İçeriğe geç

3.3 · Seviye 3 · Gökyüzü ve ışık

Gölgenin rengi

Karda gölgenin mavi görünmesi

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 3, Gökyüzü ve ışık · 1.315 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Ocak, Ilgaz Dağı. Gece kar yağmış, sabah gökyüzü pırıl pırıl açmış. Emine, eşi Tarık'la birlikte otelin arkasındaki çam ormanında yürüyor. Güneş epeyce yükselmiş, çamların gölgeleri karın üstüne uzun çizgiler halinde düşüyor. Emine telefonunu çıkarıp bir fotoğraf çekiyor.

Fotoğrafa bakınca şaşırıyor. Karın güneş alan yerleri sıcak, hafif sarımsı bir beyaz; gölgeler ise apaçık mavi. "Bak," diyor Tarık'a, "gölgeler mavi çıkmış." Tarık fotoğrafa, sonra karın üstüne bakıyor. "Bana gri görünüyor," diyor. "Telefonun renkleri bozuyor."

Emine bir süre kara bakıyor. Önce o da gri görüyor. Sonra gözlerini gölgenin içine dikip birkaç saniye bekleyince, gölgenin gerçekten mavimsi olduğunu fark ediyor. Ama Tarık'ın yanında durup karın bütününe baktığında mavi kayboluyor, gölge yine griye dönüyor.

Öğleden sonra güneş batıya doğru alçalırken, karın aydınlık yerleri turuncuya çalıyor; gölgeler ise daha da maviye dönüyor. Bu kez Tarık da görüyor. "Tamam," diyor, "bu sefer ben de görüyorum. Ama sabah neden göremedim?"

Ne oluyor

Karın üstündeki gölge iki ayrı yerden renk alıyor: biri gökyüzünde, öteki gözümüzde.

Birincisi fiziksel. Güneş alan kar, doğrudan güneş ışığıyla ve gökyüzünden gelen ışıkla birlikte aydınlanıyor. Gölgedeki kar ise doğrudan güneş ışığı almıyor; onu yalnızca gökyüzü aydınlatıyor. 3.1'de gördüğümüz gibi gökyüzünden gelen ışık mavi ağırlıklı. Bu yüzden gölgedeki kar gerçekten de mavimsi bir ışık yansıtıyor. Emine'nin telefonu, bu ışığı olduğu gibi kaydetti.

Tarık'ın sabah gölgeyi gri görmesi bunun bir örneği. Gözü, gölgedeki karın "beyaz kar" olduğunu biliyor ve gelen mavimsi ışığı aydınlatmaya yükleyip bir yana bırakıyor. Telefonun kamerası bunu yapmıyor; ya da sahnenin bütünü için tek bir beyaz dengesi seçiyor ve gölgenin mavisi olduğu gibi kalıyor. Çalışmanın bulgusu da, renk sabitliğinin gölgede iyi işlediği, ama gök ışığının etkisinin kişiden kişiye değiştiği yönünde. Emine ile Tarık'ın farklı görmesi tam olarak bu.

Çalışmanın bir ayrıntısı daha dikkat çekici: bir gölgenin gölge olarak algılanıp algılanmaması sonucu değiştirmiyor. Yani gözün bu düzeltmesi, "burada bir gölge var, ışığı hesaba katayım" diye düşünmemize bağlı değil; daha aşağıda, bilinçli bir yorumdan önce işliyor gibi görünüyor. Tarık gölgeyi gri görürken bir karar vermiyordu; görme sistemi o kararı onun yerine çoktan vermişti.

İkinci kaynak, akşam gölgelerin daha mavi görünmesiyle ilgili.

Akşamüstü güneş alçalıp ışığı turuncuya dönünce, karın aydınlık yerleri turuncu oluyor. Gözümüz bu turuncu çevrenin içindeki gölgeyi, karşıtı olan maviye doğru kaydırıyor. Gölgenin gök ışığından gelen mavisi, bu karşıtlıkla birleşince Tarık'ın bile gözden kaçıramayacağı kadar belirginleşiyor.

Ne fark ettiriyor

Emine ile Tarık aynı gölgeye baktılar ve farklı renkler gördüler. Hangisi haklıydı? İkisi de. Gölge gerçekten mavimsi bir ışık yansıtıyordu; telefon bunu kaydetti. Ama Tarık'ın gözü, karın beyaz olduğunu "bilerek", o mavi tonu aydınlatmaya yükleyip görmezden geldi. Emine gölgenin içine uzun süre bakınca, belki de gözünün bu düzeltmesini bir anlığına aşabildi.

Bu, görmenin bir kayıt değil, bir yorum olduğunu hatırlatıyor. Gözümüz bize gelen ışığı olduğu gibi bildirmiyor; ondan bir dünya kuruyor. Bu dünyada kar beyazdır, gölge gridir; çünkü çoğu zaman bilmemiz gereken budur. Karın renginin ışıkla değişmediğini bilmek, yürürken işe yarar. Ama bu yorum, ışığın gerçek rengini bizden gizleyebilir.

Kamera ile göz arasındaki fark burada öğretici. Kamera daha "doğru" değil; yalnızca farklı bir yorum yapıyor. Ressamlar yüzyıllardır bu farkı biliyor: kar gölgelerini mavi, mor, hatta yeşil boyayan ressamlar, gözün düzelttiği şeyi bilerek geri getiriyor.

