13.7 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa
Kör nokta
Beynin boşluğu doldurması
Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız
Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.417 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme
Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.
Olay
Nisan ortası, Denizli'de bir sürücü kursunun boş otoparkı. Kırk yaşındaki Cansu Hanım ilk kez direksiyon başında. Yanında eğitmen Nail Bey.
"Sağa şerit değiştireceksin," diyor Nail Bey. "Aynalara bak."
Cansu Hanım iç aynaya, sonra sağ dış aynaya bakıyor. "Boş."
"Şimdi omzunun üstünden bak."
Cansu Hanım başını çeviriyor: otoparkın köşesinde, aynalarda hiç görünmeyen bir yerde, Nail Bey'in önceden koyduğu turuncu bir trafik konisi duruyor.
"Aynada yoktu," diyor şaşkınlıkla.
"Aynanın görmediği bir yer var. Kör nokta. Her arabada var."
Ders bitince Nail Bey defterinden bir sayfa koparıyor, üstüne yan yana bir artı işareti ve biraz ötesine bir nokta çiziyor. "Bir de şunu dene. Sol gözünü kapat. Sağ gözünle artıya bak. Kâğıdı yavaşça yüzüne yaklaştır."
Cansu Hanım kâğıdı yaklaştırıyor. Bir noktada, nokta birden kayboluyor. Yerinde bir boşluk yok; kâğıdın beyazı sürüp gidiyor.
"Nokta yok oldu," diyor. "Ama orada bir delik de görmüyorum. Beyaz."
"Gözün de bir kör noktası var," diyor Nail Bey. "Ama beynin onu kâğıdın rengiyle dolduruyor. Arabanın aynası öyle yapmıyor; ama senin gözün yapıyor."
Cansu Hanım kâğıdı katlıyor. "Asıl korkutucu olan o zaman. Aynanın kör noktasını biliyorum. Ama kendi kör noktamı görmüyorum bile."
Ne oluyor
Cansu Hanım'ın kâğıtta yaşadığı, her insan gözünde olan bir şey. Gözün arkasında, ışığa duyarlı hücrelerin kaplandığı ağ tabakanın bir yerinde, görme sinirinin gözden çıktığı küçük bir alan var. Orada ışığa duyarlı hücre yok; o noktaya düşen ışık görülmüyor. Kâğıttaki nokta, tam o alana denk geldiğinde kayboluyor.
Ama Cansu Hanım bir delik görmedi. Noktanın yerinde kâğıdın beyazı vardı.
Komatsu'nun anlattığı, Cansu Hanım'ın kâğıdında olan şey. Gözün kör noktası, bilginin hiç gelmediği bir delik; ama beyin o deliği boş bırakmıyor, çevresindeki beyazla dolduruyor. Daha da şaşırtıcısı, makalenin söylediği gibi, bu doldurma olağan görmenin bir parçası: biz her an, iki gözümüzde de birer kör nokta taşıyoruz ve onları hiç fark etmiyoruz. Algıladığımız şey, gözümüze gelenin birebir kopyası değil; beynin onu tamamlamış hâli.
Cansu Hanım'ın son sözü ise bir başka kör noktaya işaret ediyor: insanın kendi yargılarındaki.
Pronin ve arkadaşlarının bulgusu, gözün kör noktasıyla ilginç bir benzerlik taşıyor. Gözün kör noktasında beyin boşluğu dolduruyor ve biz eksik bir şey olduğunu fark etmiyoruz. Yargıdaki kör noktada da, kendi yanlılığımızı görmüyoruz ve onun yerini "ben nesnelim" duygusu dolduruyor. Hatta makalenin ikinci bulgusu, yanlılık bize anlatıldıktan sonra bile kendi değerlendirmemize güvenmeyi sürdürdüğümüzü gösteriyor.
Ne fark ettiriyor
Cansu Hanım'ın günü, üç ayrı kör noktayı yan yana koyuyor: arabanın aynasının görmediği yer, gözün görmediği yer, yargının görmediği yer. İlki dışarıda, bir makinede; ikincisi bedende; üçüncüsü düşüncede. Ama üçünün de ortak bir yanı var: kör nokta kendini göstermiyor. Aynada bir boşluk görmüyorsun; gözde bir delik görmüyorsun; yargıda bir eksik görmüyorsun.
Bu yüzden kör noktayla başa çıkmanın yolu, onu görmeye çalışmak değil, onun var olduğunu bilmek. Nail Bey'in "omzunun üstünden bak" demesi bu: aynaya güvenme, aynanın görmediği yer için başka bir yöntem kullan. Gözün kör noktası için de öbür göz var; iki gözün kör noktaları aynı yere düşmüyor, birinin kaçırdığını öbürü görüyor. Yargının kör noktası için de, belki, başkalarının bakışı.
Doldurmanın öbür yüzü de var: beynin bu işi bir kusur değil. Kör noktayı doldurmasaydı, görme alanımızın ortasında sürekli bir delik görürdük. Doldurma, dünyayı bütün ve kesintisiz görmemizi sağlıyor. Ama aynı doldurma, orada olmayan bir şeyi orada sanmamıza da yol açabiliyor.
Gelenekler ne gördü
Herakleitos B107, «dili anlamayan ruha göz kötü tanıktır» — dil
Barbar ruhları olan insanlar için gözler ve kulaklar kötü tanıklardır.
