İçeriğe geç

13.5 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa

İçimizdeki kalabalık

Bağırsak mikropları

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.325 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Kasım sonu, Samsun, Atakum'da bir ev. Akşam yemeğinden sonra on altı yaşındaki Yaren, telefonundan ağabeyine bir paylaşım gösteriyor. Ağabeyi Tunç tıp fakültesinin üçüncü sınıfında; hafta sonu eve gelmiş.

Paylaşımda büyük harflerle şöyle yazıyor: "Bedenindeki bakteriler hücrelerinden on kat fazla. Yani sen aslında yalnızca yüzde on insansın."

"Doğru mu bu?" diye soruyor Yaren. "Ben yüzde on mu insanım?"

Tunç gülüyor, telefonu alıp bir süre bakıyor. "Bu sayı yıllardır dolaşıyor. Geçen dönem bir hocamız anlattı: sonradan yeniden hesaplanmış. On kat değil, aşağı yukarı bire bir. Bakteri sayısı, hücre sayısıyla aynı büyüklükte."

"Yani yarı yarıya mı insanım?"

"Sayıya bakarsan öyle gibi. Ama ağırlığına bakarsan bakterilerin hepsi birlikte iki yüz gram kadar ediyor. Bir avuç."

Yaren elini karnına koyuyor. "Hepsi burada mı?"

"Çoğu bağırsakta. Ama derinde, ağzında, burnunda da var. Ve herkeste aynı değil. Senin bağırsağındakilerle benimkiler, kardeş olsak da, farklıdır."

Yaren bir süre susuyor. "O zaman ben kimim? Ben mi, yoksa içimdeki kalabalık mı?"

Tunç telefonu ona geri veriyor. "İkisi birden, galiba."

Ne oluyor

Yaren'in gördüğü paylaşım, yıllarca ders kitaplarında da tekrarlanmış bir sayıya dayanıyor: bedendeki bakteri sayısının insan hücrelerinin on katı olduğu. Tunç'un hocasının anlattığı düzeltme, ölçülmüş bir şey.

Sender ve arkadaşlarının hesabı, Yaren'in "yüzde on insan" korkusunu ortadan kaldırıyor, ama yerine ilginç bir şey koyuyor. Bakteriler yaklaşık 38 bin milyar; insan hücreleri yaklaşık 30 bin milyar. İkisi aynı büyüklükte. Üstelik insan hücrelerinin büyük çoğunluğu, kanın taşıdığı küçük kırmızı hücreler. Ağırlığa bakınca durum değişiyor: bakteriler küçük, hepsi birlikte iki yüz gram kadar. Bir yetişkinin bedeninin binde üçünden azı.

"On kat" sayısının yıllarca sorgulanmadan dolaşması da bir ders. Makalenin ilk cümlesi bunu söylüyor: bu sayılar çoğu zaman hiçbir ölçüme dayanmıyordu.

Tunç'un "herkeste aynı değil" sözü de ölçülmüş.

Bu çalışmanın en dikkat çekici bulgusu son cümlesinde. Yaren'in bağırsağındaki bakterilerin türleri Tunç'unkinden farklı olabilir; ama bu bakterilerin gördüğü işler, örneğin besinleri parçalayan kimyasal yollar, kişiden kişiye büyük ölçüde benzer kalıyor. Kalabalığın üyeleri değişiyor, ama kalabalığın yaptığı iş daha kararlı.

Peki Yaren ile Tunç'un kalabalıkları neden farklı? Makale bunun büyük kısmının henüz açıklanamadığını açıkça söylüyor; ama aday etkenleri de sayıyor: ne yediğimiz, nerede yaşadığımız, kalıtımımız ve hayatın ilk yıllarında karşılaştığımız mikroplar. İki kardeş aynı evde büyüse de, aynı sofradan yese de, kalabalıkları birbirinin aynısı olmuyor. Kalabalık, bir yanıyla bize miras kalan, bir yanıyla da her gün yeniden kurulan bir şey. Projenin bulgularında kişilerin geldiği topluluk ve köken de mikroplarla ve onların işleriyle en güçlü ilişki gösteren etkenler arasında çıkmış; bu da kalabalığın biraz da bir yaşam biçiminin, bir sofranın, bir yerin izini taşıdığını düşündürüyor.

Ne fark ettiriyor

Yaren'in "ben kimim?" sorusu, bu seviyenin ortasında duran bir soru. 13.1'de nefesin bedenden dışarı taştığını gördük; 13.4'te bedenin kendi kendini onardığını. Şimdi bedenin içinde, bedene ait olmayan ama bedenden ayrılmayan bir kalabalık var.

Bu kalabalık bir istila değil. Bakterilerin çoğu zararsız, birçoğu yararlı; bedenle birlikte, bir arada yaşıyorlar. 9.1'de ortak yaşamı, simbiyozu, iki türün bir arada yaşamasını görmüştük. İnsan bedeni de böyle bir ortaklığın yeri.

Ama "içimizdeki kalabalık" sözü bir şeyi de değiştiriyor: insanın kendini tek bir canlı olarak görmesini. Yaren bir birey; ama aynı zamanda binlerce türden milyarlarca canlının yaşadığı bir yer. Bu iki bakış birbirini dışlamıyor. Tunç'un "ikisi birden, galiba" cevabı tam bunu söylüyor.

