İçeriğe geç

13.4 · Seviye 13 · Bedenindeki doğa

Yaranın kapanması

Dizdeki sıyrığın bir haftası

Kat 1 · Canlıların diliKat 3 · Bizim okumamız

Doğanın Dili Akademisi — Seviye 13, Bedenindeki doğa · 1.319 kelime · 2 bilim kaynağı · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Gelenek alıntıları kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir, öteki çeviriler bu akademiye aittir. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Olay

Haziran başı, Yalova, Çınarcık. Okullar kapanalı iki gün olmuş. Dokuz yaşındaki Ömer, sahil yolunda bisikletten düşüyor; sol dizi asfalta sürtünüyor. Annesi Şenay Hanım koşup geldiğinde dizinden kan sızıyor, derinin üstü soyulmuş, içine birkaç kum tanesi gömülmüş.

Evde Şenay Hanım yarayı temiz suyla yıkıyor, kumları ayıklıyor, üstünü temiz bir gazlı bezle örtüyor. Ömer dişlerini sıkıyor.

"Doktora gidecek miyiz?"

"Gerek yok. Küçük bir sıyrık. Kendi kendine kapanır."

Ertesi gün yaranın üstü kızıl kahverengi, sert bir kabukla örtülmüş. Ömer kabuğu parmağıyla yokluyor.

"Bunu kim yaptı?"

"Sen yaptın," diyor annesi. "Senin bedenin."

Dördüncü gün yaranın kenarları kaşınıyor. Ömer kaşımamak için elini dizinden uzak tutmaya çalışıyor; ama bir akşam bir köşesini kaldırıyor, kabuğun altından ince, parlak, pembe bir deri görünüyor. Şenay Hanım kızıyor: "Bırak, daha olmadı."

Yedinci gün kabuk kendiliğinden düşüyor. Altında pembe, biraz parlak, çevresinden daha açık renkli bir deri var.

Ömer dizine uzun uzun bakıyor. "Anne, doktor hiçbir şey yapmadı. Nasıl iyileşti?"

Ne oluyor

Ömer'in dizinde bir hafta boyunca, hiçbir doktorun yönetmediği, ama çok düzenli bir iş yürüdü. İlk saatlerde kan pıhtılaştı ve yarayı kapattı; kurudukça kabuğa dönüştü. Kabuğun altında, yaranın kenarlarındaki deri hücreleri yaranın ortasına doğru ilerledi ve açık yüzeyi kapladı. Ömer'in dördüncü gün gördüğü pembe deri, bu yeni örtü.

Gurtner ve arkadaşlarının bulgusu, Ömer'in dizindeki pembe derinin ne olduğunu söylüyor. Sıyrık yüzeysel olduğu için büyük olasılıkla iz bırakmadan kaybolacak. Ama daha derin bir yarada, yetişkin bir insanın bedeni yaralı dokuyu eski hâline getirmiyor; onun yerine bir yara izi koyuyor. Bu iz işe yarıyor, yarayı kapatıyor, ama kayıp dokunun bütün işlerini görmüyor. 12.5'te ağacın yarasını kapatan dokuya bakmıştık; insanda da benzer bir şey var: beden yarayı iyileştirmekten çok, kapatıyor.

Makalenin en şaşırtıcı cümlesi, annenin karnındaki bebeğin yaralarının iz bırakmadan kapanabildiği. Yenilenme insanda da bir zaman var olan bir yetenek; büyüdükçe çoğu yerde kayboluyor. Makaleye göre bazı canlılar bu yeteneği yetişkinken de koruyor; araştırmacılar, onları incelemenin insandaki gizli yenilenme yollarını anlamaya yardım edebileceğini umuyor.

Ömer'in yarası bir haftada kapandı. Ama aynı yara herkeste aynı hızda kapanmıyor.

Kiecolt-Glaser ve arkadaşlarının bulgusu, bedenin kendi işini yaparken yalnız olmadığını gösteriyor. Aynı küçük yara, sürekli stres altındaki kişilerde ortalama dokuz gün daha geç kapanmış. Yaranın kapanması, kişinin içinde yaşadığı hayattan bağımsız değil. Bu, küçük bir örneklemle yapılmış bir çalışma; ama bedenle zihin arasında, sıyrığın kendisinden daha geniş bir bağ olduğuna işaret ediyor.

Ne fark ettiriyor

Ömer'in "doktor hiçbir şey yapmadı, nasıl iyileşti?" sorusu, çoğumuzun hiç sormadığı bir soru. Küçük bir sıyrığın kapanmasını olağan buluyoruz. Ama bir hafta içinde bir dizde, kanın pıhtılaşmasından yeni derinin örülmesine kadar düzenli bir iş yürüyor; bunu kimse öğretmiyor, kimse yönetmiyor.

Annesinin "sen yaptın, senin bedenin" cevabı bir şeyi doğru yakalıyor: bu onarım Ömer'in dışında değil, onun içinde oluyor. Ama Ömer onu yapmayı seçmiyor; onun haberi olmadan oluyor. Beden, Ömer'in bir parçası mı, yoksa Ömer bedeninin içinde mi yaşıyor? Sıyrık, bu soruyu küçük bir biçimde soruyor.

Şenay Hanım'ın "bırak, daha olmadı" uyarısı da bir şeyi gösteriyor: insanın yapabileceği en iyi şey, çoğu zaman beden işini yaparken engel olmamak. Yarayı temizlemek, örtmek, kabuğu koparmamak. İnsan bu işte bir yardımcı; asıl işi beden görüyor.

