İçeriğe geç

3.7 · Seviye 3 · Gökyüzü ve ışık

Geçmişten gelen ışık

Bir yıldıza bakmak

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 3, Gökyüzü ve ışık · 1.300 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ağustos, Sivas ile Erzincan arasındaki yüksek düzlükte bir dinlenme tesisi. Saat gecenin üçü. Tır şoförü Gökhan aracını park etmiş, bir bardak çayla dışarı çıkmış. Ay batmış, gökyüzü yıldızlarla dolu; Samanyolu başının üstünden bir uçtan öbür uca geçiyor. Yan masada, gece vardiyasından dönen bir hemşire, Yasemin, otobüsünü bekliyor.

Gökhan göğü gösteriyor: "Yirmi yıldır geceleri yoldayım. Her gece bunlara bakarım." Yasemin başını kaldırıyor. "Bir yerde okudum," diyor, "bu yıldızların çoğu çoktan ölmüş olabilirmiş. Biz yalnızca ışıklarını görüyoruz."

Gökhan bir süre susuyor. Kuzeye, her gece yön bulduğu yıldıza bakıyor. "Demirkazık da mı?" diye soruyor. "O da mı ölmüş olabilir?"

Yasemin omuz silkiyor. "Bilmiyorum. Ama baktığımız ışık, yıllar önce yola çıkmış. Belki biz doğmadan önce."

Ne oluyor

Yasemin'in son cümlesi doğru. Işık çok hızlı ama sonsuz hızlı değil; bir yerden bir yere varması zaman alıyor.

Ay'dan çıkan ışık bize yaklaşık bir saniyede varır; güneşin ışığı ise sekiz dakikadan biraz fazla. Yani güneşe baktığımızda, aslında sekiz dakika önceki güneşi görüyoruz. Yıldızlarda bu süre yıllara, yüzyıllara, binlerce yıla çıkıyor.

Gökhan'ın Demirkazık'ı, 2.8'de yön bulmak için kullandığımız Kutup Yıldızı, bu konuda ilginç bir örnek: uzaklığı bile tartışmalı.

İki çalışma arasındaki fark büyük. Turner ve arkadaşlarının 99 parseki, bir parsek yaklaşık 3,26 ışık yılı olduğuna göre, yaklaşık 320 ışık yılına karşılık geliyor. 2,5 miliyay saniye daha küçük bir ıraklık açısı ise yıldızı kabaca 130 parseke, yani 430 ışık yılı dolaylarına götürüyor. Gökhan'ın her gece baktığı ışık, ya üç yüz yıldan biraz fazla, ya da dört yüz yıldan biraz fazla önce yola çıktı. Gökyüzünün en tanınmış yıldızlarından birinin uzaklığında bile yüzyıllık bir belirsizlik var. Bu belirsizlik bilimin bir zayıflığı değil, dürüstlüğü: iki ekip farklı yöntemlerle farklı sonuçlara varmış, ikisi de gerekçelerini açıkça yazmış. Okurun önünde tek bir rakam yerine, bir tartışmanın kendisi duruyor; ve bu tartışma, bir yıldızın uzaklığını ölçmenin ne kadar zor bir iş olduğunu en iyi biçimde gösteriyor.

Yasemin'in "çoğu çoktan ölmüş olabilir" sözü ise yaygın ama büyük ölçüde yanlış. Çıplak gözle gördüğümüz yıldızların büyük çoğunluğu bizden birkaç bin ışık yılından daha yakında. Yıldızların ömrü ise milyonlarca, çoğu zaman milyarlarca yıl. Işığın yolda geçirdiği birkaç yüz ya da birkaç bin yıl, bir yıldızın ömrünün yanında çok kısa. Gökhan'ın Demirkazık'ının, ışığı yoldayken ölmüş olma olasılığı son derece küçük. Bu cümle büyük olasılıkla, çok daha uzak gök cisimleri için söylenen bir şeyin, gece göğündeki her yıldıza genelleştirilmesinden doğuyor.

Ne fark ettiriyor

Gökhan ile Yasemin'in sohbeti iki doğru ile bir yanlışı birbirine karıştırıyor. Doğru olan şu: baktığımız her yıldız, geçmişteki bir anının ışığıyla bize görünüyor. Bir başka doğru: o geçmişin ne kadar eski olduğunu bilmek bile kolay değil; Kutup Yıldızı için bu konuda iki ciddi çalışma yüz yıl farkla ayrılıyor. Yanlış olan ise gördüğümüz yıldızların çoğunun "çoktan ölmüş" olduğu fikri.

Bu yanlış neden bu kadar çekici? Belki de taşıdığı duygu yüzünden. Ölmüş bir yıldızın ışığına bakmak, hem hüzünlü hem büyüleyici bir düşünce. Ama bir düşüncenin güzel olması, onun doğru olduğunu göstermiyor. Daha doğru olan cümle bir o kadar çarpıcı: Gökhan'ın baktığı ışık yola çıktığında İstanbul'da Osmanlı sultanları hüküm sürüyordu; ancak şimdi, bu gece, onun gözüne ulaştı.

