4.3 · Seviye 4 · Su
Çiy
Sabah ıslak çimen
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 4, Su · 1.305 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Eylül sonu, Konya'da bir mahalle parkı. Emekli öğretmen Hasan Bey her sabah gün doğarken eşi Leyla Hanım'la çimenlerin kenarından yürüyüşe çıkıyor. Bu sabah ayakkabılarının burnu ıslanıyor. Çimenler sırılsıklam; her yaprağın ucunda bir damla parlıyor.
"Gece yağmur yağmış," diyor Hasan Bey. Leyla Hanım başını kaldırıp kaldırımlara bakıyor. "Yağmamış," diyor. "Bak, kaldırım kupkuru. Arabaların camları ıslak ama altlarındaki asfalt kuru. Bu çiy."
Hasan Bey şaşırıyor, eğilip çimenlere dokunuyor; parmakları buz gibi. Gerçekten de çimen ıslak, toprak yolu kuru. Park bankının oturağında damlacıklar var ama altındaki zemin kuru. Ağacın altındaki çimen, açıkta kalan çimenden daha az ıslak.
"Çiy düşmüş," diyor Hasan Bey, sonra duraklıyor. "Ama düştüyse neden her yere düşmemiş? Neden kaldırıma düşmemiş de çimene düşmüş?"
Ne oluyor
Hasan Bey'in sorusu, Türkçedeki bir deyimin içinde saklı bir yanılgıyı yakalıyor. "Çiy düştü" diyoruz; sanki çiy gökten yağıyormuş gibi. Oysa çiy düşmez. Yerde, yüzeylerin üstünde oluşur.
Havada her zaman bir miktar su buharı vardır. Hava soğudukça, taşıyabileceği buhar miktarı azalır. Belirli bir sıcaklıkta hava buharla doyar ve buhar sıvı suya dönüşmeye başlar.
Açık ve rüzgârsız bir gecede, yerdeki yüzeyler ısılarını gökyüzüne yayarak soğur. Bulut yoksa bu ısı geri yansımaz; yüzeyler havadan daha soğuk olur.
Çimen yaprakları ince, gökyüzüne açık ve topraktan gelen ısıdan kopuk olduğu için hızla soğur ve çiy noktasının altına iner. Kaldırım ise gündüz depoladığı ısıyı gece boyunca salar; çiy noktasına inemez. Ağacın altındaki çimen, ağacın dalları gökyüzüne bakışını kapattığı için daha az soğur. Leyla Hanım'ın gözlemlerinin her biri, bu fiziğin bir parçası.
Aynı fizik, bulutlu gecelerde çiyin neden az olduğunu da açıklıyor. Bulut, yerden yükselen ısının bir kısmını geri gönderen bir örtü gibi davranıyor; yüzeyler o kadar soğuyamıyor. Rüzgârlı gecelerde de durum benzer: rüzgâr, soğuyan yüzeyin hemen üstündeki havayı sürekli yeniliyor ve yüzeyin havadan çok daha soğuk kalmasını zorlaştırıyor. Çiy, açık, durgun ve nemli bir gecenin imzası. Bir sabah çimenin ıslak olup olmadığına bakmak, gecenin nasıl geçtiğine dair küçük bir kayıt okumak demek.
Çiy damlacıklarının çimenin üstündeki biçimi de rastlantı değil.
Bu çalışma, 4.2'deki lahana yaprağıyla aynı ilkeyi gösteriyor: yaprağın mumlu yüzü suyu damla hâlinde tutuyor. Hasan Bey'in gördüğü parlak boncuklar, bu mumun eseri.
Peki bitki bu çiyden yararlanıyor mu?
Yani çiy, bazı bitkiler için gerçek bir su kaynağı; bazıları için ise yaprağın üstünde duran, çoğu emilmeden buharlaşan bir şey. Aynı mum, çiyi damla hâlinde tutarken onun yaprağa girmesini de engelleyebiliyor. Hasan Bey'in parkındaki çimenin bu çiyin ne kadarını içine aldığını bilmiyoruz; bunu bilmek için Qiu ve arkadaşlarının yaptığı türden, izotoplarla yapılan bir ölçüm gerekir. Çıplak gözün görebildiği yalnızca damlanın kendisi; içeri girip girmediği gözden saklı kalıyor.
Ne fark ettiriyor
Hasan Bey'in "çiy düştü" cümlesi, binlerce yıllık bir dil alışkanlığı. Çiy gerçekten gökten düşüyormuş gibi görünüyor: sabah ortaya çıkıyor, her şeyi ıslatıyor, kimse nereden geldiğini görmüyor. Ama Leyla Hanım'ın dikkatli gözü, çiyin her yere değil, yalnızca belirli yüzeylere "düştüğünü" fark etti. Bu seçicilik, çiyin gökten değil, yüzeylerin kendisinden doğduğunu ele veriyor.
Bir deyimin içinde bir dünya görüşü saklı olabilir. "Çiy düştü", "yıldız kaydı", "güneş battı": hepsi gözün gördüğünü fiile çeviren deyimler. Kat 3 bu deyimlerin içine bakmayı istiyor. Dil yanlış değil; ama bir görünüşü bir açıklama sanmak kolay.
