İçeriğe geç

2.1 · Seviye 2 · İzler ve işaretler

Kardaki iz

Sabah karda bir tilkinin izi

Kat 2 · İzler

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 2, İzler ve işaretler · 1.343 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Şubat, Erzurum'un kenarında, son evlerin bittiği yerde bir tarla. Gece kar yağmış ve sabaha karşı durmuş. Selma, köpeğini gezdirmek için erkenden çıkıyor. Tarla bembeyaz ve dümdüz; üstünde tek bir ayak izi yok. Daha doğrusu, bir tane var.

Tarlanın ortasından küçük, düzgün izlerden oluşan bir sıra geçiyor. İzler neredeyse bir ip gibi düz bir çizgi çiziyor; her biri bir öncekinin tam önüne basılmış gibi. Selma'nın köpeği izleri koklayıp heyecanlanıyor. Selma eğilip bakıyor: dört parmak, uçlarında ince tırnak izleri, ortada küçük bir taban izi. Bir köpeğinkine benziyor ama daha dar, daha zarif.

Sıranın bir yerinde izler duruyor. Biraz ileride karda yuvarlak, derin bir çukur var. Çukurun çevresinde kar dağılmış, kenarında bir iki küçük kan lekesi. Sonra izler çukurdan çıkıp yeniden aynı düzgün çizgiyle tarlanın öbür ucundaki çalılığa doğru devam ediyor.

Yoldan geçen yaşlı komşusu Hüseyin Bey yanına geliyor. Çukura bakıp gülümsüyor. "Tilki," diyor. "Gece fare tutmuş. Karın altındaki fareyi duymuş, sıçrayıp üstüne atlamış." Selma şaşırıyor: "Nereden biliyorsunuz? Tilkiyi görmediniz ki." Hüseyin Bey omuz silkiyor: "Görmeme gerek yok. Kar anlatıyor."

Ne oluyor

Hüseyin Bey'in yaptığı şey, bu seviyenin bütün konusu: görülmeyen bir olayı, bıraktığı izden okumak.

Seviye 1'de canlıların birbirine gönderdiği sinyallere bakmıştık. Tilki bu izi kimseye göndermedi. Kardaki iz, bir mesaj değil; bir hayvanın geçtiği yolun, yaptığı işin kazara kalan kaydı. 0.1'de bu ayrımı tanımlamıştık: bir sinyal birine söylenir, bir ipucu ise yalnızca okunur. Kardaki iz saf bir ipucudur.

Hüseyin Bey'in "fareyi duymuş" demesi, kızıl tilkilerin iyi bilinen bir av davranışına karşılık geliyor.

Bu davranışla ilgili şaşırtıcı bir bulgu, kardaki çukurların bir de yönü olduğunu söylüyor.

Bu bir öneri, kanıtlanmış bir mekanizma değil. Tilkinin manyetik alanı nasıl algıladığı bu çalışmada gösterilmiyor; gösterilen şey yalnızca sıçrayışların yönündeki tutarlılık. Yine de Selma'nın elinde, kendi tarlasında sınayabileceği bir soru var: bu sabahki çukur hangi yöne bakıyor?

İz okumanın kendisi ise insanın çok eski bir becerisi. Bu becerinin ne kadar ayrıntılı olabileceğini yakın tarihli bir çalışma gösterdi.

Bu sonuç iki yönden çarpıcı. Birincisi, iyi bir iz okuyucunun tek bir izden ne kadar çok şey çıkarabildiğini gösteriyor. İkincisi, bu bilgi yazılı bir bilim geleneğinde değil, yaşayan bir topluluğun deneyiminde korunmuş. Güney Afrikalı araştırmacı Louis Liebenberg, 1990'da yayımlanan The Art of Tracking: The Origin of Science adlı kitabında, görünmeyeni görünenden çıkarmanın bu biçiminin bilimsel düşüncenin en eski köklerinden biri olabileceğini savunmuştu. Kitabın adı bu iddiayı zaten taşıyor: iz sürme sanatı, bilimin kökeni.

Ne fark ettiriyor

Selma tilkiyi görmedi. Hüseyin Bey de görmedi. Ama ikisi de tarlada gece ne olduğunu artık biliyor ya da bildiğini düşünüyor. Bu "bilmek" bir gözlem değil, bir çıkarım: düz bir çizgi, bir çukur, iki damla kan ve bunları birbirine bağlayan bir hikâye.

İz okumak, bir dedektifin işine benziyor. Ama burada bir tuzak da var: hikâye ne kadar tutarlı olursa, ona o kadar kolay inanırız. Hüseyin Bey'in okuması büyük olasılıkla doğru. Ama aynı iz, başka bir okumaya da açık olabilir: belki çukurdaki kan farenin değil, tilkinin kendi patisinin; belki iz tilkinin değil, küçük bir köpeğin. İyi bir iz okuyucunun farkı, ilk hikâyeye yapışmamak ve izin söylemediği şeyi ona söyletmemekte yatıyor.

Bir de karın kendisi var. Kar yağmasaydı, tilki aynı tarladan aynı gece geçecek, aynı fareyi yakalayacaktı. Ama kimse bunu bilmeyecekti. Kar, her gece olan bir şeyi bir sabahlığına görünür kıldı. Doğada sürekli olan pek çok şey, onu kaydedecek bir yüzey olmadığı için görünmez kalır. Kar, çamur, kum, toz: bunlar olanı kaydeden sayfalar.

