3.9 · Seviye 3 · Gökyüzü ve ışık
Kaybolan Samanyolu
Şehirde ve köyde aynı gökyüzü
Kat 2 · İzlerKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 3, Gökyüzü ve ışık · 1.310 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Temmuz, İstanbul Esenyurt'ta bir sitenin onuncu katındaki balkon. Gülsüm Hanım altmış beş yaşında; Muş'un bir köyünden kırk yıl önce göç etmiş. Kızı Elif otuz dört yaşında, İstanbul'da doğmuş büyümüş. Sıcak bir gece; ikisi de balkonda oturuyor. Gökyüzü turuncumsu bir gri; birkaç parlak nokta seçiliyor, o kadar.
Gülsüm Hanım göğe bakıyor ve iç çekiyor. "Bizim köyde yazın gökyüzünün ortasından beyaz bir yol geçerdi," diyor. "Sanki biri un dökmüş. Altında yatar, yıldız sayardık." Elif gülüyor. "Anne, ben onu hep masal sandım. Kitaplarda resmini gördüm ama gerçekten öyle göründüğüne inanmadım."
Ağustosta ikisi birlikte köye gidiyor. İlk gece Elif bahçeye çıkıyor, birkaç dakika bekliyor ve donup kalıyor. Gökyüzünün ortasından, bir ufuktan öbürüne, beyaz bir kuşak geçiyor. Kuşağın içinde karanlık yarıklar, kıyılarında sayısız yıldız. Elif'in gözleri doluyor. "Otuz dört yıl," diyor, "hep oradaymış."
Gülsüm Hanım yanına geliyor, omzuna bir hırka atıyor. Bir süre ikisi de konuşmuyor; uzaktan bir köpek havlıyor, sonra yeniden sessizlik. "Hep oradaydı," diyor sonunda Gülsüm Hanım. "Biz bakmayı unuttuk."
Ne oluyor
Elif'in otuz dört yıl boyunca görmediği Samanyolu, İstanbul'un gökyüzünde de vardı. Onu gizleyen şey, kentin kendi ışığıydı.
Elif bu deneyimi yaşayan tek kişi değil.
Ve durum hızla değişiyor.
Bu çalışmanın bir özelliği dikkat çekici: verinin büyük bölümünü meslekten gökbilimciler değil, dünyanın birçok ülkesinden gönüllüler topladı; her biri kendi bulunduğu yerden, çıplak gözle neyi görüp neyi göremediğini bildirdi. Tıpkı Elif gibi göğe bakan, kaç yıldız gördüğünü sayan, gördüğünü bir yere yazan sıradan insanlar.
Uydular neden bu artışı daha az görüyor? Yazarların açıklaması, aydınlatmanın değişen rengine ve açısına işaret ediyor. Akla yatkın bir okuma şu: uydular yukarıdan bakıyor, oysa gece göğünü en çok aydınlatan ışık yana doğru yayılan ışık olabilir. Bir yıldızı göremediğimizi en iyi, yerden bakan bir göz söyleyebiliyor.
Elif'in "masal sandım" demesinin arkasında da bir kuşak meselesi yatıyor.
Gülsüm Hanım ile Elif, bu sendromun canlı bir örneği. Gülsüm Hanım'ın "normal"i, yıldızlarla dolu bir gökyüzüydü. Elif'inki, turuncumsu gri bir gökyüzü. Elif için Samanyolu bir kayıp değildi; çünkü hiç sahip olmadığı bir şeyi kaybedemezdi. Ama Brezilya'daki çalışmanın bulgusu bir umut da taşıyor: Gülsüm Hanım'ın anlattıkları, Elif'i köyde o gökyüzünü aramaya hazırlamıştı.
Ne fark ettiriyor
Elif'in otuz dört yıllık gökyüzü bir iz: kentin ışığının bıraktığı bir iz. Bu iz, Seviye 2'nin diğer izleri gibi kasıtsız. Kimse Samanyolu'nu gizlemek için bir lamba yakmadı. Ama milyonlarca lamba birlikte, bir kuşağın gökyüzünü değiştirdi.
Bu dersin en çarpıcı yanı, kaybın görünmezliği. Elif bir şey kaybettiğini bilmiyordu; çünkü kaybettiği şeyi hiç görmemişti. Gülsüm Hanım'ın anlattıkları ona bir masal gibi gelmişti. Bir kuşaktan ötekine aktarılmayan bir deneyim, sessizce yok oluyor; ve yok olduğunu kimse fark etmiyor.
Gülsüm Hanım'ın son cümlesi de iki anlama geliyor: "Biz bakmayı unuttuk." Bir yandan kentli insanlar göğe bakmayı bıraktı. Öte yandan bakılsa bile görülecek şey azaldı. Unutmak ile görememek, birbirini besliyor: görülmeyen şeye bakılmıyor, bakılmayan şeyin kaybı fark edilmiyor.
Elif'in gözlerinin dolması da bir şey söylüyor. Bazı şeyler, onları ilk kez gördüğümüzde, hiç görmemiş olduğumuzu fark ettiriyor. Samanyolu'nu ilk kez gören biri, yalnızca bir manzara değil, kendi gökyüzünün ne kadar eksik olduğunu da görüyor.
