İçeriğe geç

13.6 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa

Dokunmak

Avuç içinin parmak ucundan farklı hissetmesi

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.320 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Şubat başı, Bursa'da bir görme engelliler derneğinin küçük bir odası. Masanın üstünde kabartma noktalarla basılmış birkaç sayfa. Hatice Hanım, kırk yıldır görmeyen, yirmi yıldır kabartma yazı öğreten bir öğretmen; karşısında gönüllü üniversite öğrencisi Oya oturuyor. Oya derneğe sesli kitap okumaya geliyor, bu hafta kabartma yazıyı öğrenmek istemiş.

Hatice Hanım sayfayı Oya'ya uzatıyor. "Gözlerini kapat. Avucunu sayfanın üstüne koy."

Oya avucunu bastırıyor. "Pürüzlü bir şey var. Ama hangi harf olduğunu anlayamıyorum."

"Şimdi işaret parmağının ucunu, yavaşça, satırın üstünde gezdir."

Oya parmağını kaydırıyor. Bir süre sonra kaşları kalkıyor. "Burada üç nokta var. Alt alta. Yanında bir tane daha."

"Avuçla bir şey göremedin, parmak ucuyla noktaları saydın," diyor Hatice Hanım. "Aynı el, aynı deri. Ama aynı değil."

Oya parmağını bir daha kaydırıyor, sonra avucunu bir daha bastırıyor. "Neden?"

Hatice Hanım çantasından bir ataç çıkarıyor, iki ucunu açıp aralarında birkaç milimetre bırakıyor. "Gözünü kapat." İki ucu Oya'nın parmak ucuna dokunduruyor. "Kaç?"

"İki."

Aynı ataçla, aynı aralıkla, Oya'nın avucuna dokunuyor. "Kaç?"

Oya bir süre düşünüyor. "Bir. Galiba bir."

Hatice Hanım gülümsüyor. "Aynı iki uç."

Ne oluyor

Oya'nın avucu ile parmak ucu aynı derinin iki parçası; ama dünyayı farklı çözünürlükte okuyorlar. Bunun nedeni derinin altında, dokunmayı algılayan küçük duyu birimlerinin her yerde aynı sıklıkta olmaması.

Johansson ve Vallbo'nun sayıları, Oya'nın deneyimini neredeyse doğrudan anlatıyor. Parmak ucunun bir santimetrekaresinde, avuç içinin aynı alanından dört kattan fazla duyu birimi var. Kabartma yazının noktaları birbirinden yalnızca birkaç milimetre uzakta; avuçta bu noktaların ikisi çoğu zaman aynı duyu biriminin alanına düşüyor ve tek bir pürüz gibi algılanıyor. Parmak ucunda ise her nokta ayrı birimlere dokunuyor ve ayrı ayrı sayılabiliyor.

Hatice Hanım'ın ataç denemesi, nörologların yüz yılı aşkın süredir kullandığı bir sınamanın evdeki biçimi.

Mancini ve arkadaşlarının ölçümü, parmak ucunu bedenin en keskin "gözü" olarak gösteriyor: hem dokunmada hem acıda. Ama makalenin bir bulgusu daha dikkat çekici: kolun tüylü derisinde dokunma ve acı ters yönlerde keskinleşiyor. Yani dokunma tek bir duyu değil; birbirinden farklı sinirlerin, farklı haritaların bir araya geldiği bir aile.

Ne fark ettiriyor

Oya'nın avucu ile parmak ucu arasındaki fark, bedenin kendi içinde bir coğrafyası olduğunu gösteriyor. Deri her yerde aynı deri gibi görünüyor; ama altında, dünyayı kimi yerde bulanık, kimi yerde çok net okuyan bir harita var. İnsan, dünyayı en çok parmak uçlarıyla yokluyor; çünkü orada en çok duyu birimi var.

Hatice Hanım bu haritayı kırk yıldır kullanıyor. Görmeyen biri için parmak ucu, bir göz gibi çalışıyor: kabartma yazıyı okuyor, bir yüzün çizgilerini, bir kumaşın dokusunu tanıyor. Oya ise bu haritayı ilk kez fark ediyor. Görmeye alışmış biri için dokunma çoğu zaman arka planda kalan bir duyu.

Bir şey daha var: Oya parmak ucuyla noktaları saymayı birkaç dakikada başardı; ama onları harflere ve kelimelere çevirmek için Hatice Hanım gibi yıllarca çalışması gerekecek. Duyu birimlerinin sıklığı doğuştan gelen bir donanım; o donanımı bir dile çevirmek ise öğrenilen bir beceri. Parmak ucu noktaları algılıyor; okuyan ise insanın kendisi.

