3.4 · Seviye 3 · Gökyüzü ve ışık
Herkesin kendi gökkuşağı
Yanındakiyle aynı gökkuşağını görmemek
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 3, Gökyüzü ve ışık · 1.304 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan, Köyceğiz Gölü'nün kıyısı. Öğleden sonra kısa, sert bir sağanak geçiyor. Yağmur dinerken güneş batıdan bulutların arasından çıkıyor ve doğuda, gölün üstünde geniş bir gökkuşağı beliriyor. Aslı ile kardeşi Okan, ikisi de telefonlarıyla fotoğraf çekmek için koşuyor.
Aslı iskelede duruyor; Okan otuz metre ötede, zeytinliğin kenarında. Aslı gökkuşağının bir ayağının tam Okan'ın arkasındaki zeytin ağaçlarına indiğini görüyor ve ona sesleniyor: "Okan! Gökkuşağının ayağı senin orada, arkandaki ağaçlarda!" Okan dönüp bakıyor. "Hayır," diyor, "benim gördüğüm ayak daha ileride, gölün kenarında."
Okan gökkuşağının ayağına doğru yürümeye başlıyor. Yürüdükçe ayak da kayıyor; hiç yaklaşamıyor. Aslı gülüyor: "Kovaladıkça kaçıyor." Okan duruyor, geri dönüyor; gökkuşağı da sanki onunla birlikte geri çekiliyor.
Akşam fotoğrafları karşılaştırıyorlar. İki gökkuşağı birbirine çok benziyor, ama arkalarındaki manzara farklı: Aslı'nınki zeytinliğe, Okan'ınki gölün kıyısındaki sazlığa iniyor. Aslı bir şey daha soruyor: "Kaç renk görüyorsun?" Okan sayıyor: "Kırmızı, sarı, yeşil, mavi... belki mor. Beş." Aslı: "Okulda yedi diye öğretmişlerdi."
Ne oluyor
Okan'ın gökkuşağına yaklaşamaması bir rastlantı değil. Gökkuşağı bir yerde duran bir nesne değil; gözle güneş ve yağmur damlaları arasındaki bir açının görüntüsü.
Newton'un "uygun konumda duran seyirci" sözü dersin anahtarı. Gökkuşağının merkezi, bakanın kendi gölgesinin başı. Her gözlemcinin gölgesi kendi ayağının dibinde olduğuna göre, her gözlemcinin gökkuşağının merkezi de kendi gölgesine bağlı. Aslı ile Okan otuz metre aralıkla durduklarından, ikisinin gözüne ışık gönderen yağmur damlaları da farklı. Aslı'nın gökkuşağını oluşturan damlalar ile Okan'ınkini oluşturanlar, havanın farklı yerlerinde. Benzer görünüyorlar, ama aynı değiller. Okan yürüdükçe merkez de onunla birlikte yürüyor; bu yüzden ayağa hiç varamıyor.
Bu geometrinin başka bir sonucu da var: güneş ufkun 42 dereceden daha yukarısındaysa, yerdeki birinin göreceği ana gökkuşağının tamamı ufkun altında kalır. Bu yüzden gökkuşakları en çok sabah ve öğleden sonra, güneş alçaktayken görülür. Köyceğiz'deki sağanağın öğleden sonra gelmesi, gökkuşağı için iyi bir zamanlamaydı. Aynı geometri, uçaktan ya da yüksek bir tepeden bakıldığında gökkuşağının neden bazen tam bir çember olarak görülebildiğini de açıklıyor: yerde ufuk çemberin alt yarısını kesiyor, yükseklerde ise bu engel kalkıyor.
Aslı'nın ikinci sorusu ise ışıktan değil, dilden.
Okan beş renk saydı, Aslı yedi öğrenmişti. Newton yedi renk sıralamıştı. Ama gökkuşağının kendisinde renkler arasında çizgi yok; kırmızıdan mora kesintisiz bir geçiş var. Kaç renk göreceğimiz, o geçişi nerelerden kestiğimize bağlı.
Ne fark ettiriyor
Aslı ile Okan aynı gökkuşağına baktıklarını sandılar. Oysa her biri kendi gökkuşağını görüyordu: kendi gölgesinin çevresinde, kendi gözüne gelen damlalardan oluşan bir yay. İkisinin gökkuşağı birbirine çok benziyor, ama hiçbir zaman aynı değil.
Bunu kat 3'ün diliyle söylersek: Görüntü gerçek, fotoğrafı çekilebiliyor, iki kişi aynı anda görebiliyor. Ama her biri farklı bir yerden, farklı ışıklardan, farklı bir yay görüyor. Gökkuşağı, nesneden çok bir ilişki: güneş, yağmur ve bakan arasında.
Bu ilişkinin bir de duygu tarafı var. Gökkuşağının ayağına varamamak, çocuklukta herkesin yaşadığı bir hayal kırıklığı. Okan'ın yürüdükçe kaçan ayağı, bazı şeylerin ancak belli bir uzaklıktan görülebildiğini hatırlatıyor. Yaklaşmaya çalıştıkça kaybolan bir şey, uzaklığın kendisine bağlı.
Renk sayısı meselesi de aynı derinliği taşıyor. Okulda yedi renk diye öğretilen bir bilgi, aslında Newton'un kendi bölmesi. Okan'ın beş rengi daha az doğru değil; yalnızca başka bir bölme. Bir çocuğa "gökkuşağında yedi renk vardır" demek yerine "sen kaç renk görüyorsun?" diye sormak, ona bir bilgiyi değil, bir bakışı öğretir. Gökkuşağı, kendi sınırlarını çizmeyen bir şeyin nasıl adlandırıldığını görmek için iyi bir yer.
