İçeriğe geç

1.11 · Seviye 1 · Canlıların dili

Hayvanlar depremi önceden bilir mi?

Depremden sonra anlatılan hayvan hikâyeleri

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 1, Canlıların dili · 1.325 kelime · 3 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

17 Ağustos akşamı, Gölcük'te bir balkon. Her yıl bu gece aile Kemal Amca'nın evinde toplanıyor. Kimse bunu bir gelenek diye anmıyor ama kimse de gelmemezlik etmiyor. Sofra kalkınca konuşma, her yıl olduğu gibi, o geceye dönüyor.

Kemal Amca anlatıyor: "Gece üçü geçiyordu. Uyuyamadım, bahçeye çıktım. Mahallenin bütün köpekleri birden ulumaya başladı. Ben öyle bir şey duymamıştım. Az sonra yer sallandı." Yengesi ekliyor: "Bizim kedi o akşam hiç eve girmedi. Kapıda bekledi durdu." Bir komşu da, kuşların gece yarısı ağaçlardan havalandığını hatırlıyor.

Kemal Amca'nın on yedi yaşındaki torunu Ece telefonunu çıkarıyor. 2023 depreminden sonra sosyal medyada dolaşan videoları hatırlıyor: depremden önce çılgınca dönen kuş sürüleri, ahırda huzursuzlanan inekler. "Demek hayvanlar biliyor," diyor. "O zaman neden onları dinleyip uyarı sistemi kurmuyoruz?"

Masada bir sessizlik oluyor. Kemal Amca omuz silkiyor: "Bilmem. Ama ben o köpekleri unutamıyorum."

Ne oluyor

Ece'nin sorusu bilim insanlarının da sorduğu bir soru ve cevabı Ece'nin umduğundan daha karmaşık.

Önce Kemal Amca'nın anlattıklarının ne kadar eski bir anlatı türüne ait olduğunu bilmek gerekiyor. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'nun (USGS) bu konudaki açıklaması, kayda geçmiş en eski örneği MÖ 373'te Yunanistan'a yerleştirir: anlatıya göre fareler, gelincikler, yılanlar ve kırkayaklar yıkıcı bir depremden birkaç gün önce yuvalarını bırakıp güvenli yerlere gitmiştir. Aynı açıklama, bugüne kadar tutarlı ve güvenilir bir öncü davranışın da, bunun nasıl işleyebileceğini açıklayan bir mekanizmanın da bulunamadığını ekler.

Bu konuda yazılmış en kapsamlı derlemelerden biri, anlatılan hikâyeleri tek tek topladı.

Bu son gözlem önemli.

Derlemenin önerdiği açıklamaya göre bazı hayvanlar, insanın fark etmediği bu küçük sarsıntıları algılıyor olabilir. Bu durumda hayvan büyük depremi "önceden bilmiyor"; zaten başlamış olan küçük sarsıntılara tepki veriyor. Derleme bir de sürekli kayıtlarda karşılaşılan bir tuzağa dikkat çekiyor: incelenen çalışmalardan birinde kurbağalar, gözlem süresinin yarısında, hem depremden önce hem sonra, olağandışı davranmıştı. Olağandışı davranışın ne kadar sık olduğu bilinmeden, depremden önceki davranışın gerçekten olağandışı olup olmadığı söylenemez.

Sürekli kayıt eksikliğini kapatmak için iddialı bir deneme yapıldı.

Bu sonuç kısa sürede sınandı.

Bu tartışma henüz kapanmış değil. Ama bugünkü durum açık: hayvan davranışına dayanan, güvenilir bir deprem uyarısı yok.

Bir tahminin işe yaraması için neyi söylemesi gerektiğini düşünmek de yardımcı oluyor. USGS bir deprem tahmininin üç şeyi belirtmesi gerektiğini söyler: tarihi ve saati, yeri ve büyüklüğü. «Köpekler huzursuz, bir şey olacak» cümlesi bu üçünden hiçbirini söylemiyor. Hangi gün, nerede, ne büyüklükte? Köpek bir şey hissetmiş olsa bile, bu hissin bir uyarıya dönüşebilmesi için önce bu sorulara cevap vermesi gerekir. Üstelik bir uyarının değeri yalnızca doğru çıktığı gecelerle değil, yanlış alarm verdiği gecelerle de ölçülür. Her huzursuz köpekte kentleri boşaltan bir sistem, kısa sürede kimsenin dinlemediği bir sisteme dönüşür.

Yine de Kemal Amca'nın köpekleri için başka bir açıklama daha düşünülebilir. Bir depremde yerin içinden yayılan dalgalar aynı hızda gitmez. İlk gelen dalgalar daha hafiftir; yıkıcı sarsıntı saniyeler sonra gelir. Bazı hayvanların bu ilk dalgaları insandan daha önce fark etmesi olasıdır. Bu, köpeklerin depremi günler önce "bildiği" anlamına gelmez; insanlardan birkaç saniye önce hissettiği anlamına gelir. Ama bu saniyeler, bir hatırada bir "önseziye" dönüşebilir.

