14.10 · Seviye 14 · Kâinat kitabı
Doğaya söyletilen sözler
Seattle Şefi'nin «konuşması», Einstein'a atfedilen arı sözü
Kat 3 · Bizim okumamızKat 4 · Kâinat kitabı
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 14, Kâinat kitabı · 1.342 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Mayıs ortası, Ordu, Ünye. Bir lisenin çevre kulübü, 20 Mayıs Dünya Arı Günü için koridora asılacak bir pano hazırlıyor. On altı yaşındaki Ada panonun başında, elinde iki çıktı. Birinde bir arı resmi ve altında büyük harflerle bir cümle: "Arılar yeryüzünden yok olursa, insanlığın yalnızca dört yılı kalır. — Albert Einstein." Öbüründe bir kartal resmi ve uzun bir metin: "Göğü, toprağın sıcaklığını nasıl alıp satabilirsiniz? Bu düşünce bize yabancı. Bu toprağın her parçası halkım için kutsaldır. — Şef Seattle, 1854."
Kulübün danışman öğretmeni Lale Hanım panoya bakıyor. "Güzel," diyor. "Bu sözlerin kaynağı ne?"
Ada omuz silkiyor. "İnternette her yerde var. Binlerce sitede."
"Binlerce site kaynak değil," diyor Lale Hanım. "Einstein bunu nerede söylemiş? Hangi kitapta, hangi mektupta, hangi yıl?"
Ada telefonunu açıp arıyor. Sözü binlerce yerde buluyor, ama hiçbirinde bir kitap adı, bir tarih, bir mektup yok. Yalnızca "Einstein" yazıyor. Şef Seattle'ın sözü için de aynısı: her yerde var, ama ilk nerede yayımlandığını söyleyen bir yer bulamıyor.
O akşam Ada, dedesi Halit Bey'in arılığına gidiyor. Halit Bey kırk yıldır arı bakıyor; kovanları fındık bahçelerinin kenarında. Ada ona Einstein'ın sözünü okuyor.
Halit Bey gülüyor. "Dört yıl mı? Kim saymış?" Sonra ciddileşiyor. "Arı olmazsa çok şey olmaz, doğru. Fındık rüzgârla tozlaşır ama; buğday da öyle. Ama elma, kiraz, kabak... Onlar zor olur."
Ada eve dönünce panodaki iki çıktıyı indiriyor. Yerine boş bir kâğıt koyuyor ve üstüne bir soru yazıyor: "Bu sözleri kim söyledi?"
Ne oluyor
Ada'nın panosundaki iki söz, doğa üzerine söylenen ve büyük adlara atfedilen, ama kaynağı belirsiz sözlerin en bilinen iki örneği. İkisinin hikâyesi de araştırıldı.
Clark'ın vardığı sonuç dikkatli: Seattle'ın 1854'te ya da 1855'te bir konuşma yapmış olması mümkün, ama bugün onun sözü olarak dolaşan metnin o konuşmayla ilişkisi belgelenemiyor. Ada'nın panosundaki "Göğü nasıl alıp satabilirsiniz?" cümlesi ise, Clark'a göre, kaynağı hiç bulunamamış mektuptan geliyor.
Einstein'a atfedilen arı sözünün izi de benzer. Einstein'ın sözlerinin kaynaklarını derleyen İngilizce Vikisöz (Wikiquote) sayfası bu sözü "yanlış atfedilenler" arasında sıralar; bilinen en eski izi, Einstein'ın ölümünden on yıl sonra, 1965–66'da The Irish Beekeeper dergisinde, bir Fransız arıcılık dergisine dayanarak "Profesör Einstein bir zamanlar hesaplamış" diye aktarılan bir cümledir. Sayfa, sözün Einstein'ın kendi yazılarında ya da konuşmalarında geçtiği bir yer göstermez.
Klein ve arkadaşlarının bulgusu Halit Bey'in sezgisini doğruluyor: arılar ve öbür tozlaştırıcılar birçok bitki için önemli, bazıları için vazgeçilmez. Ama dünya besin üretiminin büyük kısmı, buğday, pirinç, mısır gibi rüzgârla ya da kendi kendine tozlaşan bitkilerden geliyor. Arıların yok olması büyük bir kayıp olurdu; ama "dört yıl" gibi bir sayının bu bulgularda bir dayanağı yok.
Ne fark ettiriyor
Ada'nın panosundaki iki söz, doğa üzerine doğru bir kaygıyı dile getiriyor: arıların önemi, toprağın alınıp satılamayacak bir şey olduğu düşüncesi. Bu kaygılar yersiz değil. Klein ve arkadaşlarının bulguları tozlaştırıcıların gerçekten önemli olduğunu gösteriyor. Ama sözlerin kendisi, kime ait oldukları ve söyledikleri şey bakımından, kaygıyı taşıyacak kadar sağlam değil.