Gelenekler ne gördü

Hippokrates, Salgınlar 6.5.1, «doğa hastalığın hekimidir» — doğa

Hastalıkların hekimleri doğalardır.
Doğa eğitilmemiş ve öğrenmemiş olduğu hâlde gerekeni yapar.

Hippokrates'in adıyla bilinen eski Yunan hekimlik yazılarının hepsinin tek bir yazara ait olduğu kesin değil; birçoğu bir hekimler topluluğunun ürünü sayılıyor. Salgınlar adlı bu kitapta, hekimin gözlem notlarının arasında kısa bir cümle duruyor: hastalıkların hekimleri, bedenlerin kendi doğaları. Metin bunu göz kırpma gibi örneklerle açıyor: beden, kimse ona öğretmeden, kendini koruyan hareketleri yapıyor. Hekimin işi, bu doğaya yardım etmek.

Şuarâ 26:80 — şifa

Hasta olduğumda bana O şifa verir.

Şuarâ suresinin bu ayeti, İbrahim'in kavmine Rabbini anlattığı bir konuşmanın parçası: beni yaratan, doyuran, içiren, hasta olduğumda bana şifa veren O'dur. Ayette şifa, insanın kendi bedeninden ya da bir hekimden değil, yaratıcıdan gelen bir şey olarak anılıyor.

Gerilim: İki ses de iyileşmenin hekimden önce başka bir kaynaktan geldiğini söylüyor, ama o kaynağı farklı yerde görüyor. Hippokrates onu bedenin kendi doğasında görüyor: doğa, kimse öğretmeden, gerekeni yapıyor; hekim ona yardımcı. Şuarâ suresi ise şifayı yaratıcıya bağlıyor: hasta olduğumda bana O şifa veriyor. Biri iyileşmenin kaynağını bedenin içinde, öbürü bedenin ötesinde arıyor. Ama ikisi de hekimin rolünü küçültüyor ve iyileşmeyi insanın elinden çıkarıyor. Şenay Hanım'ın "sen yaptın, senin bedenin" cevabı Hippokrates'e yakın; bir başka anne aynı soruya "Allah iyileştirdi" diye cevap verebilirdi ve o cevap Şuarâ suresine yakın olurdu.

Benzetmenin sınırı

Kat 1, dizde olan şey. Kan pıhtılaşıyor, kabuk oluşuyor, deri hücreleri yaranın kenarından ortasına ilerliyor, yeni deri yüzeyi kaplıyor; derin yaralarda yetişkin beden yaralı dokuyu bir yara iziyle değiştiriyor. Stres altındaki kişilerde aynı yara daha yavaş kapanabiliyor. Bunlar ölçülmüş bulgular; ama Kiecolt-Glaser ve arkadaşlarının çalışması yalnızca yirmi altı kişiyle yapılmış, bu yüzden sonucun büyüklüğünü genellerken dikkatli olmak gerekiyor.

Kat 3, "doğa iyileştirir" ve "şifa O'ndan" sözleri. Hippokrates'in "hastalıkların hekimleri doğalardır" sözü, bedenin kendi onarım düzenini güzel bir biçimde anlatıyor. Ama "hekim" benzetmesi bir yerde aksıyor: bir hekim düşünerek karar veriyor; bedenin onarım düzeni ise düşünmüyor. Hippokrates bunu kendisi de söylüyor: doğa "düşünerek değil", "öğrenmeden" yapıyor. Benzetme, doğaya bir hekimin bilgisini değil, bir hekimin işini yüklüyor.

Bir sınır daha var: "doğa iyileştirir" sözü, her yaranın kendiliğinden iyileşeceği gibi bir rahatlık yaratabilir. Ömer'in sıyrığı için bu doğruydu; ama derin bir kesik, kirli bir yara ya da kapanmayan bir yara için hekime gitmek gerekir. Doğanın onarım gücü gerçek, ama sınırsız değil. Gurtner ve arkadaşlarının dediği gibi, yetişkin bedeni çoğu zaman yenilemiyor, yalnızca kapatıyor.

Şuarâ suresinin "şifa O'ndan" sözü ise bir inancın dili; ölçümle sınanacak bir iddia olarak değil, iyileşmenin anlamına dair bir bakış olarak duruyor. Ömer'in dizindeki hücrelerin ilerleyişi, bu bakışı ne doğruluyor ne yanlışlıyor.

Gözlem görevi

Kayıt: Her gün yaranın rengini, büyüklüğünü (bir cetvelle ya da bir nesneyle karşılaştırarak), kabuk olup olmadığını ve kaşıntıyı yaz. Kabuk ne zaman oluştu, ne zaman düştü? Kabuğun altından çıkan deri, çevresindeki deriden nasıl farklı? Bir ay sonra aynı yere bak: bir iz kaldı mı?

Kentte: Kentte, bir eczaneye ya da bir sağlık ocağına giren insanları düşün: oraya gidenlerin ne kadarı bir yara, bir kesik için gidiyor? Bir eczacıya, küçük yaralar için en sık neyi önerdiğini sor. Önerisinde, bedenin kendi işine yardım etmek mi, yoksa onun yerine bir şey yapmak mı ağır basıyor?

Sonraki derse köprü

Ömer'in yarasını kendi hücreleri kapattı. Ama onun bedeninde, derisinde ve içinde, gözle görülmeyen başka canlılar da yaşıyor. Bedenimiz yalnız değil. Sıradaki derste içimizdeki bu kalabalık üzerine düşünüyoruz: bağırsaklarımızda yaşayan sayısız mikrop, bedenimizin bir parçası mı, yoksa konuğu mu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.