Ne fark ettiriyor

Kemal Amca'nın hikâyesi doğru olabilir. Köpekler gerçekten ulumuş, kedi gerçekten eve girmemiş olabilir. Sorun hikâyenin doğruluğunda değil, ondan çıkarılan sonuçta.

Köpeklerin uluyup arkasından hiçbir şeyin olmadığı geceler kimsenin aklında kalmaz. O geceler bir sofrada her yıl anlatılmaz. Ama arkasından bir felaketin geldiği tek bir gece, ömür boyu anlatılır. Woith ve arkadaşlarının derlediği 729 raporun çoğunun tek seferlik gözlem ve anekdot olması bu yüzden şaşırtıcı değil. Bir anekdot, çoğu zaman olaydan sonra anlatılır; anlatan kişi neyin önemli olduğunu artık bilmektedir ve hafızası o yöne doğru eğilir.

Bunu fark etmek, Kemal Amca'nın yaşadığını küçümsemek değil. Bir felaketten sonra insan, o anı anlamlı kılacak bir işaret arar. Köpeklerin uluması, olanın tamamen habersiz gelmediğini, bir şeyin bir şeyi önceden sezdiğini söyler. Bu düşünce bir teselli olabilir. Ama bir uyarı sistemi kurmak için teselli yetmez; ölçüm gerekir.

Ece'nin sorusu ise kötü bir soru değil. Wikelski ve arkadaşları da aynı soruyu sordu ve onu sınanabilir hâle getirdi. Bilimin bu tartışmada gösterdiği şey, bir sezginin ciddiye alınıp ölçülebileceği ve sonra ölçümün kendisinin de sorgulanabileceği. Bu ders hayvanların hiçbir şey hissetmediğini söylemiyor. Yalnızca ne hissettiklerini ve ne zaman hissettiklerini bilmek için anekdottan daha fazlasına ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Anekdottan fazlası ne olabilir? Kayıt, olaydan önce tutulmalı; olaydan sonra hatırlanmamalı. Tuhaf davranışların arkasından hiçbir şeyin gelmediği günler de sayılmalı. Ve aynı veri, sonucu görmek isteyenden başka biri tarafından da incelenebilmeli. Zöller ve arkadaşlarının yaptığı tam olarak buydu. Bu seviye boyunca canlıların sinyallerini okumaya çalıştık; bu ders, okumanın en zor yerinin bazen sinyalin kendisi değil, okuyanın beklentisi olduğunu gösteriyor.

Benzetmenin sınırı

Bu ders iki katta duruyor. Kat 1 açısından soru şu: hayvanlar depremden önce gerçekten bir şey algılıyor mu ve bu algı birbirine ya da bize bir sinyal olarak geçiyor mu? Öncü depremler ve ilk dalgalar gerçek fiziksel olaylar; bir hayvanın bunları algılaması mümkün. Ama köpeğin ulumasını "uyarı" diye okumak, ona bir alıcı ve bir amaç yüklemek demek. Köpek mahalleyi uyarmıyor; kendi algıladığı bir şeye tepki veriyor.

Kat 3 açısından ise asıl hikâye bizim okumamızda. Depremden sonra yapılan bir okuma geriye doğru bir anlam kurar. Hayvanların ne yaptığı ile bizim neyi hatırladığımız arasındaki fark, bu dersin konusu. "Hayvanlar bilir" cümlesi bir doğa gözleminden çok, bir felaketten sonra insanın kendine anlattığı bir hikâyenin parçası olabilir.

Bu iki katı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hayvanların bir şey algıladığını reddetmek de, algıladıklarını bir kehanete dönüştürmek de aynı aceleciliğin iki yüzü.

Gözlem görevi

Kayıt: Her gözlem için saat, hayvan, davranış ve neden tuhaf bulduğun. Hafta sonunda bir sayım yap: kaç tuhaf davranış gördün, kaçının ardından dikkate değer bir şey oldu? Son satıra kendi hayatından, bir olaydan sonra geriye bakıp "aslında işaretleri vardı" dediğin bir anı ekle ve o işaretlerin olaydan önce de dikkatini çekip çekmediğini sor.

Kentte: Kentte apartman köpekleri, sokak kedileri ve kumrular sürekli bir şeylere tepki verir: bir motor sesi, bir kapı çarpması, bir başka hayvan. Bu tepkilerin ne kadar sık olduğunu görmek, bir felaket gecesinde hatırlanan tepkinin ne kadar sıradışı olduğunu tartmaya yardım eder.

Sonraki derse köprü

Canlıların dili burada kapanıyor: sinyaller, uyarılar, taklitler ve bazen bizim onlara yüklediğimiz anlamlar. Bir sonraki seviyede canlının kasıtsız bıraktığı izlere geçiyoruz; bir sabah karda görülen bir tilki izi gibi, kardaki iz kimseye seslenmiyor ama okuyana çok şey söylüyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.