İçeriğe geç

3.2 · Seviye 3 · Gökyüzü ve ışık

Gün batımı

Güneş batarken değişen renkler

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 3, Gökyüzü ve ışık · 1.313 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Kasım başı, Kaş. Selim ile Meral, kasabanın batısındaki kayalıklara oturmuş, güneşin denize inişini bekliyor. Selim bir fotoğraf meraklısı; aylardır bir şeyi görmek istiyor: güneşin son anında, denizin üstünde bir an yanıp sönen yeşil ışığı. Bir yerde okumuş, "yeşil parıltı" deniyor.

Telefonundaki uygulama gün batımını 17.12 olarak gösteriyor. Güneş alçaldıkça rengi turuncuya, sonra koyu kırmızıya dönüyor. Bir şey daha dikkatini çekiyor: güneş tam yuvarlak değil, alttan ve üstten basık, bir karpuz dilimi gibi yassılmış.

Güneşin alt kenarı denize değdiğinde Selim saatine bakıyor: 17.09. Üç dakika sonra güneşin son parçası da kayboluyor. Tam o anda Selim bir şey görüyor: son kıvılcım bir an sarımsı yeşile dönüyor ve sönüyor. "Gördün mü?" diye bağırıyor. Meral emin değil. "Bir şey parladı ama yeşil miydi, sarı mıydı?"

Meral bir şey daha söylüyor: "Güneş denize gömüldü." Selim gülüyor: "Güneş hiçbir yere gömülmedi. Biz döndük."

Ne oluyor

Selim'in son cümlesi doğru. Güneş batmıyor; Dünya kendi ekseni çevresinde dönüyor ve bulunduğumuz yer güneşten uzaklaşıyor. "Gün batımı" dediğimiz şey, gökyüzünü yerin üstünde duran bir kubbe gibi gören bakışın adı. Bu bakış dilimize öylesine yerleşmiş ki Dünya'nın döndüğünü bilen biri bile "güneş batıyor" diyor.

Ama Selim'in bilmediği bir şey daha var: Meral'in "güneş denize değdi" dediği anda, güneş aslında çoktan ufkun altındaydı.

Bu sayılar şunu söylüyor: güneşin görünür çapı kabaca 32 yay dakikası, ufuktaki kırılma ise 34 yay dakikası. Kırılma, güneşin bütün çapından büyük. Yani güneşin alt kenarı denize "değdiğinde", ışık düz gitseydi güneşin neredeyse tamamı zaten ufkun altında kalmış olurdu. Selim'in gördüğü güneş, havanın büktüğü ışıkla yukarı kaldırılmış bir görüntü.

Selim'in telefonundaki 17.12 de bu tanıma göre hesaplanmış bir saat: güneşin üst kenarının ufukta kaybolduğu an. Selim'in alt kenarın denize değdiğini gördüğü 17.09 ile uygulamanın 17.12'si arasındaki üç dakika, güneş diskinin ufkun ardına kayması için geçen süre. Uygulama, gözün göreceğini tahmin etmek için havanın bükülmesini zaten hesaba katıyor. Kırılma olmasaydı, Kaş'taki o akşam biraz daha erken kararacaktı.

Güneşin basık görünmesi de bu kırılmadan. Kırılma ufka yaklaştıkça hızla artıyor; güneşin alt kenarı üst kenarından daha çok yukarı kaldırılıyor ve disk dikey yönde sıkışıyor.

Selim'in yeşil parıltısı ise başka bir şey gösteriyor: görmenin kendisi de bu işin bir parçası.

Meral'in "yeşil miydi, sarı mıydı?" sorusu bu yüzden çok yerinde. Selim belki gerçekten yeşil bir ışık gördü. Ama belki de dakikalarca kırmızı güneşe bakan gözü, sarı bir parıltıyı yeşil olarak yorumladı. İkisinin aynı anda doğru olması da mümkün.

Ne fark ettiriyor

Bu gün batımında Selim ve Meral üç kez yanıldı ya da yanılabilirdi. Güneşin battığını sandılar; oysa dönen Dünya'ydı. Güneşin denize değdiğini sandılar; oysa güneş çoktan ufkun altındaydı. Yeşil bir ışık gördüklerini sandılar; oysa o yeşilin bir kısmı belki kendi gözlerindeydi.

Bunların hiçbiri "gördükleri sahte" anlamına gelmiyor. Gün batımı gerçek, kızıllık gerçek, son kıvılcım gerçek. Ama gördüğümüz şey ile orada olan şey arasında, havanın büktüğü ışık ve gözün kendi tepkisi var. Bu katın bütün meselesi o ara bölgede yaşıyor.

"Güneş batıyor" demeye devam etmekte de bir sakınca yok. Dil, bakanın yerinden konuşur; ve bakanın yerinden güneş gerçekten iner. Önemli olan, bu dilin bir bakış açısı olduğunu unutmamak. Selim'in "biz döndük" demesi, aynı olayı başka bir yerden, uzaydan bakan birinin gözünden anlatmak.