Bir de "şimdi" sorusu var. Gökyüzüne baktığımızda her yıldızı farklı bir geçmişten görüyoruz: Ay'ı bir saniye önceki hâliyle, güneşi sekiz dakika önceki, Kutup Yıldızı'nı üç dört yüzyıl önceki. Gökyüzünde aynı anda görünen şeyler, aynı anın şeyleri değil. "Şimdi" dediğimiz gökyüzü, farklı geçmişlerden gelen ışıkların aynı anda gözümüze vardığı bir yer.

Gökhan'ın yirmi yıllık gece yolculukları bu açıdan farklı bir anlam kazanıyor. Her gece aynı göğe baktığını sanıyordu; aslında her gece, yüzyıllar önce yola çıkmış ışıkların yeni bir gününü karşılıyordu. Kutup Yıldızı'ndan bu gece gözüne düşen ışık, dün gece gördüğünden bir gün sonra yola çıkmış, bambaşka bir ışık. Gökyüzü aynı görünüyor, ama ona ulaşan ışık her an yenileniyor.

Gelenekler ne gördü

Aynı yıldızlı gök üç metinde üç ayrı duygu uyandırıyor.

Vâkıa 56:75 — konum

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!

Ayet yıldızların kendisine değil, "yerlerine" yemin eder. Arapça ifade yıldızların düştüğü, durduğu yerleri anlatır. Ayetin dikkati konumda: yıldızların nerede olduğu, insanın bildiğinden çok daha büyük bir şey.

Kant, Pratik Aklın Eleştirisi, Sonuç — hayret

İki şey, üzerlerinde ne kadar sık ve ne kadar kararlı düşünürsek zihni o kadar yeni ve artan bir hayranlık ve saygıyla doldurur: üstümdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası. Onları karanlıkla örtülüymüş ya da ufkumun ötesindeki aşkın bir bölgedeymiş gibi aramam, tahmin etmem gerekmez; onları önümde görür ve doğrudan varlığımın bilinciyle bağlarım.

Alman filozof Kant, ahlak üzerine kitabının sonunda yıldızlı göğü insanın içindeki ahlak yasasıyla birlikte anar. Dikkati, yıldızlı göğe bakmanın verdiği ve düşündükçe artan hayranlıkta.

Pascal, Düşünceler 206 — korku

Bu sonsuz uzayların ebedî sessizliği beni korkutuyor.

Fransız düşünür Pascal'ın tek cümlelik notu, aynı göğe bambaşka bir duyguyla bakar. Dikkati, göğün sessizliğinin ve uçsuzluğunun insanda uyandırdığı korkuda.

Gerilim: Kant aynı yıldızlı göğe bakıp hayranlık duyuyor; Pascal korku. Biri bakışın büyüdükçe arttığını, öteki sessizliğin ürperttiğini söylüyor. Vâkıa ise ne hayranlıkta ne korkuda duruyor; yıldızların yerlerinin büyüklüğüne, insanın bunu tam olarak bilemeyeceğine işaret ediyor. Gökhan'ın sorusu, "Demirkazık da mı ölmüş olabilir?", bu üç duygunun ortasında duruyor: hem bir hayret hem bir ürperti, hem de bilinmeyen bir uzaklığın önünde bir alçakgönüllülük.

Benzetmenin sınırı

"Geçmişi görüyoruz" demek bir benzetme. Gördüğümüz şey geçmişin kendisi değil, geçmişte yola çıkmış bir ışık; şimdi gözümüze ulaşan fiziksel bir ışık. Kat 3 açısından mesele, o ışığa yüklediğimiz anlam: "ölmüş yıldızlar", "geçmişe bakmak" gibi ifadeler, bir fiziksel gerçeği bir duygusal imgeye çeviriyor. Bazen bu çeviri doğruyu taşıyor, bazen bir yanlışı.

Kant ile Pascal'ın duyguları da gökbilim değil. İkisi de yıldızların uzaklığını ölçmüyor; bakan insanın içinde olan biteni anlatıyor. Vâkıa'daki yemin ise bir gökbilim önermesi değil, insanın bilgisinin sınırını hatırlatan bir çağrı. Ayeti yıldız uzaklıklarının bir öngörüsü olarak okumak, metne taşımadığı bir yük bindirmek olur; onu, bakanın bildiğiyle bilmediği arasındaki boşluğa dikkat çeken bir söz olarak okumak daha dürüst.

Gözlem görevi

Kayıt: Seçtiğin her yıldız için adını, uzaklığını ve ışığının yola çıktığı yaklaşık yılı yaz. En yakın ve en uzak yıldızın arasındaki farkı hesapla. Uygulamanın verdiği uzaklığın bir tahmin olduğunu, Kutup Yıldızı'nda olduğu gibi tartışmalı olabileceğini aklında tut; mümkünse iki farklı kaynağa bak ve rakamlar arasında fark var mı, karşılaştır.

Kentte: Kentte yalnızca en parlak yıldızlar ve gezegenler görülür; ama onlar da ışığını geçmişten gönderir. Ay'ı ve görebildiğin en parlak yıldızı seç ve ikisinin ışığının yolda geçirdiği süreyi karşılaştır: bir saniye ile yüzyıllar arasındaki farkı, aynı balkondan görebilirsin.

Sonraki derse köprü

Yıldızların sayısı, baktığımız yere ve bakış süremize göre değişir. Karanlığa yeni çıkan bir göz önce birkaç yıldız görür, dakikalar geçtikçe daha fazlasını. Gözün karanlığa alışması, bir sonraki konu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.