İçeriğe geç

5.1 · Seviye 5 · Hava ve mevsim

Mevsimlerin nedeni

«Kışın Güneş uzaktadır» yanılgısı

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 5, Hava ve mevsim · 1.355 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ocak başı, Ankara, sabah saat yedi. Dışarıda kar var, hava daha yeni aydınlanıyor, kaloriferler yanıyor. Ayten Hanım torunu Kaan'la oturma odasında, telefonda görüntülü konuşuyor. Ekranın öbür ucunda, Avustralya'nın Melbourne kentinde yaşayan kızı Selma var. Selma bahçede, kısa kollu bir tişörtle oturuyor; arkasında güneşli bir öğleden sonra, yeşil çimen, bir mangal dumanı.

"Biz burada donuyoruz," diyor Ayten Hanım, "sen tişörtle oturuyorsun."

"Burada yaz anne," diyor Selma. "Dün otuz beş dereceydi."

Ayten Hanım kafasını sallıyor. "Kışın Güneş uzaklaşır, ondan bizde soğuk. Orası herhalde Güneş'e yakın."

Kaan dokuzuncu sınıfta. Kaşlarını çatıyor. "Babaanne, aynı Dünya'dayız. Güneş bize uzaksa Selma teyzeme de uzak olması lazım."

Ayten Hanım bir an duruyor. Sonra gülüyor. "Haklısın. O zaman niye?"

Kaan telefonundan bir şey arıyor ve şaşkınlıkla okuyor. "Babaanne, Dünya Güneş'e en çok ocak başında yaklaşıyormuş. Yani tam şu an. Biz Güneş'e en yakınken kış yaşıyoruz."

Ne oluyor

Ayten Hanım'ın açıklaması çok yaygın bir açıklama: Güneş'e yakınken sıcak, uzakken soğuk. Bir sobaya yaklaşınca ısınıp uzaklaşınca üşüyen herkes için bu sezgi çok doğal. Ama Kaan'ın iki itirazı bu açıklamayı yıkıyor. Birincisi, Ankara ile Melbourne aynı anda zıt mevsimleri yaşıyor; Güneş'e uzaklık ikisi için aynı olduğuna göre mevsimi uzaklık belirleyemez. İkincisi, Dünya Güneş'e en çok ocak başında, Kuzey Yarımküre'nin kışında yaklaşıyor; uzaklığın etkisi olsaydı ocak ayında Ankara'da yaz yaşanması gerekirdi.

Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesi neredeyse bir çember. Yılın en yakın anı ile en uzak anı arasındaki uzaklık farkı yüzde birkaç kadar; mevsimleri açıklamaya yetecek bir fark değil.

Mevsimlerin asıl nedeni Dünya'nın eksenindeki eğiklik.

Eksen hep aynı yöne eğik kaldığı için, yılın bir yarısında Kuzey Yarımküre Güneş'e doğru, öbür yarısında Güneş'ten öteye eğik duruyor. Kuzey Yarımküre Güneş'e eğikken Güneş öğlen gökte yükseğe çıkıyor ve gündüzler uzuyor; Güneş'ten öteye eğikken Güneş alçakta kalıyor ve gündüzler kısalıyor. Güney Yarımküre'de ise aynı anda tersi oluyor.

Güneş'in yüksekliği neden bu kadar önemli? Çünkü aynı ışık demeti, dik geldiğinde küçük bir alana, yatık geldiğinde geniş bir alana yayılıyor.

Ocakta Ankara'da Güneş öğlen bile alçakta duruyor; ışığı yatık geliyor ve gündüz kısa. Aynı gün Melbourne'da Güneş yüksekte, ışığı dike yakın geliyor ve gündüz uzun. Uzaklık değil, açı ve süre.

Bu yanılgı yalnızca Ayten Hanım'a özgü değil.

Bu yanılgının kaynağı uzun süre ders kitaplarındaki çizimlerde arandı. Kitaplarda Dünya'nın yörüngesi, kâğıda eğik bakılarak çizildiği için çoğu zaman basık bir elips gibi görünüyor; bu görüntünün "yakınken yaz, uzakken kış" düşüncesini beslediği düşünüldü.

Yani yanılgı, yalnızca kötü bir çizimden doğmuyor. Ayten Hanım'ın sobası daha derinde: yakınlık sıcaklıktır sezgisi, bir çizimden çok daha eski.

Ne fark ettiriyor

Kaan'ın itirazı bir ölçüm değildi; bir karşılaştırmaydı. Babaannesinin açıklamasını Selma teyzesinin bahçesine uyguladı ve açıklama tutmadı. Bir açıklamayı sınamanın en basit yollarından biri bu: açıklama doğruysa başka bir yerde ne olması gerektiğini sormak. Bir görüntülü konuşma, iki yarımküreyi aynı ekrana getirdi ve uzaklık açıklaması aynı anda iki yerde birden doğru olamadı.

Ayten Hanım'ın açıklaması ise saçma değil; günlük deneyime dayanıyor. Ateşe yaklaşınca ısınırız. Bir lambanın yanında elimiz ısınır. Bu sezgi küçük ölçekte doğru; yanlış olan, onu Dünya ile Güneş arasındaki ölçeğe taşımak. Orada uzaklıktaki küçük değişim, açıdaki büyük değişimin yanında önemsiz kalıyor.