Gelenekler ne gördü
Gökkuşağına bakan üç ses, onu üç ayrı biçimde okuyor.
Yaratılış 9:13 — antlaşma
Yayımı buluta koyuyorum; o, benimle yeryüzü arasındaki antlaşmanın işareti olacak.
Tufandan sonra Nuh'a verilen sözde gökkuşağı bir antlaşmanın işaretidir. İbranicede aynı kelime hem "yay" hem "gökkuşağı" anlamına gelir. Metnin dikkati, gökkuşağının bir söze, bir güvenceye işaret etmesinde.
Newton, Opticks I.2, Önerme 9 — ayrıştırmak
Bu yay yalnızca güneş ışığında yağmur yağan yerde görünür; havaya fışkırtılan suyun yukarıda dağılıp damlalara ayrılması ve yağmur gibi düşmesiyle yapay olarak da oluşturulabilir. Çünkü bu damlalara vuran güneş, yağmura ve güneşe göre uygun bir konumda duran seyirciye yayın görünmesini kesinlikle sağlar.
Newton gökkuşağını ışığın damlalardaki kırılmasıyla açıklar ve onu bir fıskiyeyle yeniden üretilebilir bir olaya çevirir. Dikkati, gökkuşağını parçalarına ayırıp nasıl oluştuğunu göstermekte.
Keats, Lamia II — büyü
Soğuk felsefenin yalnızca dokunuşuyla bütün büyüler uçup gitmez mi? Bir zamanlar gökte ürkütücü bir gökkuşağı vardı: şimdi atkısını, dokusunu biliyoruz; sıradan şeylerin sıkıcı listesine yazıldı. Felsefe bir meleğin kanatlarını kırpar, bütün gizemleri cetvelle ve kuralla fetheder, perili havayı ve cinli madeni boşaltır, bir gökkuşağını söker.
İngiliz şair Keats, 1820'de yayımlanan uzun şiirinde, doğa biliminin gökkuşağını "söktüğünden" yakınır. Gökkuşağının dokusu bilinince büyüsü kaybolur. Keats'in dikkati, açıklamanın bir şeyi elimizden alabileceği kaygısında.
Gerilim: Newton gökkuşağını ayrıştırarak anlıyor; Keats aynı ayrıştırmanın gökkuşağının büyüsünü yok ettiğini söylüyor. Yaratılış ise gökkuşağını ne açıklıyor ne kaybediyor; onu bir sözün işareti olarak koruyor. Köyceğiz'deki gökkuşağı bu üç bakışı birden sınıyor. Newton'un açıklaması, Okan'ın neden ayağa varamadığını gösteriyor; ama bu açıklamayı bilmek, gökkuşağını daha az şaşırtıcı yapmıyor, belki daha da şaşırtıcı yapıyor. Her bakanın kendi gökkuşağını görmesi, Keats'in korktuğu "sıradan şeyler listesi"ne pek benzemiyor.
Benzetmenin sınırı
Gökkuşağını "kendi gökkuşağım" diye anlatmak bir benzetme taşıyor: sanki gökkuşağı bakanın bir malıymış gibi. Oysa gökkuşağını oluşturan ışık gerçek, damlalar gerçek, kırılma gerçek. "Herkesin kendi gökkuşağı" sözü, kat 3'ün bir gerçeğine işaret ediyor: görüntü, bakanın konumundan bağımsız değil. Ama bu, gökkuşağının hayal olduğu anlamına gelmiyor.
Renk sayısı için de aynı dikkat gerekiyor. Lindsey ve Brown'un bulgusu, renk kategorilerinin bütünüyle kültürden geldiğini değil, belli evrensel motiflerin farklı biçimlerde birleştiğini gösteriyor. Okan'ın beşi ile Aslı'nın yedisi, aynı tayfın iki geçerli bölünüşü.
Yaratılış, Newton ve Keats gökkuşağının optiğini birlikte anlatmıyor. Yaratılış bir işaret, Newton bir açıklama, Keats bir kaygı sunuyor. Yaratılış'taki yay bir antlaşmanın işareti olarak okunuyor; bu okuma, yayın kırılmayla oluştuğu bilgisiyle yarışmıyor, başka bir soruya cevap veriyor. Keats'in kaygısı ise bir şiirin kaygısı; onu bilimin gerçekten büyüyü yok ettiğine dair bir kanıt olarak değil, açıklamanın insanda uyandırabileceği bir korkunun ifadesi olarak okumak gerekiyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Gökkuşağını gördüğün saati, güneşin yaklaşık yüksekliğini ve gökkuşağının ayaklarının nereye indiğini yaz. Kaç renk saydığını not et; aynı gökkuşağına bakan birine kaç renk saydığını sor. İkinci bir soluk yay gördüysen, renklerinin sırasını iç yayla karşılaştır.
Kentte: Kentte gökkuşağı, yağmurdan sonra güneşin alçakta olduğu saatlerde, yüksek bir binanın ya da bir köprünün açık ufkunda görülebilir. Bir park fıskiyesi ya da çim sulama makinesi de, güneş arkandayken, küçük bir gökkuşağı oluşturur.
Sonraki derse köprü
Gökkuşağı, bakan her konumda başka bir yerde. Gökyüzünde ise kimin nereden baktığına aldırmadan hep aynı kalan bir görüntü var: Ay'ın hep aynı yüzü, gece gece aynı lekeleriyle bize dönen yüzü.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.