Efesli Herakleitos'un bu sözü, duyulara güvenin bir koşula bağlı olduğunu söylüyor. Gözler ve kulaklar bir şey getiriyor, ama o şeyi anlamak için onu okuyacak bir "dil" gerekiyor. Yunanca "barbar" sözcüğü, Yunanca konuşmayan, dili anlamayan kişi demek. Herakleitos'a göre duyuların getirdiğini anlamayan bir ruh için, en keskin göz bile kötü bir tanık.
Matta 7:3 — kendi gözündeki
Neden kardeşinin gözündeki çöpü görüyorsun da kendi gözündeki merteği fark etmiyorsun?
İsa'nın Dağdaki Vaaz'ında söylediği bu söz, insanın başkalarındaki küçük kusuru görüp kendindeki büyük kusuru görmemesini anlatıyor. Benzetme bir göz benzetmesi: kardeşinin gözünde bir çöp, senin gözünde bir kiriş. Kendi gözündeki o büyük şey, görmeni engelliyor; ama sen onu görmüyorsun.
Mülk 67:4 — yorgun göz
Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer.
Mülk suresinin bu ayeti, yaratılışta bir aksaklık arayan bakışı anlatıyor. Bir önceki ayet gökleri ve yaratılışın düzenini anıyor ve "bir çatlak görebilir misin?" diye soruyor. Bu ayet de bakışı tekrar tekrar çevirmeyi söylüyor: göz aradığını bulamayıp yorgun düşüyor.
Gerilim: Üç ses de gözün bir sınırına işaret ediyor, ama sınırı farklı yerde görüyor. Herakleitos'ta sınır gözde değil, onu yorumlayan ruhta: göz bir şey getiriyor, ama onu anlayacak dil yoksa getirdiği boşa gidiyor. Matta'da sınır bakanın kendisinde: insan başkalarının kusurunu kolayca görüyor, ama kendi gözündeki büyük engeli göremiyor. Mülk suresinde ise sınır, bakılan şeyin büyüklüğünde: göz yaratılışta bir aksaklık aradıkça yoruluyor, ama bulamıyor; gözün yorulması bir eksik bulamamanın işareti. İlk ikisi gözün yetersizliğini, üçüncüsü gözün aradığı kusurun yokluğunu anlatıyor. Cansu Hanım'ın "kendi kör noktamı görmüyorum bile" sözü Matta'ya, beynin kâğıdı doldurması ise Herakleitos'un "gözün getirdiğini yorumlayan bir şey var" fikrine yakın.
Benzetmenin sınırı
Kat 1, gözde ve beyinde olan şey. Görme sinirinin gözden çıktığı yerde ışığa duyarlı hücre yok; o noktaya düşen görüntü algılanmıyor; beyin bu boşluğu çevredeki bilgiyle dolduruyor ve erken görme alanlarındaki etkinlik bu doldurmada rol oynuyor. Bunlar ölçülmüş bulgular. Yanlılık kör noktası da anketlerle ve deneylerle ölçülmüş; ama Pronin ve arkadaşlarının katılımcıları büyük ölçüde Amerikalıydı ve bulgunun başka toplumlarda aynı güçte olup olmadığı ayrıca sorulmalı.
Kat 3, "kör nokta" sözünün göz ile yargı arasında taşınması. Bu ders, gözün kör noktasını yargının kör noktasına benzetti; Pronin ve arkadaşları da adlandırmayı bu benzetmeden almış. Benzetme yararlı, ama bir yerde aksıyor: gözün kör noktası her insanda aynı yerde ve bir deneyle kolayca gösterilebiliyor; yargının kör noktası ise kişiden kişiye, konudan konuya değişiyor ve hiçbir kâğıt deneyiyle bir anda görünür olmuyor. Gözün kör noktasını öbür göz kapatıyor; yargının kör noktasını kapatacak "öbür göz" ise her zaman elimizde değil.
Mülk suresinin sözünü bu dersin kör nokta konusuna bağlamak da bir okuma. Ayet bir algı kusurundan değil, yaratılışta bir kusur bulunmamasından söz ediyor. Gözün yorulması burada bir kör noktanın değil, aranan şeyin yokluğunun sonucu. Bu inanç önermesini bir algı deneyiyle sınamak mümkün değil.
Gözlem görevi
Kayıt: Noktanın kaybolduğu anda kâğıdın gözüne olan uzaklığını santim santim kaydet. Nokta kaybolduğunda yerinde ne görüyorsun: beyaz mı, desenin devamı mı? Aynı deneyi öbür gözle de yap. Bir gün boyunca, birine "sen yanılıyorsun" dediğin ya da düşündüğün bir anı not et ve aynı konuda kendinin yanılmış olabileceği bir yolu yazmaya çalış.
Kentte: Bir otobüs durağında, bir kavşakta ya da bir otoparkta, büyük araçların aynalarına bak. Kamyonların ve otobüslerin yanına yapıştırılmış "kör nokta" uyarı işaretlerini ara. Bir sürücünün göremediği yerleri bir krokiyle çiz ve bir yaya olarak o yerlerde durmamaya dikkat et.
Sonraki derse köprü
Gözün kör noktasını beyin her an dolduruyordu; ama beynin bilgi eksikliğini dolduramadığı zamanlar da var. Kasımda günler kısaldığında, gözün aldığı ışık azalıyor ve birçok insan kendini ağır, durgun hissediyor. Sıradaki derste bu mevsim ile ruh hâli arasındaki bağa bakıyoruz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.