İçeriğe geç

3.1 · Seviye 3 · Gökyüzü ve ışık

Gökyüzü neden mavi

Öğle göğü ile ufkun rengi

Kat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 3, Gökyüzü ve ışık · 1.310 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Eylül, Ürgüp'te bir bağ evinin terası. Emekli resim öğretmeni Nermin Hanım, yaz boyunca ders verdiği on altı yaşındaki Cem'le birlikte vadiyi çiziyor. Öğle güneşi tepede, peribacaları sıcakta parlıyor. Cem gökyüzünü boyamaya geldiğinde duraksıyor.

"Hocam, gök her yerde aynı mavi değil," diyor. Tepeye bakıyor: koyu, neredeyse lacivert. Sonra ufka bakıyor: neredeyse beyaz, sütlü bir mavi. "Hangisini boyayayım?"

Nermin Hanım gülümsüyor. "İkisini de. Yukarıdan aşağı açarak." Fırçayı alıp koyu maviyi beyazla incelterek ufka doğru indiriyor. Cem bir şey daha soruyor: "Peki gök neden mavi? Denizi yansıttığı için mi?"

Nermin Hanım bir an düşünüyor. Yıllarca öğrencilerine öyle anlatmış. Ama burası Kapadokya; en yakın deniz iki yüz kilometreden fazla uzakta, gök yine de masmavi. "Bilmiyorum," diyor sonunda. "Ben de hep öyle sandım. Ama demek ki öyle değilmiş."

Ne oluyor

Cem'in sorusu, yüzyıllarca bilim insanlarını uğraştırmış bir soru. Bugünkü açıklama iki parçadan oluşuyor: biri havada olan, öteki gözümüzde olan.

Havadaki parça, 2.6'da gördüğümüz Rayleigh saçılması. Hava molekülleri güneş ışığının kısa dalga boylu kısmını uzun dalga boylu kısmına göre çok daha fazla yana savurur. Gökyüzünün neresine bakarsak bakalım, gözümüze o yönden saçılmış ışık gelir ve bu ışıkta kısa dalga boyları baskındır.

Bu açıklama uzun bir arayışın sonunda geldi. On dokuzuncu yüzyılın ortasında bile soru açıktı.

Ama bu açıklamada bir boşluk var. Rayleigh saçılması kısa dalga boylarını kayırıyorsa, gök neden mor değil? Mor ışık maviden bile kısa dalga boylu. Bu sorunun cevabı ikinci parçada, gözümüzde.

Bu, Cem'in ilk gözlemiyle de uyuşuyor. Gök "saf" bir mavi değil; beyaza çalan, soluk bir mavi. Göğün rengi, havanın gönderdiği ışık ile gözümüzün onu okuyuşunun birlikte ürettiği bir şey.

Ufkun neden daha beyaz olduğu da bu açıklamanın içinde. Ufka bakarken ışık çok daha kalın bir hava tabakasından geçer ve defalarca saçılır. Bu çoklu saçılma renkleri birbirine karıştırır ve ufuk beyaza döner. Cem'in fırçasıyla yaptığı şey, yani maviyi yukarıdan aşağı açmak, bu fiziğin bir resmi.

Nermin Hanım'ın "denizi yansıtıyor" açıklaması ise yaygın ama yanlış. Kapadokya'nın denizden uzak göğü bunun en basit sınaması.

Nermin Hanım'ın kendi mesleği aslında doğru açıklamaya çok yakın bir bilgi taşıyordu. Ressamlar uzaktaki tepeleri boyarken onları biraz daha mavi ve soluk yapar; arada ne kadar çok hava varsa o kadar. Göz ile uzak tepe arasındaki hava da tıpkı gök gibi ışığı saçıyor ve tepenin üstüne mavimsi bir perde çekiyor. Leonardo'nun defterleri ve Goethe'nin Renk Öğretisi bu gözlemi uzun uzun anlatır. Ressamın tuvaldeki bilgisi ile fizikçinin açıklaması aynı olayın iki yüzü.

Ne fark ettiriyor

Nermin Hanım yıllarca öğrencilerine aynı açıklamayı tekrarlamış. Kimse sorgulamamış, çünkü açıklama akla yatkın geliyordu: deniz mavi, gök mavi, biri ötekini yansıtıyor olmalı. Bir açıklamanın akla yatkın olması, doğru olduğunu göstermiyor. Ve bazen en basit sınama, bir kara ortasında göğe bakmak, onu yıkmaya yetiyor.

Bu dersin asıl ilginç yanı, göğün renginin bir yanının bizde olması. Gök "kendinde" mavi değil; havadan gelen ışığın belirli bir tayfı var ve gözümüz bu tayfı mavi olarak görüyor. Başka türlü bir gözü olan bir canlı, aynı göğü başka bir renkte görebilirdi. 1.7'deki arıyı hatırlayalım: arılar morötesi ışığı görüyor. Onların gözündeki gök, bizimkinden farklı.

Bu, göğün mavisinin bir yanılsama olduğu anlamına gelmiyor. Gök gerçekten belirli bir ışık gönderiyor; biz de o ışığı gerçekten mavi görüyoruz. Ama renk, ışık ile göz arasındaki bir buluşma. Kat 3'ün konusu tam da bu: doğa bize bir şey gönderiyor, ama onu nasıl okuduğumuz bizim yapımızdan geçiyor.