Tarık'ın son sorusu da ilginç: "Sabah neden göremedim?" Çünkü sabahki ışık daha beyazdı ve karşıtlık zayıftı. Akşam turuncu ışık karşıtlığı güçlendirdi. Aynı gölge, ışık değişince başka bir renge büründü; ama gölgenin kendisi değil, onu çevreleyen ışık değişti.

Bu da gündelik bir alışkanlığı sorgulatıyor: bir şeyin rengini sorduğumuzda, aslında o şeyi mi, yoksa o anki ışığı ve kendi gözümüzü mü sorduğumuzu çoğu zaman ayırmıyoruz. Bir elbisenin dükkânda başka, güneşte başka görünmesi de aynı buluşmanın gündelik bir yüzü.

Gelenekler ne gördü

Gölge, bir ışığın yokluğu olarak düşünülür; ama iki metin gölgeyi bir varlık olarak ele alıyor.

Goethe, Renk Öğretisi 75 — gölge

Kışın Harz dağlarında yolculuk ederken, akşama doğru Brocken'den iniyordum; altımda ve üstümde uzanan geniş yamaçlar, fundalık, her tek ağaç ve çıkıntılı kaya, hepsi karla ya da kırağıyla örtülüydü. Güneş Oder göletlerine doğru alçalıyordu. Gün boyunca, karın sarımsı tonu yüzünden, gölgelerde mora çalan bir renk zaten görülüyordu; şimdi aydınlık yerler sarıdan turuncuya koyulurken, gölgelere açıkça mavi denebilirdi.

Goethe, bir kış akşamı Brocken dağından inerken gördüğü renkli gölgeleri anlatır. Aydınlık yerler turuncuya döndükçe gölgeler maviye, güneş batarken de zümrüt yeşiline döner. Goethe bu renkleri gözün kendi tepkisine, karşıtlığa bağlar. Eastlake'in çevirisine eklediği nota göre Goethe sonradan, kar gölgelerinin mavisinde gök yansımasının da payı olduğunu ve iki nedenin birlikte işleyebileceğini kabul etmiştir. Goethe'nin dikkati, gölgenin bir boşluk değil, bir renk taşıyıcısı olmasında.

Furkân 25:45 — güneşin delil oluşu

Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra Biz güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir.

Bu ayet gölgeye bakmaya çağırır ve güneşi gölgenin delili olarak anar. Gölge kendi başına bir şey söylemez; onu var eden ve biçimlendiren güneştir. Ayetin dikkati, gölgenin ışığa işaret etmesinde: gölgeyi görmek, ışığı görmenin bir yolu.

Gerilim: Goethe gölgenin kendisine bakıyor ve onda bir renk buluyor; gölge ona ışığın yokluğu değil, başka bir rengin varlığı gibi görünüyor. Furkân suresindeki ayet ise gölgeyi güneşe bağlıyor; gölgenin anlamı, onu var eden ışıkta. Biri gölgeyi bağımsız bir görüntü olarak inceliyor, öteki onu ışığın bir delili olarak okuyor. Ilgaz'daki gölgeler ikisini birden doğruluyor: gölgenin mavisi, gökyüzünden gelen ışığın bir delili; ama o maviyi görmek, Goethe gibi gölgenin içine uzun süre bakmayı gerektiriyor.

Benzetmenin sınırı

Rengin bir kısmı dışarıda, bir kısmı gözümüzde; kat 3'ün sorusu burada çok ince bir çizgiye iniyor. "Gölge mavi" demek de, "gölge gri" demek de eksik. Daha doğru cümle şu: "Gölge mavimsi bir ışık yansıtıyor ve gözüm onu, çevresine göre, ya griye ya maviye yorumluyor."

Bu, "renkler gerçek değil" demek değil. Işık ölçülebilir, tayfı kaydedilebilir. Ama "renk" dediğimiz şey, ışık ile göz arasındaki buluşmada doğuyor ve bu buluşma, çevredeki öteki ışıklara göre değişiyor.

Goethe'nin açıklaması bugünkü bilimle kısmen örtüşüyor; kendisi de sonradan bir düzeltme kabul etti. Furkân suresindeki ayet ise gölgenin rengini değil, gölgenin ışığa olan bağını düşündürüyor; bir optik bilgisi vermiyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Gözünle gördüğün rengi ve fotoğraftaki rengi ayrı ayrı yaz. Aynı gözlemi sabah, öğle ve güneş batmaya yakın bir saatte tekrarla. Hangi saatte gölge en mavi görünüyor? Bir arkadaşının aynı gölgeyi hangi renkte gördüğünü de not et; ikiniz aynı rengi mi söylüyorsunuz?

Kentte: Kentte de beyaz duvarlara düşen gölgeler, özellikle sabah erken ve akşamüstü, mavimsi görünebilir. Turuncu bir sokak lambasının altında, gün ışığının hâlâ aydınlattığı bir alacakaranlıkta, iki ışık kaynağının oluşturduğu iki farklı renkte gölge görebilirsin.

Sonraki derse köprü

Gölgenin rengi, ışık ile göz arasındaki buluşmanın kişiden kişiye değişebildiğini gösterdi. Gökkuşağı bunu daha da ileri götürür: yanındaki kişiyle aynı yöne bakarken bile, herkesin kendi gökkuşağını görmesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.