Hasan Bey'in sorusu da önemli: "Neden her yere düşmemiş?" Bir şeyin her yerde olmayıp yalnızca belirli yerlerde olması, onun nereden geldiğine dair en iyi ipucu. Çimen ıslak, kaldırım kuru; açıktaki çimen ıslak, ağaç altındaki daha az. Bu farklar, çiyin hikâyesini anlatıyor.
Leyla Hanım'ın gözlem gücü de dikkat çekici. Hasan Bey ıslak çimeni görünce aklına gelen ilk açıklamayı söyledi: yağmur. Leyla Hanım ise başka bir yere baktı: kaldırıma, asfalta, bankın altına. Bir açıklamayı sınamanın en hızlı yolu, o açıklama doğruysa başka nerede ne görmemiz gerektiğini sormak. Yağmur yağsaydı kaldırım da ıslak olurdu. Kaldırım kuru olduğuna göre, çimenin ıslaklığı yağmurdan gelmemiş olmalı. Leyla Hanım bilmeden, iyi bir deneycinin yaptığını yaptı.
Bir de çiyin geçiciliği var. Güneş biraz yükselince damlalar buharlaşıyor; Hasan Bey ile Leyla Hanım yürüyüşlerini bitirdiklerinde çimen kurumuş olacak. Çiy, gecenin sabaha bıraktığı ve sabahın kısa sürede geri aldığı bir iz.
Gelenekler ne gördü
Çiy iki metinde iki zıt duyguyla anılıyor: biri geçicilik, öteki ferahlık.
Issa, çiy dünyası — yine de
Çiy dünyası, bir çiy dünyası, evet; ama yine de, yine de.
Japon şair Issa bu haikuyu 1819'da, küçük kızı Sato çiçek hastalığından öldükten sonra yazdı. Dünya bir çiy dünyasıdır, geçicidir; bunu bilir. "Ama yine de." Haikunun dikkati bu "yine de"de: geçiciliği bilmenin acıyı dindirmediğinde.
Hoşea 14:5 — ferahlık
İsrail'e çiy gibi olacağım; o zambak gibi açacak, Lübnan gibi köklerini salacak.
Peygamber Hoşea'nın kitabında Tanrı, halkına çiy gibi olacağını söyler. Kurak bir iklimde çiy, yağmur yağmayan aylarda bitkiye ulaşan nemdir. Metnin dikkati çiyin ferahlatmasında: bir canlıyı besleyip büyütmesinde.
Gerilim: Issa'nın çiyi, birkaç saat içinde kaybolan, dünyanın geçiciliğinin imgesi. Hoşea'nın çiyi ise bir canlıyı besleyen, zambağı açtıran, kökleri saldıran bir bereket. Biri çiyin ne kadar çabuk kaybolduğuna, öteki ne kadar çok şey verdiğine bakıyor. Qiu ve arkadaşlarının çalışması ikisinin de bir doğruyu gördüğünü düşündürüyor: bazı yapraklar çiyi neredeyse tamamen içine alıyor, bazılarında ise çiy emilmeden buharlaşıp gidiyor. Aynı damla, bir yaprakta bereket, bir başkasında geçicilik.
Benzetmenin sınırı
"Çiy düşer" demek, bir görünüşü bir harekete çeviriyor; kat 3'ün yakaladığı kayma bu. Çiy hiçbir yerden düşmüyor; havadaki görünmez buhar, soğuyan yüzeyin üstünde suya dönüşüyor. Deyimi kullanmaya devam etmek yanlış değil; ama ne anlattığını bilmek gerekiyor.
Gelenek metinleri de çiyi bir fizik olayı olarak değil, bir imge olarak kullanıyor. Hoşea'daki çiy, belki o dönemin insanları için gökten gelen bir nimetti; Issa'daki çiy, bir yasın ifadesi. İkisi de çiyin nasıl oluştuğunu anlatmıyor; çiyin insana ne düşündürdüğünü anlatıyor. Hoşea'nın imgesi, çiyin gökten indiği düşüncesine dayanıyor olabilir; ama metnin söylediği şey bir meteoroloji iddiası değil, bir bağlılık sözü. Issa'nın haikusu da bilimsel bir gözlem değil; bir babanın kaybının ardından bulduğu en yalın imge. Bu metinleri çiyin fiziğiyle sınamak, onlara sormadıkları bir soruyu sormak olur.
Gözlem görevi
Kayıt: Tarihi ve önceki gecenin havasını yaz: bulut, rüzgâr, yaklaşık sıcaklık. Her yüzey için çiyin olup olmadığını ve ne kadar yoğun olduğunu üç basamakla not et: yok, az, çok. Ertesi gece bulutluysa aynı gözlemi tekrarla ve karşılaştır. Güneş doğduktan sonra çiyin hangi yüzeylerden önce kaybolduğunu izle.
Kentte: Kentte de çiy görülür: park çimlerinde, araba camlarında, balkon korkuluklarında. Bir apartmanın açık balkonundaki demir korkuluk ile içerideki pencere pervazını karşılaştır. Kentin gece de sıcak kalan beton zemini, çiyin oluşmasını zorlaştırır.
Sonraki derse köprü
Çiy, havanın suyunun yüzeylere tutunması. Hava çok nemliyse, bu su yüzeylere değil havanın kendisine tutunur ve bir vadiyi baştan sona doldurabilir: sis.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.