Bu iki sözün ortak bir yapısı var. İkisi de doğa adına konuşan bir sese, büyük bir otoriteye dayanıyor: bir bilim dâhisi ya da bir yerli bilge. İkisi de söyledikleri şeyi, kanıt yerine, bu otoritenin ağırlığıyla taşıyor. Ve ikisi de, kaynakları sorulduğunda, boşlukta asılı kalıyor. Clark'ın makalesinin sonundaki gözlem bunu açıkça söylüyor: güzel bir söz, uydurma bir kaynağa dayandığında ahlaki gücünü yitirir.
Bu, dersin bütün seviyesi için önemli bir uyarı. Bu seviyede gelenekleri dinledik: ayetleri, mezmurları, filozofları. Her birinin metnini kaynağından okuduk, ne söylediğini ve ne söylemediğini ayırmaya çalıştık. Ada'nın panosu bize bu çabanın neden gerekli olduğunu gösteriyor. Doğa hakkında söylenen bir sözü bir otoriteye bağlamak, onu doğanın kendisinin ya da bilimin söylediği bir şeymiş gibi sunmanın en kolay yolu. Ve en kolay yanlışı.
Halit Bey'in cevabı da bu açıdan öğretici. Kırk yıllık arıcı, sözün yazarını sorgulamadı; sözün içindeki iddiayı kendi bildiğiyle tarttı. Fındığın rüzgârla tozlaştığını, elmanın ve kirazın arıya ihtiyaç duyduğunu biliyordu. "Dört yıl" sayısını kabul etmedi, ama arının önemini de küçümsemedi. Kaynak sormak ile iddiayı sınamak iki ayrı iş; Lale Hanım birincisini, Halit Bey ikincisini yaptı. Ada'nın panoya yazdığı soru, ikisini birlikte yapmaya bir davet.
Benzetmenin sınırı
Kat 3 ve kat 4 bu derste birbirine karışıyor; ve karışmalarının biçimi, dersin konusu.
Kat 3, insanın doğaya bir anlam yüklemesi: "toprak kutsaldır", "arılar olmazsa insan da olmaz". Bu anlamlar değerli olabilir; bir kişi ya da bir topluluk bu sözlerle doğaya karşı bir sorumluluk dile getirebilir. Ama kat 3'teki bir okuma, büyük bir adın ağzına konulduğunda, kat 1'deki bir bilgi ya da tarihsel bir belgeymiş gibi görünmeye başlıyor. "Einstein hesaplamış" ifadesi, bir kaygıyı bir bilim sonucuna çeviriyor; oysa ortada bir hesap yok.
Kat 4, bir geleneğin ya da bir halkın inancı. Seattle'a atfedilen konuşma, Yerli Amerikalıların doğayla ilişkisine dair bir inancı dile getiriyor gibi görünüyor. Ama Clark'ın bulgularına göre metin büyük ölçüde başkalarının yazdığı bir şey olabilir. Bu durumda kat 4'teki bir inanç, o inancın sahibi olmayan birinin kaleminden çıkıp onun ağzına konmuş oluyor. Bu, inancın kendisine bir saygısızlık değil, ama inancın sahiplerine bir haksızlık olabilir: onların gerçek sözleri yerine başkasının sözü dolaşıyor.
Bir sınır daha: bu sözlerin yanlış atfedilmiş olması, içerdikleri kaygının yanlış olduğunu göstermiyor. Arılar önemli; toprak, birçok gelenekte, alınıp satılan bir maldan fazlası. Ama bu kaygıları dile getirmek için uydurma bir kaynağa ihtiyaç yok. Kendi adımızla, kendi kanıtımızla söylenen bir söz, başkasına mal edilen bir sözden daha dürüst.
Gözlem görevi
Kayıt: Bulduğun sözü, atfedildiği kişiyi ve araştırmanın sonucunu yaz: kaynak bulundu mu, bulunmadıysa sözün bilinen en eski izi nerede? Sözün içerdiği iddiayı ayrıca değerlendir: söylediği şey, kim söylemiş olursa olsun, doğru mu? Doğruluğunu sınamak için hangi bilgiye ihtiyacın var? Son olarak, sözün atfedildiği kişinin adı olmasaydı, sözü yine de paylaşır mıydın?
Kentte: Kentte bir kırtasiyenin, bir kafenin ya da bir okulun duvarındaki afişlere bak; doğa ya da hayvanlar üzerine bir ünlüye atfedilen bir söz bul ve aynı araştırmayı yap. Bir pazarda, bir manavda ya da bir arıcı tezgâhında, ürünün yanına yazılmış bir sözü de not et.
Sonraki derse köprü
Bu seviyede doğa hakkında söylenen büyük sözleri, kitapları, ayetleri, simgeleri dinledik; sonunda başkalarının ağzına konan sözlere vardık. Son seviyede yön değişiyor: dışarıdan duyulan sözlerden, kendi tuttuğun kayda. 0.4'te seçtiğin sabit noktanın bir yıllık defterine geri dönüyoruz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.