İçeriğe geç

5.7 · Seviye 5 · Hava ve mevsim

Şimşek ve gök gürültüsü

Saniye sayıp uzaklık bulmak

Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 5, Hava ve mevsim · 1.327 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Mayıs sonu, Yozgat. Mehmet Ali Bey öğleden sonra kızı Esma'yla buğday tarlasında, ilaçlama makinesinin hortumlarını kontrol ediyor. Esma ortaokulda. Güneyden kararmış bir bulut kitlesi yaklaşıyor; altı yer yer gri perdelerle yere iniyor.

Bir şimşek çakıyor. Esma hemen saymaya başlıyor: "Bir... iki... üç..." Dokuzda gök gürlüyor.

"Ne sayıyorsun?" diyor babası.

"Öğretmen anlattı. Şimşekten sonra saniyeleri sayıyorsun, üçe bölüyorsun, kaç kilometre uzakta olduğunu buluyorsun. Dokuz saniye, üç kilometre."

Mehmet Ali Bey gülümsüyor, ama gözü buluttan ayrılmıyor. Bir şimşek daha. Esma sayıyor: altı saniye. Sonra dört.

"Yaklaşıyor," diyor Esma.

"Hadi eve," diyor babası. Traktörü bırakıp köyün yolunu tutuyorlar. Yolda bir şimşek daha çakıyor, Esma iki saniye sayıyor ve gürültü bu kez tek bir çatırtı değil, uzun, yuvarlanan, dalga dalga bir gümbürtü oluyor. Esma babasının koluna sarılıyor.

Evin kapısında Esma bir şey soruyor: "Baba, şimşek bir kere çakıyor. Gök gürültüsü niye bu kadar uzun sürüyor?"

Ne oluyor

Şimşek, bulut ile yer arasında ya da bulutun içinde, elektrik yükünün bir anda boşalmasıdır. Bu boşalma yolundaki havayı çok kısa bir sürede son derece ısıtıyor. Isınan hava birden genleşiyor ve bir basınç dalgası yayılıyor. O dalga kulağımıza ses olarak ulaşıyor: gök gürültüsü.

Şimşeğin ışığı bize neredeyse anında ulaşıyor; sesi ise havada saniyede yaklaşık 340 metre yol alıyor. Bu yüzden bir kilometre uzaktaki bir şimşeğin sesi yaklaşık üç saniye sonra geliyor. Esma'nın öğretmeninin kuralı buradan çıkıyor: saniyeleri üçe bölmek, kilometreyi verir.

Esma'nın ikinci sorusunun cevabı ise şimşeğin biçiminde.

Yani Esma'nın duyduğu uzun gümbürtü, kilometrelerce uzanabilen kıvrımlı bir şimşek kanalının farklı noktalarından gelen seslerin art arda kulağına ulaşmasıydı. Kanalın yakın kısmının sesi önce, uzak kısmının sesi sonra geliyor. Gök gürültüsü, şimşeğin şeklinin sese çevrilmiş hâli.

Mehmet Ali Bey'in tarlayı bırakması da yerinde bir karardı.

Mayıs sonu, öğleden sonra, kırsalda bir tarla: Mehmet Ali Bey ile Esma, bu verinin en sık rastladığı durumun tam içindeydi.

Ne fark ettiriyor

Esma'nın saydığı saniyeler bir korkuyu bir ölçüye çevirdi. Şimşek çakınca bir şey sayan biri, yalnızca korkmuyor; bir şey öğreniyor. Dokuz, altı, dört, iki: sayılar fırtınanın yaklaştığını, korkudan daha kesin bir dille anlattı.

Ama sayıların bir sınırı da var. Esma'nın kuralı şimşeğin ne kadar uzakta çaktığını söylüyor, bir sonrakinin nereye düşeceğini değil. Üç kilometre uzaktaki bir fırtına, bir sonraki şimşeğini başımızın üstüne gönderebilir. Saymak bir uzaklığı ölçüyor, bir güvenliği değil.

Esma'nın ikinci sorusu ise başka bir şey açtı: bir anlık bir olayın uzun bir ses bırakması. Şimşek bir an sürüyor, ama gök gürültüsü saniyelerce. Ribner ve Roy'un açıklaması bu farkı bir uzaklık farkına çeviriyor: ses, şimşeğin her noktasından yola çıkıyor ve her biri farklı bir uzaklıktan geliyor. Bir gök gürültüsünü dinlemek, aslında şimşeğin uzunluğunu kulakla taramak.

Kuralın kendisi de bir yuvarlama. Ses havada her zaman aynı hızla gitmiyor; sıcak havada biraz daha hızlı, soğuk havada biraz daha yavaş. "Üçe böl" demek, bu farkları bir kenara koyan kullanışlı bir yaklaşım. Esma'nın üç kilometresi, aslında "üç kilometre kadar" demek. Bir ölçünün ne kadar kesin olduğunu bilmek, ölçünün kendisi kadar önemli.

Bir de babanın sessiz kararı var. Esma sayılarla uğraşırken Mehmet Ali Bey bulutu izliyordu. Onun kararı sayılardan değil, yılların deneyiminden geliyordu. Tanrıöver ve arkadaşlarının verisi, bu deneyimin neden önemli olduğunu gösteriyor: bir tarlada, öğleden sonra, bahar sonunda.