Bu ders bir şeyi daha fark ettiriyor: en çok baktığımız, en sevdiğimiz manzaralar bile, dikkatle bakınca beklemediğimiz ayrıntılar taşıyor. Güneşin basıklığı her akşam orada; ama çoğumuz onu hiç görmüyoruz.

Gelenekler ne gördü

Üç metin gün batımına üç ayrı yerden bakıyor: biri ondan bir ders çıkarıyor, biri onda bir düzen görüyor, biri yalnızca o anın içinde duruyor.

En'âm 6:76–78 — batan

Gece basınca bir yıldız gördü, "işte bu benim Rabbim!" dedi; yıldız batınca, "batanları sevmem" dedi. Ayı doğarken görünce, "işte bu benim Rabbim!" dedi, batınca, "Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum" dedi. Güneşi doğarken görünce "işte bu benim Rabbim, bu daha büyük!" dedi; batınca, "Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım" dedi.

Kur'an'daki İbrahim kıssasında İbrahim yıldıza, aya ve güneşe bakar; her biri doğar ve batar. Batan şeyin tanrı olamayacağı sonucuna varır: "Batanları sevmem." Kıssanın dikkati batmanın kendisinde: batan, kalıcı değildir.

Yâsîn 36:38 — akış

Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.

Yâsîn suresi güneşi bir yolculuk içinde anlatır: güneş kendi yolunda akıp gider. Ayetin dikkati, batışta bir son değil, bir düzenin sürekliliğini görmekte.

Bashō, kuru dalda karga — sonbahar akşamı

Kuru bir dala bir karga konmuş; sonbahar akşamı.

Japon şair Bashō'nun haikusu batan güneşi hiç anmaz. Yalnızca bir dal, bir karga ve akşam. Haikunun dikkati, günün bitişinin bir manzaraya dönüştüğü ana bakmakta; bir açıklama değil, bir hâl.

Gerilim: İbrahim batan güneşe bakıp ondan uzaklaşır; batmak, onun gözünde güneşi değersizleştiren bir eksikliktir. Yâsîn ise aynı batışı bir düzenin parçası olarak görür; güneş batarken bir yasaya uyar. Bashō ise ne uzaklaşır ne açıklar; yalnızca o anın içinde durur. Biri batıştan bir sonuç çıkarıyor, biri bir düzen görüyor, biri yalnızca bakıyor. Kaş'taki kayalıklarda Selim yeşil parıltıyı yakalamaya, Meral ise yalnızca gün batımını izlemeye gelmişti. Belki ikisi de Bashō'ya en yakın anı, güneş battıktan sonraki sessiz dakikada yaşadı.

Benzetmenin sınırı

Bu dersin bütün kaymaları kat 3'te, yani bizim okumamızda oluyor; güneşin kendisinde değil. Her akşam kurduğumuz "güneş batıyor", "güneş denize gömüldü" cümleleri, dünyayı kendi durduğumuz yerden anlatan bir dilin parçası. Bu dil yanlış değil, ama bir bakış açısı. Güneşin bir yere gitmediğini, Dünya'nın döndüğünü bilmek, bu dili bir benzetme olarak duymayı sağlıyor.

Yeşil parıltı örneği de bize gözün tarafsız bir kamera olmadığını hatırlatıyor. Selim'in gördüğü renk, ışığın ve gözün birlikte ürettiği bir şey. Bunu bilmek, gözlemi küçümsemek değil; gözlemin nereden geldiğini daha iyi anlamak.

İbrahim'in "batanları sevmem" sözü ise bir gökbilim cümlesi değil. Ayetler, batışı bir tefekkür konusu olarak kullanıyor. Bashō'nun haikusu da bir gözlem kaydı değil; bir hâli birkaç kelimeyle taşıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Gün batımının yerini, saatini ve havanın açıklığını yaz. Güneşin alt kenarının ufka değdiği saati ve son parçanın kaybolduğu saati ayrı ayrı not et; aradaki süreyi hesapla. Son anda bir renk değişimi gördüysen onu da yaz; yanındaki biri varsa ona da sor ve iki gözlemi karşılaştır.

Kentte: Kentte ufuk çoğu zaman binalarla kapalıdır; bir köprü, yüksek bir park ya da sahil yolu daha geniş bir ufuk açar. Binaların arkasına batan güneşin de basıklaştığını ve kızıllaştığını görebilirsin; ama yeşil parıltı için açık ve düz bir ufuk gerekir.

Sonraki derse köprü

Gün batımının renkleri ufukta. Kışın bir başka renk ise ayağımızın dibinde belirir: karın üstüne düşen gölgenin rengi, bazen beklenmedik biçimde mavi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.