Bu seviyedeki derslerin hepsi bu sayfaları okumayı deneyecek. Bir ağaç halkası, bir göl dibindeki polen, bir likenin rengi. Hiçbiri bize bir şey söylemek için orada değil. Ama hepsi, olanın bir kaydını taşıyor.

Gelenekler ne gördü

İz okumak hem bir ustalık hem de bir haddini bilme biçimi olabilir. İki metin bu iki yüzü ayrı ayrı gösteriyor.

Buhârî, Ferâiz 31 (6771) — çıkarım

Ey Âişe, görmedin mi? Mücezziz el-Müdlicî içeri girdi, Üsâme ile Zeyd'i gördü. Üzerlerinde bir örtü vardı; başlarını örtmüşlerdi, ayakları açıktaydı. «Bu ayaklar birbirindendir» dedi.

Hadiste anlatılan Mücezziz, Arap yarımadasında iz ve ayak biçiminden yol ve soy çıkarmasıyla tanınan Müdlic kabilesindendir. Bu bilgiye kıyâfe denir. Mücezziz yalnızca ayakları görüyor; yüzleri, başları örtülü. Yine de bir baba ile oğlunu ayaklarından tanıyor. Hadisin dikkati, görünen küçük bir parçadan görünmeyen büyük bir bağa yapılan çıkarımda. Hüseyin Bey'in karda yaptığı şeyin insan üzerinde yapılmış bir benzeri.

Eyüp 37:6–7 — mühür

Kara «Yere düş» der; çiseleyen yağmura da, gücünün sağanağına da. Her insanın elini mühürler, bütün insanlar O'nun işini bilsin diye.

Eyüp Kitabı'nın bu bölümünde kar, Tanrı'nın buyruğuyla yağar ve insanın elini mühürler: kar yağınca insan işinden durur. Metnin dikkati bu durmada. İnsan kendi işini bırakmak zorunda kaldığında, kendi işinden başka bir işi fark eder.

Gerilim: Mücezziz'in hikâyesinde iz okuyan insan ustadır; örtünün altından bile doğruyu çıkarır ve bu ustalık bir sevinç kaynağıdır. Eyüp'te ise kar insanın elini bağlar; insan bir şey yapamaz hâle gelir ve ancak o zaman başka bir işi görmeye başlar. Biri okumayı bir beceri olarak anlatıyor, öteki bir teslimiyet olarak. Kardaki tilki izinde ikisi bir arada: izi ancak kar yağıp her şey durduğunda görüyoruz, ama gördükten sonra onu okumak bir ustalık istiyor. Hüseyin Bey'in "kar anlatıyor" demesi, ustalığı kendine değil kara vermesi bakımından Eyüp'e daha yakın.

Benzetmenin sınırı

Bu ders kat 2'nin açılışı: canlıların kasıtsız bıraktığı izler. Burada "kar anlatıyor" ya da "iz söylüyor" demek bir benzetme. Kar hiçbir şey anlatmıyor; yalnızca bir şeyin basıncını tutuyor. Anlatan, izi okuyan insandır. Tilkinin bir mesaj bırakmadığını, yalnızca yürüdüğünü ve avlandığını unutmamak gerekiyor.

Bu ayrım önemli, çünkü kat 1'de bir sinyalin bir göndericisi ve bir amacı vardı. Kat 2'de ise ne gönderici var ne amaç. Bir izi bir sinyal gibi okumaya başlamak, ona olmayan bir niyet yüklemek demek. Tilki tarlada bir çizgi çizmek istemedi; yalnızca en az enerjiyle yürüdü.

Mücezziz'in hikâyesindeki kıyâfe de bir benzetme sınırı taşıyor. Ayak biçiminden soy okumak, bugün genetiğin yaptığı işle karıştırılmamalı. Hadis bir çıkarım ustalığını anlatıyor; bu ustalığın hangi koşulda ne kadar doğru sonuç verdiği ayrı bir sorudur.

Gözlem görevi

Kayıt: Her iz için çizim yap ve yanına üç şey yaz: ne gördüğün, ne çıkardığın, ne kadar emin olduğun. "Gördüğüm" ile "çıkardığım" sütunlarını birbirinden ayrı tut. Son satıra kendi hayatından, birinin bıraktığı küçük bir izden büyük bir sonuç çıkardığın ve sonra yanıldığın ya da haklı çıktığın bir anı ekle.

Kentte: Kentte de kar sabahları bir kayıttır. Bir sitenin bahçesinde ya da bir okul avlusunda kedi, köpek, kuş ve insan izlerini ayırt etmeye çalış. Kuşların izleri çoğu zaman ikişer ikişer yan yana düşer ya da ayaklar birbirinin ardından gelir; bu fark kuşun sekip sekmediğini ya da yürüyüp yürümediğini gösterir.

Sonraki derse köprü

Kardaki iz bir sabah sonra erir. Bazı izler ise yıllarca aynı yerde durur ve havayı okur: duvarlarda, taşlarda, ağaç gövdelerinde renk renk yayılan liken.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.