Gelenekler ne gördü

Ra'd 13:12–13 — tesbih

Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur. O'nu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından tesbih ederler.

Surenin adı Ra'd, yani gök gürültüsü. Ayette şimşek iki şeyi birden taşıyor: korku ve ümit. Korku, çünkü yıldırım çarpabilir; ümit, çünkü şimşeği getiren bulutlar yağmur getirir. Gök gürültüsü ise bir ses olarak değil, bir tesbih olarak anılıyor. Dikkat tesbihte: gürlemenin kendisi bir övgü.

Eyüp 37:2–5 — ses

Dinleyin, dinleyin onun sesinin gürleyişini, ağzından çıkan uğultuyu. Onu bütün göklerin altına salar, ışığını yeryüzünün uçlarına dek. Ardından bir ses kükrer

Bu sözler Eyüp'ün dostlarından Elihu'ya ait. Fırtınayı Tanrı'nın sesi olarak anlatıyor. Dikkat seste: gürleyiş, uğultu, kükreyiş. Ama metnin sırası da dikkat çekici: önce ışık bütün göklerin altına salınıyor, "ardından" bir ses kükrüyor. Önce şimşek, sonra gök gürültüsü.

Herakleitos B64 — yönetmek

Her şeyin dümenini yıldırım tutar.

Herakleitos'tan kalan bu kısa parça, yıldırımı bir geminin dümenini tutan güce benzetiyor. Bir kilise yazarı, Hippolytos, bu yıldırımı Herakleitos'un evreni yöneten sonsuz ateşiyle bir tutarak aktarır. Dikkat yönetmekte: yıldırım bir afet değil, bir düzenin ilkesi.

Gerilim: Ra'd'da gök gürültüsü bir tesbih; ses, bir kudrete yöneltilmiş bir övgü. Eyüp'te ise gök gürültüsü o kudretin kendi sesi; dinleyene "dinleyin" diye seslenen bir ses. Biri gürlemeyi bir yönelme, öbürü bir konuşma olarak duyuyor. Herakleitos ise ikisinden de uzaklaşıyor: yıldırım bir ses ya da övgü değil, her şeyi yöneten bir ilke. Esma'nın saydığı saniyeler bu üç sesin hiçbirini susturmuyor; ama Eyüp'teki sırayı, önce ışık sonra ses, bir uzaklık ölçüsüne çeviriyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 2 açısından şimşek-gürültü aralığı gerçek bir işaret: uzaklığı ölçülebilir biçimde gösteriyor. Saniyelerin azalması fırtınanın yaklaştığının, artması uzaklaştığının işareti. Gürlemenin süresi de bir işaret: şimşek kanalının ne kadar uzun ve kıvrımlı olduğuna dair bilgi taşıyor. Ama bu işaretin sınırı da açık: bir sonraki şimşeğin nereye düşeceğini söylemiyor.

Kat 3 ise gök gürültüsünü bir ses, bir söz, bir övgü olarak duyan okumalara bakıyor. Gök gürültüsü bir basınç dalgası; ısınan havanın genleşmesi. "Gökyüzü kükrüyor" ya da "gök öfkeleniyor" demek, ona bir niyet yüklemek. Bu yükleme gök gürültüsünün insanda uyandırdığı duyguyu çok iyi anlatıyor, ama sesin kaynağını bir öfke ya da bir söz gibi düşünmeye götürüyor.

Ra'd, Eyüp ve Herakleitos da elektrik boşalmasını anlatmıyor. Üçü de gök gürültüsünü ve yıldırımı, insanın kudretle, düzenle ve kendi küçüklüğüyle ilişkisini düşünmek için kullanıyor. Eyüp'teki "önce ışık, sonra ses" sırasının fizikle örtüşmesi ilgi çekici, ama metni bir ses hızı ölçümü gibi okumak, onun asıl söylediğini kaçırmak olur.

Gözlem görevi

Kayıt: Defterinde üç sütun aç: saat, saniye sayısı, tahmini uzaklık. Her şimşek için bir satır doldur. Gürültünün türünü bir sözcükle not et: çatırtı, gümbürtü, uğultu. Fırtına geçince uzaklıkların nasıl değiştiğini bir çizgiyle göster. Sayım sıfıra yaklaşıyorsa, yani şimşek ile ses neredeyse aynı anda geliyorsa, bunu da işaretle.

Kentte: Kentte gök gürültüsü binalardan yansıyarak farklı duyulabilir; yankılar sayımı karıştırabilir. Bu yüzden ilk sesi, ilk gümbürtüyü esas al. Kentte yıldırımlar çoğu zaman yüksek binalara, direklere ve kulelere düşer; pencereden bakarken bu yüksek noktaları izle. Dışarıdaysan ve gök gürültüsünü duyabiliyorsan, kapalı bir binaya gir.

Sonraki derse köprü

Esma'nın fırtınası bir saat sonra dindi; gece boyunca uzaklarda gürledi, sabaha karşı sustu. Bir fırtınanın ne kadar süreceğini bilmek, ondan korkmayı değiştirir mi? Bir sonraki ders, sabaha karşı dinen bir fırtınaya ve "fırtına geçer" sözüne bakıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.