İçeriğe geç

4.4 · Seviye 4 · Su

Sis

Vadiye oturan sabah sisi

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 4, Su · 1.308 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ekim sonu, Bilecik'te bir dağ köyü. Köy okuluna bu yıl atanan öğretmen Esra, sabah erkenden, ders başlamadan okulun bahçesine çıkıyor ve olduğu yerde kalıyor. Köyün aşağısındaki vadi kaybolmuş. Yerinde bembeyaz, dümdüz bir deniz var; karşı tepelerin doruğu bu denizin içinden adalar gibi yükseliyor. Güneş tepelerin arkasından doğuyor, beyaz denizi altına boyuyor.

Muhtar Sabri Amca elinde çay bardağıyla yanına geliyor. "Vadide sis var," diyor. "Aşağıdaki köyler şimdi göz gözü görmüyor. Biz yukarıdayız, güneşteyiz."

Esra fotoğraf çekerken bir şeyi merak ediyor. "Aşağıdakiler bu manzarayı görmüyor, değil mi?" Sabri Amca gülüyor. "Görmez. Onlar için hava kapalı. Gün boyu kapalı kalabilir. Biz denizi görüyoruz, onlar denizin dibinde."

Bir şey daha ekliyor: "Eskiden bu sis daha sık olurdu. Çocukken bütün kış sabahları vadi böyle dolardı. Şimdi arada bir."

Öğleye doğru güneş ısınınca beyaz deniz incelmeye, kenarlarından yırtılmaya başlıyor. Altından köyler, tarlalar, yol yeniden beliriyor. Bir saat sonra vadide sisten iz kalmıyor. Esra telefonundaki fotoğraflara bakıyor; az önce gördüğü denizin yerinde şimdi sıradan bir vadi var, sıradan bir öğle güneşinin altında.

Ne oluyor

Esra'nın gördüğü şey, bir vadiyi dolduran bir sis. Bu sis, 4.3'te gördüğümüz çiyin yakın akrabası.

Bulutsuz ve durgun gecelerde yer, ısısını gökyüzüne yayarak soğur. Yerin üstündeki hava da soğur. Soğuk hava sıcak havadan ağır olduğu için yamaçlardan aşağı kayar ve vadinin dibinde toplanır. Bu soğuk hava, çiy noktasının altına inince içindeki buhar küçük damlacıklara dönüşür. Ama bu kez damlacıklar bir yüzeye değil, havanın içinde asılı kalır.

Sabri Amca'nın köyü vadinin üstünde, soğuk havanın biriktiği katmanın dışında kaldığı için güneşte. Aşağıdaki köyler ise sisin içinde.

Bir damlacığın oluşması için havanın yalnızca soğuması yetmiyor; buharın tutunacağı bir yer gerekiyor.

Sabri Amca'nın "eskiden daha sık olurdu" gözlemi, dünyanın birçok yerinde ölçülen bir eğilimle örtüşüyor.

Yani Sabri Amca'nın çocukluğundan bu yana sisin azalmasının iki olası nedeni var, ve ikisi de insan elinden: ısınan hava ve temizlenen hava. Bilecik'teki vadide hangisinin ne kadar payı olduğunu bilmiyoruz; ama bu çalışma, bir köylünün yarım yüzyıllık gözleminin, dünya ölçeğinde ölçülen bir değişimin yerel bir yansıması olabileceğini düşündürüyor.

Sis yalnızca görüşü kapatmıyor; bazı ekosistemler için hayati bir su kaynağı.

Bu çalışma, sisin ağaçlar tarafından "yakalandığını" gösteriyor: yapraklar havadaki damlacıkları toplayıp toprağa damlatıyor. Sis, yağmurun yağmadığı yaz aylarında bir ormanın suyunu taşıyabiliyor.

Ne fark ettiriyor

Esra ile aşağıdaki köylerdeki insanlar aynı sabahı çok farklı yaşadı. Esra yukarıda, güneşte, sisin üstünden bir beyaz deniz gördü. Aşağıdakiler sisin içinde, gri bir gün yaşadı. Aynı sis, bir yerden manzara, bir yerden perde.

Bu, bir olayın nereden bakıldığına göre bambaşka görünebileceğini hatırlatıyor. Sisin içindeki biri için dünya birkaç metrelik bir çembere daralmış; ne güneş var ne ufuk. Sisin üstündeki biri için ise sis, altındaki dünyayı örten ama kendisi pırıl pırıl bir yüzey. İkisi de doğru gördü; yalnızca farklı yerlerden.

Sabri Amca'nın hafızası da bir ders taşıyor. Bir köyün yaşlısının "eskiden daha çok olurdu" demesi, çoğu zaman bir nostalji gibi dinleniyor. Ama Klemm ve Lin'in çalışması, bu nostaljinin arkasında ölçülebilir bir gerçek olabileceğini gösteriyor. Uzun süre bir yerde yaşayan birinin hafızası, bazen bir ölçüm istasyonunun yerini tutamasa da, bir değişimi ilk fark eden yer olabiliyor.

