15.2 · Seviye 15 · Dönüş
Kendi dersini yazmak
Okurun bir olayı altı bölümle okuması
Kat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 15, Dönüş · 1.312 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Temmuz ortası, Eskişehir, Odunpazarı. Öğle sıcağı. Altmış sekiz yaşındaki Nevzat Bey, emekli bir posta memuru, evinin yakınındaki küçük parkta, bir çınarın gölgesindeki bankta oturuyor. Kucağında bir defter. Bir yıldır bu akademiyi okuyor; şimdi ilk kez kendi dersini yazmaya çalışıyor.
Önündeki toprak yolda beş altı serçe var. Toprağı kanatlarıyla savuruyor, göğüslerini yere bastırıp kendilerini tozun içinde döndürüyorlar. Her biri küçük bir çukur açmış. Toz bulutu kalkıyor, iniyor. Nevzat Bey bunu yıllardır görüyor, ama ilk kez durup bakıyor.
Defterin ilk sayfasına büyük harflerle yazıyor: "OLAY." Altına ne gördüğünü yazıyor; kolay. Saat, hava, kaç serçe, ne yaptıkları. Bir de serçelerin küçük bir resmini çiziyor: kabarmış tüyler, yere yayılmış kanat.
İkinci sayfa: "NE OLUYOR." Burada duruyor. Serçeler neden toza giriyor? Bilmiyor. İlk aklına gelen: "Temizleniyorlar." Yazıyor, sonra kalemi bırakıyor. Bunu nereden biliyor? Kimse ona söylemedi; tahmin ediyor. Cümlenin yanına bir soru işareti koyuyor ve altına yazıyor: "Kaynak bul. Uydurma."
Üçüncü sayfa: "NE FARK ETTİRİYOR." Burada daha rahat. Yıllardır görüp bakmadığı bir şeyi fark ettiğini yazıyor.
Dördüncü sayfa: "GELENEKLER." Aklına serçeler ve hava üzerine bir halk sözü geliyor; çocukken annesinden duymuştu. Ama sözün tam hâlini hatırlamıyor; annesi mi söylerdi, bir kitapta mı okudu, onu da bilmiyor. Yazmıyor.
Beşinci sayfa: "BENZETMENİN SINIRI." İlk cümlesi: "Serçeler tozla oynamaktan keyif alıyor." Sonra okuyor ve gülüyor. Bu kimin cümlesi? Serçenin mi, kendisinin mi?
Altıncı sayfa: "GÖZLEM GÖREVİ." Kendine bir görev veriyor: bir hafta boyunca her öğle bu banka gelip serçeleri saymak, hangi saatte toza girdiklerini yazmak.
Akşam eve döndüğünde defterde altı başlık var; ikisinin altı neredeyse boş. Nevzat Bey bunu bir başarısızlık olarak görmüyor. Neyi bilmediğini ilk kez bu kadar net görüyor.
Ertesi sabah defteri yeniden açıyor. "Temizleniyorlar" cümlesinin üstünü çizmiyor; altına bir liste yazıyor: "Kime sorabilirim? Kütüphane. Kuş gözlemcileri. Bir kuş rehberi." Halk sözü için de bir not düşüyor: "Ablama sor; annemden ne duymuştu?" Sonra parka gidiyor. Serçeler yine orada, ama bu kez yalnızca dört tane ve toz banyosu yapmıyorlar; bankın altında ekmek kırıntısı arıyorlar. Nevzat Bey bunu da yazıyor. Olay sayfası ikinci günde değişmiş.
Ne oluyor
Nevzat Bey'in yaptığı şey, bir şeyi okumaktan farklı bir iş: bir şeyi kendisi kurmaya çalışmak. Bellek araştırmaları, bu farkın küçük olmadığını gösteriyor.
Bu akademiyi okumak ile bu akademinin bir dersini yazmaya çalışmak arasındaki fark, bu etkiye benziyor. Okurken her bölüm hazır geliyordu: olay anlatılmış, kaynak bulunmuş, sınır çizilmiş. Yazarken her bölümü kendin üretmen gerekiyor. Nevzat Bey'in iki boş sayfası, okurken fark etmediği bir şeyi gösteriyor: her derste bir kaynağın bulunmuş, bir sözün aslından okunmuş olması gerekiyordu.
Nevzat Bey'in defterinin ilk sayfasındaki küçük serçe resmi, bu bulgunun gündelik bir hâli. O resmi çizerken, serçenin tüylerinin nasıl kabardığına, kanadını yere nasıl yaydığına, yazarken bakmayacağı kadar dikkatle baktı. Wammes ve arkadaşlarının deneyleri kelimelerle yapıldı, kuşlarla değil; çizimin bir doğa gözlemini ne kadar güçlendirdiğini doğrudan ölçmüyor. Ama bulgunun yönü, bir doğa defterine yazının yanında çizim de eklemeye anlamlı bir gerekçe veriyor: çizmek, bakmayı yavaşlatıyor.
