İçeriğe geç

13.10 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa

Beden yedi yılda tamamen yenilenir mi?

Yaygın «yedi yıl» iddiası

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.302 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran sonu, Kocaeli, Karamürsel. Bir sahil lokantasında bir lisenin yirminci mezuniyet buluşması. Otuz sekiz yaşında on iki eski sınıf arkadaşı uzun bir masada oturuyor. Biri eski fotoğrafları telefonundan dolaştırıyor; herkes kendine ve birbirine gülüyor.

Bora, sınıfın eski şakacısı, bir fotoğrafı kaldırıyor: on sekiz yaşında, uzun saçlı bir çocuk. "Bu ben değilim artık," diyor. "Bilimsel olarak değilim. Bedenimiz yedi yılda bir baştan sona yenileniyormuş. Bu fotoğraftan beri neredeyse üç kez baştan yenilendim. Bu çocuğun tek bir hücresi bile bende kalmadı."

Masada gülüşmeler. Hemşire olan Pelin, bardağını bırakıyor. "O yedi yıl lafı doğru değil Bora."

"Nasıl doğru değil? Herkes biliyor."

"Bazı hücreler çok çabuk yenileniyor, kan hücreleri gibi. Bazıları hiç yenilenmiyor. Beynindeki bazı sinir hücreleri, doğduğun günden beri seninle. O fotoğraftaki çocuğun beyin hücrelerinin bir kısmı hâlâ sende."

Bora bir süre düşünüyor. "Yani hâlâ o çocuk muyum?"

Pelin gülüyor. "Onu ben bilemem. Ama hücre sayarak bulamazsın."

Ne oluyor

Bora'nın "yedi yılda bir baştan sona yenileniyoruz" sözü, çok yaygın bir iddia. Pelin'in itirazı ise iki ayrı ölçüme dayanıyor: biri bedenin bir gün içinde ne kadar hücre yenilediğini, öbürü bazı hücrelerin hiç yenilenmediğini gösteriyor.

Sender ve Milo'nun hesabı, Bora'nın iddiasının bir yanının gerçek olduğunu gösteriyor: beden gerçekten durmadan yenileniyor, her gün yaklaşık 330 milyar hücre. Ama aynı hesap, bu yenilenmenin eşit dağılmadığını da gösteriyor. Yenilenen hücrelerin büyük çoğunluğu kandan, geri kalanların önemli bir kısmı bağırsağın iç yüzeyinden. Bedenin geri kalanı çok daha yavaş yenileniyor.

Bu sayıyı bir yıla yaymak, iddianın neden yanıltıcı olduğunu daha iyi gösteriyor. Günde seksen gram, bir yılda kabaca otuz kilograma yakın bir kütle eder; bir yetişkinin ağırlığının neredeyse yarısı. Bu ilk bakışta "her şey yenileniyor" sözünü destekliyor gibi görünüyor. Ama bu kütlenin büyük kısmı aynı hızlı dokulardan geliyor: kan ve bağırsak. Yıl sonunda bedenin yarısı yenilenmiş olmuyor; aynı küçük bölümler, yıl içinde defalarca baştan yenilenmiş oluyor. Kemiklerin, kasların, beynin büyük kısmı bu hızın çok gerisinde kalıyor.

Peki hiç yenilenmeyen hücreler var mı? Bunu ölçmek kolay değil; bir hücrenin ne zaman doğduğunu nereden bileceğiz?

11.4'te radyokarbon tarihlemesinin bir zeytin ağacının yaşını ölçmekte nasıl kullanıldığını görmüştük. Spalding ve arkadaşları aynı ilkeyi beklenmedik bir kaynakla birleştiriyor: 1950'lerin ve 1960'ların başının nükleer denemeleri atmosfere bir karbon-14 dalgası yaydı ve o yıllarda doğan her hücre, bu dalganın o anki düzeyini kalıtım maddesine kaydetti. Bu iz, hücrelerin yaşını okumayı mümkün kılıyor. Sonuç, Pelin'in sözünü doğruluyor: beynin arka bölümündeki sinir hücreleri, kişinin kendisi kadar yaşlı. Bora'nın on sekiz yaşındaki fotoğrafındaki o beyin hücreleri, bugün de onunla.

Bu yöntemin kendisi de üzerinde durmaya değer. İnsanlığın kendi yaptığı bir şey, atmosfere saçılan bir izotop, istemeden her insanın hücrelerine bir tarih damgası basmış. Spalding ve arkadaşları makalelerinde bu yöntemin, sağlıklı ve hasta durumlarda insan bedenindeki hücre yenilenmesini ölçmek için genel olarak kullanılabileceğini söylüyor. Yani bedenin hangi parçasının ne zaman yenilendiği sorusu artık bir tahmin değil, ölçülebilen bir şey.

Ne fark ettiriyor

"Yedi yıl" iddiası neden bu kadar yaygın? Belki de iki gerçeği tek bir yuvarlak sayıya sığdırdığı için. Birinci gerçek: beden durmadan yenileniyor. İkinci gerçek: insanlar zaman içinde değişiyor, eski fotoğraflarında kendilerini tanımakta zorlanıyor. "Yedi yılda tamamen yenileniriz" sözü, bu ikisini birleştirip bir bilgi gibi sunuyor.

Ama sayı yanlış ve "tamamen" sözü de yanlış. Kan hücreleri günler ya da haftalar içinde yenileniyor; bazı beyin hücreleri ise hiç yenilenmiyor. Tek bir "yenilenme süresi" yok; bedenin her parçasının kendi zamanı var.