Açının etkisini aslında herkes biliyor ama adını koymuyor. Kışın öğle güneşi pencereden odanın derinlerine kadar girer; yazın ise güneş ışığı pencerenin hemen önüne düşer. Kışın güneşte otururken ısınırız ama gölgeye geçince hemen üşürüz. Bunlar, Güneş'in gökteki yüksekliğinin değiştiğini gösteren gündelik izler.

Görüntülü konuşmanın kendisi de bir ipucu taşıyordu. Ankara'da sabah yediydi ve gün daha yeni ağarıyordu; Melbourne'da saat öğleden sonra üçtü ve Güneş hâlâ yüksekteydi. Ocakta Ankara'da Güneş geç doğup erken batıyor; Melbourne'da ise yaz akşamları uzun sürüyor. Selma'nın gündüzü Ayten Hanım'ınkinden saatlerce uzundu. Güneş'in daha uzun süre gökte kalması, aynı yerin daha uzun süre ısınması demek. Mevsimin iki bileşeni, açı ve süre, o tek ekranda yan yana duruyordu; yalnızca adları konmamıştı.

Bir de Kaan'ın şaşkınlığı var: en yakın olduğumuz anda kış. Bu, sezgiye ters düşen bir bilgi; ama doğrulanabilir bir bilgi. Bir yanılgıyı düzeltmek bazen yeni bir bilgi vermekten çok, eski bir sezginin sınırını göstermek.

Gelenekler ne gördü

Yaratılış 8:22 — süreklilik

Yeryüzünün günleri sürdükçe ekim ve hasat, soğuk ve sıcak, yaz ve kış, gündüz ve gece durmayacak.

Bu söz, Tufan'ın ardından, Nuh gemiden çıkıp bir sunu sunduktan sonra geliyor. Bu söz, o felaketin ardından yeryüzünün düzeninin bir daha kesilmeyeceğini bildiriyor. Ekim ile hasat, soğuk ile sıcak, yaz ile kış, gündüz ile gece çiftler hâlinde sayılıyor. Dikkat süreklilikte: mevsimler bir söz, bir güvence olarak sunuluyor. İbranicedeki "durmayacak" fiili, Şabat ile aynı kökten geliyor; mevsimler dinlenmeyecek, hiç durmadan dönecek.

Bu ses mevsimlerin nedenini sormuyor; mevsimlerin sürmesinin anlamını soruyor. Kaan'ın sorusu "niye kış?" iken Yaratılış'ın cevabı "kış ve yaz hep olacak". Biri bir mekanizma arıyor, öbürü bir güvence veriyor. Ayten Hanım'ın kuşağı için mevsimlerin dönmesi bir ekim ve hasat takvimiydi; Yaratılış'ın sözü de tam bu takvimle konuşuyor.

Benzetmenin sınırı

"Kışın Güneş uzaklaşır" bir benzetmeye dayanıyor: Güneş bir soba gibi, yaklaşınca ısıtıyor, uzaklaşınca ısıtmıyor. Kat 3 bu benzetmenin nerede kırıldığına bakıyor. Soba benzetmesi, ısının kaynağa olan uzaklıkla değiştiği küçük ölçekte iş görüyor. Ama Güneş için asıl değişen şey uzaklık değil, ışığın yere geliş açısı ve günün uzunluğu. Benzetme, bu iki etkeni gözden kaçırıyor ve yanlış bir nedene işaret ediyor.

Benzetmeyi düzeltmek için başka bir benzetme kullanılabilir: bir el fenerini masaya dik tutunca küçük ve parlak bir daire, yatık tutunca geniş ve soluk bir elips çıkar. Fener masaya ne kadar yakın olursa olsun, yatık tutulduğunda ışık daha geniş bir alana yayılır. Bu benzetme de sınırlı, ama mevsimlerin asıl nedenine daha yakın.

Yaratılış 8:22 ise mevsimleri açıklamaya çalışmıyor. Onu bir astronomi açıklaması gibi okumak, ya da mevsimlerin bir fizik nedeni bulunduğu için bu sözün anlamsızlaştığını düşünmek, iki ayrı soruyu birbirine karıştırmak olur. Eksen eğikliği mevsimlerin neden olduğunu anlatıyor; Yaratılış ise mevsimlerin dönüp durmasının insana ne anlam ifade ettiğini.

Gözlem görevi

Kayıt: Her ölçüm için tarih, saat, havanın açık mı bulutlu mu olduğu, ışığın pencereden ne kadar içeri girdiği ve gölgenin uzunluğunu yaz. Ay sonunda bu ölçümleri bir çizgi hâlinde göster. Gündüzün uzunluğunu da günlük olarak bir takvimden ya da hava durumu uygulamasından not et ve gölge uzunluğuyla karşılaştır.

Kentte: Kentte yüksek binalar ışığı kesebilir; bu yüzden ölçümü bir balkonda, bir okul bahçesinde ya da bir parkta yap. Bir sokak lambasının, bir trafik işaretinin direği de gölge ölçmek için iş görür. Güney Yarımküre'de bir tanıdığın varsa, aynı gün aynı saatte onun gölgesini de ölçmesini iste ve iki ölçümü karşılaştır.

Sonraki derse köprü

Kaan'ın penceresinden giren ışık kışın odanın derinlerine kadar uzanıyor, yazın pencerenin önünde kalıyor. Bu farkın en uç noktaları yılda iki kez geliyor: ışığın en derine ve en kısa mesafeye ulaştığı günler. Bir sonraki ders, gündönümü denen bu iki günü aynı pencereden bakarak inceliyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.