Ne fark ettiriyor
Kendi dersini yazmaya çalışmak, bu akademinin her dersinin arkasındaki işi görünür kılıyor. Okurken bir dersin altı bölümü düz bir yol gibi görünür. Yazarken her bölümün bir kapısı olduğu anlaşılıyor: Ne oluyor bölümü bir kaynak istiyor, Gelenekler bölümü bir metnin aslını, Benzetmenin sınırı kendi cümlelerinin dürüstçe tartılmasını. Nevzat Bey'in iki boş sayfası, bu kapılardan ikisinin henüz açılmadığını gösteriyor.
Bu boşluklar bir eksiklik değil, bir bilgi. "Temizleniyorlar" cümlesinin yanına koyduğu soru işareti, akademinin en önemli alışkanlığının ta kendisi: bilmediğin şeyi biliyormuş gibi yazmamak. Halk sözünü "tam olarak nasıldı" diye yazmaması da aynı alışkanlık: kaynağını bulamadığın bir sözü, bir geleneğe mal etmemek. 14.10'da başkalarının ağzına konan sözleri gördük; Nevzat Bey kendi defterinde aynı hatayı yapmamayı seçiyor.
Üretme etkisi bulgusu, bu çabanın neden değerli olduğunu da düşündürüyor. Bir dersi okumak, onu bir süre aklında tutmanı sağlar; bir dersi yazmaya çalışmak, onun nasıl kurulduğunu sana öğretir. Nevzat Bey bu akşam serçeler hakkında az şey biliyor; ama bir dersin nasıl yazıldığı hakkında çok şey öğrendi.
Altı başlığın her biri aslında ayrı bir soru soruyor. Olay, "ne gördün?" diye soruyor; Ne oluyor, "bunu kim, nasıl bildi?"; Ne fark ettiriyor, "bu sana ne gösterdi?"; Gelenekler, "başkaları bu olayda ne gördü, hangi metinde?"; Benzetmenin sınırı, "hangi cümlen gözlem, hangisi yorum?"; Gözlem görevi ise, "bundan sonra neye bakacaksın?" Okurken bu soruların hepsi cevaplanmış gelir; yazarken her biri sana yöneltilir.
Ve bir şey daha: dersin konusu sıradan bir olay. Toprak yolda toz banyosu yapan serçeler. Bu akademinin büyük derslerinde gökler, denizler, ayetler vardı. Ama kendi dersini yazarken insan çoğu zaman önündekinden başlıyor: bir bank, bir yol, beş serçe.
Benzetmenin sınırı
Kat 3, "serçeler tozla oynamaktan keyif alıyor" gibi okumalar. Nevzat Bey bu cümleyi yazınca güldü; çünkü onu yazarken bir anda serçenin içine girdiğini, ona kendi keyfini yüklediğini fark etti.
Bu, kendi dersini yazarken en sık düşülen tuzak. Bir olayı gözlemlemek ile ona bir anlam yüklemek arasındaki çizgi, okurken başkasının cümlelerinde kolayca görünür; yazarken kendi cümlende görünmez olur. "Keyif alıyor" belki doğru, belki yanlış; ama Nevzat Bey'in bunu bilmesinin bir yolu yok. Serçenin davranışını anlatan bir kaynak bulana kadar, bu cümle bir kat 3 okuması olarak kalmalı, bir bilgi gibi sunulmamalı.
Bir sınır daha: üretme etkisi ve çizim etkisi bulguları, kendi dersini yazmanın her durumda daha iyi bir öğrenme sağlayacağını garanti etmiyor. Bertsch ve arkadaşları etkinin koşula göre önemli ölçüde değiştiğini söylüyor. Yazarken yanlış bir şeyi üretmek, yanlış bir şeyi daha iyi hatırlamak demek de olabilir. Bu yüzden Nevzat Bey'in soru işaretleri önemli: üretilen her cümle, sınanana kadar bir taslak.
Gözlem görevi
Kayıt: Hangi bölümü en kolay, hangisini en zor doldurdun? Kaç soru işareti koydun? Bunların her biri için, kaynağı nerede arayabileceğini yaz: bir kütüphane, bir uzman, bir bilim dergisi, bir geleneğin kendi metni. Benzetmenin sınırı sayfasında kendi yazdığın bir cümleyi bul ve onun gözlem mi yoksa yorum mu olduğunu işaretle. Bir hafta sonra Olay sayfasındaki çizimi yazdığın metne göre ne kadar iyi hatırladığını not et.
Kentte: Kentte olay seçmek kolay: bir apartman bahçesindeki kediler, bir otobüs durağındaki güvercinler, kaldırım taşlarının arasından çıkan bir ot. Bu olayı aynı altı sayfayla yaz. Kentteki bir olayın Gelenekler sayfasını doldurmanın daha zor olup olmadığına bak.
Sonraki derse köprü
Bu derste kendi dersini yazmaya başladın; ve en az bir cümlende, Nevzat Bey'in serçe cümlesi gibi, bir gözlem ile bir yorumun birbirine karıştığını gördün. Sıradaki derste bu karışıklığı ayıklıyoruz: yazdığın her cümlenin hangi kattan konuştuğunu, bilgi mi, iz mi, anlam mı, inanç mı olduğunu tek tek ayırarak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.