Sisi kimin sevdiği de yere göre değişiyor. Sürücüler için sis bir tehlike; Klemm ve Lin'in tanımındaki bin metrelik görüş sınırı, bir yolda frene basmak için gereken mesafeyle karşılaştırılınca bunun nedenini anlatıyor. Bir sekoya ormanı için ise sis bir hayat kaynağı. Bir fotoğrafçı için bir manzara, bir köylü için bir mevsimin işareti. Aynı damlacıklar, bakanın işine göre başka bir şey oluyor.

Bir de sisin dağılışı var. Güneş ısıtınca sis, sanki hiç olmamış gibi kayboluyor. Ama kaybolması yok olması değil; damlacıklar yeniden buhara dönüyor, havaya karışıyor. Görünmeyen şey, yalnızca görünmez hâle geliyor.

Gelenekler ne gördü

Sis ve buğu, iki metinde insan hayatının kısalığının imgesi olarak geçiyor; ama iki farklı vurguyla.

Yakup 4:14 — geçicilik

Oysa yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Hayatınız nedir ki? Kısa bir süre görünüp sonra kaybolan bir buğudur.

Yakup'un mektubu, yarın şunu yapacağız diye plan yapanlara seslenir: hayat, kısa bir süre görünüp kaybolan bir buğudur. Metnin dikkati geçicilikte ve bu geçiciliğin insana bir alçakgönüllülük öğretmesinde.

Vaiz 1:2 — boşluk

Buğuların buğusu, der Vaiz, buğuların buğusu; her şey buğu.

Vaiz kitabının ünlü açılışı, İbranicede "hevel" kelimesiyle kurulur. Bu kelime harfiyen nefes, buğu, buhar demektir; çeviriler onu çoğu zaman "boşluk" ya da "boş şey" diye aktarır. Metnin dikkati, her şeyin bir buğu kadar tutulamaz olmasında: avuçlanamayan, elden kayıp giden.

Gerilim: Yakup buğuyu hayatın kısalığı için kullanıyor; amacı, insanın kibrini kırmak ve onu yarına dair alçakgönüllülüğe çağırmak. Vaiz ise buğuyu her şeyin tutulamazlığı için kullanıyor; bir çağrıdan çok, bir hayret ve bir yorgunluk var. Biri buğudan bir ders çıkarıyor, öteki buğunun karşısında duruyor. Bilecik'teki sis ikisini de düşündürüyor: birkaç saatte kayboluyor, Yakup'un dediği gibi. Ama Vaiz'in "her şey buğu" sözünün tersine, bu buğu boş değil; Dawson'un gösterdiği gibi bir ormanın suyunu taşıyabiliyor.

Benzetmenin sınırı

"Hayat bir sis gibi" demek güçlü bir benzetme. Ama sis bir şeyi simgelemek için orada değil; soğuyan havanın içindeki buharın damlacıklara dönüşmesi. Kat 3 bu benzetmenin yüklediği anlamı sorguluyor: sisi geçiciliğin, belirsizliğin, kaybolmanın imgesi olarak okumak, ona fiziksel olarak taşımadığı bir yük bindirmek.

Bu yük bazen sisin gerçek önemini gölgeleyebiliyor. Sis yalnızca bir "belirsizlik" değil; bir sekoya ormanının suyu, bir vadinin kışının ritmi, bir iklim değişiminin tanığı. Benzetmeyi kullanırken bunu unutmamak, sisi hem bir imge hem bir olay olarak görmeyi sağlıyor.

Yakup ve Vaiz ise sisin fiziğini anlatmıyor. İkisi de buğuyu insan hayatına dair bir söz için ödünç alıyor. Vaiz'deki "hevel" kelimesinin çevirisi de bu dersin konusuna dokunuyor: kelimeyi "boşluk" diye çevirmek bir yorum, "buğu" diye çevirmek başka bir yorum. Birincisi soyut bir hükme, ikincisi somut bir görüntüye yaslanıyor. Bir benzetme bir dilden ötekine geçerken, neye benzetildiği bazen kayboluyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Tarih, saat, önceki gecenin havası ve sisin yaklaşık görüş mesafesini yaz. Sisin ne zaman dağıldığını not et. Bir mevsim boyunca sisli sabahları say. Sisin senin çevrende eskiden daha sık olup olmadığını bilen birini bul; Sabri Amca gibi o yerde uzun yıllar yaşamış biri. Anlattığını kendi sayımınla karşılaştır.

Kentte: Kentlerde sis, özellikle su kenarlarında ve parklarda görülür. Bir kentin yüksek bir yerinden, bir köprüden ya da bir binanın üst katından bakınca, alçak mahallelerin sisin içinde kaldığını görebilirsin. Kent ışıkları, sisin içinde saçılarak geceyi turuncuya boyar.

Sonraki derse köprü

Sis havada asılı kalan su. Yere inen su ise akar, birikir ve zamanla en sert şeyi bile biçimlendirir. Bir derenin yatağındaki yuvarlak taşlar, suyun yüzyıllar boyunca neler yapabildiğinin kanıtı: damla taşı oyar.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.