İçeriğe geç

4.2 · Seviye 4 · Su

Yapraktaki damla

Lahana yaprağında yuvarlanan su

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 4, Su · 1.300 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran başı, Karadeniz Ereğli'de bir bostan. Gece boyunca ince ince yağmur yağmış. Fadime Hanım sabah erkenden, çayını bile içmeden lahanalarına bakmaya çıkmış. Lahanaların geniş, mavimsi yeşil yaprakları gümüş gibi parlayan su damlalarıyla dolu. Damlalar yaprağa yapışmıyor; yaprağın çukurunda boncuk gibi toplanmış, yuvarlak.

Fadime Hanım bir yaprağı hafifçe eğiyor. Damlalar yaprağın üstünde yuvarlanıyor, birbirleriyle birleşip büyüyor, sonra yaprağın kenarından toprağa düşüyor. Yaprak kupkuru kalıyor; damlaların yuvarlandığı yolda bile ıslak bir iz yok. "Lahana suyu sevmez," diyor oğlu Oğuz'a. "Bak, hiç ıslanmıyor. Annem de böyle derdi; maydanoz ıslanır, lahana ıslanmaz."

Oğuz, İstanbul'da bir fabrikada kaplama mühendisi. Su itici yüzeyler üzerine çalışıyor. Yaprağın üstüne eğiliyor, parmağıyla dokunuyor. Yaprağın yüzeyi hafif pudralı, mumsu. Parmağının değdiği yerde mavimsi örtü siliniyor; orada bir damla bırakınca, damla artık yuvarlak kalmıyor, yaprağa yayılıyor.

"Anne," diyor Oğuz, "bu yaprak bizim fabrikada yapmaya çalıştığımız şeyi yapıyor. Hem de bizden iyi." Fadime Hanım gülüyor. "Allah'ın işi," diyor. "Sizin fabrikanın işi değil."

Ne oluyor

Lahana yaprağındaki damlanın yuvarlak kalması, yaprağın yüzeyinin suyu itmesinden. Bu yüzeyde iki şey bir arada iş görüyor: mumsu bir madde ve çok küçük ölçekli bir pürüzlülük.

Bu özellik uzun süre bilinse de, bilimin onu ciddiye alması geç oldu.

Oğuz'un parmağıyla sildiği mavimsi örtü, bu katmanlı yapının bir parçasıydı. Örtü silinince yüzey suyu itmeyi bıraktı ve damla yayıldı. Yaprağın özelliği, yaprağın maddesinde değil, yüzeyinin biçiminde.

Yaygın açıklamaya göre bu biçimin sırrı, damlanın altında kalan havada. Mumsu yüzeyin üstündeki küçük çıkıntılar, damlanın yüzeye tam olarak değmesini engelliyor; damla, çıkıntıların tepelerinde, arada sıkışmış havanın üstünde duruyor gibi. Yüzeye değdiği yer çok az olunca da tutunamıyor; en küçük eğimde yuvarlanıp gidiyor. Barthlott'un yazdığı gibi bu fiziğin bazı yanları hâlâ tartışılıyor; ama Oğuz'un parmağıyla yaptığı küçük deney, yapının bozulunca işlevin de kaybolduğunu açıkça gösteriyor. Bir yaprağın ıslanıp ıslanmaması, yüzeyinde gözle görülmeyecek kadar küçük bir mimariye bağlı.

Damla yuvarlanırken bir şey daha yapıyor: yaprağın üstündeki tozu ve kiri toplayıp götürüyor. Buna "kendiliğinden temizlenme" deniyor ve Barthlott'un yazdığı gibi, hastalık etkenlerinin yaprağa tutunmasını zorlaştırıyor olabilir.

Ama bu özelliğin bitkiye gerçekten ne kazandırdığı, sanıldığı kadar açık değil.

Yani lahana yaprağının suyu itmesinin bitkiye ne yararı olduğu sorusu, sahada henüz kesin cevap bulmuş değil. Yaprağın kendini temizlediği, belki hastalıklardan korunduğu düşünülüyor; ama bunu kesin olarak göstermek zor.

Ne fark ettiriyor

Fadime Hanım ile Oğuz aynı yaprağa bakıp aynı şeyi gördüler: damla yaprağa tutunmuyor. Ama ikisi bu gözlemi farklı biçimde okudu. Fadime Hanım için yaprak "suyu sevmiyor"; bir eğilim, bir mizaç gibi. Oğuz için yaprak bir mühendislik çözümü; fabrikasının ulaşmaya çalıştığı bir tasarım.

İki okuma da yaprağa bir şey yüklüyor. Yaprak suyu "sevmiyor"; bir duygusu yok. Yaprak bir "tasarım" da değil, en azından Oğuz'un fabrikasındaki anlamda; kimse onu bir hedefe göre çizmedi. Yaprağın yüzeyi, bitkinin evrimi boyunca biçimlenmiş bir yapı. Lenz ve arkadaşlarının uyarısı da burada önemli: bu yapının bitkiye ne yararı olduğu bile kesin bilinmiyor. "Yaprak kendini temizlemek için böyle" demek, kanıttan bir adım öne geçmek olabilir.

