İçeriğe geç

5.4 · Seviye 5 · Hava ve mevsim

Rüzgâr nereden gelir

Kıyıda gündüz ve gece yön değiştiren rüzgâr

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 5, Hava ve mevsim · 1.324 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Temmuz, İzmir. Öğle sıcağında Kordon'da yaprak kıpırdamıyor. Emekli yelken hocası Nail Bey, torunu Ilgın'la denize bakan bir bankta oturuyor. Ilgın on bir yaşında; elinde yeni aldığı bir uçurtma var ve sabırsızlanıyor.

"Rüzgâr yok dede. Uçmaz bu."

"Bekle," diyor Nail Bey. "Saat ikiye doğru imbat gelir. Her gün gelir bu mevsimde."

Ilgın inanmıyor, ama bekliyorlar. Bir buçuk sularında denizin üstünde, uzakta, suyun rengi değişmeye başlıyor; düz ayna gibi yüzey kırışıyor, koyulaşıyor. O kırışıklık kıyıya doğru yaklaşıyor. Birkaç dakika sonra serin bir esinti Kordon'a ulaşıyor, palmiyelerin yaprakları sallanıyor, Ilgın'ın saçları yüzüne savruluyor. Uçurtma havalanıyor.

Akşam, balkonda yemek yerken Ilgın bir şey fark ediyor. Masadaki peçeteler bu kez denize doğru uçuyor. "Dede, rüzgâr ters dönmüş."

"Gece de karadan esiyor," diyor Nail Bey. "Gündüz denizden, gece karadan. Biz yelkenciler buna göre çıkardık."

Ilgın bir süre düşünüyor. "Peki rüzgâr nereden geliyor? Denizde bir yerde mi başlıyor?"

Ne oluyor

Ilgın'ın sorusu, rüzgârın bir yerde "başladığını" varsayıyor. Ama Kordon'daki imbatın bir kaynağı yok; bir farktan doğuyor.

Güneş kara ile denizi aynı anda ısıtıyor, ama ikisi aynı hızda ısınmıyor. Kara çabuk ısınıyor; deniz suyu ısıyı derinlere dağıttığı ve daha çok ısı depoladığı için yavaş ısınıyor. Öğleden sonra kara üstündeki hava denizin üstündekinden belirgin biçimde sıcak. Isınan hava yükseliyor, karanın üstünde basınç düşüyor. Denizin üstündeki serin, ağır hava bu boşluğa, karaya doğru akıyor. Bu akış, Nail Bey'in imbatı.

Ilgın'ın denizde gördüğü kırışıklık, bu serin havanın ön cephesi.

Yani imbat bir yerden gelip bir yere gitmiyor; bir çember çiziyor. Altta denizden karaya, yukarıda karadan denize. Ilgın'ın uçurtması bu çemberin alt yarısında uçuyor.

Ama bu çember her kıyıda aynı değil.

İzmir Körfezi'nin biçimi, çevresindeki dağlar, kentin ısısı, o günün genel rüzgârı; hepsi imbatın ne zaman ve ne güçte geleceğini değiştiriyor. Nail Bey'in "saat ikiye doğru" demesi, bu karmaşık hesabın yıllarca gözlenmiş bir sonucunu taşıyor.

Ne fark ettiriyor

Ilgın'ın "rüzgâr nereden geliyor" sorusu çok doğal; bir şeyin hareket etmesi için bir yerden çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Ama deniz meltemi bir yerden çıkmıyor. Bir farktan doğuyor: sıcak kara ile serin deniz arasındaki fark. Fark ortadan kalktığında rüzgâr da duruyor; fark tersine döndüğünde rüzgâr da dönüyor. Rüzgârın "kaynağı" bir yer değil, bir dengesizlik.

Nail Bey'in yelkenci gözü de bir şey öğretiyor. Ilgın rüzgârı ancak saçları savrulunca fark etti; Nail Bey ise onu dakikalar önce denizin renginden gördü. Rüzgârın kendisi görünmüyor, ama suyun yüzeyine yazdığı iz görünüyor. Bir yelkenci rüzgârı yüzünde değil, suyun üstünde okur.

Akşamki peçeteler ise döngünün öbür yarısını gösterdi. Öğleden sonra kıyıya doğru akan hava, akşam kıyıdan uzaklaşıyor. Aynı kıyı, aynı gün içinde iki zıt rüzgâr yaşıyor. Bu, rüzgârın bir yerin "malı" olmadığını, bir ilişkinin ürünü olduğunu gösteriyor.

Nail Bey'in "her gün gelir" sözü de tam doğru değil, ve bunu en iyi o biliyor. Yazın güçlü bir poyraz ya da kuzeyden esen genel bir rüzgâr bastırdığında imbat zayıflıyor, bazen hiç gelmiyor; Crosman ve Horel'in saydığı "genel rüzgâr" etkeni tam olarak bu. Yelkenciler bu yüzden yalnızca imbatın saatini değil, o sabahın genel havasını da okur. Bir kuralı bilmek ile kuralın hangi günler bozulduğunu bilmek, iki ayrı bilgi.

Bir de imbatın adı var. İzmirliler ona bir ad vermiş, onu tanıyor, saatini biliyor, yazın onu bekliyor. Bir rüzgâra ad vermek, onu her gün gelen bir misafir gibi tanımak demek.