Bu ders, bu seviyenin bir yaygın yanlış dersi. Yanlış olan, bedenin yenilendiği düşüncesi değil; bunun belirli bir sürede ve tamamen olduğu iddiası. Bora'nın içinde değişen de, kalan da var.

Bir şey daha var: Bora'nın "bu ben değilim artık" sözü bir bilimsel iddia gibi söylense de, aslında bir kimlik sorusu. Hücreler değişse de değişmese de, insanın eski hâliyle bugünkü hâli arasındaki bağ, bir hücre sayımıyla çözülemeyecek bir soru. Pelin'in "hücre sayarak bulamazsın" cevabı tam bunu söylüyor.

Gelenekler ne gördü

Plutarkhos, Theseus 23, Theseus'un gemisi — kimlik

Eski tahtaları söküp yerlerine sağlam yenilerini koyuyor ve birbirine tutturuyorlardı.
Kimi onun aynı kaldığını, kimi aynı kalmadığını söylüyordu.

Plutarkhos, ünlü kişilerin hayatlarını anlattığı kitabında, efsanevi Atina kralı Theseus'un hikâyesinde bir ayrıntı aktarıyor. Theseus'un Girit'ten döndüğü gemiyi Atinalılar yüzyıllarca saklamış; çürüyen tahtaları birer birer söküp yerine yenilerini koymuşlar. Bütün tahtalar değiştiğinde gemi hâlâ Theseus'un gemisi miydi? Plutarkhos'a göre filozoflar bu soruda ikiye bölünmüştü. Gemi, parçaları değiştiği hâlde aynı kalıp kalmadığını soran bir düşüncenin örneği olmuştu. Plutarkhos bu düşünceye "büyüyen söz" diyor: bir şeye bir parça eklendiğinde ya da ondan bir parça çıkarıldığında, onun aynı şey olarak kalıp kalmadığını soran eski bir akıl yürütme. Atinalılar gemiyi, Plutarkhos'a göre, Phaleronlu Demetrios'un zamanına, yani Theseus'tan yüzyıllar sonrasına dek saklamış; o uzun sürede gemiyi ayakta tutan şey, onu sürekli değiştirmekti.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, bedende olan yenilenme. Beden her gün yüz milyarlarca hücre yeniliyor; bunların büyük çoğunluğu kan hücresi. Bazı dokular yavaş, bazıları hiç yenilenmiyor; beynin arka bölümündeki sinir hücreleri kişi kadar yaşlı. Bunları ölçümler ve hesaplar destekliyor. Ama Spalding ve arkadaşlarının ölçümü beynin belirli bir bölgesine aitti; beynin başka bölgelerinde durumun farklı olabileceği ayrıca araştırılıyor. Ve Sender ile Milo'nun sayıları ortalama bir yetişkin için; bir çocukta ya da bir hastada farklı olabilir.

Kat 3, Theseus'un gemisi ve "aynı insan mıyım?" sorusu. Plutarkhos'un gemisi Bora'nın sorusuna çok benziyor: parçalar değişince bütün aynı kalır mı? Ama benzetme bir yerde aksıyor. Gemide bütün tahtalar değişiyor; bedende ise bazı parçalar hiç değişmiyor. Bora, bütün tahtaları değişmiş bir gemi değil; bazı tahtaları ilk günden beri yerinde duran bir gemi. Bu, sorunun cevabını kolaylaştırmıyor; ama "yedi yıl" iddiasının sunduğu kadar keskin de yapmıyor.

Daha önemlisi, kimlik sorusu hücrelerin yenilenip yenilenmemesine bağlı değil. Bütün hücreleri yenilense de, insan anılarını, alışkanlıklarını, ilişkilerini taşımaya devam ediyor; hiçbiri yenilenmese de, insan değişebiliyor. Plutarkhos'un filozofları bu soruyu iki bin yıl önce tartışmaya başlamıştı ve bir hücre ölçümü onu çözmüyor. Biyoloji bize bedenin neyinin yenilendiğini söyleyebiliyor; ama "ben"in bu yenilenmeyle nasıl ilişkili olduğu, onun sınırının ötesinde kalıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Değişen şeyler listesine görünüşündeki farkları, değişmeyen şeyler listesine ise hâlâ aynı kalan şeyleri yaz: bir yüz ifadesi, bir alışkanlık, bir sevgi, bir korku. Sonra her maddenin yanına, bunun bedenle mi, alışkanlıkla mı, anıyla mı ilgili olduğunu düşündüğünü işaretle. "Bu fotoğraftaki kişi ben miyim?" sorusuna kendi cevabını yaz.

Kentte: Kentinde yüzyıllardır ayakta duran ama parçaları defalarca onarılmış bir yapı bul: bir cami, bir köprü, bir han, bir saat kulesi. Onun hakkında, hangi parçalarının yenilendiğini anlatan bir bilgi ya da tabela ara. Bu yapı hâlâ ilk yapıldığı yapı mı? Orada bulunan birine bu soruyu sor ve cevabını not et.

Sonraki derse köprü

Bora'nın sorusu bedenin içinde başladı ama bedenin ötesine taştı: insan neyle aynı kalıyor? Bu seviyede bedenimizdeki doğayı dinledik. Sıradaki seviyede başka bir soruya geçiyoruz: doğanın bir anlam taşıdığı, bir şey söylediği iddiasıyla nasıl karşılaşmalı? İlk olarak açık bir gece göğüne bakıyoruz: sessiz bir konuşma.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.