2.2 · Seviye 2 · İzler ve işaretler
Liken ve havanın temizliği
Şehirde azalan, köyde çoğalan liken
Kat 2 · İzler
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 2, İzler ve işaretler · 1.366 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Ekim sonu, Kastamonu'da bir köy. Murat Ankara'dan halası Nesrin'i ziyarete gelmiş. Sabah kahvaltıdan sonra köyün içinde yürüyorlar. Murat bir şeye takılıyor: her yer bir şeyle kaplı. Yaşlı ceviz ağaçlarının gövdeleri gri yeşil, yaprak gibi kıvrılmış lekelerle örtülü. Bahçe duvarının taşlarında sarı turuncu daireler var. Ahırın kiremit saçağı neredeyse baştan sona turuncuya boyanmış gibi.
"Bunlar ne hala?" diye soruyor. Nesrin Hanım omuz silkiyor: "Yosun işte, hep vardı." Murat Ankara'daki evinin önündeki ağaçları düşünüyor; gövdeleri çıplak, gri, neredeyse hiçbir şey yok üstlerinde. "Demek köyün havası gerçekten temiz," diyor. "Bunlar temiz havada yetişiyormuş, bir yerde okumuştum."
Ahırın önüne gelince Murat duruyor. Turuncu leke en çok burada; gübre yığınının hemen yanındaki çit kazıklarında, ahırın duvarında, damın üstünde. Köyün öbür ucundaki, ormana yakın eski meşelerde ise turuncu neredeyse hiç yok; onların gövdelerinde daha soluk, gri yeşil, sakal gibi sarkan başka bir şey var.
Murat'ın aklına bir soru takılıyor: bu lekeler havanın temizliğini gösteriyorsa, neden en çok ahırın dibinde, gübrenin yanında toplanıyorlar?
Ne oluyor
Nesrin Hanım'ın "yosun" dediği şeylerin çoğu yosun değil.
Likenlerin havayı okumaya yaramasının nedeni yaşama biçimlerinde.
Liken, kökleri olmayan, toprağa bağlı olmayan bir canlı. Yağmuru, sisi, tozu ve havayı nasıl alıyorsa öyle içine çekiyor. Bu yüzden bir ağacın gövdesindeki liken, o ağacın çevresindeki havanın yıllar boyunca bıraktığı bir kayıt gibi.
Bu fikir yarım yüzyıldan eski. Hawksworth ve Rose'un 1970'te Nature'da yayımlanan yazısı, adından da anlaşıldığı gibi, İngiltere ve Galler'de kükürt dioksit kirliliğini ağaç gövdelerindeki likenlere bakarak tahmin etmek için nitel bir ölçek önerdi. Rose ve Hawksworth'ün 1981'de yine Nature'da yayımlanan Lichen recolonization in London's cleaner air başlıklı yazısı ise, yine başlığının söylediği gibi, havası temizlenen Londra'ya likenlerin geri dönmeye başladığını bildirdi. Ankara'daki çıplak ağaçlar ile köydeki kaplı ağaçlar arasındaki fark, bu eski fikrin bugün de gözle görülebilen bir örneği olabilir.
Ama Murat'ın ahır önündeki sorusu bu hikâyeyi karmaşıklaştırıyor. Her kirlilik likeni aynı biçimde etkilemiyor.
Amonyak, büyük ölçüde hayvan gübresinden ve gübreli tarımdan havaya karışan azotlu bir gazdır. Murat'ın ahırın dibinde gördüğü yoğun turuncu kaplama, bu nitrofil türlerden olabilir. Bu durumda o turuncu leke "hava temiz" demiyor; "burada havada azot bol" diyor. Ormana yakın eski meşelerdeki soluk, sakal gibi sarkan likenler ise başka bir hikâye anlatıyor olabilir. Hangisinin ne söylediğini ancak türünü tanıyarak bilebiliriz.
Kent havası da tek bir kirlilik değil. Likenler havadaki ağır metalleri de biriktirebiliyor.
Bu sonuç ince bir şey gösteriyor. Bir yerin tabiat parkı olması, havasının temiz olduğu anlamına gelmiyor. Ve İstanbul'da bu çalışmada kullanılan liken, kirli yerlerde de yaşayabiliyor; yalnızca içinde kirleticileri biriktiriyor. Likenin varlığı tek başına bir şey söylemiyor; hangi tür olduğu ve içinde ne taşıdığı söylüyor.
Ne fark ettiriyor
Murat ilk anda doğru bir şey okudu ve yanlış bir sonuca vardı. Ankara'daki ağaçlar ile köydeki ağaçlar arasındaki fark gerçek. Ama "liken çok, demek hava temiz" çıkarımı, işaretin yalnızca bir yönünü görüyor.
Bir işaret ancak okunma kuralı bilinirse güvenilir. Liken var mı yok mu sorusu yetmiyor; hangi liken, hangi ağaçta, neyin yanında? Likenin kentteki yokluğu bir tür kirliliği, ahırın dibindeki bolluğu ise başka bir tür kirliliği gösterebilir. Biri «az», öteki «çok» diyor; ama ikisi de temiz hava demek değil.