Kyba ve arkadaşlarının çalışmasının gönüllülere dayanması da bu açıdan anlamlı. Bir gökyüzünün kaybını fark etmek için önce ona bakmak, sonra saymak gerekiyor. Elif'in köyde ilk gece yaptığı şey, binlerce gönüllünün yaptığı şeyden çok farklı değil: göğe bakıp ne gördüğünü kendine söylemek. Bir kaybın kaydı, çoğu zaman bir kişinin bakışıyla başlıyor.
Gelenekler ne gördü
Mezmur yazarı ile Emerson aynı göğe bakıyor, ama birinin içinde küçülme, ötekinin içinde bir kanıksama kaygısı uyanıyor.
Mezmur 8:3–4 — küçüklük
Parmaklarının işi olan göklerine, yerine koyduğun ayla yıldızlara baktığımda, insan nedir ki onu anasın, insanoğlu nedir ki onunla ilgilenesin?
Mezmur yazarı göğe bakar ve kendi küçüklüğünü fark eder. Ay ve yıldızlar karşısında insan nedir ki? Metnin dikkati, göğün insanı küçültmesinde ve bu küçüklüğün içinde yine de anılmanın şaşkınlığında.
Emerson, Nature I — saygı
Kentlerin sokaklarından görüldüklerinde bile ne büyükler! Yıldızlar bin yılda bir gece görünseydi, insanlar nasıl inanır, nasıl tapınır, gösterilen Tanrı kentinin anısını kuşaklar boyu nasıl saklardı! Oysa bu güzellik elçileri her gece çıkıyor ve evreni uyaran gülümsemeleriyle aydınlatıyor.
Amerikalı düşünür Emerson, 1836'da yıldızların her gece göründüğü için değerinin bilinmediğini yazar. Bin yılda bir görünselerdi insanlar onları kuşaklar boyu anardı. Dikkati, sürekli olanın görünmez hâle gelmesinde.
Gerilim: Mezmur göğe bakınca insanın küçüldüğünü söylüyor; bakmak, bir alçakgönüllülük getiriyor. Emerson ise göğe bakmamanın, her gece orada olanı kanıksamanın tehlikesinden söz ediyor. Biri bakmanın sonucunu, öteki bakmamanın nedenini anlatıyor. Ama Emerson'un dünyası bugün tersine döndü: "kentlerin sokaklarından görüldüklerinde bile ne büyükler" diye yazdığı yıldızlar, bugün kentlerin sokaklarından görülmüyor. Elif için yıldızlar bin yılda bir değil, otuz dört yılda bir göründü; ve Emerson'un dediği gibi, o geceyi hiç unutmayacak.
Benzetmenin sınırı
Bu ders iki katta okunuyor. Kat 2 açısından kentin gökyüzü bir iz: milyonlarca lambanın kasıtsız bıraktığı bir kayıt. Kat 3'te ise mesele bu izin nasıl okunduğu ya da hiç okunmadığı: Elif için turuncu gri gök, bir iz değil, gökyüzünün kendisiydi.
"Samanyolu kayboldu" demek bir benzetme. Samanyolu kaybolmadı; yerinde duruyor. Kaybolan, onu görme imkânımız. Bu ayrım önemli, çünkü kayıp geri döndürülebilir: ışıklar kısıldığında, aşağıya yönlendirildiğinde, Samanyolu yeniden görünür. Bir ormanın ya da bir türün kaybından farklı olarak, burada kaybolan şeyin kendisi hiç zarar görmedi; araya giren bir perde var ve o perde, insanın elinde. Bu da bu kaybı, düzeltilmesi en kolay çevre kayıplarından biri yapıyor.
Mezmur ve Emerson ise ışık kirliliğinden söz etmiyor. İkisi de yıldızlı göğün insanda uyandırdığı duyguyu anlatıyor; bu ders o duyguların, bugün göğü göremeyen bir kuşak için ne anlama geldiğini soruyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Tarih, saat, yer ve saydığın yıldız sayısını yaz. Kent içi ve kent dışı sayımları karşılaştır. Ailenden yaşlı birine, çocukluğunda Samanyolu'nu görüp görmediğini, gördüyse nerede gördüğünü sor ve cevabını kaydet. Kendi çocukluğundaki gökyüzünü hatırlıyorsan onu da yaz.
Kentte: Kentte Samanyolu'nu görmek çoğu zaman imkânsız; ama kendi sokağının ışıklarına dikkat et. Hangi lambalar yukarıya, gökyüzüne doğru ışık saçıyor, hangileri yalnızca yere? Bir sokak lambasının başlığı ışığı aşağıya yönlendiriyorsa, gökyüzüne daha az ışık kaçar.
Sonraki derse köprü
Samanyolu'nu gizleyen kentin ışıkları akşam yanar. Lambalar yanmadan hemen önce ise gökyüzü kısa bir süre derin bir maviye bürünür: alacakaranlık, ışıkla karanlık arasındaki o eşik.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.