Bir de sorunun kendisi var. Cem'in "gök neden mavi?" sorusu çocukça bir soru gibi görünüyor. Ama yüzyıllarca en iyi zihinleri meşgul etti. Bazen en basit sorular en derin cevapları gerektiriyor.

Gelenekler ne gördü

Göğün rengine bakan üç ses, üç farklı yerden konuşuyor.

Goethe, Renk Öğretisi 155 — başka açıklama

Sonsuz uzayın karanlığı, gün ışığıyla aydınlanmış atmosfer buğuları arasından görülürse mavi renk belirir. Yüksek dağlarda gökyüzü gündüz yoğun mavi görünür, çünkü sonsuz karanlık uzayın önünde yalnızca birkaç ince buğu süzülür. Vadilere indikçe mavi açılır; sonunda bazı yerlerde, artan buğular yüzünden, bütünüyle çok soluk bir maviye döner.

Alman şair ve doğa düşünürü Goethe, göğün mavisini ışıkla karanlığın buğu içinde buluşmasıyla açıklar. Bu açıklama bugünkü fizikle uyuşmuyor. Ama gözlemi doğru: dağda gök koyu, vadide soluk. Goethe'nin dikkati, rengin ışık ile karanlığın arasında doğmasında.

Leonardo da Vinci, Defterler 301 — gözlem

Deneyim bize havanın ardında karanlık olması gerektiğini, yine de mavi göründüğünü gösterir. Kuru odundan biraz duman çıkarırsan ve güneş ışınları bu dumana düşerse, sonra dumanın arkasına güneşin vurmadığı bir parça siyah kadife koyarsan, göz ile siyah kumaş arasındaki bütün dumanın güzel bir mavi renkte göründüğünü görürsün.

Leonardo, göğün mavisini açıklamak için bir deney önerir: güneşte duran ince bir dumanın arkasına siyah kadife koymak. Duman mavi görünür. Leonardo'nun açıklaması da bugünkü fizikle tam uyuşmuyor; ama ince parçacıkların ışığı saçarak maviyi doğurduğu fikrine çok yaklaşıyor. Dikkati, bir soruyu bir masada sınanabilir hâle getirmekte.

Mülk 67:3 — kusur aramak

Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?

Bu ayet, insanı göğe bakmaya ve bir kusur aramaya çağırır. Ayetin dikkati bakışın tekrarlanmasında: bir kez daha bak, bir çatlak bulabilecek misin?

Gerilim: Goethe ve Leonardo, göğe bakıp bir açıklama arıyor; ikisinin de açıklaması kısmen yanlış ama gözlemleri doğru. Mülk suresindeki ayet ise bir açıklama istemiyor; yalnızca bakmayı ve bir kusur aramayı istiyor. Biri göğü anlamaya, öteki göğe yeniden bakmaya çağırıyor. Goethe ile Leonardo'nun yanılgısı, bakmanın açıklamaktan daha sağlam olabildiğini gösteriyor: açıklamaları eskidi, gözlemleri hâlâ geçerli. Cem'in "hangisini boyayayım?" sorusu da böyle bir bakıştan doğdu; açıklama sonra geldi.

Benzetmenin sınırı

Göğün rengi kat 3'ün tipik bir örneği: gökyüzü bize bir şey söylemiyor, ama onu nasıl gördüğümüz hem havanın fiziğine hem gözümüzün yapısına bağlı. "Gök mavi" cümlesi, aslında "gözüm bu ışığı mavi görüyor" cümlesinin kısaltması.

Bu ayrımı abartmamak da gerekiyor. Göğün mavisi rastgele bir öznellik değil; renk körlüğü gibi farklar dışında insan gözlerinin çoğu aynı ışığa benzer biçimde tepki veriyor. Renk bir buluşma, ama kuralları olan bir buluşma.

Goethe, Leonardo ve Mülk suresi göğün fiziğini öğretmiyor. Goethe ile Leonardo'nun açıklamaları tarihsel birer deneme; bugünkü fizik onların yerini aldı. Mülk suresi ise göğe bakmayı bir tefekkür olarak öneriyor; bu ders o ayeti bir renk açıklaması olarak değil, bakmanın kendisine bir çağrı olarak okuyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Üç noktanın rengini kendi kelimelerinle tarif et: koyu, açık, beyazımsı, griye çalan. Aynı gözlemi bir gün sabah erken, bir gün öğle, bir gün akşama yakın yap. Hangi saatte tepe ile ufuk arasındaki fark en büyük? Puslu ya da tozlu bir günde fark nasıl değişiyor?

Kentte: Kentlerde pus ve kirlilik göğü daha beyaz ve soluk gösterebilir. Bir kent içinde ve bir kent dışında aynı saatte göğe bakmayı dene; iki gökyüzü arasındaki farkı yaz. Yüksek bir yerden, bir tepeden ya da bir binanın terasından bakmak, ufka doğru açılan maviyi daha iyi gösterir.

Sonraki derse köprü

Öğle göğü mavi. Ama güneş batarken aynı gök turuncuya, kızıla, mora döner. 2.6'da akşam kızıllığını bir hava işareti olarak sınamıştık; bir sonraki ders gün batımı renklerine bu kez göğün kendi gözünden bakıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.