Gelenekler ne gördü

Yuhanna 3:8 — bilinmezlik

Rüzgâr dilediği yere eser; sesini duyarsın, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin.

İsa bu sözü, gece yanına gelen Nikodimos'la konuşurken söyler. Yunancada "pneuma" kelimesi hem rüzgâr hem ruh demektir; ayet bu çift anlamla oynar: rüzgârın nereden gelip nereye gittiği bilinmediği gibi, Ruh'tan doğanın yolu da bilinmez. Dikkat bilinmezlikte: rüzgârın sesi duyulur, ama kaynağı görülmez.

Vaiz 1:6 — döngü

Güneye gider, kuzeye döner; döne döne gider rüzgâr, ve dönüşleri üzerine yine geri gelir rüzgâr.

Vaiz kitabının açılışında, Güneş'in doğup batmasından hemen sonra, rüzgâr geliyor. Güneye gidiyor, kuzeye dönüyor, döne döne yine geri geliyor. Dikkat döngüde: rüzgâr bir yere varmıyor, kendi çevrimlerine dönüyor.

Furkân 25:48 — müjde

Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen O'dur.

Ayette rüzgârlar, rahmetin, yani yağmurun önünden gelen müjdeciler olarak anılıyor. Rüzgâr kendisi için değil, arkasından gelecek olan için değerli. Dikkat müjdede: rüzgârın bir habercilik görevi var.

Gerilim: Yuhanna'da rüzgârın nereden gelip nereye gittiği bilinmiyor; bu bilinmezlik, Ruh'un bilinmezliğinin imgesi. Vaiz ise rüzgârın yolunu biliyor gibi: güneye gider, kuzeye döner, hep çevrimine geri gelir. Biri rüzgârda bir sır, öbürü bir tekrar görüyor. İmbat bu iki okumanın arasına düşüyor. Miller ve arkadaşlarının anlattığı dolaşım, Vaiz'in "dönüşleri"ne çok yakın: rüzgâr bir çember çiziyor, gündüz bir yöne, gece öbür yöne. Ama bu çemberi bilmek, Yuhanna'nın sözünü tamamen boşa çıkarmıyor; Crosman ve Horel'in derlemesi, meltemin bu kadar çok etkene bağlı olduğunu, modellerin hâlâ boşluklar taşıdığını gösteriyor. Furkân ise başka bir soru soruyor: rüzgârın nereden geldiğini değil, ne getirdiğini. İzmirliler için imbat yağmur getirmiyor, ama boğucu sıcaktan bir rahatlama getiriyor; Miller'ın saydığı ilk etki de bu.

Benzetmenin sınırı

"Rüzgâr nereden gelir" sorusu, rüzgârı bir yerden yola çıkan, bir yere varan bir yolcu gibi düşünüyor. Kat 3 bu dilin rüzgâra ne yüklediğine bakıyor. Rüzgâr bir yolcu değil, bir akış; ve o akış bir kaynaktan değil, bir basınç farkından doğuyor. "İmbat geldi" dediğimizde, aslında bir dengesizliğin kıyıya ulaştığını söylüyoruz. Yolcu benzetmesi gündelik konuşma için çok kullanışlı, ama rüzgârı tek yönlü bir harekete indirgiyor ve çemberin öbür yarısını, yukarıda geri dönen havayı görünmez kılıyor.

Yuhanna 3:8'in rüzgârı da bir meteoroloji konusu değil. Ayet rüzgârın bilinmezliğini Ruh'u anlatmak için ödünç alıyor. Bugün deniz meltemini açıklayabiliyor olmamız, ayetin söylediği şeyi yanlış çıkarmıyor; ayet rüzgârın fiziğini değil, bir insanın başka bir doğuşunu anlatıyor.

Vaiz'in "döne döne" rüzgârı da güneye ve kuzeye gidip gelen genel bir gözlem; bir deniz meltemi tarifi değil. Onu imbatın tarifi gibi okumak, metne bir hassasiyet yüklemek olur.

Gözlem görevi

Kayıt: Üç gözlemin her birinde rüzgârın hangi yönden geldiğini bir pusula ya da telefonun pusula uygulamasıyla belirle ve bir çizime ok olarak işle. Havanın sıcaklığını ve gökyüzünün durumunu ekle. Aynı gözlemi birkaç gün tekrarla ve rüzgârın gün içinde dönüp dönmediğini, döndüyse kabaca hangi saatte döndüğünü not et.

Kentte: Denizden uzak bir kentteysen, gün içinde rüzgârın değiştiğini yine de görebilirsin. Bir apartmanın çatısındaki bayrağı, bir caddedeki ağaçları ya da balkondaki çamaşırları günün iki ayrı saatinde izle. Büyük bir parkın ya da gölün kenarında, öğleden sonra sudan karaya doğru hafif bir serinlik gelip gelmediğine bak; küçük su kütleleri de küçük meltemler yaratabilir.

Sonraki derse köprü

İzmirliler denizden gelen öğleden sonra rüzgârına imbat diyor. Anadolu'nun başka kıyılarında da rüzgârların adları var, ve bu adlar çoğu zaman bir yön taşıyor. Bir sonraki ders, lodos ve poyraz gibi rüzgâr adlarının yönleri nasıl hatırladığına bakıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.