Gelenekler ne gördü

Aristoteles, De Anima 2.2, ilk duyu — temel

Duyulardan ilk olarak bütün canlılarda bulunan dokunmadır.
Bunlar hayvan için zorunludur ve dokunma olmadan bir hayvanın var olamayacağı açıktır.

Aristoteles, Ruh Üzerine adlı kitabında duyuları bir sıraya koyuyor. Bitkiler beslenip büyüyor ama algılamıyor; hayvanlar ise algılıyor, ve her hayvanın sahip olduğu ilk duyu dokunma. Görme, işitme, koku bazı hayvanlarda var, bazılarında yok; ama dokunma olmadan hiçbir hayvan yaşayamıyor. Aristoteles'e göre öbür duyular "iyi yaşamak" için, dokunma ise "yaşamak" için.

Zâriyât 51:21, «kendi nefislerinizde» — iç

Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?

Zâriyât suresinin bu ayetleri, yeryüzündeki işaretlerin yanında insanın kendisinde de işaretler olduğunu söylüyor. Arapça metinde "kendi nefislerinizde" deniyor ve ayet bir soruyla bitiyor: görmez misiniz? Bakılacak yer yalnızca dışarısı değil; insanın kendi bedeni ve kendi içi de bir okuma yeri.

Gerilim: İki ses de dokunmanın ya da bedenin insan için temel bir şey olduğunu söylüyor, ama onu farklı bir yöne bağlıyor. Aristoteles dokunmayı canlılığın en alt, en zorunlu katı olarak görüyor: bitkiden hayvana geçişi o işaretliyor, onsuz hayvan olunmuyor. Bir sınıflandırmanın, bir biyolojinin dili bu. Zâriyât suresi ise insanın kendi içine bakmasını bir işaret okuması olarak görüyor: beden, bir yaratıcıyı gösteren bir kitap. Aristoteles dokunmayı canlılığın tabanına, Zâriyât suresi insanın kendisini bir işarete yerleştiriyor. Oya'nın parmak ucundaki keşfi her ikisine de açık: bir duyunun nasıl çalıştığını anlamak da, kendi bedenindeki bu inceliğe hayret etmek de.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, derinin altında olan şey. Mekanik duyu birimleri parmak ucunda avuçtan dört kattan fazla sık; iki nokta ayrımı parmak ucunda en keskin; dokunma ve acı farklı sinirlerle, farklı haritalarla işliyor. Bunlar ölçülmüş bulgular. Ama Johansson ve Vallbo'nun mutlak sıklık sayısı, makalenin kendi deyişiyle, bir model tahmini; ölçülen şey göreli sıklıklar. Ve bu ölçümler yetişkinlerden geliyor; bir çocuğun ya da bir yaşlının elinde sıklıklar farklı olabilir.

Kat 3, "parmak ucu bir göz gibi" ve "kendi içinizde işaretler var" sözleri. Parmak ucunun bir göze benzetilmesi yararlı, ama sınırlı: göz uzaktaki bir şeyi görüyor, parmak ucu yalnızca değdiğini. Hatice Hanım'ın kabartma yazıyı okuması bir görmenin yerine geçmiyor; kendine özgü, başka bir okuma biçimi. Bu benzetmeyi fazla ileri götürmek, dokunmayı görmenin eksik bir kopyası gibi göstermek olur.

Zâriyât suresinin sözü bir inancın dili. Johansson ve Vallbo'nun ölçtüğü sıklıklar, Aristoteles'in sınıflandırması ya da ayetin "işaret" okuması hakkında bir şey söylemiyor. Aynı parmak ucu, bir fizyolog için bir ölçüm konusu, bir inanan için bir hayret konusu olabilir. Bunlar birbirini dışlamıyor, ama biri öbürünün kanıtı da değil.

Gözlem görevi

Kayıt: Her bölge için, iki ucun "iki" olarak algılandığı en küçük aralığı bir cetvelle ölç ve yaz. Hangi bölge en keskin, hangisi en bulanık? Arada bir tek uçla dokunarak kişinin ne zaman yanıldığını da not et. Sonuçları bir beden çiziminin üstüne işaretle.

Kentte: Kentte, bir kaldırımdaki görme engelliler için yapılmış kabartmalı yolu bul. Ayakkabınla üstünde yürü ve farkı hisset; sonra bir avuç içiyle ve parmak uçlarınla yüzeye dokun. Asansör düğmelerindeki ya da ilaç kutularındaki kabartma yazıyı bul ve parmak ucunla noktaları saymaya çalış.

Sonraki derse köprü

Oya avucuyla iki ucu tek bir dokunuş sandı; beden, algılayamadığı aralığı kendi kendine birleştirdi. Gözün de böyle bir yeri var: görmediği ama boş bırakmadığı bir kör nokta. Sıradaki derste beynin o boşluğu nasıl doldurduğuna bakıyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.