Oğuz'un "bizden iyi yapıyor" cümlesinde bir taklit isteği saklı. İnsanlar doğadaki bir çözümü taklit etmeye çalışıyor; Barthlott'un yazdığı gibi, nilüfer yaprağının incelenmesi binlerce teknik uygulamaya yol açtı. Ama taklit etmek, anlamak demek değil. Fiziği hâlâ tam anlaşılmamış bir yüzeyi kopyalamak mümkün; neden işe yaradığını tam bilmeden.

Oğuz'un parmak izi de küçük bir ders taşıyor. Yaprağın su iticiliği çok ince bir yüzey katmanına bağlı; bir dokunuş onu bozmaya yetiyor. Doğadaki pek çok ince yapı böyle: uzaktan sağlam görünür, yakından kırılgandır. Bir yaprağı incelemek isteyen biri, onu incelerken bozabileceğini de bilmeli. Fadime Hanım'ın lahanaları, oğlunun dokunduğu yaprağın dışında, kupkuru kalmayı sürdürdü.

Bir de Fadime Hanım'ın "Allah'ın işi" demesi var. Bu, bir açıklama değil, bir bakış; ama bir bakış olarak hafife alınacak bir şey de değil. Bir yaprağın önünde durup hayret etmek, onu ölçmeye başlamanın da ilk adımı olabiliyor. Oğuz'un fabrikası ile annesinin bostanı arasında, aynı damla iki ayrı dünyayı birbirine bağlıyor: biri ölçüyor ve taklit ediyor, öteki hayret ediyor.

Gelenekler ne gördü

Yapraktaki damla iki eski metinde iki zıt davranışın imgesi oluyor: biri tutunmamak, öteki her şeye karışmak.

Dhammapada 401 — tutunmamak

Nilüfer yaprağındaki su gibi, iğne ucundaki hardal tanesi gibi zevklere tutunmayana gerçekten brahman derim.

Budist öğretinin derlendiği Dhammapada, arınmış kişiyi nilüfer yaprağındaki suya benzetir. Su yaprağın üstündedir ama ona yapışmaz; yaprak ıslanmaz. Metnin dikkati tutunmamakta: dünyanın içinde olup ona yapışmamakta.

Tao Te Ching 8 — her şeye yaramak

En yüksek iyilik su gibidir. Su her şeye yarar ve yarışmaz; insanların hoşlanmadığı alçak yerlerde durur; bu yüzden Yol'a yakındır.

Tao Te Ching suyu en yüksek iyiliğe benzetir; ama burada suyun erdemi tutunmamak değil, her şeye yaramak. Su her yere sızar, her şeyi besler, en alçak yere iner. Dikkati suyun cömertliğinde: her şeye karışıp her şeye yarar olmasında.

Gerilim: Dhammapada'da su, yaprağa yapışmayan damla; erdem, dünyaya tutunmamak. Tao Te Ching'de su, her şeyi ıslatan ve besleyen akış; erdem, kendini her şeye vermek. Biri suyu ayrılığın, öteki katılımın imgesi olarak kullanıyor. Lahana yaprağındaki damla ikisini birden gösteriyor: yaprağa tutunmuyor, yuvarlanıp gidiyor; ama yaprağın kenarından toprağa düşünce, orada kökleri besliyor. Tutunmayan damla, sonunda bir yere karışıyor.

Benzetmenin sınırı

"Yaprak suyu sevmez" ve "yaprak bir tasarım harikası" cümleleri, aynı yüzeye iki farklı niyet yüklüyor. Kat 3 tam bu yüklemeleri sorguluyor: biri yaprağa bir duygu, öteki bir amaç veriyor. Yaprağın kendisi ne seviyor ne tasarlıyor; yüzeyi, suyun ona tutunamayacağı biçimde.

Bu, yaprağın hayranlık uyandırmadığı anlamına gelmiyor. Hayranlık, yaprağın "ne istediğine" değil, nasıl bir yapı olduğuna yöneldiğinde daha sağlam bir zemine oturuyor. Lenz ve arkadaşlarının uyarısı da buraya bağlanıyor: bir yapının ne işe yaradığını söylemek, onun ne olduğunu söylemekten çok daha zor. Yaprağın suyu ittiği bir gözlem; bunun bitkiyi koruduğu ise henüz bir varsayım. Bu iki cümleyi birbirine karıştırmamak, kat 3'te dürüst kalmanın yolu.

Dhammapada ve Tao Te Ching ise yaprağın fiziğini anlatmıyor. İkisinde de su insana dair bir öğüdün taşıyıcısı: biri tutunmamayı, öteki karışmayı öğütlüyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Her yaprak için bitkinin adını, damlanın biçimini (yuvarlak, yarım küre, yayılmış), yaprağın yüzeyinin dokusunu (mumsu, tüylü, pürüzsüz) ve damlanın kaymaya başladığı yaklaşık eğimi yaz. Hangi yaprakların suyu en iyi ittiğini sırala; bu yaprakların ortak bir özelliği var mı?

Kentte: Kentte de su itici yüzeyler her yerde: bir yağmurluğun kumaşı, bir arabanın cilalı kaputu, bir tavanın yapışmaz kaplaması. Bunların üstüne su damlatıp bitki yapraklarındaki damlalarla karşılaştır. Bir saksı bitkisinin yaprağı da başlamak için yeterli.

Sonraki derse köprü

Yapraktaki damla yağmurdan geliyor. Bazı sabahlar ise gece tek damla yağmur düşmediği hâlde çimenler sırılsıklamdır. Bu ıslaklığın kaynağı gökyüzü değil, havanın kendisi: çiy.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.