurlar.

Aristophanes'in komedisinde bulutlar, Sokrates'in tapındığı yeni tanrılar. Sokrates, bulutların gördükleri insana göre biçim aldığını anlatıyor: yağmacı birini görünce kurt, korkak birini görünce geyik oluyorlar. Dikkat yansıtmakta: bulut, ona bakanın ne olduğunu gösteriyor.

Gerilim: Nûr 24:43'te bulutun gelişimi bir sıra izliyor; sürülme, birleşme, yığılma ve yağmur birbirini takip ediyor. Fadime Nine'nin okuduğu da böyle bir sıra. Vaiz 11:4 ise bulutları gözlemenin bir tuzağını gösteriyor: hep bulutlara bakan biçmeye hiç başlayamaz. Biri gözlemi bir bilgiye, öbürü bir kararsızlığa bağlıyor. Halil o gün Vaiz'in tersini yaptı ve bulutlara bakmadan biçti; Fadime Nine ise bulutlara bakıp biçmeyi durdurdu, ama bunu bir kararsızlıktan değil, bir okumadan yaptı. Aristophanes ise üçüncü bir şey söylüyor: Elçin'in ejderhası, bulutun değil Elçin'in hayal gücünün bir yansıması. Bulutlara bakmak, bazen gökyüzünü değil bakanın kendisini gösteriyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 2 açısından bulutlar gerçek işaretler. Tabanın yüksekliği, tepenin büyüme hızı, örsün açılması, havanın kararlılığı ve yağmurun yaklaşması hakkında bilgi taşıyor. Roberts ve Rutledge'ın ölçtüğü gibi bu işaretler, yağmurdan önce okunabiliyor. Fadime Nine'nin okuması bu katta duruyor.

Kat 3 ise Elçin'in koyunu ile ejderhasına ve Aristophanes'in bulutlarına bakıyor. Bir bulutta bir hayvan görmek, buluta bir biçim yüklemek; ama o biçim bulutun ne olduğunu ya da ne yapacağını söylemiyor. Aristophanes bu yüklemenin farkında: bulutların insanlara göre biçim aldığını söyleyerek aslında insanların bulutlara kendi düşüncelerini yansıttığını gösteriyor. Komedinin esprisi tam burada.

Nûr 24:43 ve Vaiz 11:4 de meteoroloji yazmıyor. Biri bulutun sürülüp yığılmasını bir kudretin işareti olarak anıyor; öbürü bulutlara bakmayı bir insan zaafının örneği olarak kullanıyor. Ayetin bulut gelişimine benzeyen sırasını bir fırtına modeli gibi okumak, ona yüklenmemiş bir görev yüklemek olur.

Gözlem görevi

Kayıt: Her saatin gözlemi için bulutların türünü, yaklaşık sayısını ve en büyüğünün biçimini bir çizimle göster. O günün hava durumu tahminini sabah not et ve akşam gerçekte olanla karşılaştır. Bulutlarda gördüğün bir biçim olursa, bir hayvan ya da bir yüz, onu da çiz; ama yanına o bulutun bir saat sonra ne olduğunu da yaz.

Kentte: Kentte binalar gökyüzünün büyük kısmını kapatır; ufku geniş gören bir yer bul: bir meydan, bir tepe, bir teras. Kentler çevrelerine göre daha sıcak olduğu için, yaz öğleden sonraları kentin üstünde kümülüsler daha erken büyüyebilir. Bir pencereden aynı yöne, saat başı fotoğraf çekerek bulutların gün içindeki gelişimini kaydedebilirsin.

Sonraki derse köprü

Fadime Nine'nin kulesi örsünü açınca uzaktan bir gürültü geldi. Kümülonimbüs bulutları şimşek ve gök gürültüsü getiriyor. Şimşeği gördükten sonra gürültüyü duyana kadar geçen saniyeleri saymak, fırtınanın ne kadar uzakta olduğunu söyleyebilir mi? Bir sonraki ders, şimşek ile gök gürültüsü arasındaki o sessiz aralığa bakıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.