Bu, Seviye 2'nin temel derslerinden biri: bir iz, bir şeyin kaydıdır, ama hangi şeyin kaydı olduğunu iz kendisi söylemez. 2.1'deki tilki izi gibi, likenin de bir okuma kuralı var ve bu kuralı bilmeden yapılan okuma, kendi beklentimizi doğrulamaktan öteye geçemiyor.
Bir de zaman var. Liken yavaş büyür. Bir ağacın gövdesindeki liken örtüsü, bugünün havasını değil, yılların ortalamasını taşır. Londra'ya likenlerin geri dönmesi bu yüzden bir haber gibi değil, bir iyileşmenin yavaş tanıklığı gibi okunmalı. Kirlilik bir günde gelebilir; likenin geri dönüşü ise yıllar alır.
Gelenekler ne gördü
Havanın, toprağın, suyun insan eliyle bozulması eski metinlerde de konuşulur. İki metin bu bozulmayı farklı bir sonla anlatıyor.
Rûm 30:41 — insan eliyle bozulma
İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.
Ayet bozulmanın kaynağını açıkça insana bağlar: "insanların elleriyle işledikleri." Ama bozulmayı bir son olarak değil, bir uyarı olarak anlatır. İnsanlar yaptıklarının bir kısmını tadar, "belki dönerler" diye. Ayetin dikkati bozulmanın kendisinde değil, onun bir dönüşe çağırmasında.
Yeşaya 24:5 — kirlenen yeryüzü
Yeryüzü de üzerinde yaşayanların altında kirlendi; çünkü yasaları çiğnediler, buyruğu değiştirdiler, sonsuz antlaşmayı bozdular.
Yeşaya'nın bu bölümü yeryüzünün yargılanmasını anlatır. Yeryüzü, üzerinde yaşayanların ağırlığı altında kirlenmiştir. Kirlilik burada bir antlaşmanın bozulmasının sonucudur ve bölümün devamı yargıya doğru ilerler.
Gerilim: Rûm suresindeki ayet bozulmayı bir dönüş fırsatı olarak bitirir: "belki dönerler." Yeşaya'daki ayet ise bozulmayı bir antlaşmanın çiğnenmesi olarak anlatır ve yargıya doğru ilerler. Biri kapıyı açık bırakır, öteki kapanmakta olan bir kapıdan söz eder. Londra'ya geri dönen likenler Rûm'daki "dönüş" ihtimaline yakın duruyor; ama Özkök ve Çobanoğlu'nun İstanbul'daki ölçümleri, dönüşün kendiliğinden gelmediğini, bozulmanın sürdüğünü hatırlatıyor.
Benzetmenin sınırı
Liken kat 2'ye aittir: bir kayıttır, bir mesaj değil. Likenin havanın temizliğini "söylediğini" ya da "bildirdiğini" demek bir benzetme. Liken kendi yaşamını sürdürüyor; havadaki maddeler onu besliyor ya da öldürüyor. Bunu bir işaret yapan, onu okuyan insandır.
Okuma kuralı ise basit değil. Her liken aynı kirleticiye aynı tepkiyi vermiyor; van Herk'in uyardığı gibi toz, iklim, ağacın yaşı ve açıklığı da okumayı değiştiriyor. Bir gövdeye bakıp "hava temiz" ya da "hava kirli" demek, bir laboratuvar ölçümünün yerini tutmaz. Liken bize nerede ölçüm yapmamız gerektiğini gösterebilir; ölçümün kendisi değildir.
Gelenek metinleri ise likenden söz etmiyor. Rûm ve Yeşaya, insanın eliyle bozulan bir dünyayı ahlaki bir dille anlatıyor. Likenin bu derste yaptığı, o bozulmanın gözle görülebilen bir kaydını göstermek. Ama likenin kaydı ahlaki bir yargı taşımıyor; bir ahır, bir fabrika ve bir yol aynı likene farklı biçimlerde dokunuyor.
Gözlem görevi
Kayıt: Her ağaç için yerini, ağacın türünü biliyorsan onu, likenin rengini ve biçimini, yakınında bir yol, ahır, tarla ya da fabrika olup olmadığını yaz. Her gözlemin yanına iki sütun aç: "bu liken neyi gösteriyor olabilir?" ve "bunu doğrulamak için ne bilmem gerekir?" Ay sonunda iki sütunu karşılaştır: ikinci sütundaki sorulardan kaçına cevap bulabildin?
Kentte: Kentte ana caddelere bakan ağaçlarla, ara sokaklardaki ya da parkların içindeki ağaçları karşılaştır. Eski taş duvarlar, mezar taşları ve beton bariyerler de likenler için iyi bir yüzeydir. Aynı yüzeyde trafiğe bakan yüz ile arka yüz arasında bir fark var mı?
Sonraki derse köprü
Liken havayı kaydediyor. Suyun da kendi kaydedicileri var: bir göletin kıyısında her bahar duyulan sesin bir yıl azalması, kurbağa ile suyun sağlığı arasındaki ilişkiyi sormaya başlatıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.