Paylaşımdaki "on kat" sayısı da başka bir şey hatırlatıyor: şaşırtıcı bir sayı, doğru olduğu için değil, şaşırtıcı olduğu için yayılabiliyor. Bilim bir sayıyı düzeltse bile, eski sayı uzun süre dolaşmaya devam edebiliyor.

Gelenekler ne gördü

Whitman, Song of Myself 51, «kalabalıklar barındırırım» — çokluk

Kendimle çelişiyor muyum? Pekâlâ, öyleyse kendimle çelişiyorum. (Büyüğüm, kalabalıklar barındırırım.)

Amerikalı şair Walt Whitman, Çimen Yaprakları kitabındaki uzun "Kendimin Şarkısı" şiirinin sonuna doğru okura bu dizelerle sesleniyor. Whitman'ın "kalabalıkları" mikroplar değil; insanın içindeki çelişen sesler, farklı ruh hâlleri, bütün insanlarla kurduğu bağ. Bir kişi tek bir şey değil; içinde birbirine benzemeyen pek çok şey barındırıyor, ve bu bir eksiklik değil, bir genişlik.

1 Korintliler 12 — üyeler

Beden tek bir üyeden değil, birçok üyeden oluşur.
Göz ele, «Sana ihtiyacım yok» diyemez; baş da ayaklara, «Size ihtiyacım yok» diyemez.

Pavlus'un Korintliler'e yazdığı mektubun bu bölümü, 9.2'de kök ile mantarın ortaklığında da karşımıza çıkmıştı. Pavlus bir topluluğu bir bedene benzetiyor: her üye farklı, her birinin işi başka, ama hiçbiri ötekine "sana ihtiyacım yok" diyemiyor. Beden, birbirinden farklı üyelerin birlikte oluşturduğu bir bütün.

Gerilim: İki ses de bir kişinin tek bir şey olmadığını söylüyor, ama çokluğu farklı biçimde düzenliyor. Whitman'ın kalabalığı serbest ve çelişkili: kendisiyle çelişmesi bir sorun değil, büyüklüğünün işareti; bir düzen aramıyor. Pavlus'un bedeni ise düzenli: üyeler farklı ama her biri bir işe sahip ve hepsi bir bütüne hizmet ediyor; çokluk bir birliğin içinde. Biri çokluğu kendi başına bir zenginlik, öbürü bir bütünün parçaları olarak görüyor. İnsan Mikrobiyomu Projesi'nin bulgusu ikisinin arasına düşüyor: bağırsaktaki türler kişiden kişiye Whitman'ın kalabalığı gibi değişiyor, ama yaptıkları iş Pavlus'un bedeni gibi düzenli kalıyor.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, bağırsakta ve bedende olan şey. Bedende insan hücreleriyle aynı büyüklükte sayıda bakteri yaşıyor; toplam kütleleri iki yüz gram kadar; kişiler arasında türler çok farklı, ama metabolik işler daha kararlı. Bunlar ölçülmüş ve hesaplanmış bulgular. Ama Sender ve arkadaşlarının sayıları bir "referans insan" için; bir çocukta, bir kadında, bir yaşlıda oranlar değişebiliyor. Ve İnsan Mikrobiyomu Projesi'nin örneklemi, makalenin kendi deyişiyle, sağlıklı Batılı insanlardan oluşuyordu; başka toplumlarda kalabalığın biçimi farklı olabilir.

Kat 3, "içimizdeki kalabalık" ve "sen yüzde on insansın" sözleri. Paylaşımdaki söz, bir sayıyı bir kimlik iddiasına çeviriyor: bakteriler çoksa, ben daha az insanım. Ama insan olmak bir hücre sayımı değil. Yaren'in kanındaki kırmızı hücreler de onun hücrelerinin çoğunluğunu oluşturuyor; bu onu "yüzde doksan kan" yapmıyor. Sayı bir şeyi ölçüyor, kimliği ölçmüyor.

Whitman'ın ve Pavlus'un benzetmeleri de mikroplar hakkında değil. Whitman insanın iç dünyasından, Pavlus bir topluluktan söz ediyor. Bu dersin onları bir bağırsağın yanına koyması bir okuma; şairin ya da mektup yazarının söylediği bir şey değil. Bu okuma bir şeyi aydınlatıyor, ama metinleri kendi konularından koparmadan, bir benzetme olarak kalmalı.

Gözlem görevi

Kayıt: Mayalamadan önce sütün kıvamını, kokusunu ve tadını yaz; ertesi sabah yoğurdunkileri yaz. Sütü ne kadar ılık bıraktın, ne kadar bekledin? Ayrıca bir gün boyunca yediğin her şeyi bir listeye yaz ve yanına, o besinin içinde canlı mikroplar olup olmadığını (yoğurt, turşu, ekşi maya ekmeği gibi) düşündüğün bir işaret koy.

Kentte: Bir markette fermente ürünlerin (yoğurt, kefir, turşu, şalgam, peynir) bulunduğu rafları dolaş. Ambalajlarda "canlı" ya da "probiyotik" gibi sözler ara ve bunların neyi vaat ettiğini yaz. Bu vaatlerden hangisinin bir ölçüme, hangisinin bir reklama dayandığını ayırt edebiliyor musun?

Sonraki derse köprü

Yaren elini karnına koyduğunda, içindeki kalabalığı hissedemiyordu; ama avucunun altında karnının sıcaklığını, kumaşın dokusunu hissediyordu. Sıradaki derste o hissin kendisine bakıyoruz: dokunmak, ve avuç içinin parmak ucundan farklı hissetmesi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.